![]()
#41 – Have You Seen My Love? “mason! Uyan! Hey!” conrad yerdeki adama bir tokat atarken
mason acıyla inleyerek gözlerini açar ve arkadaşına bakarken doğrulur “ne vuruyorsun?” “gittin yine-“ “gitmedim burdayım, bayıldım sadece,
cameron nerede?” “ne cameron’ı?” “en son buradaydı, yataktan kalktı,
çok olmadık bir şey söyledim conrad, rezil bir adamım..” conrad gözlerini kısarak mason’a
bakıyorken bunun gerçek mi yalan mı olduğunu anlamıyor, bekliyorken mason da
ona bakıyordur “iyi misin sen? Cameron’ı sen mi
aldın?” “mason sen ne iş yapıyorsun?” “Rhea’da senin elçiliğini yapıyorum,
ayrıca oraya da dönmem lazım, ama önce cameron’ı bulmalıyım, çok kötü bir şey
söyledim, çok..” mason yerden doğrulurken conrad
dehşetle çenesini ovuyor, işler işte şimdi karışıyorken conrad kalkarak mason’ı
takip eder.. “sen burada bekle, ben cameron’ı
getiririm..” mason tamam der ve teşekkür ederken
gidip iskemlelerin birine oturur. Conrad odadan çıkıp birilerini bulmaya
giderken dorian’la beraber toplantı odasından çıkan ewan’ı bulunca
kolundan çekip alır “mason delirdi-“ “ne demek o?” “her şey çorba oldu, adamı o kadar
inandırmışız ki, videoları gösterinde bir anda anıları çorba oldu. Hem bu
mason, hem bizim yarattığımız mason birbirine karıştı. Cameron’ı sevgilisi
sanıyor, ama Rhea’da olduğunu biliyor..” ewan boş bir ifadeyle conrad’
bakıyorken mırıldanır “ben şoför yapalım demiştim..” conrad onun kafasına vurarak
yürütürken arkada onları dinleyen dorian başını iki yana sallayarak o kadar
zamanda hiçbir şeyin değişmediği evinin koridolarında yürüyerek
sophia’yı bıraktığı yerden almaya gider.. SOUNDTRACK / Rosie Thomas
– Have You Seen My Love? Have you seen my love?
Is he far away? Have you seen the one for
me? His face lights up my day I won't let one boy
steal a kiss or call me his Instead I'll wait for
his voice to call out and carry these daydreams away Cameron aynanın önünde saçlarını
düzeltiyor, üzerindeki bembeyaz gömleği ve şık, gri eteğini oturturken kapısı
tıklatıldığında o tarafa döner “evet?” “benim, conrad-“ “gelebilirsin conrad..” genç adam içeri girerken yanında ewan
da gelmiş, elini kaldırarak selam verir ve kapıyı arkasından kapatırken cameron
kaşlarını çatarak iki kardeşe bakar “mason’a bir şey mi oldu?” “mason sana aşık oldu cameron, daha
doğrusu bizim onu sevgilisi diye yutturduğumuz cameron’a-“ “efendim?” “seninle beraber geçirdiği günün
videosunu izlettim-“ “neden?” “hatırlasın diye.” Cameron susarak arkasındaki dresuara
yaslanırken conrad devam eder “izledikten sonra kendinden geçti
uyandığında hem asıl mason’ı, hem senin mason’ını hatırlıyordu-“ “nasıl böyle bir şey olabilir peki? Ya
iyileşmemişse?” “ya da artık tamamen bozuldu.” Cameron gözleri büyüyerek ewan’a bakarken
genç adam başını sallar.. “olabilir, senelerdir böyle oluyor,
sonunda bir yerde durma kararı almış olabilir-“ “piyango bana mı vurdu!?” “demek ki seninle yaşadıklarında
tutunacak bir yer buldu-“ cameron sinirle gülerek doğrulur “benimle hiçbir şey yaşamadı, hepsini
biz uydurduk-“ “aslını istersen hiçbirini biz
uydurmadık. Sevgili olmak isteyen sendin, gittin, oldun ve o andan itibaren her
