![]()
#47 – It’s All Coming Back To Me “NEREDE?
TELEFON VERİN!” eidan
delirmiş bir şekilde telefon arıyorken sarah çantasını onun kafasına fırlatır
ve salona gitmesini izlerken arkasından bağırır “ÇOK
KARIŞTIRMA! Rezil ettin her yeri zaten. Megan, kilerdeki paspası getirir
misin?” megan büyük
bir zevkle kilere koşarken Vien sadece olanları izliyor, norah da mutfağa
giderek kağıt havlu rulosunun nerede olduğunu soruyordur. Lucas salondan
kaçarak annesin yanına sığınırken vien oğlunu tutarak kendine yaslar “baban
sakinleşince anlatacağız..” “sakinleşirse..” o sırada
vien’in arkasındaki dış kapı açılıp genç kadının beline çarparken lucas
annesini de çekerek kapının açılmasına izin verir. Anahtarlarını kapıdan
çıkaran Franco özür dileyerek içeri giriyorken yerdeki sosu ve makarna bulamacını
görünce güler “yine kim
neyi devirdi?” vien
gözleri dolarak elini ağzına kapatıyorken franco anahtarlarını cebine atarak
ona ve yanındaki delikanlıya bakar “megan’ın
arkadaşı?” lucas
başını iki yana sallarken mavi gözleri şoktadır. Vien franco’un sorusuna da,
aldığı cevaba da aldırmadan atılır ve genç adama sarılarak ağlamaya başlarken
franco şaşkın, onu tutarak bir an durur ve duyduklarını anlamaya çalışır döndün, franco döndün, ölü değilsin, döndün! SOUNDTRACK / Tonic – Count
On Me Franco, hala
vien’i tutuyorken cebindeki telefon titremeye başlar. Genç adam tek elini
cebine uzatır ve alıp eidan’ın aradığını görürken gözlerini devirerek açar “karın
ağlıyor-“ “franco?” franco başını
çevirip salon kapısında dikilen sarışın adama bakarken telefonu indirip tekrar
cebine koyar, o sırada vien de burnunu çekerek ondan ayrılıyorken kapıdaki
eidan hala telefona konuşuyor, elleri titriyor, ama aldırmıyorken franco ona
bakıyordur “iyi misin
sen?” eidan’ın
aklı tamamen kilitlenmişken franco ilerleyerek genç adamın kulağına yasladığı
telefonu indirir ve kapatıp arkasındaki koltuğa atarken biraz sonra eidan
uzanarak ona sımsıkı sarıldığında franco
da gülümseyerek arkadaşına, kardeşine sarılır “bu kadar
özlediğinizi bilsem daha erken dönerdim..” “keşke
dönseydin!” eidan’ın
ağlamaklı sesiyle franco kaşlarını çatarken ayrılmak ister, ama eidan onu
bırakmıyordur. Franco genç adamı tutuyorken sorar “eidan
neler dönüyor-“ “sus-YA DA
SUSMA!” eidan
yumruğunu franco’nun sırtına geçirerek biraz daha sarılırken franco da onu
tutuyordur. Arkalarındaki vien ağlıyor, lucas şokla babasına ve hayatında sahip
olduğu tek dostuna bakıyordur. Megan elinde paspas, gözleri dolarak önündeki
manzarayı izliyorken senelerce babasının her sene o günde ağladığını görmüş, şimdi onların hepsinin bittiğine tanık oluyorken o
da ağlamaya başlar. Norah neler döndüğünü anlamamış, ama megan’ı kendine
çekerek sarılırken genç kızın elindeki paspası sarah’ya uzatır. Sarah sadece
dudaklarını oynatarak ne olduğunu soruyorken norah elini sallayarak şimdi olmadığını söyler ve yerdeki
makarnaları işaret eder.. vien
sakinleştikten sonra eidan ve franco hariç herkesi bir yere toplamış, onlar
orada konuşuyorken diğer iki arkadaş evin diğer ucundaki bir odada, konuşmadan
oturuyorlardır. Eidan karşısında oturan adama bakıyorken franco sorar “vien
ölmediğimi söyledi. Onunla mı ilgili?” eidan
başını sallarken franco peki der. Eidan
hala arkadaşını izlemeye devam ediyorken gözleri yaşlardan parlıyor, gülümser
ve çatlak sesiyle konuşur “sana
hiçbir şey anlatmasam rahat duracak mısın?” “nasılsa
bir gün düşünürken duyarım..” “öyle olsun
o zaman, sen konuş, sen anlat..” franco
kafasını kaşıyarak arkasına yaslanırken sorar “neyi anlatayım?
