SOUNDTRACK / Mandy Moore – Gardenia

#48 – Winona Ends It

 

SOUNDTRACK / Mandy Moore – Gardenia

I'm the one who likes Gardenia

I'm the one who likes to make love on the floor

I don't want to hang up the phone yet

It's been good getting to know me more..

 

 

Tekrar bir araya gelmiş aileler akşamlarını huzurla geçiriyorken onlardan bir tanesi hala oreon’da, ashley’nin yattığı odanın başında bekliyordur.

 

Liv babasıyla beraber bir süredir aynı yerde oturuyorken ikisi de ara sıra küçük sohbetler ediyor, ama hiçbiri kalkıp uyumaya yeltenmiyorken bir süre sonra andrea yanlarına gelir

 

“scott, tatlım?”

 

scott hmmlarken andrea ilerleyerek onun omuzlarına tutar

 

“ikinizin de biraz uykuya ihtiyacı var. Vien yarın sabaha kadar ashley’nin uyanmayacağını söyledi. Yarın yine kalktığında sizi yorgun görmesin.”

 

Liv babasına bakıyorken andrea güzel kızına döner

 

“tatlım hadi sen de git, kardeşin uyudu-“

“baba? Sen de uyuyacak mısın?”

 

scott omuzlarının biraz daha sıkılmasıyla başını sallar. Liv annesine bakarak doğrulur

 

“biraz halamın yanına gitmek istiyorum, gidebilir miyim? Sonra uyumaya gideceğim, söz..”

 

scott başını kızına çevirince liv hafifçe gülümser. Andrea başını sallarken genç kız eğilerek babasını yanağından öper ve cam odadan çıkıp hemen yandaki kapıdan halasının yanına girer..

 

 

beyaz odada kalabalık yapan hiçbir şey yok, loş ışık odadaki ziyaretçi için etrafı usulca aydınlatıyordur. Liv yavaş adımlarla halasının başucuna gittiğinde elini uzatarak genç kadının kısa, kumral saçlarına dokunur

 

“iyileşeceksin ashley hala, değil mi?”

 

ashley sessizce uyumaya devam ediyorken liv onun saçlarını okşuyor, çocukken onu kucağına alıp gezdiren, oyunlar oynayan kadına bakıyor, ama o zamanlardan hiçbir şey hatırlayamıyordur.

 

“sen uyandığında beni tanıyor olacaksın, ben de sana bir sürü soru soracağım. Diğer liv neden ortalığı birbirine katıp seni görmek istememiş bilmiyorum, ama ben o değilim, yalnız kalmayacaksın. Sonra yavaş yavaş iyileşeceksin-hem franco da döndü..”

 

liv’in heyecanı bir an sönerken tereddütle kaşlarını çatar

 

“onu görünce daha mı kötü olur bilmiyorum, ama dönmesi güzel bir şey. Herkesin ikinci bir şansı olması..”

 

ashley sakin nefeslerle uykusuna devam ediyorken liv onun boynunu kesen hastane önlüğünü yavaşça çekerek halasını rahatlatır

 

“babam bazen seni yeterince sevdiğini söylemediği için kendine kızar. Biz hep o mutlaka biliyordu deriz, ama şimdi sen kendin söyleyebilirsin. Uyanınca, aileni tekrar burada görünce iyileşeceksin, biliyorum. Sen istemesen de ben zorlayacağım. Çocuğum ben, yaparım..”

 

liv kendi kendine gülümserken bir gün halasının da ona gülümseyeceği zamanları düşünüp heyecanlanır ve eğilerek genç kadının yanağına bir öpücük bırakır, sonra dönerek sessizce girdiği gibi, yine aynı şekilde odadan çıkar..

 

 

Ertesi sabah...

 

“efendim, bay ellen-efendim kardeşiniz uyandı-“

 

scott irkilerek oturduğu yerden doğrulurken uykudan kısılmış gözleriyle yanındaki hemşireye döner ve teşekkür ederek başını sallar. Hemşire odadan çıkıp kapıyı açık bırakırken scott karşı odada uyanmış, ona bakan kardeşini görünce gülümser ve yavaşça elini kaldırır. Ashley onun elini kaldırdığını görünce başını diğer tarafa çevirerek yatağa biraz daha yerleşirken scott iç çekerek kalkar ve cam odadan çıkar..