şey ikinizin arasında oldu. Mason senin yönlendirmelerinle o hatıraları
yarattı, biz yazıp eline vermedik-“ “ne demeye çalışıyorsun, açık açık
söyle-“ “bir şey demiyorum, mason şimdi senden
özür dilemek için aşağıda bekliyor-“ “neden!? Ben onun sevgilisi değilim,
açıklasaydınız!” “ben sana kalkıp chris senin
kardeşin değil cameron desem sen bana inanır mısın? Chris’ten duymak
istemez misin?” cameron yine susmuş, başını çevirerek
pencerelerden görünen siyahlığa bakar ve derin bir nefes alarak önüne dönerken
başını sallar “peki, ben söylerim o halde..” ve genç kadın odadan çıkıp kapıyı açık
bırakırken ewan ve conrad da hızlı adımlarla onu takip ederler.. cameron toplantı odasına girip kapıyı
sıkıca kapatırken arkasını dönmeden önce bir saniye için düşünür, sonra
dönerken mason ayakta, ona bakıyordur “cameron, üzgünüm, inan seni üzmek
istemedim-“ “önemli değil-“ “nasıl önemli değil! Aşmıştık,
bitmişti, bir anda her şeyi tekrar ortaya çıkarttım, yıllarca konuşmadık, hiç
olmamış gibi davrandık. Sen venüse gittin, moda şovlarına devam ettin, ben
Rhea’da kaldım, koptuk, ayrıldık-“ “mason sus-“ “hayır-“ “SUS!” Cameron masaya elini vurduğunda mason
irkilerek susar ve genç kadına bakarken cameron gözleri dolmuş, ona bakıyor,
konuşur “ben senin sevgilin değilim. Hafızanı
kaybettiğin zaman güvende olman için bu yalanı uydurdum, uydurduk, conrad,
ben-her neyse. Ben senin sevgilin
değilim, yalanla gerçek birbirine karıştı, videolaro izledikten sonra, bizi
görünce-“ cameron elini ağzına kapatarak
arkasındaki iskemleye çökerken mason ona bakıyor, anlamıyor, anlamak istemiyor,
masanın etrafından dolaşarak cameron’ın yanında yere çöker “bana bak..” cameron başını yanındaki adama
çevirirken mason onun gözlerinin içine bakıyor, sanki bir şeyler arıyormuş gibi
bekliyorken biraz sonra uzanarak genç kadının dudaklarına kendi dudaklarıyla
dokunduğunda cameron nefesini tutarak gözlerini kapatır.. Mason usulca geri çekildiğinde cameron
gözlerinden birer damla yaş akarak mavi gözlerini aralar “bunların hepsi yalan, hiçbirini
yaşamadık biz. Bebeğim öldüğünde ben yalnızdım-“ “cameron yapma-“ “ASIL SEN YAPMA! YALANDI DİYORUM! BİRİ
BENİ BURADAN ÇIKARSIN!” cameron yerinden fırlayarak kapıya
asılırken mason onu kollarından tutarak kendine çeker ve sarılırken cameron
elleri havada kalmış, onu bütün kalbiyle seven adamın kollarında, ama her şey
yalanken genç kadın aklını kaçırmak üzere, öylece durur.. cameron mason’ın sırtına tutunuyorken
ne kadadır öyle durduklarını ikisi de bilmiyor, öylece bekliyorlarken cameron
konuşur “bana inanmak zorundasın-“ “inanmazsam ne olacak, artık sen de ne
yaşadığımızı biliyorsun-“ cameron mason’ı iterek genç adamın
gözlerine bakarken sorar “yalan olduğunu biliyorsun-“ mason başını iki yana sallarken
cameron onun yüzünü tutar “neden ısrar ediyorsun?” “yalan değil-“ “saçmalama-“ “her şeyi gördün-“ “sen uydurdun!” “benim sevgilim olduğunu da sen
uydurdun! Ödeştik!” cameron önündeki adamın suratına
tokadı basar ve geri çekilirken mason onu gömleğinden yakalar ve kendine çekip
dudaklarına yapışırken cameron elini genç adamın sarı saçlarına sokarak ne
yapmak istiyorsa yapmasına izin verir.. mason toplantı masasındaki boş
