“mason

#40 – End Of A Twisted Fairy Tale

“mason! Tanrım-“

 

cameron adamı yattığı yerden kaldırarak elini boynuna koyar ve hala kalbinin atıp atmadığını kontrol ederken düzenli vuruşlar hissettiğinde rahatlar ve baygın adamı kolunun altından tutarak kendine sararken pozisyonları iyidir, ama yürümeleri imkansızken ayaklarının donması da cabasıdır.

 

Cameron sarıldığı adamı sarsarak uyandırmaya çalışırken muhtemelen korkunç bir şey yapıyordur, ama aldırmıyorken mason uyanmadığında cameron onu patikanın üzerinde yere bırakır. Başının arkasında durarak kollarından tutar ve hafifçe kaldırıp çekiştirerek içeri götürürken kapının eşiğine geldiklerinde biraz daha kaldırır, sonunda bütün vücudunu içeri soktuğunda yerden yatan adamın etrafından dolaşıp kapıyı kapatır ve etrafına bakarak sorar

 

“şimdi?”

 

ve yine telefon çalarken cameron mason’ın üzerinden atlayıp telefonu açar

 

“evet?”

“hala yaşıyor mu?”

“kalbi atıyor-“

“güzel, uyandırmaya çalış-“

“nasıl? Baygın insan nasıl uyandırılır-“

“insan nasıl uyanır bilmiyorum ama mason’a bir bardak soğuk su yeter..”

 

cameron peki diyerek elindeki telefonla mutfağa girer ve musluktan bir bardak su doldurup tekrar içeri döner

 

“emin misin conrad? Şoktan beyin kanaması geçirmesin?”

“hiçbir şey olmaz, alışkın, dök sen..”

 

cameron bardağı çevirip mason’ın suratına boşaltır ve sıçrayan sulardan kaçarken mason bağırarak uyandığında cameron telefona başardığını söyleyerek teşekkür eder ve aleti kapatıp mason’ın aklının oturmasını bekler..

 

her nereye oturacaksa..

 

 

“cameron? Ne oldu?”

 

cameron yine cameron olmuş, olduğu yerde dikleşirken ellerini iki yana açar

 

“bayıldın!”

“neden? Düştüm mü?”

“kar topu oynayalım diye tutturdun! Kapıdan çıkmadan ayağın kaydı düştün, ben de telaşlandım! Suyu döküverdim!”

 

mason onun dehşet dolu ifadesine bakar ve oraya giderek genç kadına sarılırken usulca konuşur

 

“geçti, korkma, iyiyim..”

 

cameron hafifçe gülümseyerek ona sarılırken mason sevgilisinin boynunu öperek saçlarını okşar..

 

 

“ben diyorum ki bu akşam uyumayalım!”

 

mason esnemesi yarıda kesilerek yatak odasının kapısındaki cameron’a bakar

 

“neden?”

neden, şeyden, haftaya yılbaşı! o zaman da sabahlamamız gerekecek, her sene bir hafta önceden antrenman yaparız, unuttun mu yoksa? Ah tanrım kafanı çarpınca gitti mi yoksa her şey!?”

 

cameron endişeyle yatağa çıkar ve mason’un başını tutarken genç adam gülümser

 

“unutmadım, korkma, ama bir şey eksik?”

“nedir?”

“çikolatalı pasta..”

 

cameron peki diyerek gülümserken mason yataktan kalkar

 

“dolapta vardı, sen üzerine bir şeyler giy ve mutfağa gel..”

 

cameron tamam diyerek yataktan kalkar ve mason odadan çıkınca dolaptan giyecek bir şeyler kapıp yine banyoya girer..

 

 

SOUNDTRACK / Judy Garland – Have Yourself A Merry Little Christmas

 

 

Cameron üzerinde yeşil bir tişört, altında turuncu penye bir etekle mutfağa girerken dolaptan eline gelen giysileri görünce bir daha değiştirmek için geri gitmeye üşenmiştir. Öylece giyinip gelmiş, saçlarını toplayarak mutfak masasının bir kenarına otururken salondan eski bir yılbaşı şarkısı geliyor, sadece tezgahı aydınlatan ışık açık olduğu için içerisi yumuşacık bir sarıyla kaplıyken genç kadın bir anda içi huzurla dolarak dizlerini kendine çeker ve mason’ın iki dilim çikolatalı pastayla karşısına oturmasını izlerken gülümser..

