Conrad yüce Mason hazretlerini Oreon kabul odasına götürmüş, kapıyı da üzerine kilitlemişken yan odada bütün ahali toplanmış,

#39 – Morgan Babysits The Crazy

 

Conrad yüce Mason hazretlerini Oreon kabul odasına götürmüş, kapıyı da üzerine kilitlemişken yan odada bütün ahali toplanmış, Mason’ın bu sene ne olacağını tartışıyordur. Ewan şoförü olmasını teklif etmişken her sene olduğu gibi bu sene de hizmet amaçlı kullanılamaz kuralı ewan’a hatırlatılır.

 

“sakin, zararsız bir şey diyelim-“

“kimseye karışmadan yaşayan bir çiftçi falan olsun-“

“ona tarla nasıl bulacağım ben, düzgün bir şey bulun-“

“yazar olsun.”

 

conrad hmmlayarak kenda’ya bakarken genç kız gülümser

 

“en sakin o olur bence. Son kitabı için harıl harıl çalıştığına inandırırız, evlerin birine koyup bir de bilgisayar verirsek-”

“çok güzel olur, kimin evi uygun?”

 

herkes fikri sevmiş ama eve almaya gelince geri basmışken bakışlar birbirlerinin üzerinde dolaşıyordur. Sonunda Chris konuşur

 

“Cameron’ın evi boş olacak, bu kış gelemeyeceğini söyledi. Orayı kullanabiliriz, güvenliği de uygun..”

“zaten havaya soktuk mu evden çıkmak istemez, kitap bitirecek daha..”

 

conrad işlerin bu kadar tıkırında olmasına tek kelimeyle bayılmış en hızlısından kalkarken liam’a döner

 

“gel liam şunu kafasını karıştıralım..”

 

liam zevkle conrad’ı takip ederken diğerleri de colm’un açtığı ekrandan kabul odasını izlemeye başlarlar..

 

 

SOUNDTRACK / Jane Monheit – The Man With The Bag

 

 

Liam ve Conrad odadan içeri girdiğinde Mason bir hışımla onlara döner

 

“ne işim var benim burada?”

 

Conrad onun şu anda tamamen boş olduğunu görünce hemen atılır

 

“Shaw! Dostum biz de seni almaya geldik! Oreon sana onur plaketi verecek dedik, saatlerdir bekletiyorlar, değil mi liam?”

 

liam tabii diyerek başını sallarken mason’a konuşma fırsatı bırakmadan gidip genç adamın koluna girer

 

“Sen evrenin en ünlü yazarlarından biri olarak burada boş boş beklemek yerine gidip evinde kendini işine vermelisin. Daha geçen gün yılbaşı falan dinlemem, evden çıkmadan bir haftada yazar bu kitabı bitiririm arkadaşım! diyen bir adam buralarda sürünüyor, çok kınıyorum, değil mi conrad?”

 

Mason bu sefer de conrad’a dönerken genç adam ellerini açar

 

“öyle! Dün hepimizi kıçımızdan sürüyerek bir haftalık erzak aldırdın, gerçi sen onları 1 ayda ancak yersin, ama işte böyle bir adamsın sen. Evini seven, yazmayı seven-“

“kitap mı yazıyorum? Ne yazıyorum?”

“ne yazmıyorsun ki!?”

 

conrad sıkışmış, kaş göz yaparak liam’a bakıyorken liam bir anda patlatır

 

“aşk romanları yazıyorsun, ağlatıyorsun hepimizi..”

“ben? Aşk romanı mı yazıyorum?”

 

liam ısrarla başını sallarken conrad arkada elini ağzına bastırarak kahkahasını yatıştırmaya çalışıyordur. Mason o tarafa dönerken hala boş gibidir, sorar

 

“Conrad sen benim romanlarımı okuyor musun?”

“okumaz mıyım, her gece yatmadan okuyorum, yastığım göz yaşlarımla ıslanıyor, nereden buluyorsun o kelimeleri bir anlasam!”

 

mason hmmlayarak önüne dönerken liam gözlerini devirerek conrad’a bir surat yapar, sonra tekrar mason’a dönerken konuşur

 

“artık eve gidelim, sen de yazmak için konsantre olmaya başla-“

“geç bile kaldık! Bu sefer arabayı hızlı kullanırsan iyi olur conrad, bu adamlar benim en değerli zamanlarımı harcadılar, yazmam lazım benim, plaketi başkası alsın..”