kağıtları iterek cameron’ı masaya yatırırken tavana yerleştirilmiş kameraların
ışıkları söner. Mason altındaki kadının dudaklarına eğilirken yarı yolda
cameron ona uzanmış, nefesleri birbirine karışarak öpüşürler. Cameron mason’ın
üzerindeki tişörtü sıyırıyorken genç adam onun dar eteğini bacaklarından
sıyırmaya çalışıyordur, bir an sonra bir yırtılma sesi duyulurken cameron
gülerek başını yana çevirir “önce evimi, sonra eteğimi mahvettin-“ “alış..” cameron tekrar mason’ın gözlerine
dönerken konuşur “yapmayız..” “neden? Yalancı kraliçeler, asırlar
sonra bulunan kardeşler varken bir biz mi yalancıktan sevgili olamıyoruz?” “seni beni tanımıyorsun bile-“ mason sadece gülümser ve altındaki sarışının
dudaklarına uzanırken cameron o anda kitap gibi okunduğunu anlamış, mason’ı
saçlarından tutarak geri çeker “ben seni tanımıyorum o zaman! Deli
misin mesela?” “sadece yılda bir kere-“ “keşke eve hiç dönmeseydim.” “yalan söylüyorsun.” Cameron uzanarak mason’ın alt dudağını
yakalar ve hafifçe ısırıp bırakırken konuşur “haftaya yılbaşı, bu akşam yine
antrenman var..” “giderken pasta alalım..” cameron gülerken mason da genç kadının
bacaklarını kendine sararak ona eğilir.. SOUNDTRACK / Aly & Aj
– Deck The Halls Cameron sihirle tek parça haline
gelmiş eteğini düzelterek toplantı odasından çıkarken mason da arkasında
geliyor, tişörtünün bir yerinin açık olup olmadığının kontrol ediyordur. İkisi
yürürken koridorun köşesinden sophia dönüyor, labirent gibi oreon’da babasını
arıyorken sadece bir bardak su için çıkmıştır, ama şimdi geri dönemiyorken
köşeyi dönünce birine çarptığında irkilerek çarptığı kadının kollarına tutunur “çok özür dilerim-“ genç kızı bakışları bir an donarken cameron
onun ellerini tutuyor gülümser “önemli değil, sen iyi misin?” sophia başını sallarken cameron onu
geçerek arkadaki mason’a yetişir. Sophia uzaklaşan kadının arkasından
bakıyorken usulca bir teşekkür fısıldar ve önüne dönüp yürümeye devam ederken hala
kayıptır, öfler.. sophia hala amaçsızca dolaşıyorken iş
artık babasını aramak değil, yaşadığımız yeri görelim ve tanıyalım
gezisi olmuştur. Genç kız birkaç kez girmemesi gereken yerlere girmiş ve
kibarca kovulmuşken şimdi daha güvenli olduğunu düşündüğü bir yerde
dolaşıyordur. Sıra sıra kapıların olduğu kat diğerlerine göre sessizken sophia
omzundan önüne gelen at kuyruğunu arkaya atarak sessizce yürür. Karanlık bir
köşeye geldiğinde duvarın kenarından eğilip orada ne olduğuna bakar ve o anda
birisi çığlığı basarken sophia da bağırarak geriler ve karşıdaki duvara
yapışır.. İlk çığlığın sahibi olan carrie
dante’yle beraber karanlık köşeden çıkarken sophia duvarı tutarak onlara
bakıyor, yutkunur ve konuşur “korkutmak istememiştim, üzgünüm-“ “sen kimsin?” dante daha önce görmediği kıza
bakıyorken sophia duvardan çekilerek konuşur “sophia marcell, dorian marcell’in
kızıyım. Siz kimsiniz?” “dante calis, buraların sahibinin
oğluyum. Neden burada dolaşıyorsun?” “yolumu kaybettim-“ “nereyi arıyorsun ki?” “babamı-“ “burası çocukların odalarının olduğu
yer, burada bulamazsın, aşağı ineceksin..” sophia tamam der ve teşekkür ederek
geldiği yoldan geri dönerken dante onun uzun at kuyruğuna ve ince formuna bakıp
