SOUNDTRACK / Bond – Dream Star

#44 – ‘Çoklu Zaman Bütünlemesi’

 

SOUNDTRACK / Bond – Dream Star

 

 

“ÇOCUKLAR! NEREDESİNİZ?”

 

colm hızla merdivenleri tırmanıyorken nathan’ın odasından shia ve nathan birbirlerini iterek çıkarlar

 

“BABA!”

 

colm gözleri büyüyerek nathan’ın yanında, ona baba diye bağıran çocuğa bakar, sonra nathan’a dönerek sorar

 

“neler oluyor burada?”

colm, bir sorunumuz var..”

 

colm kapıdan çıkan robotu gördüğünde atılarak nathan’ı yanına alır, onun arkasından kenda da koşturarak colm’un diğer tarafına geçerkten genç adam kapıda duran delikanlıya, beyaz robota ve onun arkasından gelen genç kıza bakar. Kapıdaki üçlü de diğerlerini izliyorken shia konuşur

 

“baba, çok garip bir şey oldu-“

“kimsin sen?”

 

shia iç çekerek başını eğerken dax yavaşça elini kaldırarak onun omzuna koyar ve hafifçe okşarken onun yanındaki megan atılır

 

“ben megan, bu da shia-“

 

o anda shia başını kaldırarak bir anda konuşmaya başlar

 

“zamanda yolculuk yaparken buraya düştük. Ben aslında bir saat ileri gitmek istemiştim, gittim  de, ama bir anda bu ikisi çıktılar, ama her şey aynıydı, sadece sandviçler yoktu, bir de joystick, gerisi aynı-“

“tamam-“

“ama baba anlamıyorsun-“

tamam.

 

Shia susarken colm ellerini kaldırmış, herkese sakin olmalarını söyler

 

“şimdi hepinizi alıp oreon’a götüreceğim..”

 

shia rahatlarken dax de başını sallıyordur. Colm, nathan ve kenda’yı önden arabaya yollar, sonra diğerlerine dönerek konuşur

 

“çocuklar, yalan söylemediğinizden ve şu anda korktuğunuzdan eminim..”

 

colm’un gözü yine robota takılmış, kaşlarını kaldırarak derin bir nefes alır ve tekrar diğer ikisine dönerek devam eder

 

“... ve durumu düzeltmek için de elimden geleni yapacağım-“

“babam anlar! Gördüğü anda anlar-“

baban?”

 

colm mavi gözlü kıza bakıyorken megan başını sallar

 

“eidan collins, babam..”

 

colm elini alnına bastırarak pekala der ve koridorda kenara çekilerek onlara yolu gösterir

 

“her şeyi anlayacağız, yürüyün bakalım..”

 

shia derhal öne düşerken megan da onun arkasından koşturarak elini tutar, ikisi beraber merdivenlerden iniyorken colm dönerek beyaz robota bakar

 

“sen de...dax.”

tabii colm..”

 

beyaz robot genç adamın önünden geçerek merdivenlere ilerlerken colm bir an durup onu izler, sonra kendi kendine bir şeyler söyleyerek yürürken oreon’da bekleyenler de gittikçe sabırsızlanıyordur..

 

 

shia, megan ve dax sorgu odalarından birine oturtulmuş, yan odadakiler tek taraflı camdan onları izliyorken bütün kurbağalar da oradadır. Dante cama yaklaşarak odadakilere bakar, sonra dönerek babasına bakarken sorar

 

“böyle bir şey olabilir mi?”

 

calis emin olmadığını söylüyorken onun yanında cama adeta yapışmış olan eidan içerdeki siyah saçlı, mavi gözlü, su gibi güzel kıza bakıyordur. Ellerini cama yapıştırarak biraz daha eğilirken konuşur

 

“kız haklı, o benim..”

 

herkes dönerek eidan’a bakarken vien de kocasının koluna sarılmış, içerdeki kıza bakıyordur. O sırada asıl beklenenler, colm, nathan ve kenda içeri girer, ewan kızına atılırken, delia da oğlunu yanına çekiyordur. Kenda babasına sarılıp bırakırken yanlarına siyah saçlı, parlak mavi gözlü ve daha önce hiç görmediği bir çocuk yaklaşır

 

“kenda, iyi misin?”