 

mason aceleyle odadan çıkarken conrad ve liam çakışır ve sırıtarak mason’ı takip ederken yan odadakiler gülmekten yerlere yatıyordur..

 

 

conrad evin kapısı açıp önce kendisi girerken etrafa bir göz atar, tek katlı, ama geniş bir ev, koridorun hemen sonunda büyük yatak odası görünüyorken conrad kaşlarını kaldırır, sonra arkasını dönerken o daha konuşmadan mason içeri girer

 

“hemen koyu bir kahve yapmalıyım, çok soğuk bu ev..”

 

mason daha mutfağın nerede olduğunu bilmiyor, tam kafası boşalacakken liam onu kolundan tutarak mutfak tarafına götürür

 

“bana da bir bardak yaparsan ben de gider evi ısıtırım..”

“karşılıksız iş yapmaz mısın sen?”

 

liam asla diyorken mason gözlerini devirerek mutfağa girer ve tezgahın üzerinde asılı duran kupalardan ikisini alıp sonra kettle’a uzanırken conrad evi dolaşacağını işaret ederek uzaklaşır..

 

 

Conrad yatağın arkasındaki duvarı kırmızı olan devasa yatak odasına girdiğinde küçük bir ıslık çalar ve etrafına bakınırken odanın bir ucundaki çalışma masasında duran bilgisayarı gördüğünde o tarafa ilerler. Bilgisayarın başına oturup boş bir belge açar ve bir an düşünürken bu adamın yazdığı kitabın ismi ne olabilirdir diye düşünür, sonra kendi kendine gülerek belgeyi Gözlerindeki O Derin Anlam olarak kaydeder ve kapatırken dosyayı masaüstüne görülebilecek bir yere yerleştirir. Yazıcıdan birkaç kağıt alıp oraya buraya koyarken bir kaçını da buruşturarak boş çöp kutusunun içine atar. İşi bittiğinde geri çekilip odaya bakarken bu kadar seks kokan bir odada kitap yazabilen herhangi bir varlık olabilirse ona gerçekten plaket vermeyi düşünerek odadan çıkar..

 

 

Conrad ve Liam salonda yayılmış, cips yiyerek televizyon izliyorlarken Mason’ın eve tam olarak alışmasını bekliyorlardır. Ünlü yazar şu anda duş alıyorken liam banyonun kapısının açılıp kapandığını duyunca conrad’ı dürter, ikisi beraber ayağa kalkarlarken açık pembe bir bornozun içinde mason göründüğünde conrad’ın ağzındaki cipsler boğazına kaçar, liam da gülerek onun sırtına vururken mason etrafı ne kadar döktüklerine bakarak yüzünü buruşturur..

 

 

“o bornozu da giydiyse artık alışmıştır, gidelim biz..”

 

conrad hala gülüyor, çoktan bilgisayarının başına geçmiş olan mason’a seslenir

 

“SHAW! BİZ GİDİYORUZ!”

“GÜLE GÜLE! ARAMAYIN! BİRİSİ ÖLDÜYSE KAPIMA GELİN, YAZIYORUM!”

 

conrad memnuniyetle kabul ederken liam içeri seslenerek sorar

 

“YARIN AKŞAM YILBAŞI PARTİSİ VARMIŞ, GELMEYECEĞİNİ SÖYLEYELİM Mİ YİNE?”

“ARTIK ÖĞRENSİNLER, DAHA ÖNEMLİ İŞLERİM VAR. HİÇBİR YERE ÇIKMIYORUM!”

 

liam ve conrad birbirlerine süper olduğunu işaret ediyorlarken conrad arkadaşına bol bol ilham dileyerek evden çıkar ve kapıyı kapatırken keyifle telefonunu çıkarır ve colm’u arar

 

“colm.. evet, yerleştirdik. Sen kamera görüntülerini alabiliyor musun?.. güzel, harika, geliyoruz..”