Ne kadarını bilmiyorsun?” “hiçbir
şeyi bilmiyorum, doğduğun günden başla..” franco tamam diyerek otururken eidan gözlerinde biriken
yaşlar yanaklarından süzülerek güler. Franco onun o halini görünce tekrar öne
eğilir “neden geri
geldim, ya da sen nasıl buraya geldin-“ “birazdan
oreon’a gidince onlar sana anlatır, sen bana nereden geldiğini söyle..” “evden
geliyorum, jüpiter’den-“ “ne zaman
eve gittin!?” “15 sene
kadar önce-“ “maynard
yangınından sonra mı?” franco
başını sallarken eliyle ensesini ovarak arkasına yaslanır “birinin
cesedi ellerine düşünce ilk aklına gelen eve gitmek oluyor-“ “kimin?” “ashley-ben
senin ellerinde mi öldüm yoksa!?” eidan hayır
diyorken gülümsüyordur. Franco onun gülen suratına bakarken elini indirir “o çocuk
kim?” “hangi
çocuk?” “megan’ın
arkadaşı mısın dediğimde hayır diyen çocuk-“ “oğlum..” franco bir
küfür patlatırken eidan yine gülümser. Franco artık sıkılmış, oturduğu yerden
doğrulur “oreon’a
gidebilir miyiz?” “gideriz,
otur biraz daha..” “sonra aylarca
otururuz hadi kalk-“ “öldün
diyorum!” “biliyorum,
kalk hadi-“ “franco,
gitmesek?” “bu küçük odada sabaha
kadar sevişsek?” “öyle bir
şarkı vardı, değil mi?” franco
gülerek eidan’ı kolundan çeker ve kaldırıp önüne atarken eidan onu yanına çekip
elini omzundan atar, sonra mutlulukla iç çekerek yürürken oreon’a gidip herkese
“işte geri
geldi!” diye
haykırmak istiyordur.. franco ve
eidan salona girdiğinde norah’yı iki tarafından lucas ve megan’a sarılır halde
bulduklarında kaşlarını kaldırırlar. Norah gözleri yaşlı, bahtsız torunlarına
sarılıyorken dönerek franco’ya bakar “gel buraya
sen-ikiniz de gelin!” eidan ve
franco ikiletmeden norah’ın önüne gelip
eğilirler, norah anne ikisinin de kafalarını tutup yavaşça birbirlerine
tokuşturur “bir daha
ikinizin de başının altında böyle şeyler çıkmayacak, anlaşıldı mı-“ “ama anne
ben bir şey-“ “sus sen!
Daha kaç gün önce gelip anne ben aslında senin oğlun sayılmam dediğini ben hatırlıyorum. Terbiyesiz! Ya bu
çocuklar ne yapsın!? İkisinin aklı çorba olmuş-“ norah koca
oğlanları bırakıp torunlarına döner “gelin siz
benimle, acıkmışsınızdır, kimse kahvaltı etmemiş belli sabahın bu saatinde..” norah
söylene söylene lucas ve megan’ı ittiriyorken eidan dönerek vien’e bakar ve
yanındaki francoyu boynundan çekip gösterirken vien gözleri dolarak güler.
Sarah hala şaşkın gözlerle onlara bakıyorken eidan onun bacağına vurur “yarın
alışırsın..” sarah da
onun kafasına bir tane geçirirken kalkar “kevin ve
julia’yı aramam lazım..” eidan
hoparlörü açmasını söylüyorken sarah çoktan telefonu alıp salonun ortasına
getirmiş, numarayı büyük bir zevkle çevirip çalmasını dinler. İkinci çalıştan
sonra kevin’ın sesi duyulur “kevin-“ “EIDAN’IN
OĞLU VARMIŞ-“ “FRANCO
ASLINDA ÖLMÜŞ-“ “MEGAN’I
İKİSİ DE HATIRLAMIYORMUŞ-“ kevin aynen
telefonu kapatmış, hattın düşme sesi odayı doldururken sarah bir kahkaha atar,
eidan ve franco da gülerek oturdukları yerde devrilirken eidan karısını elinden
tutup yere çekiyor, vien de onun yanına düştüğünde ikisi usulca öpüşüyorlardır.. eidan artık
oreon’a gitmeleri gerektiğini söylediğinde norah çocukların gitmesine izin
vermemiş, karısı ve arkadaşıyla ne yapmak istiyorsa onu yapmasını söylemiştir.