 

kenda irkilerek babasına tutunurken gözleri büyümüş, yutkunarak başını babasına kaldırır

 

“ba-baba? Bu-“

“lucas buraya gel-“

 

lucas onları bırakıp dönerek babasının çağırdığı yere giderken eidan oğluna içerdeki kızı gösterip bir şeyler sorduğunda kenda dudaklarını birbirine bastırarak hızla nathan’a bakar. Nathan da şokla ona bakıyorken kenda babasını bırakarak geriler

 

“bir şeyler oluyor..”

 

ewan kaşlarını çatarken diğerleri de o tarafa dönmüştür, o sırada odanın kapısı tekrar açılarak görevlinin tuttuğu kapıdan biana içeri girdiğinde kenda koşarak annesine sarılır

 

“anne! Bir şeyler oluyor!”

 

biana kızının sımsıkı sarmış, diğerlerine bakıyorken kimse ne olduğunu bilmiyor, öylece bakışır..

 

 

shia dik dik karşı duvara bakıyorken içerdekilerin onları izlediğini biliyordur. Dakikalardır kimse onları kontrol etmeye girmemişken delikanlı yerinden kalkarak etrafta dolaşmaya başlar. Megan başını çevirerek onu izliyorken yanındaki dax de delikanlıyı takip ediyor, başı 360 derece dönüp tekrar önüne baktığında shia masaya ellerini koyarak onlara bakar

 

“her ihtimale hazırlıklı olmalıyız..”

 

megan kollarını kavuşturarak arkasına yaslanırken bakışlarını karşı duvara diker

 

“ben eve dönmek istiyorum..”

 

shia hepimiz istiyoruz diyorken dax de başını sallıyor, megan gibi kollarını kavuşturarak mavi lazerli gözlerini karşı duvara dikip beklemeye başlıyordur..

 

 

“kenda, tatlım neler oluyor?”

 

genç kız başını kaldırarak korku dolu kahverengi gözleriyle annesine bakar ve fısıldar

 

“yaklaş..”

 

biana başını eğerek saçlarını kulağının arkasına alır ve kızının söylediklerini dinlerken bakışları lucas’a döndüğünde ohlayarak geri çekilir. Kenda hala korkuyla ona bakıyorken biana kızını kendine çekerek diğerlerine bakar

 

“kenda ve nathan onların bildiği lucas’ın bebek olduğunu söylüyor..”

 

herkesin gözleri büyürken lucas da kaşlarını kaldırmış, annesine sarılan genç kıza bakar, sonra hafifçe gülümsediğinde kenda yutkunarak bakışlarını kaçırır. Lucas babasının yanından eğilerek favian’a bakar ve omuzlarını hafifçe kaldırıp tekrar indirirken favian dönerek kenda’yla göz göze gelir

 

“kenda bugünün tarihini söyler misin?“

“8 ocak 7108.”

“doğru..”

 

herkes bunu da öğrenince bir anda uğultular ve aynı anda konuşmalar başlamış, her kafadan bir ses çıkıyorken biraz sonra varlığını bile unuttukları odadan onların cam duvarına vurulduğunda herkes susararak oraya döner. Odadaki shia cama bir iki kere daha vurup ellerini cama yaslayarak içeriyi görmeyi çalışıyor, geri çekildiğinde seslenir

 

“birisi artık bizimle ilgilenecek mi!?”

 

ilgilenecek birileri dönerek bir gönüllü arıyorken biraz sonra delialona odadan çıktığında nathan onun arkasından kapanan kapıya bakar..

 

 

SOUNDTRACK / Joshua Bell – Songs My Mother Taught Me

 

 

Delialona içeri girdiğinde megan ve shia fısıldaşarak kavga etmeyi bırakmış, aynı anda kapıya bakarlar. Shia annesini gördüğünde bir anda doğrulur ve heyecanla bir nefes alırken ona doğru bir adım atar

 

“anne?”