 

 

“hey, günaydın..”

 

ashley bir şey söylemeden karşı duvara bakıyorken scott onun baktığı tarafa gidip yatağın kenarına oturur. Ashley başını eğerek yastığına biraz daha sokulurken scott uzanarak kardeşinin saçlarını okşar

 

“seni korkuttular, biliyorum..”

 

ashley’nin yeşil gözleri abisine dikilirken çatlak sesiyle konuşur

 

“bana öldüğümü söylediler. Ölmedim ben. Deli de değilim. Üzgünüm sadece. Neden anlamıyorsunuz?! NEDEN BANA DELİ DİYORSUNUZ?! DELİ DEĞİLİM BEN! ÜZGÜNÜM! SADECE ÜZGÜNÜM! BEN ÜZGÜN OLAMAZ MIYIM!?”

 

scott yataktan çıkmaya çalışan kardeşini omuzlarından tutup sakinleştirmeye çalışıyorken ashley öfkesinden ağlıyordur

 

“BURAYA GELMEK İSTEMİYORUM! GERİ GÖTÜR BENİ-“

“ashley, sakin ol, lütfen-“

“GERİ GÖTÜR BENİ! GERİ GERİ! BURASINI İSTEMİYORUM! GERİ GÖTÜR!

 

scott genç kadını kendine çekerek sarılırken ashley de abisinin gömleğine parmaklarını geçirerek onu tutar. İkisi yavaşça sallanıyorken ashley gözlerini sımsıkı yumarak kendi kendine bir şeyler mırıldanmaya başlar..

 

 

“geri götüremem, orada bırakırsam asla eskisi gibi olmaz. Andrea ne yapacağım bilmiyorum..”

 

scott çaresizce başını elleri arasına alırken andrea onun başına sarılarak ellerini sarı saçlardan geçirir

 

“geri götürmeyeceğiz, burada bizimle kalacak-“

“sadece benim görmeme izin vermesinin sebebi kimsenin onu öyle görmek istememesiymiş. Üzgün olduğumda kimse beni görsün istemiyorum demiş. Dosyasını dün gece 30 kere okudum-o kadar baskı altında kalmış ki, o kadar utanmış ki zayıflığından..”

 

scott’ın sesi titrediğinde andrea yere çökerek kocasıyla göz göze gelir

 

“yaşadığımız şeyler kolay değildi scott, herhangi birimize olabilirdi! Sana da olabilirdi, ki bizi itmeye çalıştın, uzaklaşmaya uğraştın ama izin vermedik. O yüzden iyisin, o yüzden devam ettin. Aynı şeyi ashley için de yapacağız-“

“o zaman neden yapmamışım-anlamıyorum..”

 

andrea genç adamın göz yaşlarını kendi parmaklarıyla silerek mavi gözlerine bakar

 

“seneler önce de neden onu korumadım diye kendini suçluyordun, sana ikinci bir şans verildi scott. Herkes senin kadar şanslı değil. Conrad’a bak, eğer ashley’nin yerinde odette olsaydı o adam dağları devirir, ne yapar eder o kızı kendine getirirdi. Sen de güçlüsün, sen de yapabilirsin. Şanslı olan sensin. Yeni baştan yıkılmanı izlemek istemiyorum. Ashley ölmedi, yaşıyor, nefes alıyor, sadece korkuyor. Korkmaması gerektiğini anlatacağız, bir şekilde başaracağız. Tamam mı?”

 

scott belli belirsiz başını sallarken andrea uzanarak genç adamın dudaklarını örter. Scott karısını kendine çekerek sarılır ve öyle öpmeye devam ederken andrea da tüm gücüyle ona tutunmuş, bütün nefesiyle genç adamı öptükten sonra ayrılır

 

“sabah erkenden franco geldi, o da ashley’i görmek istiyor-“

“hayır, daha çok erken-“

“olmayan bir şeye inanarak mı iyileşecek scott?”

“ben ashley’i gördüğümde aklımı kaybediyordum andrea-“

“tutunacak bir şeye ihtiyacı var. franco’yu da yanına al ve neler olduğunu açıkla. Ashley deli değil, anlattıklarını kavradığı an bir adım ileri atmış olacağız-“

“yine tepki gösterirse?”