 

 

“mum aradım ama bulamadım, bu sefer üflemeyelim..”

 

cameron gülümserken mason da gülerek lokmasını ağzına atar

 

“geçen sefer benim doğum günümü kutlamıştık, bu sefer sen yaşlanacaktın-“

“mumları bilerek çöpe attım zaten-“

“adi.”

 

Cameron gülerek çatalıyla büyük bir parça pasta daha keserken mason’ı izler. Genç adam rahat,huzurlu, oldukça da mutlu görünüyordur. Cameron acaba onun hep böyle kalıp kalmak istemediğini merak ederken içinde bir ses aslında kendisinin hep böyle huzurlu kalmak istediğini fısıldadığında cameron başını eğerek pastasına bakar..

 

 

“dokuz.”

“bilemedin yediydi, aç gözlerini..”

 

cameron gülerek gözlerini açarken mason az önce doldurduğu bardaktan kocaman bir yudum süt alır

 

“sıra bende, kolay bir şey seç..”

“olur, kapat gözlerini..”

 

mason gözlerini kapatınca cameron ellerini kaldırarak onun yüzünün önünde tutar ve parmaklarıyla 6’yı işaret ederken konuşur

 

“tahmin et..”

“altı..”

 

cameron derhal bir elini indirerek sayıyı 5 yaparken sırıtır, ama bir an sonra iç çekerek diğer elini tekrar 1 yaparken mason kaşlarını çatar

 

“değiştirme! Bildim mi?”

“bildin, aç gözlerini..”

 

mason kocaman gülümseyerek gözlerini açarken cameron bir an onun parlayan mavi gözleriyle duraksar, sonra uzanarak genç adamın yüzünü tutarak kendine çeker ve ikisi masanın üzerinden birbirlerine uzanarak öpüşürler..

 

 

mason cameron’ın onu çekmesiyle genç kadına uzanmış, ikisinin dudakları birleşirken genç adam onu bir an bırakarak masanın etrafından dolaşır ve oturduğu yerde onu bekleyen kadının bacaklarının arasında durarak masaya tutunup ona eğilir.

 

Cameron mason’ın yüzünü tutuyor, bacaklarını kaldırıp genç adamın bacaklarına dolarken mason hafifçe gülümsediğinde o da gülümser ve biraz sonra izlendiklerini hatırlayarak geri çekilirken iç çekerek yalancı sevgilisine bakar

 

“biraz daha pasta?”

 

mason gülerek genç kadının dudaklarını öper ve tekrar buzdolabına giderken kar topu yerine onu yuvarlayacağından bahseder..

 

 

ikisi yine televizyon karşısında yayılmışken cameron artık gözlerini açık tutamıyor, başı geriye düşüyorken mason gülerek oturduğu yerden kalkar

 

“hadi uyu-“

“iyiyim ben, izleyelim, bak bu kadın diğeriyle sonra-“

 

cameron cümlesini bitiremeden esnerken mason onun başını öperek elinden tutar ve koltuktan kaldırırken cameron arkada kalan televizyonu gösteriyordur

 

“ama iyiyim ben-“

“yarın bir daha deneriz, hadi git yat-“

“sen?”

“ben biraz daha oturacağım..”

 

cameron bir an önündeki adama bakar sonra uzanarak onu yanağından öper ve bir iyi geceler fısıldarken yatak odasına girdiğinde mırıldanır

 

“ters bir şey olursa arayın..”

 

ve yorganın altına girip yastığına sarılırken daha uyuyorum diyemeden uykuya dalar..

 

 

SOUNDTRACK / Black Eyed Peas – Don’t Lie

 

 

Cameron gözüne gözüne gelen güneşi engellemek için altına girdiği yorganı ittirerek derin bir nefes alırken neredeyse kendini boğacağı gerçeğiyle yüzleşir. Sonra yerinden doğrularak başını silkelerken dün gece telefonun çalıp çalmadığını hatırlamıyor, ama eve oreon güvenlik güçleri girmiş olsa duyacağını düşünüyorken içerde bir şeylerin yıkıldığını duyunca sıçrayarak kendini yataktan dışarı atar..