 

delialona odadaki üçlüye bakarak bir an durur, sonra yavaşça kapıyı kapatarak shia’ya bakarken gülümser ve o anda delikanlı koşarak annesine atılmış, sımsıkı sarılırken geldiğinden beri zekayla parlayan koyu yeşil gözleri şimdi dolmuş, annesinin kokusunu içine çekiyordur

 

“anne ben çok kötü bir şey yaptım!”

 

delia hazırlıksız yakalanmış, elleri havada, öylece ona sarılan çocuğa bakıyorken shia onu biraz daha sıkıp başını boynuna sakladığında delialona ellerini indirip delikanlının başına koyar. Biraz sonra omzuna damlayan bir damla yaşla gözlerini kapatırken şşşleyerek oğluna ağlamamasını söyler, buradadır..

 

annesi buradadır..

 

 

“böyle olacağını bilmiyordum, özür dilerim..”

 

shia annesini bırakmıyor, ağladıkça daha da konuşuyorken delialona onun başını tutarak geri çekilir ve delikanlının yüzünü tutup yaşlı gözlerine bakarak gülümser

 

“düzelteceğiz, ağlama lütfen..”

 

shia başını sallarken karşısındaki kadının annesi olmadığını anlamış, bir adım geri atarak ondan ayrılır

 

“özür dilerim, öyle bir anda atladım-“

“önemli değil shia-“

 

shia annesinin ağzından adını duyduğunda hızla ona bakar, delialona fark etmemiş, dönerek megan’a bakarken gülümser

 

“sen iyi misin megan?”

 

genç kız başını sallarken delialona beyaz robota bakıyor, hafifçe elini sallarken dax de aynısını yapınca genç kadın gülümser. Shia, annesi tekrar ona döndüğünde kendini toparlar ve elinin tersiyle yüzünü silerken konuşur

 

“hiçbiriniz bizi tanımıyor musunuz?”

 

delia üzüntüyle başını iki yana sallarken shia da başını sallıyor, gidip megan’ın yanında iskemlesine oturur

 

“peki bizi nasıl geri göndereceğinizi biliyor musunuz?”

“henüz değil, ama eminim bir şey bulacağız..”

 

shia yine başını sallarken megan uzanarak onun elini tutar, sonra delia’ya dönerken sorar

 

“annemle babam oradalar mı?”

 

genç kız karşıdaki camı gösterince delia arkasını dönerek oraya bakar ve başını sallar

 

“oradalar, gelmelerini ister misin?”

 

megan hızla başını sallarken delia tamam diyerek kalkar ve kapıya giderken o daha uzanmadan kapı açılmış, eidan kendini içeri atarken megan shia’yı bırakarak ayağa fırlar

 

“baba!”

 

eidan elini sallayarak genç kıza yanına gelmesini işaret eder. megan koşturarak oraya gider ve babasının beline sarılırken eidan nefesini tutarak kendi denizlerinden çıkan incisine sarılır ve eğilerek kızının başını öper, sonra karısına dönerken konuşur

 

“doğru söylüyorlar..”

 

vien gözleri dolarak başını sallarken megan babasının göğsüne başını yaslamış, ona bakıyordur

 

“anne?”

 

vien bakışlarını oğlu lucas’ın gözlerine eş mavilere çevirirken megan konuşur

 

“sen anlamıyorsun, değil mi?”

 

annesini büyük bir üzüntüyle başını iki yana sallarken megan başını kaldırarak babasına bakar

 

“ama sen biliyorsun, görüyorsun, değil mi baba?”

 

aklın elementi su kıran başını sallıyorken karşısındaki kız ondan hiçbir şeyini saklamıyor, apaçık ona bakıyorken eidan onu tekrar kendine çeker ve sımsıkı sarılırken onları izleyen vien yanındaki delia’nın elini tutmasıyla genç kadına yaslanır..

 

 

çocuklarla ve robotla bir süre eidan ve ewan ilgileniyorken delialona odadan çıktığı gibi kendini asansörlerin birine atmış, şimdi açılan kapılardan çıkıp odasına ilerliyorken onun arkasından colm geçitlerin birinden çıkar

 

“delia!”