Çocuklardan da itiraz gelmediğinde eidan eli mahkum, annesinin sözünü
dinleyerek franco ve vien’le evden ayrılmıştır. Üçü tekrar
oreon lobisine adım atarken franco bir an olduğu yerde durup derin bir nefes
alır “senelerdir
gelmedim buraya-“ “hiç
getirmedim mi?” “son 15
senede üç kere eve döndüm, bu üçüncüsüydü eidan. Koşarak oreon’a gelmedim..” eidan
başını sallayarak yoluna devam ediyorken bir anda geçitlerden sağlık departmanı
görevlileri çıkar. Vien onlarla beraber arkasına dönüp neler olduğuna
bakıyorken daha yeni gelen bir araç kapılarını açar, içinden scott ve perişan
halde bir ashley çıktığında eidan bundan bahsetmeyi unutmuş, hızla franco’ya
döner. Franco’nun
gözleri büyümüş, araçtan indirilip tekerlekli sandalyeye oturtulan, upuzun
saçları şimdi kısacık kalmış, soluk tenli genç kadına bakıyordur. Ashley başını
öne eğmiş, usulca sallanarak kendi kendine bir şeyler mırıldanıyorken yanındaki
scott franco’yu görmüş eidan’a eliyle işaret ederek onu buradan götürmesini
söyler. Ashley onların yüksek sesle konuşmalarından rahatsız olmuş, ellerini
kulaklarına kapatarak biraz daha hızlı sallanmaya başlar. Eidan franco’yu adeta
sürükleyerek başka bir geçite sokarken vien burada kalacağını söylemiş, neler
olduğunu öğrenmek için scott’a ilerler.. SOUNDTRACK / Fariborz
Lachini – Autumn In My Heart Scott, hasta
odalarının bitişiğinde olan cam odalardan birinde oturmuş, yan odada
sakinleştiricilerle uyuyan kardeşini izliyorken yumruğunu çenesine yaslamıştır.
Biraz sonra oturduğu odanın kapısı açılırken dalgın mavi bakışlar o tarafa
döner ve içeri giren güzel kızını görünce hafifçe gülümser. Liv sessizce kapıyı
kapatarak babasının yanına gidip omuzlarından ona sarılır ve yanağına bir
öpücük bırakıp usulca mırıldanır “annem
hepimizi okuldan aldırdı. İyi misin?” scott
başını sallarken liv babasının iyi olmadığını biliyor, ona biraz daha sarılarak
çenesini genç adamın omzuna yaslayıp odada yatan halasına bakar “yine de
döndü, değil mi?” “maynard
yangınından beri eranthe’deki rehabilitasyon merkezinde kalıyormuş. Raporlarına
göre yılda sadece bir kez onu görmeye gidiyormuşum. Ben, tek başıma. Başka kimseye izin vermiyormuş..” liv gözleri
dolarak başını babasının yanağına yaslar. Scott da uzanarak kızının başını
tutar ve onun nefesini dinlerken ashley sakince uyuyordur.. “daha kaç
kişi gelecek?” conrad bir
hışımla lucinda’nın ofisine girdiğinde genç kadın başını zaman farkına
aldırmadan onay bekleyen raporlardan kaldırır “bilmiyoruz
conrad. Evren dahilinde oreon’a ve kraliyete bağlı olan insanların takip
edilmesini söyledim. Şu ana kadar yeni bir bilgi edinmedik. Bitmiş olabilir..” conrad
başını sallayıp arkasını döner ve odadan çıkacakken lucinda ona seslenir.
Conrad arkasını dönmeden bekliyorken lucinda genç adamın sırtına bakarak
konuşur “üzgünüm.