 

 

Cameron koşarak salona girdiğinde düşen şeyin mason olmadığına o anda üzülür. Bütün salon gerekli gereksiz bir sürü eşyayla doldurulmuştur. Cameron’ın daha önce hiç kullanmadığı siyahlı beyazlı bir komodin, misafir odasındaki elbise askıları, nereden çıktığını hiç bilmediği bir bisiklet tekerleği ve bir sürü alet edevat etrafa yayılmışken genç kadın bir adım daha attığında mason’ın televizyonun arkasını açmış, içinde bir şeyler yaptığını görünce elini ağzına kapatarak yas dolu bir ses çıkarır. Onu gören mason sırıtırken elindeki tornavidayı kaldırarak konuşur

 

“yılbaşından önce evde bozuk ne varsa tamir edeceğim, süper bir yıla gireceğiz!”

 

cameron yine inlerken başını sallar ve arkasını dönerek yatak odasına girip kapıyı kapattığında elini ağzından çekerek kendini yatağa atar, yastıkları yumruklayıp yorganı tekmelerken sakinleştiğinde yatağın üzerinde kalkarak etrafına bakar

 

“hanginiz yaptı? Gabriel. Sen yaptın değil mi? seni...velet!

 

cameron simetri takıntısıyla dalga geçildiği için kafayı yiyecek, kimsenin inadına onu aramadığını düşünüyorken belki de artık kimse izlemiyordur. Genç kadın bir deney yapmak için üzerindeki tişörtü çıkarır ve elini arkaya uzatarak sütyenini açmaya başlarken bir an sonra çalan telefonla parmağını tavana kaldırır

 

“biliyordum!”

 

ve genç kadın yataktan zıplayıp içeri koşarak telefonu son anda mason’ın elinden kaparken genç adamı televizyonuna yollayarak telefonla beraber banyoya gider..

 

 

“ne zaman normale dönecek?”

“bütün gece uyumadı, dinlenmesi lazım cameron..”

 

cameron kaşlarını çatarken karşı taraftan conrad konuşuyordur

 

“senin damarına basmak için etrafı dağıtmasını izlemedik-gerçi ben uyuyordum-“

“ne yapacağım? Uyuyup kalkınca deliriyor, ya asıl mason değil de başka birisi olursa?”

“olursa çaresine bakarız, ama uyuması gerekiyor-“

“nasıl yapacağım!? Hadi mason ninni yapınca uyuyacak mı?”

“bir erkeği yormak için başka yollar da var-“

“saygı sınırlarını aşmayalım komutan-“

spor yaptırmak gibi diyecektim.”

 

Cameron susarak aynada kendine bakarken telefona peki der ve kapatıp banyodan çıkarken içeri seslenir

 

“MASON! KOŞUYA GİDİYORUZ!”

 

 

cameron ve mason yarım saattir koşuyor, tempoları oldukça hızlı olmasına rağmen adam hala yorulmamışken cameron artık dayanamıyor, yavaşlayarak durur ve elini dizlerine bastırarak derin nefesler alırken hala yerinde koşan mason’a bakarak sorar

 

“yorulmadın mı?”

“yorulmadım, ama sen yorulduysan dönelim-“

“senin yorulman lazım-“

“neden?”

 

cameron nefesini bırakıp başını eğer ve bacaklarının arasından parkta yürüyen köpeklere tersten bakar, sonra tekrar başını kaldırırken gülümser

 

“bütün gece uyumadın, yine bir haftalık uyumama nöbetlerine girersen hastaneye gitmek zorunda kalacağız ve ben üzüleceğim..”

 

mason endişelenerek koşmayı bırakırken cameron’a bakar

 

“ama yorulmadım-“

“biliyorum, bir şekilde yorulman gerek. Doktor doğal yollardan uyumanın daha iyi olduğunu söyledi, biliyorsun..”

 

mason başını sallayarak bildiğini söylerken cameron onun koluna tutunarak geri döner

 

“hadi eve gidelim, sıcak bir banyo iyi gelir..”