 

delia kocasının sesiyle arkasını dönerken mavi gözleri kocaman, koridorun ortasında durarak elini ağzına kapatır. Colm hızla yürüyerek karısına sarılırken yıllardır annesi, babası ve nathan’dan başka bir şey hissetmeyi bilmeyen genç kadın şimdi temelinden sarsılmış, ne yapacağını bilmiyorken gözleri dolarak kocasına sarılır

 

“doğru söylüyor-nasıl-neden bilmiyorum, ama doğruyu söylüyor-colm..”

 

delia geri çekilerek genç adamın gözlerine bakarken hafifçe gülümser

 

“gözleriniz aynı renk-“

“delia-“

“çok korkmuş colm..”

 

delia sesi kısıldığında derin bir nefes alarak gözlerini kapatırken yaşlar süzülerek yanaklarından akar. Colm yaşları parmaklarıyla silerek karısına tekrar sarılırken bir anda ikinci bir oğlu olmuş ve bu bir savaşa yön vermeye ya da bozulan bir robotu düzeltmeye hiç benzemiyorken kime ya da neye güvenceğini bilmiyor, öylece bekler..

 

 

SOUNDTRACK / Alan Silvestri – Alternate 1985

 

 

“shia, neler olduğunu teker teker anlatmanı istiyorum, anlaştık mı?”

 

shia başını sallarken karşısındaki favian onu dinliyordur. Delikanlı bir an megan’a bakıp tekrar favian’a dönerken anlatmaya başlar

 

“birkaç senedir dax’i bir zaman makinesine çevirmeye çalışıyordum. Senin, yani favian’ın, artık her nerenin favian’ı oluyorsa, onun doku örnekleriyle dax’in enerji sirkülatörlerindeki boş haznelerin birini kullanarak yapay hücre bölünmesi oluşturmayı başardım..”

 

delikanlının sağ çaprazındaki colm ilgiyle dinliyorken onun yanındaki ewan da colm gibi bir adamdan ancak böyle bir çocuğun çıkabileceğini düşünerek kollarını kavuşturmuştur. Shia sanki biyoloji dersi için sunum yapıyor, hücre bölünmesi için gerekli olan şeyleri teker teker nasıl elde ettiğini anlattıktan sonra sırıtır

 

“biyoloji dersinde de bunu dönem ödevi olarak kullanıp ikinci dönem sınavlarından yırtmıştım..”

 

colm gülümserken shia da babasına bakarak daha da gülümser, o sırada ewan’ın devam etmesini söyleyen suratını görünce gülüşü silinerek tekrar önüne döner

 

“hücre bölünmesi tamamlanınca iş zaman gezgini hücrelerine bir şok vermeye kalıyordu. Zaman gezginleri gençken daha istemsiz ve rahat geçiş yapabilirler. Heyecanlandıklarında, üzüldüklerinde ya da vücutları herhangi bir şoka girdiğinde insanların kalp krizi geçirmesi ya da en basitinden hapşurması gibi zaman gezginleri de zamanda atlarlar, favian biliyorsun sen zaten..”

 

favian başını sallarken shia babasına ve ewan’a dönerek konuşur

 

“ben de dax’in uyku devrelerini çok kısa bir süre içinde açıp kapatarak hücrelere ihtiyaçları olan şoku vermeye çalıştım, ama tabii zavallı robotun metabolik işlemcileri henüz benim istediğim kadar çok devir yapamıyordu. Birkaç kere yaktım..”

 

colm kaşlarını kaldırırken shia ellerini masaya koyar

 

“tamam, 3 sene içinde 147 kere yaktım-“

“ne!?”

 

shia hızla babasına bakarken colm karşısındaki üstün zekalı oğlana bakıyor, sorar

 

“3 sene içinde 147 kere zamanda gezmeye mi çalıştın?”

 

shia başını sallarken konuşur

 

“en son başarılı olduğumda da buraya geldik işte..”

