SOUNDTRACK / Tonic – Waiting For The Light To Change

#45 – One Boy, One Girl And A Robot

 

SOUNDTRACK / Tonic – Waiting For The Light To Change

Hoping you'll never be lonely again

It's a fear that you just can't face..

 

 

Toplantı odası boşalmış, herkes diğer çocuklara haber vermek için çıkmışken içerde sadece colm, delia ve shia kalmıştır. Shia masaya koyduğu elleriyle oynuyor, başını kaldırıp annesine ya da babasına bakmıyorken delia yanındaki colm’u tutarak kaldırır

 

“sen nathan’ın yanına git colm-“

“ama-“

“birazdan onu da alıp gelirsin, olur mu?”

 

colm bir an durur, sonra gülümseyerek olur der ve uzanarak karısının dudaklarından öperken shia yan gözle onları izliyor, kendi kendine gülmseyerek önüne döner..

 

 

delia kapıyı colm’un arkasından kapattıktan sonra gidip usulca shia’nın yanına oturur. İkisi sessizce oturup önlerine bakıyorken delia başını çevirerek oğlunun  saçlarına ve yüzüne bakar, sonra uzanarak ellerini tutarken shia doğrularak annesine bakar

 

“bir şey hissediyor musun?”

“sen?”

 

shia başını sallarken mırıldanır

 

“ben senden başkasını bilmiyorum, nathan ne hissediyorsa ben de onu hissediyorum. Sanki ben başka bir yere gelmemişim de sen beni bir gün uyanınca unutmuşsun gibi düşünüyorum. Sen ne hissediyorsun?”

“ruhları kuvvetli olanlarda biri de benim, elbette bir şeyler hissediyorum shia, ama senin istediğin ya da umduğun kadar güçlü olmayabilir-“

“gidecek başka bir yerim yok, başka bir annem de yok-“

“ben hala aynı delialona’yım, hala annenim-“

“sadece başka bir çocuk doğurmuşsun. Benimle yaşadığın şeyleri onunla yaşamışsın gibi biliyorsun..”

 

shia ellerini çekerken önüne dönerken delia üzüntüyle onun gözlerine bakıyor, usulca konuşur

 

“bazı şeyler değiştiremem shia-“

“biliyorum, sadece üzülüyorum..”

 

yeşil gözler tekrar delia’ya dönerken delikanlı usul bir sesle sorar

 

“Alışmaya çalışmadan önce biraz üzülebilir miyim?”

 

delia başını sallayarak önündeki çocuğa bakar, biraz sonra o çocuğun gözleri dolup başı yine önüne eğildiğinde delia uzanarak ona sımsıkı sarılır. Shia da annesine tutunurken sessizce ağlar..

 

 

“nasıl ya!? Ne demek burada kalacaklar!?”

 

nathan bir anda parlamışken colm kaşlarını çatarak oğluna bakar

 

“neden bu kadar sinirlendiğini anlamadım, sesini yükseltmeden de anlaşabiliriz nathan-“

“ama baba ne dediğini sen duyuyor musun-“

“elbette duyuyorum ve ben ne diyorsam sen de ona inanacaksın-“

“ama o çocuk benim kardeşim değil! Hiçbir şey değil-“

“NATHAN!”

 

nathan babasının bağırmasıyla irkilerek bir adım gerilerken colm ellerini önündeki masaya bastırarak sakin olmaya çalışır

 

“şaşkın olmanı ya da endişeli olmanı anlarım, ama taş kalpliliğe ya da bencilliğe tahammülüm olmaz-“

“ama-“

“ama falan yok! Büyüdükçe daha ağır şeyler yaşayacaksın! Biz oturup izlediğiniz eski dünya filmlerindeki gibi yaşamıyoruz oğlum, hayatımız her gün o insanların olağanüstü dediği şeylerin içinde geçiyor. Bu kadar zor bir tanesinin başımıza gelmesini istemezdim, ama geldi. Şimdi de olabildiğince akıllıca davranarak üzerimize düşenleri yapmamız gerekiyor-“

“gidip ‘kardeşim!’ diye sarılmamı istiyorsan çok beklersin-“

“sen babanla nasıl böyle konuşursun!?”

