Derece : NC — 18 (18 yaş altındakiler için sakıncalıdır

 

Derece : NC — 18 (18 yaş altındakiler için sakıncalıdır.)

 

Özet : “Böyle olması gerekiyordu..”

 

Notlar : Tarih, 19.06.08 (bitiş tarihi: 5.08.08) (yayın tarihi: 18.07.09)

 

Notlar II: Nocens, latincede acıtmak, canını yakmak anlamına geliyor. CRASH evreninin bu cildinde canımız çok yanacak, ama büyüyeceğiz, gelişeceğiz. Acıları bir şekilde işimize yarar hale çevireceğiz.

 

Notlar III: Pink of Luplex birkaç saat önce bitti, hem de hiç bitmesini beklemediğim bir yerde bitti. Yaptığım planların bozulmasına alışkınımdır, ama bu sefer olanları hiç beklemiyordum. Kendi işimi görürken bir anda beynimde patlayan bir görüntüyle beraber Dilş’e koştum ve anlattım. Sonrasında Nocens ortaya çıktı.

 

Notlar IV: İlk gördüğüm anda gözümün önünden perişan bir şekilde yardım isteyerek koşan bir Latty geçmişti. Durumun buralara varacağını yine düşünmemiştim. Zira şu anda Pink of Luplex’te bulunduğumuz yerin tam 13 sene öncesine, evrenin kilit noktalarından bir tanesine, Maynard yangınına döneceğiz.

 

Notlar V: Her şey çok değişecek. Yazım tarzımı ve sayfaların görünümünü değiştirmekle başlayacağım. Normalde yazı tipim Trebuchet MS’tir, ama bu sefer Tahoma’ya dönüyorum. Yazı rengim pembemsi bir mordur, ama bu sefer siyahla ilerleyeceğim. Plotlarım acıya döndüğü anda bir yerden sonra kendimi kandırmaya başlarım ve her şey düzelir, bu sefer öyle bir şey olmayacak. Çok büyük kayıplarla başlayacağım ve 2 senedir 5 cilt yazarak çok önemli bir yere getirdiğim kocaman evrenimi bir kat daha büyüteceğim. Kendi sınırlarımı aşacağım. Umarım..

 

Notlar VI: Nocens şu noktada bile oldukça kapsamlı ve geniş bir hikaye olarak duruyor. Bu halini şekillendirmekte bana yardım eden Dilş’ime çok teşekkür ediyorum ve bu cildi ona ithaf ediyorum.

 

Notlar VII: Yeni bir çağ başlıyor.


 

 

D’ye...

1 . MAYNARD

 

Aralık, 7095

 

Maynard’ın bahçesi ölüm sessizliğine bürünmüşken bahçedeki kimse kılını bile kıpırdatmıyor, herkes alevlerden kararmış taş binayı izliyordur. Az önceki is bulutu hepsinin her yerlerinde siyah lekeler bırakmışken sessiz kalabalığın içinde düşünülen en son şey o kirden kurtulmaktır.

 

Lucinda mavi gözlerinde donuk bir bakış, korkak adımlarla öne çıkarken nefesi boğazına tıkanmış, titreyen ellerini ağzına kapatarak başını iki yana sallar ve arkasını dönerek Cuslov’a bakarken genç kadın yere çökmüş, kocasının kolları arasında titreyerek ağlıyordur. Lucinda kalbi ağırlaşarak dizleri üstünde yere çökerken üzerindeki beyaz takımın her köşesi lekeli, parlayan sarı saçları darmadağın, arkasındaki yanmış binada kalan ruhunun yarısı kayıptır. Küçük kızı az önce onları bırakıp bir anda gitmişken Lucinda içindeki boşluğa katlanamıyor, bütün hayatını Delora’sını kurtamaya adamış, ama zamanın kurallarına karşı gelemiyorken yıllar önce bu acıyı yaşayacağını öğrendiğinde yaptığı seçimler şu anda hiçbir anlam ifade etmiyordur. Delora gitmiştir, yoktur —

 

“Geri döneceğim.”

