“mason

#41 – Have You Seen My Love?

 

“mason! Uyan! Hey!”

 

conrad yerdeki adama bir tokat atarken mason acıyla inleyerek gözlerini açar ve arkadaşına bakarken doğrulur

 

“ne vuruyorsun?”

“gittin yine-“

“gitmedim burdayım, bayıldım sadece, cameron nerede?”

“ne cameron’ı?”

“en son buradaydı, yataktan kalktı, çok olmadık bir şey söyledim conrad, rezil bir adamım..”

 

conrad gözlerini kısarak mason’a bakıyorken bunun gerçek mi yalan mı olduğunu anlamıyor, bekliyorken mason da ona bakıyordur

 

“iyi misin sen? Cameron’ı sen mi aldın?”

“mason sen ne iş yapıyorsun?”

“Rhea’da senin elçiliğini yapıyorum, ayrıca oraya da dönmem lazım, ama önce cameron’ı bulmalıyım, çok kötü bir şey söyledim, çok..”

 

mason yerden doğrulurken conrad dehşetle çenesini ovuyor, işler işte şimdi karışıyorken conrad kalkarak mason’ı takip eder..

 

 

“sen burada bekle, ben cameron’ı getiririm..”

 

mason tamam der ve teşekkür ederken gidip iskemlelerin birine oturur. Conrad odadan çıkıp birilerini bulmaya giderken dorian’la beraber toplantı odasından çıkan ewan’ı bulunca kolundan  çekip alır

 

“mason delirdi-“

“ne demek o?”

“her şey çorba oldu, adamı o kadar inandırmışız ki, videoları gösterinde bir anda anıları çorba oldu. Hem bu mason, hem bizim yarattığımız mason birbirine karıştı. Cameron’ı sevgilisi sanıyor, ama Rhea’da olduğunu biliyor..”

 

ewan boş bir ifadeyle conrad’ bakıyorken mırıldanır

 

“ben şoför yapalım demiştim..”

 

conrad onun kafasına vurarak yürütürken arkada onları dinleyen dorian başını iki yana sallayarak o kadar zamanda hiçbir şeyin değişmediği evinin koridolarında yürüyerek sophia’yı bıraktığı yerden almaya gider..

 

 

SOUNDTRACK / Rosie Thomas – Have You Seen My Love?

Have you seen my love? Is he far away?

Have you seen the one for me? His face lights up my day

I won't let one boy steal a kiss or call me his

Instead I'll wait for his voice to call out and carry these daydreams away

 

 

Cameron aynanın önünde saçlarını düzeltiyor, üzerindeki bembeyaz gömleği ve şık, gri eteğini oturturken kapısı tıklatıldığında o tarafa döner

 

“evet?”

“benim, conrad-“

“gelebilirsin conrad..”

 

genç adam içeri girerken yanında ewan da gelmiş, elini kaldırarak selam verir ve kapıyı arkasından kapatırken cameron kaşlarını çatarak iki kardeşe bakar

 

“mason’a bir şey mi oldu?”

“mason sana aşık oldu cameron, daha doğrusu bizim onu sevgilisi diye yutturduğumuz cameron’a-“

“efendim?”

“seninle beraber geçirdiği günün videosunu izlettim-“

“neden?”

hatırlasın diye.”

 

Cameron susarak arkasındaki dresuara yaslanırken conrad devam eder

 

“izledikten sonra kendinden geçti uyandığında hem asıl mason’ı, hem senin mason’ını hatırlıyordu-“

“nasıl böyle bir şey olabilir peki? Ya iyileşmemişse?”

“ya da artık tamamen bozuldu.”

 

Cameron gözleri büyüyerek ewan’a bakarken genç adam başını sallar..

 

 

“olabilir, senelerdir böyle oluyor, sonunda bir yerde durma kararı almış olabilir-“

“piyango bana mı vurdu!?”