tekrar carrie’ye döner. Genç kızın bütün keyfi kaçmışken sarı elbisenin
etekleriyle oynayarak duvara yaslanır “diğerlerinin yanına gidelim mi?” dante mecburen olur diyerek carrie’yi
takip ederken o sophia denen kız her kimse ilk hatasını yapmıştır, dante
listesinin ilk maddesine yazar.. “yoruldum!” conrad sienna’nın uyukladığı yatağa
kendini atarken genç kadın yattığ yerde zıplayarak gülümser “çöpçatanlık mı yaptın?” “çılgınlar gibi, sen ne yaptın?” “uyukladım..” “hasta mısın?” sienna hayır diyorken arkasını dönerek
conrad’la yüzyüze gelir ve yattığı yere biraz daha yerleşirken yeşil gözleri
parlayarak konuşur “ateşle su evine döndü, hava da
yoruldu-” “sienna benimle evlenir misin?” sienna ifadesi donarak kalakalırken
conrad gülümser “evlenir misin?” “şimdi mi?” “şimdi biraz erken olur, yazın, çocukların
okulu tatile girince..” “doğru..” “cevap?” “bir de cevap mı bekliyorsun!?” “soru sordum, nezaketen bir şey
söyle-“ “evet!” sienna uzanarak conrad’ın dudaklarına
yapışırken conrad da gülerek onu tutar ve hiç de yorgun gibi görünmeyen havayı
altına alırken sienna inleyerek bacaklarını genç adamın bacaklarına dolar.. Conrad yüzünde şapşal bir gülümsemeyle
etrafta dolaşıyorken gün sonunda yılbaşı iznini alan çalışanlar teker teker oreon’dan
ayrılıyor, conrad onların neşesiyle bir daha mutlu oluyordur. Mutlu conrad
asansörlerin önünden geçerken dışarı fırlayan siyah saçlı bir kız üzerine
düşünce gülümsemesi silinerek hızla kızı tutar “hey!” “o
kutu beni öldürecekti!” conrad kutu adı verilen
asansöre bakarken kollarına geçen parmaklar kızın ne kadar korktuğunu
gösteriyordur “artık kurtuldun, kimsin sen?” “sophia marcell-“ “dorian’ın kızı..” sophia başını sallarken kutunun
kapıları kapanıyordur, genç kız ters ters o tarafa bakarken conrad kollarına
girmiş parmakları çıkararak gülümser “baban nerede-“ “ben de onu arıyorum!” sophia’nın sesi ağlamaklı çıkınca
conrad gülümseyerek genç kızı omuzlarından tutarak önüne katar “ben ewan’ın abisiyim, conrad. Gel
seni babana götürelim..” sophia içtenlikle teşekkür ederken
conrad genç ateş kıranı onun bilmediği koridorlardan geçirir.. “sophia’yı gördün mü latty?” latty ofisinden içeri dalan dorian’a
bakıyorken kaşlarını kaldırır “görsem bile tanımam muhtemelen-“ “tamam sağol.” Dorian kapıyı bırakıp ortadan
kaybolurken latty yine eşyalarını toplamaya döner, iki dakika sonra ewan içeri
dalarken hızla sorar “sophia’yı gördün mü latty?” “sophia kim ewan!?” “dorian’ın kızı-“ “tanışmadık,
bilmiyorum-güvenliktekilere sorun, onlar görmüşlerdir-“ “tamam, sağol.” Latty gözlerini devirerek çantasını
masadan alırken ewan tekrar kapıya gelir “bu akşam sana gelsem? Çocukları
biana’ya bırakıyorum-“ “olmaz.” Ewan aceleyi bırakıp kaşlarını çatarak
doğrulur “neden?” latty gülerek ofisten çıkıp kapıyı
kapatır “delora geliyor- “delora her gün orada, bir gün de ben
gelsem-“ “yılbaşında görüşürüz ewan..” latty uzanarak genç adamın yanağını
öper ve arkasını dönüp uzaklaşırken ewan onun uzaklaşan formunu izleyerek
sırıtır ve önüne döner.. “bu elimdeki kızın babası nerede?” ewan karşıdan gelen sophia’yı görünce
rahatlar ve gülümserken conrad onun omuzlarını bırakmış ellerini cebine sokar.