“babam eğer gidip daha adını bile yeni duyduğumuz bir kadının söylediklerine inanıp  beni azarlıyorsa aynen böyle konuşurum-“

“nathan, sabrımı zorlama-“

“O ÇOCUK SENİN DEĞİL! BİZİM DEĞİL!”

 

colm elini kaldırıp oğlunun suratına bir tane tokat indirirken nathan sarsılmış, elini yanağına bastırarak babasına bakar

 

“peki baba.”

 

Delikanlı dönerek koşar adımlarla odadan çıkarken kapıyı arkasından çarpar, colm şokla elleri titreyerek masaya tutunuyorken öfkeden ve üzüntüden gözleri dolmuş, yanındaki iskemleyi kırarcasına çekerek oturur ve başını elleri arasına alarak beklerken zor olacağını biliyordur, ama bu kadarını tahmin etmemişken sessizce bir süre daha olduğu yerde oturur..

 

 

Nathan odasının kapısı açılınca elinin tersiyle yüzünü siler ve ayağa fırlarken babası sert bir yüzle içeri girmiştir

 

“oraya gidip ‘kardeşim’ diye sarılmanı istemedim. Sadece anlayışlı olacaksın. Seni tanıyan insanlar, arkadaşların, ben ve annen yanında. Onun hiç kimsesi yok, o yüzden kimsesiz bir çocuğu görünce içinin cız ettiği kadar, belki de onun onda biri kadar bir merhamet verebildiysek sana, onu çıkaracaksın. Onun yerinde sen de olabilirdin, biz bir gün kalkıp seni unutmuş olarak da hayatımıza devam edebilirdik, bunu da aklının bir köşesine yaz..”

 

nathan sessizce babasını izliyorken colm kapıyı bırakıp arkasını dönerken konuşur

 

“annen aşağıda senin bekliyor, beş dakika içinde toplantı odasında ol..”

 

babası uzaklaşırken nathan odasında durmuş, içinde onu kemiren pişmanlıkla kavga ediyor, yutkunarak aralık bırakılmış kapıya bakar..

 

 

“megan? Hadi aç kapıyı..”

 

eidan dakikalardır oreon’da normalde kullanılmayan boş odaların birinin önünde, ara sıra kapıya vurup içerdeki genç kızla konuşuyorken megan dışarı çıkmamakta ısrar ediyordur. Genç adam sonunda pes etmiş, iç çekerek yanındaki duvara yaslanırken birisi onu kolundan kavradığında o tarafa döner. Vien kapalı kapıya bakıyorken eidan’ın kolunu hafifçe sıkarak sorar

 

“bir şey söyledi mi?”

“ağlıyor vien..”

 

vien kocasını bırakıp kapıya ilerler ve kola asılıp yavaşça açmaya çalışırken içeriye konuşur

 

“megan, benim, açar mısın kapıyı tatlım-“

İSTEMİYORUM!”

 

vien içerden gelen boğuk bağırışla dönerek eidan’a bakar, sonra tekrar başını kapıya çevirip konuşur

 

“megan konuşmazsak halledemeyiz-“

NE KONUŞACAĞIZ!? SEN BENİ TANIMIYORSUN BİLE-

“izin verirsen belki bir şeyler yapabiliriz-“

BEN ANNEMİ İSTİYORUM!

 

vien içi acıyarak kapıyı bırakır, sonra eidan’a döner ve fısıldar

 

“bu kapıyı açacak birilerini bul, ben buradayım..”

“emin misin, ters tepmesin-“

“nesi ters tepebilir eidan, gencecik bir kız. Annesini istiyor ve benden başka kimse veremeyeceğine göre..”