Odette için..” conrad cevap
vermez ve kapıyı açıp dışarı çıkarken lucinda onun arkasından kapanan kapıya
bakıyor, üzüntülü bakışlarını tekrar raporlara çevirir.. “kimler
döndü? Ben, ashley, başka kim?” eidan ve
cuslov, franco’nun yanında, onun sorularını dinliyorken cuslov cevaplar “wusla ve
edward da döndüler..” franco
ensesini, boynunu, sonra çenesini sıvazlarken dudaklarını kemiriyordur. Eidan
onun ne yapacağını bilmediğini görebiliyorken franco burnunu çekerek başını
kaldırır “şimdi ne
olacak? herkes tekrar hep beraber yaşamaya devam mı edecek?” “başka bir
seçenek görebiliyor musun?” franco
hayır diyerek ayağa kalkarken cuslov ona bakıyor, sonra eidan’a döner ve genç
adamın omzunu tutarak kalkar, ikisini yalnız bırakmak için ofisten çıkar. Kapı
cuslov’un arkasından kapanırken eidan da franco’nun yanına gelmiş, masada duran
dosyayı açar “senin eve
döndüğün zamanda ashley de eranthe’ye yatırılmış. Travma sonrası stres
bozukluğu..” franco
yorum yapmadan dinliyorken eidan okumaya devam eder “onun
söylediğine göre de sen onun ellerinde ölmüşsün..” franco
elini gözlerine kapatarak başını eğerken eidan ona bakarak sorar “nasıl
oldu?” “anlatmazsam
rahat duracak mısın?” “istersen
okurum..” franco
elini çekerek eidan’a bakar “gerek yok,
anlatabilirim..” “dinliyorum
o zaman, anlat..” franco
yanağını kaşıyarak karanlık pencerelerden yıldızlara bakıyor, sakince konuşur “yangın
başladığı sırada ben delora’dan koptum, bir şekilde.. ashley ikinci kattaki
departmanı kontrol ediyordu. Korkudan birileri bir köşeye sinmiş mi-bakıyordu..” franco
gözleri dolarak bakışlarını başka bir yöne çevirirken konuşmaya devam eder “birileri
vardı, evet. o kadar korkmuştu ki silahıyla beraber saklanmış. Ashley köşeyi
dönüp önüne geldiğinde kim olduğuna aldırmadan silahı ateşledi. Alnından tek
kurşunla öldü. Diğer adam koşarak bir yere kaçtı ama dışarı çıkamadığını
biliyorum. Ashley’i saray dışına ben taşıdım. Her şey bittikten birkaç saat
sonra bizi buldunuz..” eidan
uzanarak arkadaşının omzunu tutarken franco masadaki dosyayı işaret eder “bana ne
olduğunu bilmiyorum, ama kötü olmuş olmalı. Ashley’i bile üzebildiğime göre..” franco
gözlerinden akan yaşları hızla silip hafifçe öksürür ve dönerek gidip
koltukların birine otururken eidan da gidip onun yanına çöker “bitti.
Geri döndünüz..” “buraya bir
daha dönmeyeceğime söz vermiştim, sen de biliyordun.” “bu ben
bilmiyor..” franco
başını sallarken eidan elini genç adamın arkasından atarak omzunu sıkar “deli olmak
ölü olmaktan iyidir...” franco
eidan’a yine o uygunsuz benzetmelerinden birini yaptığı zaman verdiği
bakışlardan sunarken eidan hafifçe omzunu silker “15 sene
boyunca bir gün aynen böyle kalkıp geri gelmeni diledim, ki ben aslında bu adam
değilim. Benim kendi evrenim var, denizler,
okyanuslar, her şey.. ama eksik olan hep sen oldun. Deli olarak bile dönseydin
yanı başında mutluluktan ağlıyor olurdum, inan bana.” “ashley
beni görürse ne olacak? ya daha çok delirirse..” “birisi
mutlaka ona anlatır, sen ölmemeye bak..” franco
hafifçe gülümseyerek başını sallarken eidan da güzel diyerek onun yanında oturmaya devam eder. Franco yan gözle ona bakıyor,
sorar “yanımdan
hiç ayrılmayacak mısın?” “ikimizin
arasında bir yerlerden bir kordon çıkıncaya kadar ayrılmayacağım...” franco gülerek
önüne dönerken eidan ikisinin bellerinin arasına bakar ve daha çıkmadığını
söyleyerek oturmaya devam eder.. “sadece 1
hafta gittik olanlara bak!” jonathan
çocuklara ait kocaman ofiste dönüyorken ayağına takılan joystick’i ittirir “kimin eli
kimin cebinde şimdi? Odette halam gelmediyse babam birilerini dövmek
istiyordur..” brittany
üzüntüyle başını sallıyorken jonathan iç çekerek olduğu yerde yere çöker “hiçbirine
dokunmasak daha iyi..” “kenda
nerede?” sophia
birazdan geleceğini söylediğinde owen başını sallar. Onların başka birini
sormasına vakit kalmadan kenda içeri girerken mars’tan gelen kurbağaların bütün
ilgisi ona döner. Kenda gülümserken ellerini kaldırır “sakin
olalım. Herkes şu an rahat. Liv babasıyla beraber kalacakmış, jonathan sen
neden gitmiyorsun?” “sarılıp
öpersem beni tartaklar-“ “tartaklamaz
hadi kalk. Babam da yaklaşmaya korkuyor, seni özlemiştir..” jonathan
hadi bakalım diyerek kalkar ve odadan çıkarken kenda giderek abisinin yanına çöker.