Sophia dönerek conrad’a bakarken genç adam başını sallar, genç kız gülümseyerek
önüne dönerken konuşur “conrad’la era-yani sienna
evleniyormuş..” ewan ne kadar güzel derken sophia’yı
yanına alır ve yürürken yol ortasında durup arkasını döndüğünde conrad onun
büyümüş gözlerine bakıyor kısaca alkışlar “senden iki kafa kısa insanlara karşı
ilgin bu kadar işte..” ewan geri dönüp abisini alır ve
sarılırken conrad onu tutuyor, sophia’ya kıpırdamamasını söyler.. SOUNDTRACK / Ashanti – Hey
Santa 1 hafta sonra.. “sarah şarapları soğutucudan çıkarır
mısın?” sarah, julia’nın doğradığı havuçlardan
bir avuç çalıp kaçar ve arkada kalan küçük kardeşin itirazlarıyla gülerek
şarapları çıkarırken biraz sonra büyük anne collins’in mutfağına amcası
kevin’in kucağında küçük lucas girer. Şaraplar ve havuçlar unutulmuş, herkes
içeri giren ufaklığa el kol yapıyor, öpücükler atıyorken her gün koşa koşa
büyüyen lucas onların sevgisine ellerini çırparak gülüyordur. Norah kızlarını kenara iterek torununu
kucağına alırken lucas büyük annesinin omzuna tutunarak mutfaktaki diğer
insanların ne yaptığını izlemeye başlar. Julia yine havuçlarına dönmüş, sarah
şişe şişe şarapları çıkarıyorken kevin hiçbir şey yapmıyordur. O sırada
mutfaktan bahçeye açılan kapı tıklatılır ve elindeki torbalarla Luke görünürken
kevin atılarak kapıyı açmış, sonunda parmağına yüzüğü takabildiği nişanlısının
elinden torbaları alır “oreon ağırlayacağız diye benim
zavallı nişanlım bunları taşıyor-“ “sen de oturduğun yerden kalkıp
benimle gelseydin?” kevin bir şey söyleyecekken arkadan onu
koruyacak hiçbir itiraz gelmeyince genç adam annesinin kucağındaki lucas’ı
gösterir “ona bakıyordum!” lucas da amcasıyla beraber bağırırken
norah yüzünü buruşturarak herkesin sessiz olmasını ve işlerine devam etmelerini
söyler.. “anne bu ağacı nereye koyacağız!?” eidan tepesinden tutup çekiştirdiği
ağacı içeri sokmaya çalışıyorken diğer uçta da vien ittiriyordur. Norah
mutfaktan koşarak gelirken ellerini birbirine vurarak salonda boşalttığı köşeyi
gösterir “şuraya, hemen koltukların arasına bak
boşalttım-“ “tekrar soruyorum neden son gün-“ “annelere soru sorulmaz, hadi
taşı-kevin! Gel kardeşine yardım et!” norah tekrar mutfağa giderken kevin
koşarak vien’i uzaklaştırır ve ikinci ucu tutarak kaldırırken vien mutfaktan
gelen bağırışların kaynağı olan oğluna gider. Genç kadın mutfağa girdiğinde
sarah lucas’ı kucağına almış, julia’yla beraber tekerleme gibi bir yılbaşı
şarkısı söylüyordur. Lucas kocaman gözlerle onları izliyorken arada halalarının
sesleri çatladığında gülerek bacaklarını sallıyordur. Vien gülerek onlara
katılırken çorbalarla ilgilinen Norah ve etten sorumlu Luke da arkadan ara
vokallerde kendilerini gösteriyordur.. “konukların listesini bana tekrar say