 

eidan uzanarak karısının yüzünü tutarken vien belli belirsiz gülümser

 

“hadi tatlım, gidip birilerini bul..”

 

eidan tamam diyerek ondan ayrılır ve uzaklaşırken vien kapının kirişine yaslanıp kollarını kavuşturur..

 

 

megan içini çekerek ağlıyorken şu anda yapayalnız oturduğu boş ve karanlık odanın aslında dolu olması gerekiyor, ama onun bildiğini hiçbir şeyin izi kalmamışken genç kız nasıl böyle bir şeyin başına geldiğini anlamıyor, sadece ağlıyordur.

 

“megan?”

 

megan kapının açılmasıyla irkilerek o tarafa dönerken annesi içeri giriyordur

 

“kızma lütfen..”

 

megan sesini çıkarmıyor, öylece bakıyorken vien koridordan vuran ışıkla içeri ilerler. Odanın sensörleri sanki megan’ı anlıyor, kesinlikle etrafı aydınlatmıyorken genç kız başını karanlığa çevirerek yüzünü gizler

 

“konuşmak istemiyorum..”

 

vien bildiğini fısıldayarak onun yanında yere otururken megan kendini iterek tanımadığı kadından uzaklaşır

 

“ben burada kalmak istemiyorum..”

“biliyorum tatlım-“

“bana tatlım deme.”

 

Vien bir anda üzerine dikilen mavi gözlerle içinden bir iki adım geri atarken megan yanakları ıslak, ama gözleri öfkeyle parlıyor, konuşur

 

“ben senin tatlın değilim, onun da değilim..”

 

vien onun kapıyı göstermesinden eidan’ı kastettiğini anlamış, sorar

 

“ama seni hissettiğini biliyorsun-“

“hissediyor, ama bilmiyor. O oğlunu biliyor, onu hatırlıyor, beni bilmiyor. Ben sadece onun güçlerinin bir parçasıyım, tılsımı gibi, kutsal suyu gibi. Ama kızı değilim..”

 

megan’ın sesi incelirken vien uzanarak ona sarılmak ister, ama sanki yalan söyleyecekmiş gibi düşünüyor, hareket etmezken megan burnunu çekerek başını yine karanlığa çevirir

 

“gitmek istiyorum..”

“mümkün değil megan, üzgünüm..”

 

megan yumruğunu dudaklarına bastırarak yıldızlara bakıyorken vien artık boşvermiş, yaklaşarak elini genç kızın simsiyah saçlarına koyar

 

“istediğin kadar ağlayabilirsin, ben buradayım..”

 

megan annesinin sesiyle sarsılarak ağlarken vien genç kıza biraz daha yaklaşarak bileklerini bulur ve kendine çekerek göğsüne yaslarken megan annesinin nerede olduğunu bilmiyor, ama kokusu çok yakınındayken ona sarılarak ağlar..

 

 

kenda dalgınca koridorda dolaşıyorken elleri uzun saçlarının uçlarını örüyordur. Genç kız gevşekçe birbirine doladığı tutamlardan parmaklarını geçirerek açarak iç çeker ve boş koridorlarda öylesine yürümeye devam ederken oreon’un bu kısmının neden hala kullanılmadığını bilmiyordur. Soluk ışıklar güç tasarrufu için birer arayla yanıyorken kenda başını kaldırarak onlara bakar ve ikinci adımında solundaki kapıdan çıkan lucas’a çarparken irkilerek geri basar. Delikanlı da ona bakıyorken sorar

 

“benim yanıma mı geldin?”

“hayır?”

 

Lucas tamam diyerek ondan sıyrılır ve her nereye gitmek için odasından çıktıysa oraya giderken kenda onun arkasından bakıyor, bir an bekleyip sonra seslenir

 

“lucas!”