 

Herkesin bakışları Favian’a dönerken genç adam, koyu mavi gözlerinde korkulu bir bakış, saraya doğru yürür.

 

“Geri döneceğim, her şeyi değiştireceğim — “

“Favian, hayır — “

 

Genç adam Lucinda’nın sesiyle arkasını dönerken ellerini iki yana açar.

 

“Ne yapmamı bekliyorsun!? Böyle yaşayamam — hayır, geri dönecek — “

“Biz de başarısızlığa uğramış bir göreviz Favian görmüyor musun — “

“Sen olabilirsin, ben değilim! Ben onu kurtardım! Her şeyi gösterdim — onu buldum — hayır. Gideceğim.”

“Eninde sonunda buraya dönmek zorunda kalacaksın — oraya ait olmayacaksın!”

“Umrumda değil. Sonsuza kadar zaman içinde hapsolsam bile umrumda değil..”

 

Lucinda çöktüğü yerden kalkmak için bir hamle yaparken Favian daha fazla konuşmadan ortadan kaybolur. Lucinda ayakta, donuk bakışlarla Favian’dan kalmış boşluğu izliyorken biraz sonra başını eğerek sessizce ağlamaya başlar.

 

 

“Hayır — hayır Colm — HAYIR ÖLEMEZLER!”

 

Delialona bağırarak kalabalığın arasından çıkar ve saraya koşarken Colm da onun arkasından fırlar. Delia, is ve küllerle kaplanmış basamakları koşarak, birer ikişer çıkıyorken bir an sonra belinden yakalanıp geri çekildiğinde ağlayarak öne atılır.

 

“BIRAK! COLM!”

 

Colm sımsıkı sardığı kollarını açmıyorken Delia biraz daha çırpınır, ama o sırada antredeki kolonlardan bir tanesi büyük bir gürültüyle çökerken genç kadın daha da şiddetli ağlamaya başlar.

 

“Delia, incineceksin — lütfen — hayatım, yalvarırım geri dönelim — “

“Annem, babam... Colm, gittiler.”

 

Delia bacaklarının kontrolünü kaybederek yere yığılırken Colm baygın nişanlısını belinden ve bacaklarından tutarak kaldırır, arkasını dönerek merdivenleri inerken yaşlar yanağından süzülüyordur.

 

 

Eidan, Colm ve Delia’nın geri dönmesini izliyorken güçsüz kolları iki yanına düşmüş, bütün bedeni ve ruhu ağrıyarak yanmış sarayı izliyor, içinden kendi kendine mırıldanır:

 

Franco?”

 

Hiçbir cevap gelmiyorken Eidan hmmlayarak yanındaki Vien’e döner.

 

“Belki duymuyordur, çok uzaktadır..”

 

Vien kahverengi gözlerinden yaşlar yanaklarına süzülerek kocasına bakıyorken Eidan hafifçe gülümser.

 

“Ağlamamızı istemezdi..”

“Biliyorum..”

“Neden öldü Vien?”

“Bilmiyorum tatlım..”

 

Eidan da bilmediğini söyleyerek tekrar önüne dönerken masmavi gözlerinden iki damla yaş hayatındaki tek dostu için yanaklarının üzerinden akar gider.

 

 

“Gitmem gerekiyor.”

 

Latty yanındaki Biana’nın sesiyle o tarafa dönerken kızarmış gözlerinde artık yaş kalmamıştır. Genç kadın boğuk sesiyle neden diye sorduğunda Biana cevaplar:

 

“Burası benim zamanım değil. Geçici olarak gelmiştim, şimdi gitmek zorundayım — “

“Ya geri dönmezlerse? Ben ne yapacağım Biana? Herkes gitti.Herkes. Delora — ah tanrım..”

 

Latty tekrar ağlayarak yüzünü ellerinin ardında saklarken Biana uzanarak ona sarılır ve kül kokan saçlarını aldırmadan öperken eğilerek kulağına fısıldar:

 

“İyi olacaksınız, hepiniz. Söz veriyorum.”