“gösterirse üstesinden geleceksin, bir gün tepki göstermeyene, yine ashley gibi soğukkanlı olana kadar üstesinden geleceksin, geleceğiz. Ashley yaşıyor scott. Hep bunu düşün, başka şeylerin odağını kaydırmasına izin verme.”

 

Scott bu sefer gerçekten başını sallarken karısına onu sevdiğini söyler ve sıcacık bir sarılışla aynı sevgiyi geri alır..

 

 

Franco, ashley’nin odasının olduğu koridorda, iki kapı uzağa oturmuş, dudaklarını kemirerek bekliyorken birazdan diğer uçtan scott’ın geldiğini görünce ayağa kalkar. Scott ayağa kalkan adama elini uzatır. Franco tutarak sıkarken scott onu  yavaşça çeker ve sarılırken konuşur

 

“tekrar görüştüğümüze sevindim franco..”

 

franco da aynı şekilde olduğunu söylüyorken ikisi ayrılırlar. Scott, gözleri ashley’in kapısında, hemen sonra franco’ya dönerek konuşur

 

“ashley iyi değil franco. Çok sarsılmış, ama seni görmenin iyi geleceğini düşündük. Aşırı tepki verirse lütfen sakin olmaya çalış. Olabildiğince onun anlayacağı şekilde olayları anlatmaya çalışacağım.”

 

Franco sadece başını sallarken scott ona yolu gösterir. İkisi beraber yürüyerek ashley’nin kapısının önünde durduklarında içerdeki liv’i görünce scott bir an bekler. Ashley dikkatle liv’in anlattığı bir şeyi dinliyorken franco gülümser

 

“birileri bizden önce davranmış..”

 

scott gözleri parlayarak gülümserken hafifçe kapıyı aralar, içerdeki sesler dışarı yayılırken liv son iki günde olanları anlatmaya başlamıştır bile

 

“..ama tabii shia hiçbirini tanımıyor. Sonra megan var tabii-sen megan’ı tanıyor musun?”

 

ashley başını iki yana sallarken liv hayretle gülümser

 

“sen lucas’ı biliyorsun o zaman!”

 

ashley başını sallarken liv uzanarak onun elini tutar ve konuşmaya devam eder

 

“o zaman daha kolay olacak hala, sen üzülme. Nerede kalmıştım?”

 

ashley’nin bakışları açılan kapıya dönerken scott’ı ve yanındaki franco’yu görünce bir anda alevlenir ve yorganları iterek yataktan çıkar, liv’i de iterek iki duvarın köşesine sığınırken liv yatağa tutunmuş, korkuyla olanlara izliyordur. Scott atılarak kardeşini oturduğu yerden kaldırırken ashley ağlayarak franco’yu işaret eder

 

“BUNU SÖYLEMEDİN! HER ŞEYİ SÖYLEDİN! BUNU SÖYLEMEDİN!”

 

liv kendine bağırıldığını anladığında gözleri dolarak halasına bakar

 

“özür dilerim-“

 

ashley ağlayarak abisine sarılırken franco kapının eşiğine tutunmuş, sesini çıkarmadan ağlayan kadına bakıyordur..

 

 

“ashley-ash bana bak!”

 

ashley bakışlarını franco’dan alıp abisine döner ve korkuyla ona bakarken scott onu yavaşça yatağa götürüyordur

 

“franco dün geldi-“

“ben de ölüydüm değil mi? yalan değildi! Ölüydüm ben! Nasıl geri geldim?! Nedir bu olanlar?! Beni bu yüzden mi oraya kapattınız!?”

 

ashley bu kadar şeyi anlayamıyor, olduğu yerde durup iki eliyle başını sıkarken scott onun önünde yere eğilir

 

“senin eranthe’de kaldığın zaman diye bir şey yok artık ashley. Rahatla, kimse seni oraya götürmeyecek. Kimse ölmedi, herkes burada-“

 

ashley abisini iterek odada açığa çıkarken düşünüyordur. Kendi kendine bir şeyler söylüyorken liv yaşlı gözlerle babasının elini uzanır

 

“baba, bilerek yapmadım özür dilerim-“

“tamam tatlım, önemli değil. İyi olacak..”

 

ashley gerileyerek duvara yaslanmış, başını öne arkaya sallayarak bir şeyler konuşuyorken birazdan başındaki ellere birisi dokunduğunda feryat eder

 

“DOKUNMA BANA!”