 

delikanlı olduğu yerde durup topuklarının üzerinde arkasını dönerken ellerini cebine sokar

 

“yine millete nasıl büyü yaptığımı mı soracaksın-“

“hayır, sen benimle ilgili ne hatırlıyorsun onu soracağım..”

 

lucas hmmlarken omzunu silker

 

“çok bir şey hatırlamıyorum. Benim yerim daha çok scorchio, doğduğumdan beri birkaç kere buraya geldim, ama iyi ki gelmişim, seni bir delirmiş görmemiştim, o da oldu-“

“sen ne zaman doğdun?”

 

soru delikanlının hoşuna gitmiş olacak, yine yamuk bir sırıtışla kenda’ya bakarken cevaplar

 

“8 ay önce-“

8 ay-bu işte bir terslik var, ben demiştim-“

“yine gitti kafa-“

“kalem kağıt var mı? orası odan mı ayrıca? Bu koridor kullanılmıyordu-“

 

lucas onun ardı arkası kesilmeyen sorularına aldırmadan yürürken kenda da arada sekerek onu takip eder ve delikanlının arkasından açık bıraktığı odaya girdiği anda neden bu kullanılmayan koridorda kaldığını anlar.

 

Kenda şu ana kadar gördüğü en karanlık odaya girmiş, kocaman odada sadece bir tane güçsüz abajur yanıyorken genç kız kaşlarını kaldırarak duvardaki çizimlere ve oraya buraya atılmış kağıt parçalarına bakar. Bir tanesi yerde, ayağınıın önünde duruyorken kenda saçlarını tutarak başını eğer ve o karanlıkta ne gördüğünü anlamaya çalışırken biraz sonra gözünün önüne boş bir parça kağıt girdiğinde başını kaldırır. Lucas ona bakıp kağıdı sallar

 

“kağıt istemedin mi?”

“evet, teşekkür ederim..”

 

kenda kağıdı alıp elinde çevirirken lucas yine masasına dönmüş, kalem arıyordur. Kenda göz ucuyla yine yerdeki kağıda bakarken hiçbir şeye benzetememiş, artık eğilerek kağıdı alırken lucas son anda elinden kapar ve bir kalem uzatırken konuşur

 

“kalem de burada. Daha aydınlık bir yere git istersen..”

“insanları odandan kovmak kabalıktır lucas-“

“benim iznim olmadan eşyalarıma dokunmak da senin kabalığın-“

“biz gerçekten çok iyi tanışmıyoruz, değil mi?”

 

lucas cevap vermeden elindeki kağıdı masanın üzerindeki bir başka tomarın arasına sokar

 

“en iyi arkadaşım değilsin-“

“su kıran olduğum için mi kızıyorsun?”

“bir şey için kızmıyorum, sen neden kağıt kalem istedin?”

 

kenda o anda tekrar hatırlamış, elindekilere bakarak cevaplar

 

“şu anda zamanın çizelgesini çıkaracağım, belki daha kolay anlarım. Bana göre sen iki hafta önce doğdun çünkü..”

 

lucas güler ve başka bir şey söylemeden kapıya giderken kenda’nın arkasından gelmediğini fark edince arkasını döner

 

“sen de çıkacaksın..”

 

kenda son bir kez etrafa bakıp lucas’ın önünden geçerek odadan çıkarken koridorda yürüyor, bir an onu bekleyip beklememesi gerektiğine karar veremez, sonra beklememeye karar vererek yoluna devam ederken kimse arkasından gelmez..

 

 

kenda elindeki kalemle havada bir şeyler çizerek kendi kendine olayları sayıyorken önünden geçtiği toplantı odasının kapısı açılır. Genç kız dışarı çıkan nathan’ı görünce kalemi indirip onun yanına gelmesini bekler

 

“bak ben zaman çizelgesi çıkarıyorum, daha kolay anlarız belki-“

 

nathan isteksizce başını sallayınca kenda delikanlının kolunu tutarak bakışlarını yakalar

 

“ne oldu?”