 

mason itiraz etmeden yürürken cameron yanından geçen bir köpeği ezmemek için zıplar ve arkasını dönüp sahibine bir bakış atarken mason onu çekiştirerek tekrar önüne çevirir...

 

 

SOUNDTRACK / Jon Schmidt – It Came Upon a Midnight Clear

 

 

cameron küveti sıcak suyla doldurmuş, lavanta kokulu tozlar ve köpükler atmışken kendisi buhardan bile gevşemiş, mason’ın daha buradan çıkmadan uyuyacağına eminken banyodan çıkıp yatak odasına girer

 

“banyo hazır-“

“cameron ben hasta mıyım?”

 

cameron böyle bir soruyu beklemiyor, bir an dururken mason mavi bakışları açık, onun gözlerine bakar

 

“o kadar çok bilmediğim şey varmı gibi hissediyorum ki.. sen söyledikçe hepsi geri geliyor, o zaman hatırlamadığımı fark ediyorum. Söyle lütfen, hasta mıyım?”

 

cameron ne diyeceğini bilemiyor, öylece bakakalmışken yutkunur ve şu anda telefonun çalmasını beklerken mason ayağa kalkmış, ona ilerler, genç kadının yüzünü elleri arasına alarak bakarken sorar

 

“doğruyu söyle, daha önce bana hiç yalan söylemedin sen, şimdi de söyleme, lütfen-“

“mason-“

“evet mi hayır mı?”

 

cameron artık bu kadar büyük bir yalan söyleyemeyeceğini biliyor, tek çıkış yolunu seçip genç adama uzanırken mason onun dudaklarını karşıladığında cameron onun hangi cevabı kabul ettiğini bilmeden genç adamı öper..

 

 

cameron mason’ın kucağında yatağa taşınırken sesini çıkarmıyor, genç adam eğilerek onun boynunu, yanağını sonra tekrar dudaklarını öpüyorken elleri yavaş yavaş genç kadının üzerindekileri sıyırmaya başladığında cameron ona boynunu çevirerek gözlerini açar, karşısındaki duvarı izleyerek derin bir nefes alırken üzerindeki adam hasta olduğunu, belki de öleceğini düşünerek onunla sevişiyordur..

 

sevişiyordur.

 

Cameron’a bir anda her şey çok ağır gelirken mason’ın eli tam karnının üzerine dokunduğunda cameron diken diken olarak başını ona çevirir. İki çift mavi göz birbirine bakarken mason mırıldanır

 

“bebeğimizin ölümü için seni hiç suçlamadım..”

 

cameron’ın bakışları donmuş  gözleri dolarak üzerindeki adama bakıyorken mason tekrar genç kadının dudaklarına eğildiğinde cameron artık onu öpemiyor, ağlayarak mason’ı üzerinde yavaşça iter ve onun altından kurtulup odadan çıkarken yataktaki adam uzaklaşan kadının arkasından bakıyor, gözlerinden bir damla yaş düşerek başını yastığa koyar..

 

 

cameron boş misafir odasına yatağın ucuna oturmuş, ellerini karnına bastırark ağlıyorken telefon ısrarla çalıyordur. Genç kadın duymak istemiyor, artık bunu yapmak istemiyor, yere tutunarak kalkar ve salona gidip telefonu bulur, açıp kulağına götürürken burnunu çekerek konuşur

 

“ben artık yapmak istemiyorum-“

“cameron üzgünüm-“

 

cameron gabriel’in sesini duyduğunda elini ağzına kapatarak gözlerini yumarken elini çektiğinde minicik bir sesle sorar

 

“nasıl bildi?”

“bazen karşısındakini farkında olmadan okuyormuş, seni de okumuş olmalı-“

“ben artık yapmak istemiyorum gabriel, beni al, nolur..”

“geliyorum, tamam, 10 dakikaya oradayım..”

 

cameron başını sallayarak telefonu kapatır ve başını kaldırıp yatak odasına bakar. Usul adımlarla oraya ilerleyip yatakta uyuyakalmış mason’ı gördüğünde iç çekerek başını kirişe yaslar..