Owen güzel kardeşine sarılarak saçlarını öperken kenda gülümser “shia’yla
tanışmışsınız..” mars grubu
kafalarını sallarken shia da hafifçe gülümser. Kenda delikanlıya bakıyorken
sorar “dax
nerede?” “kapatıp
bir kenara koydular, şimdilik açmıyorum..” kenda
diğerlerine dönerek dax’i anlatırken jaden onların arasından sıyrılıp dante ve
nathan’ın yanına yanaşır “kardeşin
olmuş nathan?” nathan,
jaden’a ölümcül bir bakış atarken kumral delikanlı gülümser “daha ne
istiyorsun anlamıyorum, mis gibi işte. Herkes döndü-“ “o herkesin
yarısı beni tanımıyor.” “nasıl
yani?” “büyük
annemle dedem shia’yı torunları olarak biliyor..” jaden ohlarken onun yanındaki dante nathan’ın kolunu
sıkar “ne fark
eder, sanki sen onları çok biliyorsun, eşit sayılırsınız. Ayrıca onlar seni
bilmiyor olsa bile biz biliyoruz, diğer herkes biliyor-“ “babam dün
bana vurdu.” Dante de
susarken onlara kulak misafiri olan sophia bir an o tarafa döner, dante ona bir
bakış atarken sophia bir şey söylemeden kalkar ve gidip odette’in yanına
oturur.. “ne demek
vurdu? Kafa göz girişti mi?” nathan
yumruğunu jaden’ın koluna geçirip cevaplar “tokat
attı. O çocuk bizim bir şeyimiz değil dedim, sinirlendi.” “ben de
kafa göz girişti sandım, biz kaç tokat yedik sen bilsen..” nathan kaşlarını
kaldırıp jaden’a bakıyorken delikanlı başını sallar “sabah
akşam sopayla dövdü demiyorum, ama adamın hayatını kolaylaştırdığım söylenemez.
Utanmadan kabul ettiğimi görseydi yemiştim kafama tokadı yine-“ “kafa
farklı, surat farklı-“ “surata da
yedim diyorum, illa bütün anılarımı ortaya sermek zorunda mıyım? Travmatik bir
şey değil demeye çalışıyorum. Bak benjamin’in halası delirmiş, gidip ona
sarılsak mı?” jaden göz
ucuyla o tarafa bakıyorken benjamin ve allison bir köşede oturuyor, ellerindeki
kartlarla amaçsız bir oyun oynuyordur. “hey,
benji!” benjamin
kartlardan başını kaldırırken göz kırparak onlara bakar “ne var?” “ne var
değil, efendim. ne oynuyorsunuz?” benjamin
elindeki kağıtları kaldırıp gösterirken jaden emekleyerek allison’ın yanına
sokulur, kuzeninin kucağına yatıp elindeki kartlara bakarken oyundan bir halt
anlamaz. O arada dante ve nathan da o tarafa gelmişken uzaktan bir çift yeşil
göz yanındaki odette’in ne dediğine aldırmadan onları izliyordur.. liv bir
süre sonra diğerlerine katılmaya karar vermiş, odanın kapısını itip girerken
ortada kocaman bir çember oluşmuş, herkesin elinde 4 kağıt, bağırışlar
çağırışlar gırla gidiyordur. Liv gülerek içeri girerken benjamin ablasını
görmüş, ona yer açar. Liv gidip onun yanına otururken sorar “ne
oynuyorsunuz?” jaden
gözleri fıldır fıldır rakip ararken konuşur “hiçbir
şey. Millet elindeki kağıdı gözüne kestirdiği birinin kağıdının üzerine
koyuyor, büyük gelirse karşısındakine istediğini yapıyor, bak ben şimdi mesela..