“hiç.. ne yazdın?”

 

kenda bir süre daha cevap vermeden nathan’a bakarken delikanlı babasıyla arasında geçen şeyi kimsenin bilmesini istemiyor, konuşmadan uzanarak kağıdı onun elinden alır ve yürümek için bir adım atarken kenda da onun koluna girmiş, ikisi beraber çizelge hakkında konuşarak yürürler..

 

 

SOUNDTRACK / Rosie Thomas – You and Me

You and me, me and you

There’s so much that we’ve been through..

 

 

Delialona banyodan çıkar ve elindeki havluyu makyaj aynasının önündeki küçük pufun üzerine bırakırken colm yatakta oturmuş, yerdeki döşemeleri izliyordur. Delia usul adımlarla kocasının yanına gidip yatağa oturur ve genç adamın şakağından başlayarak saçlarını okşarken konuşur

 

“konuşabildiniz mi?”

“uyuyordu..”

 

delia hmmlarken colm devam eder

 

“uyandırmadım-aslında uyandırırdım, ama ne diyeceğimi bilemedim. Yine üzerini açmıştı, gidip örttüm, sonra da buraya geldim..”

 

delia gülümserken colm dönerek karısının parlak mavi gözlerine bakar

 

“ya beni hiç affetmezse? Ya ben hiç özür dileyemezsem?”

“bir şey olmaz hayatım. İkiniz de birbirinizi üzmüşsünüz, hem o daha çocuk bile olsa sen de asırlardır baba değilsin, sen de öğreneceksin..”

“oğluma bir daha el kadırmamayı öğrenirsem iyi olacak..”

“kaldırdığın zaman ne kadar üzüldüğünü anladın, bir daha olmaz..”

 

colm başını sallarken saçlarındaki eli alır ve avcunun içini öperken sorar

 

“sen nasılsın?”

 

delia daha anlayamadığını söyleyerek başını iki yana sallarken iç çeker

 

“bugün o kadar zamandan sonra ilk defa annemle babamı düşündüm..”

 

colm bütün ilgisini delia’ya vermiş, genç kadının elini tutarak dinliyorken delia da onun ela gözlerine bakıyor, konuşur

 

“ben onlarsız olmaya o kadar alışmıştım ki oysa. Bugün bir an için başa döndüm. O odadan ilk defa girip bana anne dediğinde hissettim colm. O anda anladım, yoktu işte, annesi gitmişti. Onun yerine onun aynısı bir kadın vermişler, artık bu senin annen diyorlardı, kalp kırıklığını gördüm. O kadar çok onun annesi olmayı diledim ki..”

 

mavi gözleri dolu dolu bakıyorken colm genç kadının yanağından akan yaşı silerek onu dinlemeye devam eder

 

“ben onun benim yaşadığım acıyı bilmesini istemiyorum. Kafası karışık olabilir, ama yokluğu hiç hissetmesin istiyorum, ama yapabilir miyim, o kadar büyük bir boşluğu doldurabilir miyim bilmiyorum..”

 

deli başını eğerek derin bir nefes alırken colm eğilerek dudaklarını onun saçlarına dayar, hafifçe öperek yanağını siyah saçlara yaslarken konuşur

 

“boşluğu biz bıraktık, doldurmasının bir yolunu da bulacağız, eminim..”

 

delia başını kaldırırken gözleri umutla parlıyor, sorar

 

“buluruz, değil mi?”

“buluruz sevgilim..”

 

delia uzanarak yakışıklı adamın yüzünü tutarken usulca ağlıyor, yıllardır küllenen acısının tekrar çıkmasını istemiyorken mırıldanır

 

“sen olmazsan yapamam..”

“asıl ben sen olmazsan yapamam. Benim süper güçlerim yok..”