 

conrad telefonu kapatıp her şeyin kusursuz olduğunu söyler ve liam’la beraber arabaya binerken Mason Shaw, en son eseri Gözlerindeki O Derin Anlam’ı büyük bir istekle yazmaya başlıyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Pink - Trouble

 

 

“benim bütün kış planlarım ona göre ayarlanmıştı Dylan..patronun bir daha moda şovu iptal ederken benim planlarımı da düşünsün... Paramı ödemiş olması onu haklı kılmaz.. Bazen çocuklarım olmadığına o kadar seviniyorum ki.. Ne istersem söylerim, 15 sene önce bebeği ölen benim..”

 

Cameron cebinden evinin anahtarlarını çıkarıyorken bahçesindeki hiç basılmamış karlara basarak ilerliyordur. Kapıya giden patika her zamanki gibi temizken cameron evin içi de bu kadar temizse kullandığı adamlara daha çok para vermeye karar vermiş, telefondaki dylan’a döner

 

“eğer rosenthallların aile problemleri biterse sen de atla buraya gel.. Ev kocaman, ikimize de yeter.. Kimseye haber vermedim, bir iki gün başımı dinler sonra ararım.. Ben de öpüyorum, patronuna selam söyle..”

 

Cameron gülerek telefonu kapatır ve anahtarı kapıya sokarken çok uzaklarda onun gelişini kameralardan gören Oreon’da işler karışıyordur..

 

 

“cameron geldi!”

 

colm ve liam conrad’ın ofisine dalmışken genç adam kaşlarını çatarak ayağa fırlar

 

“hani kışın gelmeyecekti, chris’i bulun bana-”

“buldular bile, bilmiyordum conrad bizi aramadı..”

 

conrad herneyse diyorken gabriel de oraya gelmiş, arabasının anahtarlarını sallayarak konuşur

 

“ben gidip bakarım-“

“mason’ın aklını kaçırtmadan yaparsak iyi olur, biriniz önceden arayın..”

 

chris telefonunu çıkarıyorken colm conrad’ın ofisindeki ekranı da ayarlamış, cameron’ın eve girişini izliyordur..

 

 

cameron ahantarı çevirip içeri girecekken elindeki telefon tekrar çalar. Genç kadın arayanın chris olduğunu görünce gözlerini devirip daha içeri girmeden telefonu açar

 

“kokumu mu aldın-“

“cameron sakın eve girme!”

 

cameron korkuyla kapıyı bırakıp geri çekilirken karşı taraftan chris konuşur

 

“senin gelmeyeceğini düşünüp Mason’ı senin evine yerleştirdik-“

“mason kim ve sen benim yerime neden karar veriyorsun? Telefon diye bir şey var-mason kim?”

 

chris önündeki ekrandan ablasını izliyorken cevaplar

 

“Mason, Conrad’ın Rhea’dan çok yakın bir arkadaşı-“

“ve benim evimde ne yapıyor-chris donuyorum, eve gireceğim ve o adam gidecek-“

“hayır!”

“neden?!”

“Mason’ın güçleriyle ilgili sorunları var, aklı karışıyor, kendini başkası sanıyor-“

“evime delinin tekini mi soktunuz!?”

 

cameron’ın gözlerinden çıkan ateşi görenler endişeyle chris’e bakıyorken genç adam konuşur

 

“gabriel yolda, gelip seni alacak-“

“hayır efendim kimse beni almayacak, evime giriyorum ve o deli adamı dışarı atıyorum-“

“dışarı atmaya çalışırken aklını kaçırabilir cameron! Adam kendini evinde biliyor, sen bir yazarsın diye yutturduk, aksini söylersek bir daha kurtaramayız..”

 

conrad aferin diyerek devam etmesini söylüyorken cameron aralık kapıya bakıyordur

 

“bana zarar verebileceğini hiç düşünemedin mi!? ya aramasaydın da ben eve girseydim-“

“seni görüyoruz merak etme-“

“ne!?”

 

cameron etrafına bakınıyorken chris başını kaldrıp kapının üzerine bakmasını söyler, cameron eşikte asılı olan ökse otunun arasında  minnacık bir kamera görürken dişlerini sıkar ve elini kaldırarak esaslı bir hareket çekerken chris konuşur

 

“herkes izliyor, oreon’dayız..”

 

cameron küfrederek elini indirirken chris sesi de duyabildiklerini söylediğinde cameron kamereya bakarak ölümcül bir gülümseme gösterir

 

“bu adamı şimdi evimden çıkartıyorsunuz, ben de seni öldürmüyorum. Anlaştık mı?”