jonathan’ın suratına tokadı basacam, rest çektim at kağıdı!” jonathan
tüm gücüyle kağıdı yere vurur, jaden papazı görünce küfrederken diğerleri
gülüyordur. Jonathan büyük bir zevkle jaden’ın suratına tokadı basarken aynı
anda colm içeri girmiş, gördüğü manzarayla bir an kalırken jonathan elini
sallayarak genç adama bakar “oyun
oynuyorduk..” “birbirinizi
tokatlayarak mı?” “önceki
elde ısırmıştık, yine iyi zamanda geldin..” colm başını
iki yana sallayarak bu grubun geleceği için kaygılanırken gözleri shia ve
nathan’ı arıyordur. İki delikanlı da yeşil ve mavi gözleriyle babalarına
bakıyorken colm konuşur “büyük
anneniz ve dedenizi de alıp eve gidiyoruz, hadi..” nathan
ikiletmeden kalkarken shia tereddüttedir. İki gündür kalabalık arasında
kaynayıp gitmiştir, ama şimdi tekrar eve dönmek.. delikanlı
utana sıkıla kalkarken bir an dengesini kaybeder. Nathan atılıp onu kolundan
yakalar ve kalkmasına yardım ederken shia bir teşekkür mırıldanır. Colm kapıda
onları bekliyorken önce shia çıkar, sonra nathan onu takip ederken colm oğlunun
ensesini tutarak kapıyı arkasından çeker.. SOUNDTRACK / Crosby Stills
Nash and Young – Our House Pulvu ve
Reganlar evin bahçesinden girmiş, delialona annesiyle babasının arasında pervane
olarak koşturur ve kapıyı açar. Ona göre kurduğu evi annesi ya da babası hiç
görmemiştir. Wusla ve edward her şeyi ezbere biliyor, ama kızlarının neşesini
bozmamak için sanki ilk defa adım atıyormuşçasına bir merakla içeri adım
atarlar. Onların arkasından
colm çocuklarla beraber girerken ofisten getirdiği çantasını bir kenara koyar “dax’i
yarın departmandan beraber getiririz shia..” “tamam
baba..” shia bir an
boş bulunmuş, olduğu yerde kasılırken kimse bir şey söylemez. Shia özellikle
Nathan’dan bir tepki bekliyorken delikanlı ayakkabılarını çözmekle
uğraşıyordur. İşini bitirince ayakkabıları olduğu yerde çıkarıp merdivenlere
ilerler ve kimseye bir şey söylemeden odasına çıkarken shia yanağının içini
kemirerek onu izliyordur. Colm aşağıda kalan oğlunun başını tutarak konuşur “sana da
bir oda ayarlarız-“ “nathan’ı
odasından çıkarmayın..” “çıkarmayız..” “senin
ofisini benim odam yapsak-“ “sen işini
bilerek gelmişsin-delia, oğlun ofisime el koyuyor!” edward
içerden torunun ne isterse yapabileceğini söylüyorken üst katta nathan aralık
kalmış kapısını sıkı sıkı kapatıyordur.. nathan bir
süre sonra kapısının tıklatılmasıyla elindeki kitabı kapatır ve yattığı yerden
doğrulurken girilmesini mırıldanır. Kapı açılıp büyük annesinin gülen yüzü
görünürken nathan içinden irkilir, ama dışardan hiçbir şey belli etmiyorken
kitabını yatağın üzerine bırakır. Wusla içeri girmiş, torununun odasını
inceliyorken daha gülümser “odanı
tanıyorum nathan, ama seni tanımıyorum, ne kadar ilginç, değil mi?” “üzücü
desek daha doğru olur..” nathan
yatağından kalkarken wusla onun hayal kırıklığını olduğu gibi görebiliyor, açık
açık hissediyorken delikanlının yanına giderek elini siyah saçlı delikanlının
başına koyar “bazı
değişikliklerin kabul edilmesi zordur nathan, biliyorum. Ama şanslıyız ki
ailemiz için her şey iyi yönde değişti. Torunumun bir gün ortadan kaybolması
yerine yeni bir tanesinin gelmesi güzel bir değişiklik..” nathan mavi
gözlerini büyük annesine çevirirken yavaş yavaş gözleri doluyordur. Engellemeye
çalışıyor, ama başaramıyorken biraz sonra büyük annesi uzanarak ona
sarıldığında nathan gözlerinden yaşlar akarak hep etrafta olmasının nasıl
olacağını merak ettiği kadına tutunur “annem seni
çok özlüyordu büyük anne..” wusla da gözleri
dolarak gülümserken şakağını torununun başına yaslar “tahmin
edebiliyorum tatlım, ama geçti.” “beni de
hatırlamanızın bir yolu yok mu?” wusla
kollarındaki delikanlıdan ayrılır ve onun yakışıklı yüzünü tutarak yaşlı
gözlerine bakar “hatıralar
her zaman ruh kadar güçlü değilidir nathan. Sen bizimsin, hissediyorum. Annen
ben ya da deden kadar güçlü değil, ama biz biliyoruz tatlım. Sana yabancı olacak en son insanlar biziz. Bir gün sen de
gelip tek başına bizim kapımızı çalıp kim olduğunu söyleyseydin o zaman da
bilirdik, hissederdik.” “ama
shia’yı tanıyorsunuz..” “shia da
bizi tanımıyor, hiç bunu düşündün mü? İkiniz de aynı durumdasınız. Biz ikinizi
de hissediyoruz, ama siz bizi tanımıyorsunuz. Üstelik shia’nın senden daha
şanslı olduğunu söyleyebilir miyiz? annenin ne kadar çok çaba göstermesi
gerektiğini biliyorsun. Senin inkar etmen ona yardımcı olmayacak. Shia’yı
dışlaman da onun kalbini kırmaktan başka bir işe yaramayacak-“ “ama ben
onu tanımıyorum-“ “benim
karnımdaki bebeği de annen tanımıyor, ama kardeşler nathan. Seth büyüyene kadar
o da ablasını tanımayacak. Kardeşler böyledir. Anne ve babalar bu senin kardeşin dedikten sonra tanışırlar. Aralarındaki
duygusal bağ kan bağından hep daha öndedir. Üstelik shia senin kendi kanından.