 

Latty başını iki yana sallarken bir an sonra onu saran kollar yok olmuş, genç kadın boşluğun içinde ağlıyorken hıçkırıklarının arasında başına konan bir el hisseder. İrkilerek başını kaldırıp yanıbaşında Mason’ı görünce daha da ağlayarak genç adama atılır ve sımsıkı sarılırken Mason da gözlerini kapatarak kollarındaki prensesi tutar.

 

 

Ewan, tekrar küllerin üzerinde düştüğünü fark ettiğinde hızla ayağa fırlar ve arkasını döndüğünde gördüğü manzara kanını dondurur. Dorian, eline nerden geldiği belli olmayan bir hançeri kollarındaki Biana’nın karnında tutuyor, genç kadın kıpırdayamıyorken diğer Dorian bilinçsizce yerde yatıyordur.

 

Ewan bir an bomboş kaldığını hissederken hemen sonra Dorian’ın hızlı bir hamlesiyle Ateşkıran’ın başının yanında geçip giden bir kurşun Ewan’ın arkasındaki kırık dökük arabaların birine saplanır. Ewan hızla yere eğilirken Dorian, Biana’yı küllerin üzerine atarak arkasını döner.

 

“Ne zaman vazgeçeceksin Sophia?”

“Sen yok olduğun zaman.”

“Çok dokunaklı, gerçekten. O küçük ruhunla babanı evren uğruna feda etmek istemen, imkansız olduğunu bilmene rağmen uğraşman, inan ağlayabilsem ağlardım.”

 

Sophia bütün öfkesiyle silahı bir kez daha ateşler, ama kurşun Dorian’ın kızgın alevlere dönmüş formu içinde eriyerek kaybolurken genç kız omuzları düşerek elindeki tabancayı bırakır. Sophia, gözlerinden yaşlar süzülerek arkada olanları izleyen Ewan’a bakar.

 

“Üzgünüm, çok üzgünüm, yapamam..”

 

Ewan kimin ne yapacağını bilmiyorken yerdeki Biana’ya ulaşmak için atılır, ama o anda Sophia’nın haykırışıyla küllerin üzerine kızgın ateşten bir yıldırım düşer. Ewan irkilerek tekrar başını eğerken Dorian yerdeki Biana’yı saçlarından tutup çekerek ayağa kaldırır.

 

“Oğlunu çağır Meris.“

“Hayır, yalvarırım, Owen olmaz— “

“Oğlunu çağır dedim. Yoksa seni de, karnındaki bebeği de öldürürüm.”

 

Biana ağlayarak başını iki yana sallıyorken Ewan bu adamın karısına neden Meris dediğini anlamıyordur. Ewan şokla olanları izliyorken Dorian ona bakar.

 

“Unutmadan diğerini de aradan kaldıralım, değil mi?”

 

Ewan bu sefer ne olacağını merak ediyorken bir an sonra önünde bilinçsizce yatan Dorian alev alarak diğer Dorian’la birleşir. Biana’nın saçlarını daha büyük bir güçle çeken Ateşkıran zevkle inlerken Ewan küllere bastıran yumrukları titreyerek onlara bakıyordur.

 

Dorian, Biana’nın başını geri çekerek hafifçe gülümser.

 

“Ne istedim Meris?”

 

Biana hayır diyorken Dorian başını sallıyordur.

 

Evet, şimdi, oğlunu da çağıracaksın ve üçümüz, ah hatta dördümüz, güzel Kenda’yı nasıl unuturum? Temiz, berrak suyun çocuğu.”

 

Dorian elini Biana’nın karnına bastırırken Ewan ayağa fırlar, ama daha bir adım atmadan alevler onu durdururken Dorian konuşur:

 

“İstediğimi alır almaz seni evine göndereceğim Akasha, hırçınlaşmaya gerek yok. Evet, Meris, seni bekliyoruz, hadi tatlım.”

 

Biana gözlerinden yaşlar süzülerek ağlıyor, yumruklarını sıkarken bir an sonra Owen küllerin üzerinde belirir. Küçük adam bir anda yüzüne vuran sıcakla irkilir ve annesinin ağladığını gördüğünde o da ağlamaya başlar.