“gabriel seni alınca konuşuruz-“

“kimse beni almıyor! Bu adam evimden çıkacak-“

 

cameron bir anda açılan kapıyla geri çekilirken mason elinde bir bıçak, üzerinde de hala aynı pembe bornoz, dışarı çıkarak cameron’a bağırır

 

“KİMSİN SEN!? NE İŞİN VAR EVİMDE!?”

 

cameron bir çığlık atarken telefona bağırır

 

“ADAM BENİ ÖLDÜRECEK!”

“öldürmez! Eve bakan kadın olduğunu söyle! Temizlikçiyim de!”

“DEĞİLİM BEN TEMİZLİKÇİ FALA-“

“KİMİNLE KONUŞUYORSUN!? AT O TELEFONU ELİNDEN!”

 

cameron telefonu bir kenara fırlatırken ellerini kaldırır

 

“tamam! Sakin! Temizlikçiyim ben!”

 

mason genç kadını şöyle bir süzer, üzerindeki ütülü pantolon takım ve topuklu  çizmeleriyle pek temizlikçi gibi görünmüyorken cameron da nasıl durduğunu fark etmiş olacak konuşur

 

“şirketin patronuyum! Kontrole geldim!”

 

mason karşısındaki fazlasıyla güzel kadına bakarken elindeki bıçağı indirip bornozunun kuşağını biraz daha çekerek sıkıştırır

 

“pardon, tanıyamadım. İsminiz neydi?”

 

cameron gözleri büyüyerek bir anda sakinleşmiş adama bakarken yutkunur ve cevaplar

 

“cameron.. cameron morgan..”

“kabalığımı affedin miss morgan, kitabın çok önemli bir noktasında geldiniz, konsantrasyonumun bozulmasından pek hoşlanmam. Buyrun geçin, üşüyeceksiniz..”

 

cameron içeri falan girmek istemiyorken mason elindeki bıçakla kapıyı tutarak onun girmesini bekliyordur

 

“tabii önce bahçeyi kontrol edecekseniz-“

“evet! bahçe! Siz gidip kitabınızı yazın, ben otlara çiçeklere falan bakacağım. Böcek olmasın..”

 

mason tabii diyerek çok teşekkür eder ve kapıyı aralık bırakarak içeri girerken cameron elini deli gibi atan kalbinin üzerine koyarak kapının üstündeki kameraya ölümcül bir bakış atar..

 

 

cameron arabasında oturmuş, tırnaklarını kemirerek aralık kapıya bakıyorken kontağı çevirmiş, o adam çıktığı anda gazlayıp gidecekken telefonunu da kaybetmiştir zaten, gabriel’i beklemekten başka çaresi yok gibi görünüyorken biraz sonra girişe gabriel’in arabası geldiğinde cameron oturduğu yerde dikleşir. Tekrar kapıya bakar ve hala kimsenin olmadığını görünce eğilerek kapıyı açar, arabadan iner ve hala iki büklüm bir şekilde kapıyı kapatıp eğilerek gabriel’in olduğu tarafa giderken genç adam arabadan çıkmış, notre dame’ın kamburu gibi ona doğru gelen ablasına bakıyordur

 

“ne yapıyorsun cameron?”

“eğil! Eğil!”

 

gabriel kaşlarını çatar, ama bir an sonra cameron’ın onu çekmesiyle yere çömelirken ablasının gözleri korkudan açık bir mavi olmuştur

 

“bıçakla üzerime geldi!”

“ne!?”

“temizlikçiyim dedim, inandı, şimdi güya bahçeye bakıyorum-gabriel çıkar o adamı evimden..”

“çıkaramam, adam hasta-“

“söyle doktorlar gelsin o zaman! Neden benim evimde kalıyor?!”

 

cameron adeta inlerken gabriel onu kollarından tutarak kaldırır

 

“sakin ol önce, adam hasta dediysem zır deli değil. Yarım tanrı, ama babası yasaklıymış-“

“çok umrumdaydı! Çıkarın  o adamı evimden!”

“çıkaramayız dedim, sen benimle gel-“

 

cameron kolunu kurtararak daha da dikleşirken oldukça büyümüş bir kadın olduğunu hatırlayarak evini gösterir

 

“burası benim evim, benim malım, benim sınırlarım, benim benim benim. O adam evimden çıkacak yoksa polisi ararım..”