“demek ki seninle yaşadıklarında tutunacak bir yer buldu-“

 

cameron sinirle gülerek doğrulur

 

“benimle hiçbir şey yaşamadı, hepsini biz uydurduk-“

“aslını istersen hiçbirini biz uydurmadık. Sevgili olmak isteyen sendin, gittin, oldun ve o andan itibaren her şey ikinizin arasında oldu. Mason senin yönlendirmelerinle o hatıraları yarattı, biz yazıp eline vermedik-“

“ne demeye çalışıyorsun, açık açık söyle-“

“bir şey demiyorum, mason şimdi senden özür dilemek için aşağıda bekliyor-“

“neden!? Ben onun sevgilisi değilim, açıklasaydınız!”

“ben sana kalkıp chris senin kardeşin değil cameron desem sen bana inanır mısın? Chris’ten duymak istemez misin?”

 

cameron yine susmuş, başını çevirerek pencerelerden görünen siyahlığa bakar ve derin bir nefes alarak önüne dönerken başını sallar

 

“peki, ben söylerim o halde..”

 

ve genç kadın odadan çıkıp kapıyı açık bırakırken ewan ve conrad da hızlı adımlarla onu takip ederler..

 

 

cameron toplantı odasına girip kapıyı sıkıca kapatırken arkasını dönmeden önce bir saniye için düşünür, sonra dönerken mason ayakta, ona bakıyordur

 

“cameron, üzgünüm, inan seni üzmek istemedim-“

“önemli değil-“

“nasıl önemli değil! Aşmıştık, bitmişti, bir anda her şeyi tekrar ortaya çıkarttım, yıllarca konuşmadık, hiç olmamış gibi davrandık. Sen venüse gittin, moda şovlarına devam ettin, ben Rhea’da kaldım, koptuk, ayrıldık-“

“mason sus-“

“hayır-“

“SUS!”

 

Cameron masaya elini vurduğunda mason irkilerek susar ve genç kadına bakarken cameron gözleri dolmuş, ona bakıyor, konuşur

 

“ben senin sevgilin değilim. Hafızanı kaybettiğin zaman güvende olman için bu yalanı uydurdum, uydurduk, conrad, ben-her neyse. Ben senin  sevgilin değilim, yalanla gerçek birbirine karıştı, videolaro izledikten sonra, bizi görünce-“

 

cameron elini ağzına kapatarak arkasındaki iskemleye çökerken mason ona bakıyor, anlamıyor, anlamak istemiyor, masanın etrafından dolaşarak cameron’ın yanında yere çöker

 

“bana bak..”

 

cameron başını yanındaki adama çevirirken mason onun gözlerinin içine bakıyor, sanki bir şeyler arıyormuş gibi bekliyorken biraz sonra uzanarak genç kadının dudaklarına kendi dudaklarıyla dokunduğunda cameron nefesini tutarak gözlerini kapatır..

 

 

Mason usulca geri çekildiğinde cameron gözlerinden birer damla yaş akarak mavi gözlerini aralar

 

“bunların hepsi yalan, hiçbirini yaşamadık biz. Bebeğim öldüğünde ben yalnızdım-“

“cameron yapma-“

“ASIL SEN YAPMA! YALANDI DİYORUM! BİRİ BENİ BURADAN ÇIKARSIN!”

 

cameron yerinden fırlayarak kapıya asılırken mason onu kollarından tutarak kendine çeker ve sarılırken cameron elleri havada kalmış, onu bütün kalbiyle seven adamın kollarında, ama her şey yalanken genç kadın aklını kaçırmak üzere, öylece durur..

 

 

cameron mason’ın sırtına tutunuyorken ne kadadır öyle durduklarını ikisi de bilmiyor, öylece bekliyorlarken cameron konuşur

 

“bana inanmak zorundasın-“

“inanmazsam ne olacak, artık sen de ne yaşadığımızı biliyorsun-“

 

cameron mason’ı iterek genç adamın gözlerine bakarken sorar

 

“yalan olduğunu biliyorsun-“

 

mason başını iki yana sallarken cameron onun yüzünü tutar

 

“neden ısrar ediyorsun?”

“yalan değil-“

“saçmalama-“

“her şeyi gördün-“

“sen uydurdun!”