 

delia göz yaşları arasında gülerken colm da güzel gözleri parlayarak gülümsüyor, uzanarak delia’nın sıcacık dudaklarını örterken genç kadın bir anda içinde bir şeyin havalanmasıyla kocasının dudaklarına gülümser. Colm başını hafifçe geri çekerek ona bakarken gülümsüyor, sorar

 

“ne oldu?”

“yine aşık oldum..”

 

colm önündeki güzelliğe bakarak bir an dururken delia biraz sonra ellerini kocasının saçlarından geçirerek dudaklarına uzanır ve onu kendine çekerken colm da genç kadının bornozundan açılan bacaklarını kavrar ve ona uzanırken ikisi de yıllar sonra yine ilk gün gibi ürpererek birbirlerine sokulur..

 

 

delia başını çevirerek boynunu üzerindeki adama açarken colm onun çiçekler gibi kokan tenini öper. Genç adamın uzun parmakları delianın bembeyaz bacaklarında dolaşıyorken genç kadının ıslak saçları yastığa dağılmış, mavi gözleri kapalı, her dokunuşu duymaya çalışıyordur.

 

Colm eğilerek karısının göğüslerini öperken delia nefesini tutarak genç adamın başını tutar ve biraz sonra dudakların yavaş yavaş beline inip hafifçe derisini ısırdığını hissedince usulca güler. Colm da gülümsüyor, genç kadının karnını öperek bir an dururken sağ elini getirip karısının karnın üzerine koyar. Delia gözlerini açmış, başını eğerek colm’u izlerken genç adam da gözlerini ona kaldırmış, gülümser

 

çocuklarımız var. bir değil, iki tane. Ailemiz var, evimiz, arabamız, mutfağımız, döküntülerimiz..”

 

delia gözleri dolarak gülümserken başını sallar

 

“biz yaptık..”

biz yaptık..

 

colm elini genç kadının karnından çekerek onun üzerinde yükselirken delia yine nefesi içine sığamadan kendini kocasına kaldırır. İkisi bir an sonra tek vücut olurken colm nefesini bırakarak gözlerini kapatır, delia da onun boynuna sarılırken ikisi sessizce sevişirler..

 

 

“miss mensonn’un istediği dergiler efendim..”

 

favian alarak teşekkür eder ve görevliyi yollarken onun yanındaki julia büyük bir memnuniyetle dergilerini kendi kollarına alır

 

“herkese göz kulak ol, durumlar iyi değil favian..”

“başımızdaki tanrılar yastaysa iyi olmadığı kesin..”

 

aracın içindeki görevlilerden biri gelip julia’dan dergileri alırken genç kadın ona teşekkür ederek favian’a döner

 

“güç dengeleri sarsılmış bir durumda. Şu yaşadıklarınız her gün olabilecek şeyler değil-ayrıca o çocukları kimsenin dışlamasına izin verme, onlar doğruyu söylüyor, kontrol ettim-“

“ne zaman?”

bir zaman, senin beni takip etmen mümkün mü?”

 

favian gülerek değil diyorken julia da gülümser. Birazdan ikisi sarılırken julia, delora ve odette’e iyi bakmasını söyler ve favian’ı bırakıp ekstra lüks uzay aracına girerken genç adam kapıların kapanıp aracın ayrılmasından sonra omuzları gevşeyerek esner ve asansörlere ilerler..

 

 

shia kaldığı odanın kapısının tıklatılmasıyla oturduğu yataktan kalkar ve arkasını dönerken aralıktan megan gördüğünde delikanlı rahatlar

 

“diğerlerinden biri sandım..”

 

megan bir şey söylemeden içeri girer ve kapıyı kapatır, sonra yavaş yavaş yatağa ilerlerken shia da tekrar oturmuş, ayakkabılarını çıkarıyordur. Birazdan delikanlı arkasından ona sarılan megan’ı hissedince ayakkabıları bırakıp doğrulur ve belindeki elleri tuttarak öylece beklerken megan usulca konuşur

 

“uyuyamadım..”