 

franco ellerini kendine çekerken scott arkadan müdahele edecek olur, ama liv izin vermez. Franco başını eğerek ashley’le göz göze gelmeye çalışıyorken ashley’nin gözleri onun arkasındaki boşluğa bakıyordur. Franco sonunda göz göze gelmekten vazgeçmiş, konuşur

 

“ben de nasıl olduğunu tam olarak bilmiyorum ashley, ama oldu. ikimiz de iyiyiz. Benim geldiğim yerde de sen yoktun..”

 

ashley’nin yeşil bakışları franco’yu bulurken genç kadın ellerini boynuna indirerek usulca sorar

 

“sen de üzüldün mü?”

 

franco başını sallarken ashley gözleri dolarak ona bakar

 

“seni dışarı çıkaramadım, koştum-bir tek sen kalmıştın-ben o sarayı biliyorum, avcumun içi gibi! Sen arkada kaldın, seslendin, döndüm ama bir şey beni dışarı itti-duydum ama bir şey yapamadım!”

 

ashley ağlayarak yine başını tutarken franco bu sefer itilmeden onun ellerini tutar ve başına sarılırken ashley yine bir anda onu iterek doğrulur. Islak gözlerinde korku dolu bir bakışla odadakilere bakarken sorar

 

“rüya görüyorum-“

“hayır, ashley-“

“görüyorum! Biliyorum, bazen oluyor, çok gerçek, ama değil. Anlayabiliyorum, yine rüya görüyorum-“

 

ashley bir anda can acısıyla feryat ederken franco’nun çimdirdiği kolu açıyordur. Genç kadın elini kaldırdığı gibi franco’nun suratına tokadı basarken genç adam owlayarak yüzünü tutar. Scott artık yeterli olacağını düşünmüş, liv’i bırakarak o tarafa giderken ashley abisiyle beraber yatağa yürürken mırıldanır

 

“rüyamda hiç onu tokatlamadım..”

“rüya değil çünkü ash, hadi biraz uzan-“

“istemiyorum! YATAK İSTEMİYORUM!”

 

ashley bağırarak yataktan gerilerken liv koşturarak halasının ellerini tutar

 

“aşağı inmek ister misin? diğerlerinin yanına? Doğru düzgün giysiler giysek, ayakkabılar giysek? İster misin ashley hala?”

 

ashley başını sallarken kendi kendini yormuş, nefes nefese karşısındaki kıza bakıyordur, gözleri dolarak hafifçe gülümser

 

“sen hep geldin biliyor musun?”

 

liv’in bakışları şokla büyürken ashley başını sallıyordur

 

“okuldan kaçardın, annen hep bilirdi, söylemiştim..”

“annemle konuşuyor muydun-“

“elbette konuşuyordum, deli değilim ben!”

 

liv tamam diyerek karşı çıkmazken ashley onun saçlarını düzelterek devam eder

 

“Yalnız kalıyordum, sen geliyordun, konuşuyorduk..”

 

liv gülümserken ashley onun çenesini tutarak mavi gözlerine bakar, hafifçe başını eğerek kendi zamanında tandığını çocuğa bakarken şimdiki çocuk o kadar mutlu olmuş, o kadar rahatlamıştır ki atılarak halasına sarılır ve sımsıkı tutarken ashley korkuyla bir an scott’a bakar. Eranthe’de olanın aksine kimse ikisini ayırmaya gelmiyorken ashley de ona sarılan kızı tutarak başını onun başına yaslar..

 

 

SOUNDTRACK / Mandy Moore – Have A Little Faith In Me

 

 

“elini çek, ben yapıyorum!”

 

ashley elini indirirken liv onun kısa saçlarına şekil vermeye çalışıyordur. Liv halasını kendi odasına sokmuş, cici dresuarının önündeki pufa oturtup neyi var neyi yoksa çıkarmış, gidip annesinin eşyalarından da aşırmışken elindeki tarakla ashley’nin saçlarının ön tarafını tarıyordur

 

“biraz alnına düşürsem rahatsız olur musun?”

 

ashley başını iki yana sallarken liv gülümser

 

“çok güzel oldu, bak!”

 

ashley aynada kendine bakıyorken uzun zamandır ilk defa birisi saçlarını taramış ve ilk defa gerçekten kokusu olan bir şampuan kokuyorlarken genç kadın hafifçe gülümser

 

“çok güzel olmuş..”