 

gabriel tek kaşını kaldırırken cameron onun suratını eliyle ittrerek arkasını döner

 

“zaten sizi güzel okullara yollayan da kabahat, siz yapmazsanız ben yaparım.”

 

Cameron topukları taşları döve döve yürüyorken bir an kaydığında yanındaki arabaya tutunur ve dengesini bulurken arkasını dönerek gabriel’e bir bakış atar, sonra eve ilerlerken gabriel uzun zamandır bir yılbaşında ilk defa bu kadar eğleniyor, ablasını izler..

 

 

Cameron sessizce içeri girerken etrafına bakar, adam hiçbir yerde görünmüyorken cameron başını sağa eğerek yatak odasına bakar, ama görünürde kimse yokken genç kadın kapıyı yine aralık bırakarak ilerlemeye başlar-

 

“MISS MORGAN, MUTFAKTA KAHVE VAR, EĞER İSTERSENİZ..”

 

cameron korkudan kendini arkaya atar ve kapı çat diye kapanırken genç kadın ellerini kapıya bastırmış, yutkunarak yatak odası tarafına bakar

 

“TEŞEKKÜR EDERİM!”

“RİCA EDERİM!”           

 

cameron yavaş adımlarla ilerliyorken evini inceliyordur. Her şey yerli yerinde görünüyorken genç kadın yavaş yavaş yatak odasına ilerliyordur. Kapıdan usulca başını eğerek içeri bakarken deli adam bilgisayarın başında durmadan bir şeyler yazıyordur. Arada kendi kendine bir şeyler fısıldıyor, sonra yazıyor, siliyor, bir daha yazıyorken cameron kaşlarını kaldırır

 

“işiniz varsa ben çıkayım, ama şu kısmı bitirmem gerek-gözlerinin feri çekildiğinde-olmadı, miss morgan?”

 

cameron bir anda ona dönen adamla yine kapının eşiğine sırtını gömerken doğal olmaya çalışarak gülümser

 

“evet?”

“yorgun bakışları nasıl tanımlarsınız?”

 

cameron bunun ne biçim bir soru olduğunu düşünürken deli adam konuşur

 

“gözünün feri kaçmış dediğimde olmuyor, hasta gibi oluyor, halbuki ben burada yıllardır yaşadığı acıların gözlerinde bıraktığı bulutlardan bahsediyorum-evet, bu..yılların ardında bıraktığı yağmur bulutları gözlerinin derinliklerindeydi..

 

mason dönerek yine büyük bir istekle yazarken cameron onu izliyor, dudağını kemirirken mason yazmayı bitirmiş, iskemlesini iterek ayağa kalkar

 

“mutfakta olacağım, ihtiyacınız olursa çağırın..”

 

cameron başını sallarken kapıdan çekilir ve hala onun bornozunu giyen adama yol verirken elini saçlarından geçirerek etrafına bakar..

 

 

cameron elinde küçük bir çantayla dışarı çıkarken mason onu görmüş, elindeki kahve fincanıyla eşikte duruyorken sorar

 

“o elinizdeki nedir?”

 

cameron elindeki çantaya bakar, sonra mason’a dönerken cevaplar

 

“yatak odasının banyosunda kalmış temizlik malzemeleri, unutmuşlar, onu götürüyorum..”

 

mason başını sallayarak gülümserken kahvesinden bir yudum alır ve hala mutfak kapısında beklemeye devam ederken cameron da ona bakıyor, iyi günler dileyerek çıkış kapısına ilerler ve arkasına bakmadan dışarı çıkarken koşar adımlarla gabriel’in arabasına ilerler..

 

 

“bas gaza, gidelim..”

“gidemiyoruz.”

 

Cameron emniyet kemerini bağlarken yarı yolda kalmış, kaşlarını çatar

 

“ne demek gidemiyoruz? Kontağı çevir, vitesi at ve gaza bas-“

“seni burada bırakmam lazım..”

“neden!?”