“ben uyumayı denemedim, sen en azından onu yapmışsın. Pijamaların bile var..”

 

megan delikanlıyı bırakıp yatağa otururken kollarını kaldırarak üzerindeki pijamaya bakar

 

“o ısrar etti..”

“o kim?”

 

megan ve shia göz göze gelince genç kız konuşur

 

“ona anne diyemem..”

 

shia başını sallayarak tekrar önüne döner ve ayakkabılarını ittirip yatağa çıkar, gerileyerek sırtının yatağın başına yaslarken megan da gelip onun yanına yaslanır

 

“ne yapacağız şimdi? Ya bize yalan söylüyorlarsa? Ya aslında geri dönebileceksek-“

“dönemeyiz, julia yalan söylemez. Tanrıların görevlileri yalan söylemez..”

 

megan bildiğini mırıldanırken öylesine söylemiştir işte, sadece korkuyordur. Shia arkadaşına dönerek üzgün gözlerine bakarken iç çeker

 

“özür dilerim megan..”

“dileme, sen yapmadın. Keşke sen yapsaydın, en azından bağırır çağırırdım.”

“zaten bağırıp çağırdın..”

“ama işe yaradı mı? hayır.”

 

shia belli belirsiz gülümserken megan iç çekerek gözlerini ovuşturur

 

“çok uykum var, ama uyumaktan korkuyorum..”

 

shia bunun üzerinde yataktan kalkar ve örtüyü açıp çekiştirirken megan da kalçasını kaldırıp örtünün kaçmasına yardım eder. delikanlı yatağa girip yastığı tam ortaya koyar, megan da sesini çıkarmadan yorganın altına girip başını yastığa koyduğunda ikisi de tavana dönmüş, sessizce artık onların olmayan duvarlara bakarlar. Biraz sonra megan sağına dönerek shia’nın koluna sokulur ve gözlerini kapatıp uyumaya çalışırken shia da yanağını onun başına yaslayıp kocaman yeşil gözleriyle tavanı izlemeye devam eder..

 

 

SOUNDTRACK / Bond - Lullaby

 

 

“çocukları aradım, onlarda bir problem var mı diye sordum-“

“var mıymış?”

 

delora olmadığını söylerken latty sorar

 

“lucas’ın kim olduğunu sordun mu?”

 

delora gülerek başını sallar

 

“biliyorlar, benim delirdiğimi sandılar..”

 

latty gülümserken ewan ofisin açık kapısını görmüş, içeri dalar

 

“benim hakkımda mı konuşuyorsunuz?”

“evet, ne yapsak da seni yollasak diyoruz..”

 

ewan o biraz zor diyerek koltuklardan birine otururken latty sorar

 

“colm’a yardım ediyor musun?”

“arada gidip saçını okşuyorum, öpüp seviyorum-“

“dalga geçme ewan. O çocuklardan biri senin olsaydı da böyle mi yapacaktın-“

“tamam hemen kızma, ediyorum. Sabah nasıl gittiğini sordum, saklanacak bir yer arıyordu, ofisime yolladım.”

 

Latty gözlerini devirirken delora ewan’ın kafasını ittirerek ofisin kapısına ilerler

 

“saklanmasını engelleyeceksin. Colm bizim gibi ‘aa! sağ böbreğimin parçası’ hislerine sahip değil-“

“ben de artık değilim, normalim!”

 

ewan kendi kolunu çimdirirken latty gülümser, delora her neyse diyerek odadan çıkarken colm’u saklandığı yerden çıkarmaya gider..

 

 

“colm?”

 

delora ofisten içeri girerken colm neredeyse bütün eşyalarını buraya taşımış, işlerini yapıyorken delora gözlerini devirerek masaya ilerler

 

“kendi ofisine gitsene?”

“burası daha merkezi-“

“senin departmanın burası değil..”