kevin..” kevin sabahtan beri 7. kez listeyi
baştan okuyorken norah peçeteleri katlayarak dinliyordur “Lysander ailesi, doğal olarak-“ “sarah örtüyü biraz daha sola çek-evet
öyle-“ “anne dinliyor musun?” norah yemek odasını denetleyen
bakışlarını kevin’a indirirken gülümser “tabii hayatım, oku, devam et..” kevin öylesine devam ederken norah her
isimde başını sallıyordur. “sienna ve conrad-“ “güzel, tabii çocuklar da var-“ “evet, çocuklar da var-“ “devam-EIDAN SÜSLERİ ÜST KATTA BENİM
ODAMDAN ALIN!” “ellenlar ve kurbağa-“ “ÜST KATTA DİYORUM YA OĞLUM-HEMEN YATAĞIN
YANINDA-“ “tom ve jerry-“ “BULAMADINIZ MI?” “kırmızı başlıklı kız-“ “GELİYORUM-hayatım sen okumaya devam
et ben duyuyorum-“ “tamam, örümcek adam, batman-“ “YATAĞIN ALTINDA DEDİM!” eidan yukardan yanında dedin!
diye bağırıyorken norah inanmıyor, kevin partiye üç gözlü homgropu da davet
ederek listeyi bitiriyordur.. SOUNDTRACK / Aly & Aj
– Let It Snow Cameron rüyasının en güzel yerindeyken
canı yatakta dönmek ister ve kolunu sağ tarafa savurarak dönerken bir anda
yanında yatan birinin acılı sesiyle gözlerini açarak o tarafa bakar. Mason
çıkan gözünün düşmemesi için tutuyorken cameron yüzünü buruşturarak onunla
beraber doğrulur “unuttum-“ “farkındayım-“ “çıktı mı-“ mason bir anda dönerek elini açıp bağırırken
cameron da çığlığı basar ve yataktan fırlarken mason gülüyor, yorganı üzerine
toplar “gerçekten gözüm çıksa böyle
kaçacaksın yani, hiç yakalayayım, yerine takayım-“ “sus, sabah sabah..” cameron saçlarını eliyle toplayarak
yatak odasından çıkarken mutfaktan muhteşem kokular geliyordur. Genç kadın
parmak uçlarında yürüyerek o tarafa giderken mutfakta carrie kahvaltı
hazırlıyor, bir haftadır her gün olduğu gibi erkenden uyanmış, bir de şarkı
mırıldanıyorken, ara sıra dışarda yağan kara bakarak gülümsüyordur. cameron
dayanamamış genç kızın arkasından gelip bir anda belini tutarken carrie
bağırarak elindeki ekmekleri havaya atar ve ellerini göğsüne bastırarak
arkasını dönerken cameron gülümseyerek onun yaptığı tostlara, yumurtaya ve
kocaman bir kase elma reçeline bakıyordur. carrie genç kadının kolunu tutarak
onunla beraber yemeklere bakar “elma reçeli sevdin diye mason dün
biraz daha aldı-“ “ne zaman? Ben neden görmedim?” “banyodaydın, sen hep banyodasın
zaten, ondan mı saçların hep böyle güzel?” cameron gülerek asıl onun saçlarının
güzel olduğunu söylüyorken mason kapıya yaslanmış, sesini çıkarmadan iki
sarışını izliyordur.. “babaaaa, ben hastayım..” sophia öksürerek babasının yatağına
çıkarken dorian yattığı yerden dönerek gözlerini açar. Sophia dudağını bükerek
oturuyorken dorian doğrularak kızının ateşine bakar, sonra gözlerini devirerek
geri yatarken sophia onun elini yakalar ve yine başına koyarken feryat eder “hastayım! Gerçekten!” “neren ağrıyor?” “her yeriiiimmm..” sophia inleyerek yatağa yatarken