“mason’a göz kulak olacak biri lazımmış, evi daha bilmiyormuş, birkaç gün onunla kalırsan çok iyi olurmuş-“

“hasta bakıcı gibi bir halim mi var? hayır-“

“kendi evinde kalırken para kazanacaksın desem? Yüksek seviyede bir devlet adamını koruyor olacaksın ve yapacağın tek şey kendi evinde kalmak. Çok para var cameron-“

“ne kadar çok?”

“bu evden bir tanesini daha yarın alacak kadar çok..”

 

cameron bir an dururken gabriel gülümser ve kaşlarını kaldırırken konuşur

 

“mutlu yıllar, sonra teşekkür edersin-“

“paraya ihtiyacım olduğunu nereden çıkardın-“

“işlerin iptal olduğunda sen kalkıp Luplex’e gelmezsin, en kötü Jupiter’de bir otelde kalırsın. Durumların kötü olduğunu biliyorum..”

 

cameron yutkunurken emniyet kemerini bırakarak arkasına yaslanır, bir an kendi kendine düşünürken sonra gabriel’e döner

 

“temizlik şirketi patronu nasıl adamın evinde kalacak?”

 

gabriel sırıtırken cameron kaşını kaldırarak cevabı bekler..

 

 

Cameron ve gabriel beklendikleri toplantı odasına girdikleri anda cameron elindeki çantayı bir kenara bırakarak konuşur

 

“ne isterseniz imzalarım, ama şartlarım var..”

 

conrad ona imzalamasını istedikleri kağıdı uzatır. Cameron çekerek alır ve yazan tek cümleye bakarken elinde olmadan gülümser

 

“Mason Shaw’ın aklını kaçırtmadan tek parça halinde teslim edeceğim.

 

Cameron diğer elini de uzatır, oraya da bir kalem gelirken genç kadın masaya eğilerek kağıdı imzalar, o arada arkasındaki erkek kurbağa grubu toplantı odasının dışındaki camdan genç kadının kalçasını izliyorken kafalar eğilmiştir. Cameron kağıtla işi bitince tekrar doğrulurken kafalar düzelir, conrad kağıdı alıp teşekkür ederken diğer tarafta ewan kendi adına bir çek imzalamış, cameron’a uzatır

 

“teşekkürler miss morgan..”

“sizinle çalışmak büyük zevk kaptan.

 

Ewan hafifçe sırıtarak çenesini kaşırken cameron genç adama göz kırparak tekrar conrad’a döner

 

“bir saat sonra beni hatırlamayacağını söylemişsiniz..”

“doğru..”

“o zaman o eve girip sonuna kadar kullanabilecek haklara sahip olan biri olarak gireceğim, bay shaw’ın sevgilisi..”

 

conrad bir an dururken sonra gülümser

 

“kabul.”

 

Cameron da keyifli, havadan tonla para kazanmış, uzanarak conrad’ın elini sıkarken oyun başlar..

 

 

SOUNDTRACK / Kylie Minogue – Santa Baby

 

 

Cameron üzerini değiştirmiş, sapsarı saçları açılmış, makyajı kusursuzken siyah çizmelerinin topukları evinin patikasında tıkırdayarak kapısının önüne gelir ve gayet rahat bir şekilde kapıyı açıp girerken içeri seslenir

 

“mason! Sevgilim, ben geldim!”

 

genç kadın içerden bir şeylerin düştüğünü duyarken gülümser..

 

 

cameron yatak odasına girerek evden çıkmadan önce aldığı çantayı yatağın üzerine koyar ve pırıl pırıl gülümser

 

“özledin mi beni hayatım? Aradım ama cevap vermedin, telefonunu yine kaybettin, değil mi? temizlik şirketinden geldiler mi? gelmelerini söylemiştim..”

 

cameron hiç ara vermeden ne söylemesi gerekiyorsa söylüyor, mason’ın suratındaki şaşkın ifadeye aldırmıyorken genç adamın birazdan inanacağını biliyordur. Üzerindeki paltoyu çıkarak yataktaki çantanın üzerine atar ve mason’ın iskemlesinin karşısında yatağa oturarak bacak bacak üstüne atarken konuşur

 

cameron bebeğim seni çok özledim! demeni beklerdim, ama benim bornozumu giymen bile yeterince şeker, çok tatlısın hayatım!”