“benim sevgilim olduğunu da sen uydurdun! Ödeştik!”

 

cameron önündeki adamın suratına tokadı basar ve geri çekilirken mason onu gömleğinden yakalar ve kendine çekip dudaklarına yapışırken cameron elini genç adamın sarı saçlarına sokarak ne yapmak istiyorsa yapmasına izin verir..

 

 

mason toplantı masasındaki boş kağıtları iterek cameron’ı masaya yatırırken tavana yerleştirilmiş kameraların ışıkları söner. Mason altındaki kadının dudaklarına eğilirken yarı yolda cameron ona uzanmış, nefesleri birbirine karışarak öpüşürler. Cameron mason’ın üzerindeki tişörtü sıyırıyorken genç adam onun dar eteğini bacaklarından sıyırmaya çalışıyordur, bir an sonra bir yırtılma sesi duyulurken cameron gülerek başını yana çevirir

 

“önce evimi, sonra eteğimi mahvettin-“

“alış..”

 

cameron tekrar mason’ın gözlerine dönerken konuşur

 

“yapmayız..”

“neden? Yalancı kraliçeler, asırlar sonra bulunan kardeşler varken bir biz mi yalancıktan sevgili olamıyoruz?”

“seni beni tanımıyorsun bile-“

 

mason sadece gülümser ve altındaki sarışının dudaklarına uzanırken cameron o anda kitap gibi okunduğunu anlamış, mason’ı saçlarından tutarak geri çeker

 

“ben seni tanımıyorum o zaman! Deli misin mesela?”

“sadece yılda bir kere-“

“keşke eve hiç dönmeseydim.”

“yalan söylüyorsun.”

 

Cameron uzanarak mason’ın alt dudağını yakalar ve hafifçe ısırıp bırakırken konuşur

 

“haftaya yılbaşı, bu akşam yine antrenman var..”

“giderken pasta alalım..”

 

cameron gülerken mason da genç kadının bacaklarını kendine sararak ona eğilir..

 

 

SOUNDTRACK / Aly & Aj – Deck The Halls

 

 

Cameron sihirle tek parça haline gelmiş eteğini düzelterek toplantı odasından çıkarken mason da arkasında geliyor, tişörtünün bir yerinin açık olup olmadığının kontrol ediyordur. İkisi yürürken koridorun köşesinden sophia dönüyor, labirent gibi oreon’da babasını arıyorken sadece bir bardak su için çıkmıştır, ama şimdi geri dönemiyorken köşeyi dönünce birine çarptığında irkilerek çarptığı kadının kollarına tutunur

 

“çok özür dilerim-“

 

genç kızı bakışları bir an donarken cameron onun ellerini tutuyor gülümser

 

“önemli değil, sen iyi misin?”

 

sophia başını sallarken cameron onu geçerek arkadaki mason’a yetişir. Sophia uzaklaşan kadının arkasından bakıyorken usulca bir teşekkür fısıldar ve önüne dönüp yürümeye devam ederken hala kayıptır, öfler..

 

 

sophia hala amaçsızca dolaşıyorken iş artık babasını aramak değil, yaşadığımız yeri görelim ve tanıyalım gezisi olmuştur. Genç kız birkaç kez girmemesi gereken yerlere girmiş ve kibarca kovulmuşken şimdi daha güvenli olduğunu düşündüğü bir yerde dolaşıyordur. Sıra sıra kapıların olduğu kat diğerlerine göre sessizken sophia omzundan önüne gelen at kuyruğunu arkaya atarak sessizce yürür. Karanlık bir köşeye geldiğinde duvarın kenarından eğilip orada ne olduğuna bakar ve o anda birisi çığlığı basarken sophia da bağırarak geriler ve karşıdaki duvara yapışır..

 

İlk çığlığın sahibi olan carrie dante’yle beraber karanlık köşeden çıkarken sophia duvarı tutarak onlara bakıyor, yutkunur ve konuşur

 

“korkutmak istememiştim, üzgünüm-“

“sen kimsin?”