 

 

SOUNDTRACK / Craig Armstrong – Glasgow Love Theme

 

 

Cameron oreon’a döndüğünden beri odaların birinde, yatağında oturuyor, bacaklarını kendine çekip penceresinden simsiyah uzayı izliyorken mason’ın o gittikten sonra ne yaptığını, uyanınca ne olduğu bilmiyor, sormak da istemiyorken kollarını karnına biraz daha sararak oturuyordur.

 

Genç kadının sessizliğinin arasına kapının açılması sesi girerken cameron başını o tarafa çevirir ve en önde alexa, onun arkasından allison, jaden ve emily içeri giriyorken genç kadın gözleri dolarak yeğenlerine gülümser ve kollarını açarken alexa gidip halasına sımsıkı sarılır, oturduğu yatakta yanına çıkarak iyice ona sokulurken allison da ikisinin ayak ucuna geçmiş, halasının bacaklarına sarılıp gülümserken emily de yatağın başıyla halasının sırtının arasına geçmiş hep çok sevdiği gibi omuzlarına masaj yapıyorken jaden elinde getirdiği koca bir kutu çikolatayı yatağa koyarak pakedini açmaya başlıyordur..

 

 

“hata benim, izin vermemem lazımdı-“

“hata hepimizin, cameron’ı okuyabileceği benim aklıma gelmeliydi..”

 

gabriel ve conrad boş ofislerin birinde oturuyorken celine içeri girer

 

“çocukları cameron’ın yanına yolladım..”

“iyi yapmışsın, sağol tatlım..”

 

celine kocasının omuzlarına sarılarak şakağını öper ve yanına geçip otururken conrad’a bakar

 

“sizin bir suçunuz yok conrad, hangimiz bilebilirdi ki? Okunacak o kadar şey arasından sadece o anıyı-“

“kadın bizden onu rahat bırakmamızı istedi, adamı evimden çıkarın dedi-“

“onu almanızı ben teklif ettim, senin bir suçun yok-“

“ben senden daha iyi biliyorum gabriel. Şimdi hem cameron’ı, hem mason’ı parçalamadan bir şey bulmamız gerek. Ben gidip mason’a sanki uzun bir uykudan uyanmış gibi yapabilirim, cameron nerede derse rüya gördüğüne inandırırım, ama cameron ne olacak?”

“atlatır-“

“bir daha  mı?”

 

gabriel cevap verecekken ofisin kapısı tıklatılır ve ewan içeri girerken konuşur

“dorian ve sophia geldiler, görmek istersen-“

“sonra, siz hasret giderin-“

“cameron nasıl?”

 

conrad sadece başını sallarken ewan başka bir şey söylemeden ofisten çıkar ve koridorun sonundaki toplantı odasına girerken dorian ve sophia onu bekliyordur, genç adam gülümser..

 

 

“olaylı bir günde geldiniz..”

“olay nedir?”

“cameron’ı bilmeden incittik..”

“morgan?”

 

ewan başını sallarken sophia hızla dönerek babasına bakmıştır, o sırada ewan da hatırlarken hızla sophia’ya bakar

 

“anlaması imkansız, değil mi?”

 

genç kız bilmediğini söylerken dorian bu kadar zamandan sonra mümkün olmayacağını söyler. Ewan rahatlarken sophia’ya bakarak gülümser

 

“sonunda geldiğine sevindim sophia, nasılsın?”

 

genç kız gülümseyerek iyi olduğunu söyler ve teşekkür ederken ewan onlara kalmaları için ayarladığı evden bahsetmeye başlar..

 

 

jaden elinde bir büyük şişe su ve beş plastik bardakla girerken haberleri verir

 

“dorian’ın yanında kimi getirdiğini öğrendim-“

“kimmiş?”

“kızını getirmiş, adı sophia’ymış, nasıl bir şey olduğunu görmedim, ama jonathan çok güzel bir şey dedi, toplantı odasına girerlerken görmüş..”

 

alexa hadi bakalım derken cameron başını emily’nin kucağına koymuş, sorar

 

“dorian evli miydi?”

“bunların bir boyutu varmış hala, oradan çıkıp gelmişler, bayağı uzun hikaye, sen kafanı yorma, al bak su..”

 

cameron gülerek jaden’ın elinden bardağı alır ve önündeki allison’a verirken jaden diğer bardağı da doldurarak kardeşine uzatır..