“annem giyecek bir şeyler ayarlayacaktı-bak küpeler getirdim! Şunlar çok güzel bak minnacık, çok sallanmaz, seni rahatsız etmez..”

 

liv elindeki minik altın küpeleri ashley’nin eline tutuşturur, sonra küçük mücevher sandığından yenilerini aramaya koyulurken ashley küpenin bir tekini bırakıp diğerini eline alarak kulağındaki deliğe sokmaya çalışır. Canı acıdığında küçük bir ses çıkarırken liv hızla ona bakar

 

“kapanmış mı yoksa?”

“galiba..”

 

ashley sinirlerine hakim olmaya çalışarak yavaş yavaş küpeyi takmaya çalışıyor, bunu yaparsa sanki çok önemli bir şeyi yapacakmış gibi hissediyorken liv de onu izliyordur. Küpe sonunda pıt diye yerine girince ashley gülümser. Liv de gözleri parlayarak gülümserken ashley mutlulukla ikinci küpeye uzanır..

 

 

“ashley şizofren değil scott, sorduğun buysa eğer..”

 

scott başını sallarken vien elindeki raporlara bakıyordur

 

“hiç şizofren tanısı konulmamış. Travma sonrası stres bozukluğu şizofreniden çok uzak bir kavram. Ashley, maynard yangını sırasında yaşadığı ağır travmayı atlatamamış. Kendini yeterince güvende hissedememesinden kaynaklanan bir durum bu. Travmaya neden olay ortadan kaybolduğu halde Ashley kendini rahatlatamamış. Gördüğü rüyalar bunun en önemli işareti. Eranthe’de kaldığı dönemde hiç ciddi bir taşkınlık dönemi yaşamamış. Verdiği tepkiler bizim tepkilerimize göre oldukça sert. Panik atak yaşama olasılığı yüksek. Asabiyet, uykusuzluk ya da yeme bozuklukları görülmeye devam edebilir..”

“peki biz ne yapabiliriz? Bizimle yaşayabilecek kadar uyumlu olabilecek mi?”

 

vien başını sallarken elindeki dosyayı kapatır

 

“tedavinin en önemli kısmı da bu aslında. Ashley son 10 senedir eranthe’de kendi isteğiyle kalmış. Onun durumundaki hastalar koğuşlarda üst düzey kontrol altında yaşamıyorlar. Kendi evleri var, biliyorsun. Ashley de kendine orada bir hayat kurmuş, ama durumunu iyileştirmek yerine sürekli sabit tutmuş. Yalnızlık onun için iyi değil. Güvende hissettiği bir yerde olmalı. Onunla aynı şeyleri yaşamış insanlarla konuşmaya, paylaşmaya ihtiyacı var. tedavinin ilk safhalarında Eranthe’de merkez bunu tıbbi olarak sağlamış ve gördüğüm kadarıyla oldukça olumlu sonuçlar alınmış. Ziyaretçi izin listesinde sadece senin adın görünüyor, ama kayıtlar birbirini tutmuyor. Andrea ve Liv de sık sık Ashley’i ziyaret etmişler..”

 

scott gülümseyerek başını sallarken vien dosyayı masada bir kenara koyarak konuşur

 

“Dediğim gibi, ilk 5 seneden sonra ashley doktor onayıyla kendi evine geçmiş. İlaçlarını düzenli olarak almış, ziyaretçileriyle bağ kurmuş. Şu anda burada olmasının kimse için bir sakıncası yok. Yavaş yavaş tepkilerini düzeltmesini bekleyeceğiz. Kullandığı dozların listesi bende var, kontrollü olarak azaltacağım. Bu süre içinde sizinle beraber kalması uygun olacak..”

 

scott çok teşekkür ederek kalkarken vien de gülümser

 

“her şey yoluna girecek scott. Sorduğu soruları sakinlikle cevaplayın. Sabrını çok zorlamayın, dokunmanızı istemiyorsa dokunmayın..”

 

scott başını sallar ve tekrar teşekkür ederek ofisten çıkarken daha hafiflemiş hissediyor, kardeşinin şu anda esir tutulduğu yere gitmek için asansörlere ilerler..

 

 

“şunu da kapatabilirsek-evet!”