 

dante daha önce görmediği kıza bakıyorken sophia duvardan çekilerek konuşur

 

“sophia marcell, dorian marcell’in kızıyım. Siz kimsiniz?”

“dante calis, buraların sahibinin oğluyum. Neden burada dolaşıyorsun?”

“yolumu kaybettim-“

“nereyi arıyorsun ki?”

“babamı-“

“burası çocukların odalarının olduğu yer, burada bulamazsın, aşağı ineceksin..”

 

sophia tamam der ve teşekkür ederek geldiği yoldan geri dönerken dante onun uzun at kuyruğuna ve ince formuna bakıp tekrar carrie’ye döner. Genç kızın bütün keyfi kaçmışken sarı elbisenin etekleriyle oynayarak duvara yaslanır

 

“diğerlerinin yanına gidelim mi?”

 

dante mecburen olur diyerek carrie’yi takip ederken o sophia denen kız her kimse ilk hatasını yapmıştır, dante listesinin ilk maddesine yazar..

 

 

“yoruldum!”

 

conrad sienna’nın uyukladığı yatağa kendini atarken genç kadın yattığ yerde zıplayarak gülümser

 

“çöpçatanlık mı yaptın?”

“çılgınlar gibi, sen ne yaptın?”

“uyukladım..”

“hasta mısın?”

 

sienna hayır diyorken arkasını dönerek conrad’la yüzyüze gelir ve yattığı yere biraz daha yerleşirken yeşil gözleri parlayarak konuşur

 

“ateşle su evine döndü, hava da yoruldu-”

“sienna benimle evlenir misin?”

 

sienna ifadesi donarak kalakalırken conrad gülümser

 

“evlenir misin?”

“şimdi mi?”

“şimdi biraz erken olur, yazın, çocukların okulu tatile girince..”

“doğru..”

“cevap?”

“bir de cevap mı bekliyorsun!?”

“soru sordum, nezaketen bir şey söyle-“

“evet!”

 

sienna uzanarak conrad’ın dudaklarına yapışırken conrad da gülerek onu tutar ve hiç de yorgun gibi görünmeyen havayı altına alırken sienna inleyerek bacaklarını genç adamın bacaklarına dolar..

 

 

Conrad yüzünde şapşal bir gülümsemeyle etrafta dolaşıyorken gün sonunda yılbaşı iznini alan çalışanlar teker teker oreon’dan ayrılıyor, conrad onların neşesiyle bir daha mutlu oluyordur. Mutlu conrad asansörlerin önünden geçerken dışarı fırlayan siyah saçlı bir kız üzerine düşünce gülümsemesi silinerek hızla kızı tutar

 

“hey!”

“o  kutu beni öldürecekti!”

 

conrad kutu adı verilen asansöre bakarken kollarına geçen parmaklar kızın ne kadar korktuğunu gösteriyordur

 

“artık kurtuldun, kimsin sen?”

“sophia marcell-“

“dorian’ın kızı..”

 

sophia başını sallarken kutunun kapıları kapanıyordur, genç kız ters ters o tarafa bakarken conrad kollarına girmiş parmakları çıkararak gülümser

 

“baban nerede-“

“ben de onu arıyorum!”

 

sophia’nın sesi ağlamaklı çıkınca conrad gülümseyerek genç kızı omuzlarından tutarak önüne katar

 

“ben ewan’ın abisiyim, conrad. Gel seni babana götürelim..”

 

sophia içtenlikle teşekkür ederken conrad genç ateş kıranı onun bilmediği koridorlardan geçirir..

 

 

“sophia’yı gördün mü latty?”

 

latty ofisinden içeri dalan dorian’a bakıyorken kaşlarını kaldırır

 

“görsem bile tanımam muhtemelen-“

“tamam sağol.”

 

Dorian kapıyı bırakıp ortadan kaybolurken latty yine eşyalarını toplamaya döner, iki dakika sonra ewan içeri dalarken hızla sorar

 

“sophia’yı gördün mü latty?”

“sophia kim ewan!?”