 

 

cameron çikolataların ve dört tane utanmazın yardımıyla kendine gelmiş, koridorlarda dolaşıyorken conrad’ın ofisinin önüne geldiğinde kapıyı tıklatır ve içeri girerken telefondaki conrad ona oturmasını işaret eder. Cameron masanın önündeki koltukların birine otururken soluna döndüğünde büyük ekranda uyuyan mason’ı görünce yutkunarak tekrar önüne döner..

 

 

“tekrar özür dilerim cameron, iyi misin?”

“önemli değil, bilemezdiniz. Daha iyiyim, mason ne olacak?”

 

conrad ekrana dönüp hala uyuyan arkadaşına bakarken konuşur

 

“bu kadar uzun uyuduğuna göre uyandığında iyileşmiş olabilir, genelde bu zamanlarda deliksiz uyumaz..”

 

cameron başını sallarken o anda aklına gelir ve elini eşofmanının cebine sokarak buruşmuş çeki çıkarıp conrad’ın masasının üzerine koyar

 

“bunu kabul edemem..”

“manevi tazminat olarak al-“

“hayır, gerçekten, edemem. Geri alırsan beni daha mutlu edersin conrad..”

 

conrad başını sallayarak çeki masadan alır ve bir köşeye koyarken cameron yandaki ekrana bakarak konuşur

 

“uyanınca yaptıklarımızı hatırlayacak mı?”

“senin evinde olduğunu biliyor, onu hatırlayacaktır..”

“başka?”

“gerisini hatırlayacağını sanmıyorum..”

 

cameron peki diyerek başını sallar, conrad’a dönerek gülümser ve yerinden kalkıp ofisten çıkarken conrad sağ elinin yanında duran çeki eline alarak buruşuk kağıdı çevirir..

 

 

mason olduğu yerde dönerek gerinir ve gözlerini açarak esnerken luplex’te çoktan akşam olmuştur. Genç adam gözlerini ovuşturup sonra etrafına bakarken kimin evinde olduğunu anlayınca yataktan hızla kalkar, bir an durup kendini kontrol eder, iyileşmiş gibidir. Genç adam komodinin üzerindeki saate bakarak bir hesaplama yapar ve gerçekten iyileştiğine emin olurken odadan çıkarak içeri seslenir

 

“miss morgan? Evde misiniz? Miss?”

 

mason bütün odalara bakmış, ama onu bulamamışken dönerek tekrar yatak odasına girer

 

“beni izleyen biri var mı?”

 

biraz sonra telefon çalarken mason teşekkür eder ve kalkıp telefon sesinin geldiği yere giderken karşı tarafta conrad onun açmasını bekliyordur

 

“conrad?”

“benim, iyi misin?”

“iyiyim, geçti, bu sefer çabuk atlattım..”

“bu sefer çok iyi baktılar sana da ondan-“

“miss morgan nerede?”

“cameron’ı sen uyanmadan aldık..”

 

mason aldık kelimesindeki soğukluğu sezmiş, sorar

 

“canını yakmadım değil mi?”

“tam olarak yaktın diyemem, ama yanlış bir tele bastın..”

 

mason anlamadığını söylerken conrad konuşur

 

“seni almaya geliyorum, video kayıtlarını getiriyorum, orada görürsün..”

 

mason peki diyerek onaylarken bu kelimeyi son zamanlarda sanki çok duymuş, kafasını kaşırken conrad telefonu kapattığında mason da telsizi tekrar yerine koyup duvara yaslanmış büyük bisiklet tekerleğini görünce kaşlarını kaldırır..

 

 

SOUNDTRACK / Rosie Thomas – Guess It May

I’m still learning what love is

Everyday I wake up in your arms

I’m still trying to figure out what works

How to set off all your alarms..

 

 

Mason bilgisayarın karşısına oturmuş, conrad oynatma düğmesine basarken video başladığında mason ilgiyle olanları izlemeye başlar..

 

Giydiği pembe bornozu görünce mason bir kahkaha atarken bilgisayarın başına oturmuş, durmadan yazışını izliyordur

 

“o kadar ne yazdıysam?”

“yazar olacaksın diye korktum bir an..”