Gerçekten kardeşin, değil mi?” nathan
başını sallarken gözleri kurumuştur. Wusla onda delia’nın duygusallığını
görebiliyorken siyah saçları okşayıp ıslak yanakları kurular “çok
acıktık, seni bekliyorduk. Yüzünü yıkayıp aşağı geleceğini söyleyeyim mi?” nathan yine
başını sallarken wusla memnuniyetle gülümser “konuşup
anlatacak o kadar çok şey var ki, acele et.” Nathan
tamam diyerek banyosuna koştururken wusla onun içeri girip kapıyı kapatmasını
bekler, sonra mutlu bir iç çekişle odadan çıkarak diğerlerine haber vermek için
aşağı iner.. Nathan
merdivenleri birer birer inerken aşağıdan gelen sesleri dinliyordur. Edward
eline verilen tabaklardan şikayetçi, ama wusla ona sus dediğinde susuyorken
hemen sonra tekrar söylenmeye başlıyordur. Colm ve shia alt kattaki ofis tarafında
geliyorlarken nathan onları görmüş, son basamakta durur. Shia da delikanlıya
bakıyorken nathan ona dönerek konuşur “ofis oda
olacaksa ben alacağım, büyüğüm.” “ofis oda
olacak demedim.” “ama olursa
ben alacağım, baba..” Shia sesini
çıkarmıyorken dönerek babasına bakar. Colm da boncuk gözlü delikanlıya bakıp
sonra da diğer boncuk gözlü oğluna döner “aranızda
karar verin, eşyaları odanın sahibi toplayıp çıkarır..” babaları
mutfağa giderken nathan son basamağı da inip shia’nın önünde durur “sözümü
dinlersen bozuşmayız..” “sözünü
dinlerim ama ezmeyeceksin..” “odayı ben
alırsam ezmem-“ “ben
doğduğumdan beri o odayı istiyorum-“ “ben geçen
sene almak üzereydim..” nathan
skoru bir adım öne geçirirken shia gözlerini kısarak konuşur “oyun konsolunu
bana bırakırsan oda senin olur..” “anlaştık.” Shia da
anlaştıklarını söyleyerek gülümser ve nathan’a elini uzatırken siyah saçlı delikanlı uzatılan eli
sıkar. İki kardeş anlaşırken delia elinde kocaman bir salata tabağıyla yemek
odasının kapısından koridora bakıyordur, ikisinin anlaştığını görünce gülümser “yemek!” “tamam
anne!“ “tamam
anne-“ shia yine
irkilirken nathan sırıtarak onun önünden geçer ve yemek odasına girerken
seslenir “çabuk
alışırsın zeki.” Shia hey!lerken gülümseyerek o da abisini takip eder.. SOUNDTRACK / Francisco
Tarrega – Dream On Eidan
arabayı garaja bırakıp kapıların kilitlerini açar. Lucas kimseyi beklemeden
çıkıp garaja bitişik merdivenlerden sahile inerken megan da diğer kapıdan
çıkıyor her şeyi aynı olan evine bakar. Dalgaların sesi kulağına geliyorken buz
gibi rüzgar denizin kokusunu da onlara getiriyordur. Genç kız ürpermiş,
annesinin verdiği şalı daha da kollarına sararken vien onu omuzlarından sararak
ilerletir “üşüyeceksin
tatlım-“ vien bir an
duraklarken megan da dönerek ona bakar, sonra hafifçe gülümser ve annesine
yaslanırken vien genç kızın başını tutarak güzel saçlarından öper “eve
girelim, hadi..” megan usul
bir tamam mırıldanarak önden giderken eidan kapıyı açmış, kızını içeri alarak
franco ve vien’i bekler. İkisi de girdiğinde su kıran sahil tarafına dönerek
seslenir “HAVA BUZ
GİBİ LUCAS! SAKIN SUYA GİREYİM DEME!” sahilde
yürüyen lucas elini kaldırır, babasının göreceğini biliyor, geriye seslenmeden
yürümeye devam eder.. vien
mutfakta yiyecek bir şeyler hazırlıyorken bir paket brokoliyi buzdolabından
çıkarıp yanındaki tezgahın üzerine koyar “megan
brokoliden nefret eder..” vien,
franco’nun sesiyle tezgahın üzerindeki brokoliye bakar ve iç çekerek buzdolabını