“dorian’ın kızı-“

“tanışmadık, bilmiyorum-güvenliktekilere sorun, onlar görmüşlerdir-“

“tamam, sağol.”

 

Latty gözlerini devirerek çantasını masadan alırken ewan tekrar kapıya gelir

 

“bu akşam sana gelsem? Çocukları biana’ya bırakıyorum-“

“olmaz.”

 

Ewan aceleyi bırakıp kaşlarını çatarak doğrulur

 

“neden?”

 

latty gülerek ofisten çıkıp kapıyı kapatır

 

“delora geliyor-

“delora her gün orada, bir gün de ben gelsem-“

“yılbaşında görüşürüz ewan..”

 

latty uzanarak genç adamın yanağını öper ve arkasını dönüp uzaklaşırken ewan onun uzaklaşan formunu izleyerek sırıtır ve önüne döner..

 

 

“bu elimdeki kızın babası nerede?”

 

ewan karşıdan gelen sophia’yı görünce rahatlar ve gülümserken conrad onun omuzlarını bırakmış ellerini cebine sokar. Sophia dönerek conrad’a bakarken genç adam başını sallar, genç kız gülümseyerek önüne dönerken konuşur

 

“conrad’la era-yani sienna evleniyormuş..”

 

ewan ne kadar güzel derken sophia’yı yanına alır ve yürürken yol ortasında durup arkasını döndüğünde conrad onun büyümüş gözlerine bakıyor kısaca alkışlar

 

“senden iki kafa kısa insanlara karşı ilgin bu kadar işte..”

 

ewan geri dönüp abisini alır ve sarılırken conrad onu tutuyor, sophia’ya kıpırdamamasını söyler..

 

 

SOUNDTRACK / Ashanti – Hey Santa

 

 

1 hafta sonra..

 

“sarah şarapları soğutucudan çıkarır mısın?”

 

sarah, julia’nın doğradığı havuçlardan bir avuç çalıp kaçar ve arkada kalan küçük kardeşin itirazlarıyla gülerek şarapları çıkarırken biraz sonra büyük anne collins’in mutfağına amcası kevin’in kucağında küçük lucas girer. Şaraplar ve havuçlar unutulmuş, herkes içeri giren ufaklığa el kol yapıyor, öpücükler atıyorken her gün koşa koşa büyüyen lucas onların sevgisine ellerini çırparak gülüyordur.

 

Norah kızlarını kenara iterek torununu kucağına alırken lucas büyük annesinin omzuna tutunarak mutfaktaki diğer insanların ne yaptığını izlemeye başlar. Julia yine havuçlarına dönmüş, sarah şişe şişe şarapları çıkarıyorken kevin hiçbir şey yapmıyordur. O sırada mutfaktan bahçeye açılan kapı tıklatılır ve elindeki torbalarla Luke görünürken kevin atılarak kapıyı açmış, sonunda parmağına yüzüğü takabildiği nişanlısının elinden torbaları alır

 

“oreon ağırlayacağız diye benim zavallı nişanlım bunları taşıyor-“

“sen de oturduğun yerden kalkıp benimle gelseydin?”

 

kevin bir şey söyleyecekken arkadan onu koruyacak hiçbir itiraz gelmeyince genç adam annesinin kucağındaki lucas’ı gösterir

 

“ona bakıyordum!”

 

lucas da amcasıyla beraber bağırırken norah yüzünü buruşturarak herkesin sessiz olmasını ve işlerine devam etmelerini söyler..

 

 

“anne bu ağacı nereye koyacağız!?”

 

eidan tepesinden tutup çekiştirdiği ağacı içeri sokmaya çalışıyorken diğer uçta da vien ittiriyordur. Norah mutfaktan koşarak gelirken ellerini birbirine vurarak salonda boşalttığı köşeyi gösterir

 

“şuraya, hemen koltukların arasına bak boşalttım-“

“tekrar soruyorum neden son gün-“

“annelere soru sorulmaz, hadi taşı-kevin! Gel kardeşine yardım et!”