 

andrea kotun fermuarını kapatabilmiş, ellerini birbirine vurarak keyifle ashley’den uzaklaşır

 

“çok sıkıyor mu? değilse bir beden büyük setleri istetelim..”

 

ashley hayır diyerek aynaya dönerken kotuna ve üzerindeki açık sarı, saten bluze bakar. Kulağındaki minik küpelerine dokunup tekrar andrea ve liv’e dönerken sağ ayağını kaldırır

 

“ayakkabı? Oreon’da çıplak ayakla mı dolaşacağım?”

 

liv koşturup kapının önündeki ayakkabı kutularının kapaklarını açmaya başlar, o sırada kapı açılıp liv’in omzuna çarparken genç kız feryat eder. Ashley yüksek sesle irkilerek bir an gözlerini kapatırken andrea onun elini tutarak kapıdaki scott’a bakar

 

“kapıyı vurduğunu duymadık scott..”

“yeterince güçlü vuramadım, üzgünüm, ne yapıyorsunuz?”

 

ashley üzerindeki giysileri gösterirken scott gülümser

 

“önlükten çok daha iyi..”

 

andrea değil mi? diyerek ashley’e bakar ve genç kadının kısa saçlarını hafifçe kulağının arkasına alırken ashley abisine bakarak sorar

 

“franco nerede?”

“eidan’la beraber, görmek ister misin?”

 

ashley başını sallarken liv ona ayakkabılarını getirmiş, ashley teşekkür ederek giyer ve bir iki adım atıp hala topuklularla yürüyebildiğini anladığında gülümser. Genç kadın birazdan scott’la beraber odadan çıktığında liv mutlulukla annesine sarılır..

 

 

SOUNDTRACK / Bond – Dream Star

 

 

Oreon’un koridorlarındaki hareketin bitiş ve başlangıç noktasının birleştiği yerde, Yüksek Kurul Başkanlık ofisinde, Lucinda, önündeki ekranda bir gün içinde iki katına çıkmış raporlara bakıyorken bir tek zamanlar ve insanlar değil, sistemler de birbirine girmiştir.

 

Wusla’nın ve Edward’ın geri dönmesiyle sistem yönetimi karmakarışık bir hal almış, rastgele kendini tekrarlayan raporların dijital onay damgaları sürekli kayıt hatası veriyordur. Lucinda en sonunda gerçekten kendine gönderilmiş bir raporu açıp okurken hemen ardından ikinci bir kayıt hatası penceresi önüne fırladığında genç kadın elinde ne varsa bırakıp yanındaki telefonu kaldırarak 76’yı tuşlar.

 

“colm-“

biliyorum, çözmeye çalışıyoruz. Bir süre işlem yapmamaya çalışır-“

önümde duran kayıtlara göre bazı raporlar zaten 6 ay öncesine kadar gecikmeli görünüyor-“

her şeyin farkındayım lucinda, gerçekten, bir iki saat daha istiyorum sadece. Sistem yöneticilerinin hepsi bir sektöre bakıyor, en fazla 2 saat 45 dakika. Söz veriyorum.”

 

Lucinda iç çekerek tamam der ve telefonu kapatırken ekranda bugünün 32. kayıt hatası penceresi kendini gösteriyordur.

 

 

Latty, colm’un görevlileri yoluyla yolladığı mesajı almış, şimdilik bilgisayarına dokunmuyorken koltuğunda oturmuş, bir hafta önce kapısına bırakılan sepetteki kartı inceliyordur.

 

Mutlu Yıllar. B.

 

Latty yüzünü buruşturarak kartı klavyesinin altına ittirir ve arkasına yaslanır. O sırada bilgisayarını kullanamadığı için pek bir şey yapamayan başka bir üst düzey Oreon görevlisi, eski Kaptan Crash, günümüzün Ewan Lysander’i içeri girerken latty gülümser

 

“gerçekten iş yapıyormuşuz, haberimiz yokmuş.”

“Bütün sistemleri ben bozdum.”

 

Latty zaten şüphelendiğini söylüyorken ewan kapıyı kapatmış, geçip prensesin karşısına oturur

 

“biana’yla konuştun mu?”

“hayır-“

“çocukluk yapmaya gerek yok demiştim-“

“çocuklukla alakası mı var ewan? Kadın benim hayatımı mahvetti. Bir yılbaşı kartıyla her şey düzelecek sanıyorsa hiç aklını yormasın, yazık.”