kapatırken paketi de alarak tezgaha yaslanır. Franco da onun yanında
buzdolabına dayanmış, gülümser “alışacaksınız..” “megan
senin gibi değil franco. Sen bizimdin, dün yoktun, bugün varsın. Ödül gibisin,
ama megan-“ “ceza mı?” “hayır! o
benim kızım, ceza-hayır..” franco o zaman nedir bakışıyla bekliyorken vien elindeki brokoliye
bakarak hafifçe sallar “daha ne
sevdiğini bile bilmiyorum. Ya bir şeye alerjisi varsa?” “luplex
kanından olanların alerjisi olmaz sanıyordum..” “eidan’ın
yumurtaya var, belki babasından geçmiştir..” franco
çağırıp soralım dediğinde vien itiraz edecek olur, ama franco aldırmadan içeri
seslenir “MEGAN,
MUTFAĞA GELİR MİSİN?” biraz sonra
kapıdan megan’ın güzel yüzü görünürken franco gülümser “annen
senin bir şeye alerjin olup olmadığını merak ediyor..” megan
başını iki yana sallayarak yok derken vien gülümser “brokoli?” genç kız
yüzünü buruştururken vien gülerek diğer torbadaki minik havuçları teklif eder.
Havuçlar kabul edilirken içerden eidan kızını çağırıyordur. Genç kız izin
isteyerek içeri dönerken franco da vien’e bakıyordur “kolay
oldu, değil mi?” “lucas’la
nasıl anlaşacaklar bilmiyorum..” “lucas’ı
ben de bilmiyorum, tanışacağız..” vien zaten bol
bol zamanınız olacak diyorken havuçların pakedini açıp kaynayan suyun içine
atar “eidan seni
bırakmayacak, yanımıza yerleşmek zorunda kalacaksın..” “yarın
alışır..” vien
elindeki boş torbayı buruşturuyorken franco’ya döner “durumu tam
anlamıyla kavrayamadığını biliyorum franco, ama inan şu anda evren başımıza
bile çökse eidan’ı üzecek bir şey bulamazsın. Eidan uzun zamandır eidan değildi..” “o
zamanları görmediğim için şanslıyım o zaman..” vien’in
kahverengi bakışları hüzünlenmiş, başını sallarken elindeki torbayı bir kenara
bırakır. Franco torbayı alıp arkasındaki çöpe atar, sonra önüne dönerken vien
uzanarak genç adamın kalbine elini koyar ve usul bir teşekkür fısıldarken
franco da onun elini tutuyor, gülümser.. lucas
kazağının kollarını düzelterek mutfağa giriyorken herkesi bir şeyin ucundan
tutmuş çalışır bulduğunda hayretle kaşlarını kaldırır. Vien oğlunun geldiğini
görünce gülümser “deniz
nasıldı?” “soğuk,
sakin. Bugün çok ses yoktu..” vien
muhtemelen su perilerinin de tatilde olduğunu söyler, sonra içinde kiraz
domateslerin olduğu küçük bir kaseyi kaldırıp oğluna uzatır “yemek
öncesi atıştırma, megan çok seviyormuş..” lucas bir
tane domates alıp ağzına atarken tezgahın diğer ucunda haşlanmış patatesleri
ezen genç kıza bakar “yüzmeyi
seviyor musun?” megan
başını sallarken lucas annesinin bıraktığı kaseden bir domates daha alır “yarın
sabah yüzelim o zaman..” megan’ın
hareketi bir an dururken genç kız şaşkınlıkla lucas’a bakıyordur, sorar “ocak
ayındayız..” “ve?” “soğuk?” “ben suyun içindeyken
üşümem, sen üşür müsün?” megan
başını sallarken lucas sırıtır “bunu da
bir ara scorchio’ya götürmek gerek baba, yeterince öğrenememiş..” eidan
gülerken megan şaşkınca annesine bakar. Vien boşvermesini söyleyerek patatese
biraz daha tuz koyuyorken franco, lucas’ın ensesinden yakalayıp bir gün
denizden bir kalıp buz çıkarmaktan korktuğunu söylüyordur. Lucas bu adamı henüz
tanımıyor, ama yeni insanlara karşı duvar örmek adeti değil, ortama ayak
uydurup gülümser.. ![]() |