 

norah tekrar mutfağa giderken kevin koşarak vien’i uzaklaştırır ve ikinci ucu tutarak kaldırırken vien mutfaktan gelen bağırışların kaynağı olan oğluna gider. Genç kadın mutfağa girdiğinde sarah lucas’ı kucağına almış, julia’yla beraber tekerleme gibi bir yılbaşı şarkısı söylüyordur. Lucas kocaman gözlerle onları izliyorken arada halalarının sesleri çatladığında gülerek bacaklarını sallıyordur. Vien gülerek onlara katılırken çorbalarla ilgilinen Norah ve etten sorumlu Luke da arkadan ara vokallerde kendilerini gösteriyordur..

 

 

“konukların listesini bana tekrar say kevin..”

 

kevin sabahtan beri 7. kez listeyi baştan okuyorken norah peçeteleri katlayarak dinliyordur

 

“Lysander ailesi, doğal olarak-“

“sarah örtüyü biraz daha sola çek-evet öyle-“

“anne dinliyor musun?”

 

norah yemek odasını denetleyen bakışlarını kevin’a indirirken gülümser

 

“tabii hayatım, oku, devam et..”

 

kevin öylesine devam ederken norah her isimde başını sallıyordur.

 

“sienna ve conrad-“

“güzel, tabii çocuklar da var-“

“evet, çocuklar da var-“

“devam-EIDAN SÜSLERİ ÜST KATTA BENİM ODAMDAN ALIN!”

“ellenlar ve kurbağa-“

“ÜST KATTA DİYORUM YA OĞLUM-HEMEN YATAĞIN YANINDA-“

“tom ve jerry-“

“BULAMADINIZ MI?”

“kırmızı başlıklı kız-“

“GELİYORUM-hayatım sen okumaya devam et ben duyuyorum-“

“tamam, örümcek adam, batman-“

“YATAĞIN ALTINDA DEDİM!”

 

eidan yukardan yanında dedin! diye bağırıyorken norah inanmıyor, kevin partiye üç gözlü homgropu da davet ederek listeyi bitiriyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Aly & Aj – Let It Snow

 

 

Cameron rüyasının en güzel yerindeyken canı yatakta dönmek ister ve kolunu sağ tarafa savurarak dönerken bir anda yanında yatan birinin acılı sesiyle gözlerini açarak o tarafa bakar. Mason çıkan gözünün düşmemesi için tutuyorken cameron yüzünü buruşturarak onunla beraber doğrulur

 

“unuttum-“

“farkındayım-“

“çıktı mı-“

 

mason bir anda dönerek elini açıp bağırırken cameron da çığlığı basar ve yataktan fırlarken mason gülüyor, yorganı üzerine toplar

 

“gerçekten gözüm çıksa böyle kaçacaksın yani, hiç yakalayayım, yerine takayım-“

“sus, sabah sabah..”

 

cameron saçlarını eliyle toplayarak yatak odasından çıkarken mutfaktan muhteşem kokular geliyordur. Genç kadın parmak uçlarında yürüyerek o tarafa giderken mutfakta carrie kahvaltı hazırlıyor, bir haftadır her gün olduğu gibi erkenden uyanmış, bir de şarkı mırıldanıyorken, ara sıra dışarda yağan kara bakarak gülümsüyordur. cameron dayanamamış genç kızın arkasından gelip bir anda belini tutarken carrie bağırarak elindeki ekmekleri havaya atar ve ellerini göğsüne bastırarak arkasını dönerken cameron gülümseyerek onun yaptığı tostlara, yumurtaya ve kocaman bir kase elma reçeline bakıyordur. carrie genç kadının kolunu tutarak onunla beraber yemeklere bakar

 

“elma reçeli sevdin diye mason dün biraz daha aldı-“

“ne zaman? Ben neden görmedim?”

“banyodaydın, sen hep banyodasın zaten, ondan mı saçların hep böyle güzel?”

 

cameron gülerek asıl onun saçlarının güzel olduğunu söylüyorken mason kapıya yaslanmış, sesini çıkarmadan iki sarışını izliyordur..

 

 

“babaaaa, ben hastayım..”