 

colm offlayarak arkasına yaslanırken favian düşünüyor, ewan karşısında deanthe’nin üç başlı boyut görevlilerinden biri oturuyormuş gibi shia’ya bakıyorken delikanlı dönerek onunla göz göze gelir

 

“deli değilim ben, üstün zekalıyım..”

“orasını enerji sirkülatöründen kol bacak yapmaya çalıştığın sırada anladık..”

 

shia sırıtırken megan masanın altından onun bacağını çimdikler. Delikanlı o anda hatırlamış, ciddileşerek biraz daha dik durur

 

“şimdi bir şekilde eve gitmek istiyoruz, siz de yardım edeceksiniz.”

 

Favian, colm ve ewan delikanlının emriyle ona bir bakış atarken shia hafifçe öksürerek ellerini açar

 

“yani, tabii eğer edebilirseniz, yoksa ben-öyle, edeceksiniz falan-“

 

megan yine delikanlının bacağını çimdirince shia acıyla irkilerek genç kıza döner

 

“söyledik işte! Morarttın!”

 

shia bacağını ovuyorken megan öfleyerek yine kollarını kavuşturur, o sırada odaya eidan girerken favian’a ilerleyerek elindeki kağıdı ona uzatır

 

“Julia’nın pluto’daki telefonu..”

 

favian teşekkür ederek alır ve kalkarken eidan kızının yanına oturur ve neler kaçırdığını sorar..

 

 

SOUNDTRACK / Elton John – The Heart Of Every Girl

Eyes can light up any room the moment she steps in..

 

 

“hoşgeldiniz Miss Mensonn..”

 

Oreon lobisine kapılarını açmış aracın içinden kahverengi saçları dalga dalga, üzerindeki elbisenin kocaman pembe çiçek desenleri parlayan, güzeller güzeli bir kadın çıkar ve elini görevliye uzatarak lobiye ayak basarken bembeyaz binanın içindeki tertemiz havayla gözleri parlayarak gülümser. Julia elindeki çantasını kolunun altına alarak yanında görevliye döner

 

“bay ludlow-“

“julia!”

 

bay ludlow’dan önce asansörlerden sarışın bir fırtına çıkmış, etekleri uçuşarak oraya geliyorken julia yüzü daha da aydınlanarak gülümser

 

“kurtulamayacak mıyım ben sizden?”

 

delora gülerek genç kadına sarılırken julia da onu tutmuş, ikisi gülüyorken daha hızlı bir yolu tercih etse de yine de geç kalmış olan favian geçitlerin birinden çıkar ve ilerde sarılan delora ve julia’yı görünce gülümseyerek oraya gider

 

“yine erken geldin..”

 

julia kaşını kaldırarak favian’a bakarken genç adam gülerek ona sarılır

 

“pardon, biz geç kaldık..”

 

julia gülümserken favian’dan ayrıldığında sorar

 

“odette nerede?”

“yukarda arkadaşlarıyla beraber, geleceğini daha haber vermedik..”

 

julia buna daha da mutlu olurken eteklerini düzelterek saçlarını da geri atar

 

“sürpriz olması daha güzel.. evet, hadi şu oreon’u görelim bakalım, sonra da davetsiz misafirlerle konuşacağız..”

 

delora ve favian derhal ciddileşirken julia olanları bir daha duymak istemiş, favian bildiklerini tekrar anlatıyorken julia bir yandan onları dinliyor, diğer yandan sanki buraların sahibiymiş gibi yürüyerek herkesin başını döndürüyordur..

 

 

“o çocuklar nasılsa gidecekler de size ne olduğunu anlamadık biz..”

 

kenda, benjamin’e bakarken bütün kurbağaların ortasında oturan delikanlı sorar

 

“lucas’ın bebek olması olayı nereden çıktı?”

“bir yerden çıkmadı, daha dün bebekti, bugün-büyümüş!”

 

lucas gayet keyifle olanları izliyorken konuşur

 

“senin aklın karışmış-“

“aklım falan karışmadı! Tamam hızlı büyüyorsun, ama bu kadar değil! O çocuklar bir şey yapmış olmalı..”

 

kurbağaların hiçbirinin bir fikri yokken nathan oturduğu yerden ayağa fırlar

 

“yoksa biz mi başka bir yere düştük!?”