 

colm, başını kaldırıp delora’ya bir bakış atar. Delora hiç umrunda olmadan hala beklemeye devam ediyorken sorar

 

“delia nerede?”

“o da kaçıyor-“

“yalan söyleme-“

“çocuğu uyandırmaya gitti-“

“oğlunu.”

oğlumu.

 

Delora iç çekerek masanın etrafında dolaşır ve colm’la bilgisayarın arasına girip masaya otururken colm geri çekilerek ona bakar

 

“çalışıyordum?”

“bir şeyi kabullenmek için illa süper güçlere sahip olman gerekmez..”

 

colm kollarını kavuşturarak arkasına yaslanırken delora ellerini açmış, konuşur

 

“bak, robotlarını bile getirmişler, hem de sen yapmışsın-“

“delora, gerçekten gerek yok-“

“var, çok var hem de. Robotu ne yaptın?”

“departmana gönderdim, diğerleri bakıyor-“

“gidip sen baksana, merak etmiyor musun ne yaptığını?”

 

colm sessiz kalırken delora hafifçe başını eğerek hm?lar

 

“hadi kalk, beraber gidelim-“

“dax’i nereye götürdünüz!?”

 

colm içeri dalan shia’ya bakıyorken delikanlı yine gözleri büyümüş, korkuyla colm’a bakıyordur, genç adam cevaplar

 

“departmana-“

“kapatmadan mı yolladın?!”

“kapatmam mı gerekiyordu!?”

“dax orayı görünce kafayı yer!”

 

shia arkasındaki delia’dan nazikçe sıyrılıp koridorda depar atarken colm da arkasından fırlamış, ona yetişerek geçite dalar..

 

 

colm ve shia departmana girdiklerinde ortalık birbirine giriyor, herkes bir köşeye koşturuyorken colm’un içeri girdiğini gören teknisyenlerden biri koşarak oraya gelir

 

“EFENDİM, ROBOT SİSTEMİNİ KİLİTLEDİ, KARŞI KOYUYOR!

 

Shia onların arasından fırlayıp dax’in yanına giderken ağzındaki yeşil ışıkları kırmızı olmuş, yanına yaklaşana vızır vızır elektrik akımı yollayan robot shia’yı algılayınca kollarını indirerek o tarafa döner

 

izinsiz giriş. İzinsiz giriş. Shia, yardım et.

 

Shia etraftakileri uzaklaşırarak dax’in kolunu tutarken zavallı robot da beyaz elini arkadaşının elinin üzerine koymuş, üzgün neon mavileriyle ona bakar

 

ana panelimi izinsiz açmaya çalıştılar-

“biliyorum dax, buradakiler seni daha tanımıyor..”

 

dax bakışlarıyla bütün departmanı yoklarken shia diğerlerine dönüp durumu açıklar

 

“dax tamamen çalışır durumdayken ana panele ve diğer yaşam devrelerine ancak ben ve babam erişebilir. İkimizden biri makineyi kapatmadan asla dokunamazsınız, canınızı daha fazla yakmaması mucize.”

 

Delikanlı sonra colm’a dönerek konuşur

 

“her şeyi bir tek benim hatırladığımı unuttum, özür dilerim..”

 

colm cevap vermiyorken shia dax’e döner ve elini robotun ensesindeki bir optik okuyucunun üzerine bastırıp çektiğinde dax’in bütün ışıkları söner, kolları ve bacakları inip başlangıç pozisyonuna geçerken shia robotun yanında çekilir

 

“şimdi bakabilirsiniz, ama dikkatli olun..”

 

teknisyenler temkinli bir şekilde robota ilerlerken shia biraz uzaklaşarak onların ne yaptığını izlemeye başlar. Colm da onun yanına gelerek dax’in ana panelinin açılmasını izlerken shia yan gözle babasına bakar, sonra tekrar önüne dönerken dax baştan keşfediliyordur..