 

cameron yerinden kalkıp uzanarak genç adamın dudaklarına yapışır ve arsızca öperken mason’ın gözleri kocaman olmuş, ama biraz sonra cameron dilini genç adamın dilinin üzerine bastırdığında nasıl olduysa bir anda her şey geri gelmiştir. Mason genç kadını kalçasından iki eliyle kavrayıp kendine çekerken cameron irkilerek iskemlenin kollarına tutunup geri çekilir

 

“çok pisim bebeğim, önce bol köpüklü bir banyo yapacağım, sen uslu olursun değil mi?”

 

mason mavi gözleri parlayarak sırıtırken cameron adamın yeterince yakışıklı olduğunu düşünüyor, ona göz kırparak doğrulur ve kalçalarını sıkan elleri çekerek banyoya giderken mason oturduğu yerde kaykılarak uzaklaşan bacakları izler..

 

 

Conrad’ın ofisindeki büyük ekranın başına herkes toplanmış, cameron’ın nasıl takır takır her şeyi saydığını izliyorlarken liam ağzına bir avuç patlamış mısır atarak güler

 

“süper bir kadın bu! Ben bile inanırım!”

 

gabriel sırıtırken chris konuşur

 

“böyle izlememiz doğru mu? çocuklar falan-“

 

o sırada cameron mason’a eğilerek öpmeye başladığında conrad ve ewan kalkarak büyük cüsseleriyle ekranı bloke edip çocuklara dönerler

 

“evet, herkes odalarına-“

“ama baba-“

“en güzel yeri-“

“hey! Herkes odalarına dedim, şimdi. Sözümü dinlemeyene yarın hediyeleri koklatmam-“

“16 yaşına geldik baba-“

“sus sen concon, git hadi kalk..”

 

concon üfleyerek kalkarken diğerleri de onu takip ediyordur. Dışarda bekleyen jaden sırıtırken jonathan onun omzuna vurur

 

“biz izlemesek bile herkes izliyor halanı-“

“sen izleme yeter.”

 

Concon bidibidi yaparak uzaklaşırken jaden da bir ıslık çalarak onunla beraber diğerlerini takip eder..

 

 

Cameron banyoya girerek kapıyı kapatır ve etrafına bakarak konuşur

 

“açık kamera varsa kapansın..”

 

ve genç kadın dijital bir sesin söndüğünü duyarken rahatlar, kolunun altındaki fermuarı indirerek üzerindeki siyah elbiseyi indirir, ayakkabılarından da kurtularak küvetin suyunu açarken soğuk taşın kenarına oturup akan suyu izlemeye başlar

 

“cameron, tatlım beni de içeri al..”

 

cameron gözleri büyüyerek kapıya bakarken işte şimdi ne olacağını bilmiyordur. Hani adam asosyal bir yazar, her gün yazan, evden bile çıkmayan bir adamdır. Şimdi bu kazanova tavırlar nereden çıkmıştır?!

 

“sen zaten yıkanmadın mı mason?”

“yalnız başıma o kadar eğlenceli olmadı, tekrarlayacağım, hadi..”

 

cameron yumruğunu avcuna vurarak  şimdi ne yapacağını düşünüyorken dudağını kemirerek bir an düşünür, sonra yüzü aydınlanırken konuşur

 

“3 gün sonra tekrar gel bebeğim, reglim, biliyorsun.. takvimine baksan görürdün, şaşkın..”

 

kapı dışında mason ohlarken sorar

 

“papatya çayı getiriyorum o zaman sen küvete gir, rahatla sevgilim..”

 

cameron rahatlarken yavaş yavaş dolan küvete bakar ve birazdan gelecek papatya çayı ve köpüklerle ne kadar rahatlayacağını düşünürken çantasındaki çek adeta genç kadına şarkılar söylüyordur, cameron keyifle gülümser..

 

 

cameron saçlarını tepesinde toplamış, köpüklerin arasında uzanıyorken banyonun kapısı açılır ve elindeki kocaman bir fincan papatya çayıyla mason girerken genç kadın gülümser

 

“sağol sevgilim..”

 

mason üzerindeki bornozu çıkarmış, gri bir eşofman ve beyaz bir tişört bulmuş, onlarla gelmişken elindeki fincanı cameron’ın eline verir

 

“dikkatli tut, sıcak..”