“ancak rüyanda nathan..”

 

nathan, dante’ye dönerek o sırıtan suratı görünce hala aynı yerde olduğunu anlamış, yerine oturur

 

“hepiniz bizi tanıyorsunuz, biz de sizi tanıyoruz, lucas hariç-“

“onu da tanıyorsunuz da işte, kafanız karışmış..”

 

kenda kafalarının karışmadığında ısrar ediyorken allison sorar

 

“dün ne yedik mesela, onu söyle-“

“akşam hepimiz buradaydık, lazanya yedik! Hatta sen sevmedin!”

 

allison doğru diyorken kenda yerinden kalkarak lucas’ın yanına gider

 

“sen mi bir şey yapıyorsun?”

ben?

“evet, sen.

“ben ne yapacağım? Bütün su güçlerini sen almışsın zaten benim ne işim olacak? kıran bile değilim, bir şey yapamam..”

 

kenda daha geçen hafta kucağına aldığı bebeğin dönüştüğü delikanlıya bakıyorken ensesindeki tüyleri diken diken olarak diğerlerine döner

 

“bir şey oluyor, aklımız da karışmadı, bir şeyler oluyor. Göreceksiniz.”

 

Herkesten birer peki çıkarken kenda gidip nathan’ın yanına oturur ve delikanlıya yaslanırken kurbağalar bir cevap bekler..

 

 

“julia gelmiş..”

 

odette oturduğu yerde zıplarken emily içeri girerek büyüklerin evreninden getirdiği haberleri verir

 

“favian aramış, o da gelmiş, şimdi diğer çocuklarla beraberlermiş..”

“çocuklar ne zaman gidecekmiş?”

 

emily bilmediğini söylüyorken kenda sorar

 

“bizim hakkımızda bir şey söylediler mi?”

 

emily başını iki yana sallar, kenda tamam diyerek önüne dönerken brittany usulca sorar

 

“bir tek lucas mı farklı?”

 

kenda başını sallarken elini kaldırarak odayı gösterir

 

“her şey, her şey aynı. Sadece o..”

 

lucas yine gösterilmişken ellerini kaldırarak oturduğu yerde geriler. Kenda gözlerini devirerek önüne dönerken nathan konuşur

 

“ya çocuklar geri gitmezse?”

 

bütün bakışlar o tarafa dönerken brittany o ne demek diyordur, nathan önce ona, sonra diğerlerine bakarak

 

“baksanıza hepiniz lucas’ın bu halini biliyorsunuz, kabul etmişsiniz. Çocuklar da aynı şey değil mi? ya çocuklarla beraber lucas da gidecek, ya da herkes kalacak..”

 

brittany gidip lucas’ın koluna yapışırken öfkeyle nathan’a bakar

 

“lucas hiçbir yere gitmiyor..”

“gitsin dedim mi ben? Gidebilir dedim-“

“senin kafana boyut çarpmış bence-“

 

nathan ve brittany birbirlerine girecekken benjamin araya girer

 

“tamam, sakin!”

 

herkes susarken delikanlı ayağa kalkar

 

“ben gidip anneme soracağım, siz de birbirinizi yemeyin..”

 

kimse söz vermezken benjamin kapıyı açıp dışarı çıkar ve annesini aramaya koyulurken yan odada kimsenin hoşuna gitmeyecek haberler veriliyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Alan Silvestri – A Science Experiment

 

 

“kısacası, bu olan şeylerin tamamına çoklu zaman bütünlemesi[1] diyoruz..”

 

toplantı odasındaki herkes boş boş julia’ya bakıyorken genç kadın gözlerini devirerek bir kalem ister. Colm tahta kalemini ona uzatır, julia alıp arkasındaki tahtaya döndüğü gibi her köşesine rastgele çizgiler çizmeye başlar

 

“bu tahtayı evren olarak düşünün. Bu çizdiğim çizgilerin hepsi birer zaman. Bu zamanlar nasıl oluşuyor demiştim?”

“yapılan tercihlerle..”