 

sophia öksürerek babasının yatağına çıkarken dorian yattığı yerden dönerek gözlerini açar. Sophia dudağını bükerek oturuyorken dorian doğrularak kızının ateşine bakar, sonra gözlerini devirerek geri yatarken sophia onun elini yakalar ve yine başına koyarken feryat eder

 

“hastayım! Gerçekten!”

“neren ağrıyor?”

“her yeriiiimmm..”

 

sophia inleyerek yatağa yatarken dorian yorganın kendi üzerinden atıp kızının üzerine örter

 

“biraz daha uyursan iyileşirsin, akşam yemeğe gideceğiz-“

“gidemeeem hastayııım..”

 

genç kız yine öksürürken dorian onun saçlarını düzelterek yeşil gözlerine bakar

 

“herkesle bir şekilde tanışacaksın sophia-“

“hepsiyle tek seferde tanışmak zorunda mıyım? Bir haftadır ne güzel oturuyorduk-“

“daha okula gideceksin-“

“gidemeeeemmm hastayıııımmm!”

 

sophia yorganı kafasına çekerek sırtını babasına döner ve kıvırılıp kendini saklarken dorian eğilip yorganın üstünden onun başını öper, sonra kalkıp banyoya giderken sophia yorganı indirip oflar..

 

 

“önce peynir! reçel altta olursa kayar-concon hayır!”

 

brittany jonathan’ın elinden krem peyniri alıp kendisi sürerken nicole tabağına vurarak önüne ekmek konmasını bekliyordur. Kurbağalar mutfakta kendilerini beslerken latty dış kapıyı açarak içeri girer ve elindeki torbalarla kollarını açarak üzerindeki karları gösterirken gülerek çocuklara bakar

 

“ne kadar güzel yağıyor baksanıza!”

 

nicole oturduğu yerden inip gülümseyerek latty’nin yanına giderken ikisi beraber kapının dışında yağan karı izler. Jonathan koşarak annesinin paltosunda birikmiş karları alır ve erimeden son anda gidip brittany’nin pijamasından içeri atarken genç kız bağırarak zıplıyor, latty onlara bakmadan uslu olmalarını söylüyordur

 

“sienna gelince kızlarını tek parça vereceğim jonathan, sakin dur-“

“anne önce reçel mi sürülür peynir mi?”

 

latty ve nicole kapıyı kapatıp onların yanına giderken nicole ne süreceklerse artık sürmelerini, açlıktan onları yiyeceğini söyleyerek tekrar yerine oturuyordur..

 

 

dante saat daha akşam yemeği vakti olmadan hazırlanmış, salonda oturuyorken annesiyle babası aşağı inip çıktıkça gidiyor muyuz!? diye kalkıyordur, ama saatlerdir kimse bir yere gitmiyorken dante artık akşam olsa da collinslere gitseler de carrie’yi görse diye öfleyerek oturmaya devam ediyordur

 

“annem gitmeden biraz atıştırın, hemen yemeğe oturmayız dedi, gel hadi-“

“aç değilim ben, erken gitsek olmaz mı?”

 

faye gülerek dante’yi kolundan çekiştiriyorken ikisi mutfak yolundayken babaları da üst katta iniyor, onlarla beraber mutfağa girer

 

“meyve yemek isteyen?”

“ben yerim-“

“baba artık gitmiyor muyuz?”

 

calis dolaptan üç tane elma çıkarıp herkesin eline birer tane atarken dante kendininkini tutarak babasına bakar

 

“erken gitsek, orada meyve yesek?”

“daha kimse gitmemiştir dante, carrie bile gitmemiştir..”

 

faye babasıyla beraber elmasını yıkıyorken gülümser, calis kızına göz kırpıp yıkadığı elmayı oğluna verir, onun elindeki elmayı alıp yıkarken konuşur

 

“gerçi annenizin başı biraz ağrıyor, belki gitmeyiz-“

“hayır! anne! İlaç getireyim mi?”

 

dante koşarak yukarı çıkarken calis ve faye gülerek elmalarını ısırıyordur..