 

Ewan ellerini karının üzerinde birleştirerek arkasına yaslanır ve başını arkaya atarak gözlerini kapatırken latty onu izliyordur

 

“uyumak için mi geldin?”

“çok yalnızım. Çocuklarım sürekli anneleriyle vakit geçiriyor, sen de benimle beraber olmuyorsun.”

 

Latty hiç bu kadar laf arasında suçlanmamış, hayretle kaşlarını kaldırırken ewan tek gözünü açarak ona bakar

 

“akşam yemeğe çıkalım mı?”

“nerede? Senin mutfağında mı?”

“samanyolu?”

“ertesi gün BÜYÜK EFSANE DÖNDÜ! KAPTAN CRASH VE PRENSES YİNE Mİ BERABER!?-“

“evet?”

“yapma ewan..”

 

ewan omzunu silkerek tekrar gözünü kapatırken latty klavyenin altından köşesi  çıkmış kartı sürekli ittirip çekiyordur

 

“konuşmalı mıyım sence?”

“magazin basınıyla mı?”

hayır. biana’yla..”

 

ewan artık bir şey bilmediğini söyler. Latty onun uyuklayan suratına bakıyorken sorar

 

“hiç canın yanmıyor mu? hala her şeyi hatırlıyorsun, bu kadar çabuk mu bitti?”

 

ewan gözlerini açarak başını kaldırır ve hafifçe kaşlarını çatarak ona doğrultulan soruları bir an kafasında tartar.

 

“benim yaşadığım her şey yalandı.”

“ama yine de hatıralarındı. Benimle yaşadıkların gibi bir anda uçup gitmedi-“

“ben seninle olan hatıralarımı uzun zaman önce geri aldım latty.”

 

Latty bir an donarken ewan başını sallar

 

“akasha, vesaire. Sürekli oynandım. Hatırlıyorum. Sadece kalkıp evrene ilan etmedim.”

“o zaman neden benden sana hatırlatmamı istedin?”

“çünkü sen başka bir adamı hatırlıyorsun.”

 

Latty başını eğerek tekrar kartla oynamaya başladığında ewan ayağa kalkar

 

“ben gidip colm’un neler yaptığına bakacağım. Akşam için teklifim hala geçerli..”

 

latty göz ucuyla ewan’a bakarak hafifçe başını sallarken yakışıklı adam gülümser, odadan çıkıp kapıyı arkasından çeker ve prensesi bozuk bilgisayarı ve düşünceleriyle baş başa bırakır..

 

 

ewan gömleğinin kolundaki inatçı bir lekeyle kavga ederek yürüyorken elementlerin ofisinden dorian çıkar. İkisi birbirini görünce konuşmadan aynı yolda yürümeye devam ederken diğer yandaki asansörlerin kapıları açılır ve franco ile ashley görünür. Ashley, ateş kıranı gördüğü anda irkilerek tekrar asansöre geri bir adım atar, ama kapanmış olan kapılar genç kadını ittirirken ewan neler olduğunu anlamış, lekeyi bırakıp dorian’ı kolundan tutar

 

“biz de şuraya giriyorduk.”

 

Ewan, dorian’ı ittirerek kimin olduğunu bilmediği küçücük bir ofise sokar ve kapıyı arkasından kapatırken ateş kıran kapalı kapıya bakıyordur

 

“daha ne kadar kaçacağım?”

“geçmişte şeytani kopyalarının acımasızca canına kıydığı insanlar duruma alışana kadar.”

 

Dorian kendi kendine bir şeyler homurdanırken ewan etrafına bakarak bu kadar küçük bir ofisin kime ait olabileceğini düşünüyordur. O sırada kapı açılır ve oreon’un en kısa boylu, ama en kıdemli görevlisi Voc ofisinden içeri girer. Kaptan ve ateş kıran aynı anda küçük adama dönerken Voc hayretle gerileyerek kaptan’a selam verir

 

“pardon efendim, siz devam edin.”

 

Voc kapıyı kapatıp tekrar dışarı çıkarken ewan dorian’a döner

 

“neye devam ediyoruz?”

“bilmiyorum. Bir şey soracağım?”