dorian yorganın kendi üzerinden atıp kızının üzerine örter “biraz daha uyursan iyileşirsin, akşam
yemeğe gideceğiz-“ “gidemeeem hastayııım..” genç kız yine öksürürken dorian onun
saçlarını düzelterek yeşil gözlerine bakar “herkesle bir şekilde tanışacaksın
sophia-“ “hepsiyle tek seferde tanışmak zorunda
mıyım? Bir haftadır ne güzel oturuyorduk-“ “daha okula gideceksin-“ “gidemeeeemmm hastayıııımmm!” sophia yorganı kafasına çekerek
sırtını babasına döner ve kıvırılıp kendini saklarken dorian eğilip yorganın
üstünden onun başını öper, sonra kalkıp banyoya giderken sophia yorganı indirip
oflar.. “önce peynir! reçel altta olursa
kayar-concon hayır!” brittany jonathan’ın elinden krem
peyniri alıp kendisi sürerken nicole tabağına vurarak önüne ekmek konmasını
bekliyordur. Kurbağalar mutfakta kendilerini beslerken latty dış kapıyı açarak
içeri girer ve elindeki torbalarla kollarını açarak üzerindeki karları
gösterirken gülerek çocuklara bakar “ne kadar güzel yağıyor baksanıza!” nicole oturduğu yerden inip
gülümseyerek latty’nin yanına giderken ikisi beraber kapının dışında yağan karı
izler. Jonathan koşarak annesinin paltosunda birikmiş karları alır ve erimeden
son anda gidip brittany’nin pijamasından içeri atarken genç kız bağırarak
zıplıyor, latty onlara bakmadan uslu olmalarını söylüyordur “sienna gelince kızlarını tek parça
vereceğim jonathan, sakin dur-“ “anne önce reçel mi sürülür peynir
mi?” latty ve nicole kapıyı kapatıp onların
yanına giderken nicole ne süreceklerse artık sürmelerini, açlıktan onları
yiyeceğini söyleyerek tekrar yerine oturuyordur.. dante saat daha akşam yemeği vakti
olmadan hazırlanmış, salonda oturuyorken annesiyle babası aşağı inip çıktıkça gidiyor
muyuz!? diye kalkıyordur, ama saatlerdir kimse bir yere gitmiyorken dante
artık akşam olsa da collinslere gitseler de carrie’yi görse diye öfleyerek
oturmaya devam ediyordur “annem gitmeden biraz atıştırın, hemen
yemeğe oturmayız dedi, gel hadi-“ “aç değilim ben, erken gitsek olmaz
mı?” faye gülerek dante’yi kolundan
çekiştiriyorken ikisi mutfak yolundayken babaları da üst katta iniyor, onlarla
beraber mutfağa girer “meyve yemek isteyen?” “ben yerim-“ “baba artık gitmiyor muyuz?” calis dolaptan üç tane elma çıkarıp
herkesin eline birer tane atarken dante kendininkini tutarak babasına bakar “erken gitsek, orada meyve yesek?” “daha kimse gitmemiştir dante, carrie
bile gitmemiştir..” faye babasıyla beraber elmasını
yıkıyorken gülümser, calis kızına göz kırpıp yıkadığı elmayı oğluna verir, onun
elindeki elmayı alıp yıkarken konuşur “gerçi annenizin başı biraz ağrıyor,
belki gitmeyiz-“ “hayır! anne! İlaç getireyim mi?” dante koşarak yukarı çıkarken calis ve
faye gülerek elmalarını ısırıyordur.. ![]() |