 

julia, favian’ı onaylarken rastgele çizgileri bırakmış, şimdi ortadaki bir çizgiyi kendine rehber edinerek onun altına ve üstüne çok yakın geçecek şekilde çizgiler çiziyordur

 

“evrendeki her canlının yaptığı tercihlere göre zaman kırılır. Büyük ya da küçük, herkes bir şekilde zamanı kontrol edebilme gücüne sahiptir. Bunu bilerek ve isteyerek yapanlar zaten ya tanrı katındadır, ya da zaman gezginidir..”

 

julia istediği kadar çizgi çizmiş, kalemin kapağını kapatarak masada oturanalara döner

 

“şimdi ondalık sayıları düşünün. Mesela 4.989, bu sayıyı yuvarlayınca kaç olur?”

 

herkes beş derken julia başını sallar

 

“şimdi şu tahtada birbirine yakın çizdiğim zamanlara bakın-başka renkli bir kalem alabilir miyim?”

 

colm ona kırmızı bir tane uzatırken julia birbirine yakın çizdiği çizgileri kocaman kırmızı bir dairenin içine alır

 

“bu zamanların ayrı devam ettiklerinde 4.989 olduğunu düşünelim...”

 

genç kadın kırmızı dairenin ucundan kalın, kırmızı bir çizgi çizer

 

“hepsi birleştiğinde 5 oluyorlar. Siz de şu an 5 olmuş zamanı yaşıyorsunuz, yani kalın çizgiyi. Bu çok yakın, ama ayrı zamanlar çoklu zamanlar olarak bilinir. Bu çizgilerin birbirine yakın olmasının sebebi neredeyse birbirlerinin aynısı olmaları. Neden aynılar? Çünkü bu zamanda var olan evrenin canlıları çok nadir olarak farklı kararlar veriyorlar. Ben şu zamanda sabah kalktığımda duş almaya karar vermişsem, şu alttaki, hemen yanındaki zamanda vermemiş olabilirim, ama günümün geri kalanı aynı geçmiştir, aynı cümleleri kurmuş, aynı yerlerde, aynı zamanlarda var olmuşumdur. Sizin durumunuz da bunu gösteriyor. Shia ve Megan çoklu zamanların birinde Nathan ve Lucas yerine var olmuşlar. Onlarla aynı kararları vermiş, aynı şeyleri yaşamışlar. Ama sonra bir gün puf! Shia zamanda dolaşmaya karar vermiş ve tesadüfi olarak bir saat sonra nathan ve kenda’yla aynı yerde olacak şekilde zamanlar çakışmış.”

 

Shia kocaman gözlerle anlatılanları dinliyorken bir büyünün etkisi altındaymış gibi yavaşça elini kaldırır

 

“ben.. bir şey sorsam?”

 

julia tabii diyerek delikanlıya söz verirken shia hafifçe gülümseyerek sorar

 

“bu bütünlemeye ben mi sebep oldum?”

“hayır..”

“nasıl hayır?”

 

julia hafifçe gülerek kalemi tahtanın önündeki bölmeye bırakır

 

“sen sebep olmadın shia, bu kadar büyük bir olaya senin yarattığın bir zaman makinesi sebep olamaz-“

“nasıl-nasıl-yani şimdi ben-ben bir şey yapamadım mı!?”

 

julia, delikanlının hayal kırıklığıyla dolu şokunu izliyorken başını iki yana sallar

 

“eğer insanlar bu kadar basit makinelerle zamanda gezebilselerdi tek bir tanrı değil, en az 7 farklı zaman tanrımız olması gerekirdi shia. Üzgünüm. Bu çoklu zaman bütünlemeleri genellikle evrende çok derin olaylar yaşandığında meydana gelir ve inan bana şu anda tanrıların katında oldukça derin bir olay yaşanıyor..”