 

cameron gerçekten teşekkür ederek alırken burnuna çayın içindeki balın kokusu geldiğinde daha da gülümser, bir yudum alarak keyifle bir ses çıkarırken mason onu izliyor, konuşur

 

“o kadar uzun zaman oldu ki, çok özlemişim..”

 

cameron awwlarken mason uzanarak genç kadının dudaklarını örter ve yumuşacık öperek geri çekilirken cameron hafifçe gülümser ve fincanın bir yudum daha alırken çok yanlış bir şey yapmadığını umarak rahatlamaya devam eder..

 

 

SOUNDTRACK / Ewan McGregor & Jane Horrocks – You’re Just In Love

 

 

Banyodan sonra cameron iyice mayışmış, açık mavi bir bornozla ortalıkta dolaşıyorken üzerinde sürekli bir çift göz olması içini ürpertiyordur.

 

Genç kadın yiyecek bir şeyler hazırlamış, hazırlarken mason ona sarılmış, öpmüş, tatlı tatlı konuşmuşken anlattığı hiçbir şey doğru olmasa da cameron ayak uydurmuştur.

 

Yemekten sonra ikisi de televizyonun karşısına geçmiş, cameron daha önce kimseyle izlemeye cesaret edemediği kadar saçma sapan bir romantik film açmış, ondan önce mason ağlamaya başlamışken cameron film bittiğinde dizlerinde uyuya kalan adamla başbaşa kalmıştır.

 

Genç kadın elindeki kumandayla kanalları dolaşıyorken iki ay öncesinin moda haftası görüntülerine takılır. Kendi mankenleri incecik topuklarla çıtı pıtı yürüyorken cameron hepsinin duruş ve yürüyüşlerinde hataları görüyor ve aklına not alıyordur. O sırada kucağındaki adam bir şeyler homurdanarak başını sallamaya başlar, cameron televizyonun sesini kısarak onun tekrar uykuya dalmasını beklerken mason birazdan aniden uyandığında cameron irkilerek onun gözlerine bakar

 

“mason?”

“tanrım-tanrım.

 

Mason yattığı yerden ayağa fırlarken cameron da ayağa kalkmış ona bakıyordur

 

“mason? İyi misin?”

“seni tanımıyorum ben-nasıl geldim buraya? Tanrım, conrad nerede?”

 

cameron gözleri büyüyerek kalkalırken yutkunur

 

sevgilim neden bahsediyorsun-“

 

o sırada telefon çalarken mason dehşetle çalan alete bakıyor, cameron uzanarak telsizi kaldırır ve açarak kulağına götürürken konuşur

 

“evet?”

“benim, conrad. Telefonu mason’a verir misin cameron?”

 

cameron korkulu gözlerle telefonu mason’a uzatır

 

“conrad-“

 

mason atılarak telsizi alıp kulağına yapıştırır ve iki eliyle tutarak konuşur

 

“conrad! Kimin evindeyim ben!? Ne oldu!?”

“kendinde misin?”

“evet!”

“cameron morgan’ın evindesin, karşındaki kadın da cameron. Chris ve Gabriel’in ablası. Seni bir yazar olduğuna inandırıp onun evine yollamıştık-“

“neden böyle bir saçmalık yaptınız?!”

“o anda en mantıklı gelen şey oydu!”

“ev sahibi neden benimle kalıyor ve neden bana sevgilim diyor?”

 

karşı tarafta conrad yüzünü buruşturarak ewan ve liam’a bakarken diğer tarafta mason cevap vermelerini gürler

 

“bu sene de bu mu!? oyuncak mıyım ben!?”

“sakin ol, yine kaybedeceksin-“

“bundan sonra sana da güvenemeyeceksem artık ne yaparım bilmiyorum!”

“tamam özür dilerim, ama mason dinle-“

“hayır. dinlemiyorum, rhea’ya gidiyorum ben!”

 

mason telefonu cameron’a verip evden çıkarken genç kadın onun arkasından bakıyor, telefonu kulağına götürür

 

“ne yapacağım!?”

“durdur! Yine aklı gidecek, boyut geçişi yapamaz-“

“gidiyor-“

“koş o zaman!”

 

cameron telefonu koltuğa atarak koşar ve dışarı çıkarken karların üzerine yüz üstü yığılmış adamı görünce çıplak ayaklarına aldırmadan oraya koşar..