 

ewan normal boyutta olan ve sadece bir tanesinin odaya sığdığı koltuğa otururken ne olduğunu sorar. Dorian ellerini ceplerine sokarak arkasındaki masaya yaslanıp konuşur

 

“sophia okula gitmek istemiyor..”

 

ewan kaşlarını kaldırarak ateş kırana bakarken dorian başını sallar

 

“her şeyi yeterince bildiğini söylüyor. Scorchio’dan gelmek istememesinin sebebi de buydu. Ateş kıran olup da üniversiteyi bitiren kaç mimar tandığımı sordu bana-“

“korkuyor. Daha genç.”

“korkma diyorum, ama işe yaramıyor.”

“sen beni bile düz yolda yürümeye ikna edemiyorsun marcell-“

“ben seni alevli yollarda yürütmeden önce cevap ver, sophia’yı ceza almadan daha ne kadar süre evde tutarım?”

“bir hafta daha. Sonra zorla bir okula göndermek zorundayım.”

“haftaya görüşelim o halde.”

 

Ewan çok güzel bir fikir olduğunu söylüyorken dorian içerde oksijen bittiğinden yakınarak masadan çekilir, ewan’ın başını ittirerek koltuğun yanından sıyrılır ve kapıyı açıp çıkarken daha önce ölümü onun elinden tatmış kimsenin koridorlarda dolaşmadığını görünce rahat rahat yoluna devam eder..

 

 

Liv ve kenda bıcır bıcır bir şeyler konuşarak ortalıkta dolaşıyor, birinci lig kurbağalar yarın sabah erkenden mars’a dönmeden önce akıllarında ne varsa birbirlerine söylemeye çabalıyorlardır. İkisini sohbeti dorian’ın sorusuyla kesilirken kızlar başlarını kaldırarak ateş kırana bakarlar.

 

“sophia’yı gördünüz mü?”

“odası?”

“yok..”

“kurbağaların ofisi?”

“erkekler oyun oynuyor..”

 

liv, o zaman bilmediklerini söyler ve hafifçe gülümserken dorian genç kızın saçlarına ve omuzlarına şöyle bir bakar

 

“kurbağa nerede?”

“okulda bıraktım, oda arkadaşımla beraber. Bir gece için sarsılmasın minnacık..”

 

dorian gülümserken liv de gülümser ve uzanarak genç adama sarılıp yanağına bir öpücük bırakır

 

“daha çok dedikodu yapmamız lazım dorian, sonra görüşürüz-“

“gitmeden-“

“tamam! Uğrarım!”

 

liv el sallayarak kenda’yla beraber koridorda uzaklaşırken dorian yine önüne dönerek kızını aramaya koyulur..

 

 

SOUNDTRACK / Hans Zimmer - Corynorhinus

 

 

“ewan?”

 

ewan, latty’nin sesini duyduğunda başını önündeki kağıtlardan kaldırır

 

“akşam yemeğini iptal etmemiz gerekiyor-“

“biliyorum..”

 

latty kapıyı kapatır ve odada ilerlerken omuzlarından dökülen saçları kısalır, yüzü değişerek latty’e çok benzeyen, ama o olmayan bir kadına dönüşür. Ewan büyümüş gözlerle önündeki kadına bakıyor, yavaşça yutkunur ve gözlerini kapatarak başını silkelerken masasından kalkar

 

“bitirebilirsin winona..”

 

winona da onaylar ve bir an sonra ewan’ın ofisindeki ışıklar soluklaşır ve Ewan yine kendi ofisinde, ama başka bir zamanda etrafına bakarken yanındaki Winona derin bir nefes alarak konuşur:

 

“Bitti, artık sizi rahatsız etmeyeceğim.”

 

 Genç kadın dönüp kral Lysander’in ofisinden çıkar ve kapıyı arkasından kapatırken Ewan rahatlayarak tekrar arkasındaki koltuğa oturur...

 

SON.

 

Pembeye boyanmış, ama aslında katranla kaplı bir evrenin kalıntılarıydı Pink of Luplex. Çok güzel gelişti ve çok büyük bir şeye kapılarını açtı. O çok büyük bir şeyin henüz ismi belli olmamış olsa bile rengi, tınısı, hayatı ve nefesi belli. Umarım daha güzel şeylerde görüşürüz.

 

Herkese teşekkürler.

 

Dilek.

19.06.08 – 12:19