 

mason gözlerini devirirken kameranın açısı değişmiş, kapının önündeki cameron görünmüşken genç kadın telefonda konuşuyor, dehşetle kapıya bakıyordur, o sırada kapı açılıp elinde bıçakla çıkan mason görünürken ekran karşısındaki adamın gözleri büyür

 

“nasıl izin verdiniz!?”

“bir şey olmadı, izlemeye devam et..”

 

mason önüne dönerken videodaki cameron elindeki telefonu karlara atarak temizlik şirketi müdürü olduğunu söyler. Mason gülerken sorar

 

“sonra nasıl benimle kaldı?”

“gelecek, biraz ileri sar, buraları senin yazım aşamaların, sıkıcılıkta çığır açtın..”

 

mason gülerek görüntüyü ileri sararken tekrar kapıdaki cameron göründüğünde durur ve arkasına yaslanırken genç kadın içeri girdiğinde kamera tekrar mason’a döner, genç adam gayet büyük bir hırsla yazısını yazıyor, bir anda içerden gelen sesle irkilerek eli mouse’a çarpar ve alet yere uçarken ekran karşısındaki mason da duyduğu şeyle kalakalmıştır

 

Mason! Sevgilim, ben geldim!”

 

 

“aptalsınız, conrad aptalsınız-“

 

mason cameron’la öpüşmelerini ve kadının kalçalarını nasıl sıktığını izliyorken elini yüzüne kapatır v başını iki yana sallarken görüntü yine değişir. Mason mutfakta kendi kendine bir şarkı mırıldanıyor, yüzünde hafif bir gülümseme bir kaşık bal alıp fincandaki sıcak şeyin içine koyup karışıtırıyordur. İşi bitince kameranın açısı yine değişirken bir anda koltukta oturup film izleyen bornozlu cameron ve uykulu mason görünürken genç adam hızla conrad’a döner

 

“o arada ne oldu?”

“bilmiyorum, banyoyu izlemiyorduk..”

 

mason o arada ne olduğunu hatırlamak için aklını zorluyorken videodaki mason saçlarında dolaşan parmaklarla uykuya dalıyordur..

 

 

mason kafayı yediği ve bahçeden içeri sürüklendiği görüntüleri izliyorken gözünü ekrandan çekmeden sorar

 

“neden bu kadar şey yapmış, benim için mi?”

 

conrad bir an susarken masasında duran çeki hatırlar ve başını sallar

 

“kadının kalbi büyük..”

 

mason gülümserken conrad da gülümser ve ikisi beraber mason’ın cameron’a sarılmasını izler..

 

 

mason kendini kaptırmış pasta yedikleri zamanı ve oynadıkları oyunları izliyorken cameron’ın son anda tekrar 5’i 6 yaptığını görünce bir kahkaha atar. O sırada cameron onun yüzünü tutarak kendine çekerken mason’ın gülümsemesi bir an donmuş, nasıl öpüştüklerine bakar, hatta hissederken başını silkeleyerek bakışlarını başka bir yere çevirir..

 

 

Mason videoyu izledikçe, konuşmaları dinledikçe aklına cameron ve videodaki mason’ın yalancı ilişkileri hakkında gerçek olmayan ayrıntılar geliyordur. En sonunda en can alıcı ayrıntı gelirken mason şokla conrad’a döner

 

“cameron bebeğini kaybetmemiş miydi? Yıllar önce?”

 

conrad başını sallarken eliyle ekranı gösterir, mason o tarafa dönerken kendi söylediği şeyi duyduğunda küfrederek ayağa kalkar

 

“nasıl izin verdin conrad!?”

“ben bir şey yapmadım!?”

“benimle dalga geçmenizi anlarım, ama o kadar yaralı bir kadını nasıl benim yanıma yollarsın! Sana odette’le ilgili bir şey söylediğim zamanı hatırla! O kadın benim altımda yatıyormuş, tanrım..”

 

mason kafasına üşüşen bir sürü şeyle bir anda sendelerken conrad’ın omzuna tutunur

 

“iyi değilim ben-“

“mason-“

 

mason gözleri kayarak yere yığılırken conrad genç adamın başını yakalar ve yavaşça yere bırakırken bilgisayardaki video da kendiliğinden kapanır..