 

shia hala nasıl hiçbir şey yapamadığını anlamaya çalışıyorken tanrıların katı zerre kadar umrunda değildir. Julia gözlerini ondan ayırarak diğerlerine bakarken konuşur

 

“Çoklu zaman bütünlemelerinde bazen tek bir tane, bazen milyonlarca fark olabilir. Emimin ki şu an evrenin her köşesinde binlerce insan dün fark etmedikleri yeni şeyler görüyorlar, dejavu’lar yaşıyorlar. Siz bir anda büyük şeylerle karşılaşanlardan birisiniz sadece. Shia ve Megan diğer herkes için yeni, Lucas ise Nathan ve Kenda için, diğer her şey de Shia ve Megan için yeni. Ama aslında geri çekilip baktığınızda her şey birbirine bağlı..”

 

bakışlar bu kadar büyük bir şeyin aslında yaşadıkları kocaman evrenin sadece küçük bir parçası olduğunu kavrıyorken julia devam eder

 

“yaşadığımız evren çok büyük. Her gün zamanlar o kadar çok kırılıyor, o kadar çok birleşiyor ki bunun ölçüsünü elinde bulunduran güçler bile bazen yoruluyor, inanın bana. Kırılmalar ne kadar zararlıysa birleşmeler o kadar yararlı-“

“böyle bir şey nasıl yararlı olabilir!? Evim yok oldu! annem beni tanımıyor!”

 

megan artık dayananamış, yaşlı gözlerle yerinden kalktığı gibi odadan fırlayıp çıkarken eidan da arkasından koşar. Kapılar onların arkasından kapandığında julia ilk defa sıkıntıya düşmüş, diğerlerine döner

 

“bunun zor olduğunu biliyorum, ama bir şekilde ayak uydurmak zorundasınız. Aranızda ruhları çok kuvvetli olanlarınız var. Yeteneklerinizi kullanın, anlamaya, inanmaya çalışın. Aradaki bağlarda mutlaka bir şey saklıdır, bir kez kabul ettiğinizde az da olsa sizi ikna edecek şeyler bulacaksınız, sadece aramayı bırakmayın..”

 

başlar sallanırken julia yine gülümser

 

“uzun zamandır böyle bir şey görmemiştim, beni de heyecanlandırdınız..”

“ama ben bir şey yapamamışım..”

 

julia dönerek shia’ya bakar ve geçip delikanlının önündeki iskemleye otururken konuşur

 

“zaman makinesi mi yapmak istiyorsun?”

“istiyordum, ama yapamamışım..”

“vazgeçecek misin?”

“ben bir daha zaman makinesi dersem megan beni öldürür. Neler olduğuna baksanıza-“

“neler olmuş? Hiçbir şeyin senin suçun olmadığını söyledim, değil mi? zekisin shia, görüyorum. Arkadaşına yardım edeceksin, burası sizin de eviniz, kimse aksini söyleyemez. Bir süre zorlanacaksınız, paralel zamanlarda yaşanan akıl karışıklığını bilirim. Hiçbirinde kalmak zorunda olmasam da yine de seni anlayabiliyorum-“

“gerçekten eve dönemez miyiz?”

 

julia son bir kez başını iki yana sallarken shia iç çekerek başını eğer, sonra dönerek annesine bakarken delia da onu izliyor, julia’nın dediği gibi aradaki bağlarda saklı olan şeyi görmeye çalışıyorken hafifçe gülümser. Shia annesinin güzel gülümsemesiyle kendini bir şeylere ikna etme çalışıyor, arkasında evrenin en parlak beyinlerinden biri olan koyu yeşil gözlerle julia’ya bakar

 

“o zaman tanrılara şu mesajımı iletir misiniz miss..”

 

julia gülümseyerek ne olduğunu sorarken shia masada biraz daha ona yaklaşır, julia da o tarafa eğilirken shia fısıldar

 

“artık evrenin dengesini bozmaktan vazgeçip yerlerinde otururlarsa hepimiz çok daha mutlu olacağız.”

 

Julia bütün yüzü aydınlanarak gülümserken shia’ya bakar

 

“ben de aynı şeyi düşünüyordum..”

 

shia gülümserken julia ona göz kırparak doğrulur..



[1] Aslı astarı olmayan, benim uydurduğum bir teoridir. Bilimsel gerçeklerle oradan buradan desteklenilmeye çalışılsa da yine de henüz mümkün olan bir şey değildir.