 

Ewan olanları izliyor, ama alevler onun oğluna ulaşmasına engel oluyordur. Dorian, Biana’yı sertçe yere iter ve ilerleyerek Owen’ı yerden kaldırıp kucağına alır. Çocuk ağlamaya devam ediyorken Dorian onun sesine aldırmadan Ewan’a bakar.

 

“Diğerlerine anlatacak bir sürü sıcak hatıran var Akasha, geç kalma.”

 

Ewan o anda içinden bir şeylerin çekildiğini hisseder ve haykırırken bir an sonra tekrar Luplex topraklarına düştüğünde ağlayarak toprağı yumruklar.

 

 

Ewan ağlıyorken Conrad onu yıkıntıların önünde gördüğü anda fırlamıştır. Abisi kardeşini tutarak kaldırırken Ewan ağlıyor, eliyle boşluğu işaret eder.

 

“Owen’ı aldı, Biana’yı aldı — bebeğimi — gittiler. Neredeler bilmiyorum.”

 

Owen’ın adını duyduğu anda Mason derhal Rhea’ya döner, birkaç saniye sonra çocuklarla beraber Liam ve Mason geri döndüğünde Liam ayakları toprağa geri basar basmaz bağırır:

 

“OWEN! BİR ANDA YOK OLDU!”

 

Herkes büyük bir üzüntüyle ağlamaktan ayakta duramayan Ewan’a bakıyorken biraz sonra Latty onu Conrad’ın kollarından alarak sarılır. İkisi birlikte yere çökerken Ewan başını Latty’nin boynuna saklamış, sarsılarak ağlamaya devam eder.

 

 

Ocak, 7096

 

Lucinda omuzları titreyerek kızının tabutuna dokunurken içi boş tabutun üzerinde Delora’nın en sevdiği çiçeklerden kocaman bir buket duruyordur. Salondaki herkes ağlıyorken sıra sıra dizilmiş 6 tabut sevdiklerinin vedalaşmasını bekliyordur.

 

Lucinda ve Cuslov birbirlerinden destek alarak uzaklaşırken Delora’nın tabutunun yanında anne ve babasının tabutlarına ellerini koymuş olan Delialona sarsılarak ağlıyordur. Onun yanındaki Colm gözlerinden akan yaşları silerek Delia’nın omuzlarını tutar ve genç kadına eğilerek şakağını öper. Delia elini arkaya uzatarak Colm’un ellerinden birini yakalarken mavi gözlerinden akan yaşlar durmuyor, onu gören herkesin içinden bir şey kopup yok oluyordur.

 

Sıranın en sonunda duran iki tabut iki gencecik kadının, kardeşin, biricik sevilenlerin ruhunu taşıyorken tabutların karşısındaki üç adam dik, ama içleri paramparça, kardeşlerinden geriye kalan boş tabutlara bakıyordur. Scott yanındaki Andrea’dan ve annesinin kucağındaki Liv’den uzaklaşarak Ashley’nin tabutuna ellerini koyar, bir süre bekleyip sonra tek kelime etmeden dönerek uzaklaşırken Andrea içi parçalanarak kocasını takip eder.

 

Onların ardından kalan Ewan ve Conrad yanyana durmuş, çok sonra kavuştukları, ama çok çabuk kaybettikleri kardeşleri Odette’in tabutunu izliyordur. Conrad gözlerinden akan yaşları silmeye bile yeltenmiyor, öylece parlak ahşap kutuyu izliyorken Ewan elleri titreyerek ağlıyordur. Genç adam bir an sonra yüzünü buruşturarak elini kalbine götürür ve gömleğini sıkarak omzunu Conrad’a yaslarken arkadaki Latty de atılmış, ikisi Ewan’a destek olarak uzaklaştırırlar.

 

Yavaş yavaş boşalan salonda, Eidan tam ortadaki tabutun önünde duruyor, onun arkasında ailesi ve karısı onu bekliyorken Sukıran’ın mavi gözleri ilk defa bu kadar boş bakıyordur. Genç adam uzanarak elini tabutun üzerinde gezdirirken gözleri karşı duvara bakıyor, aklından kimsenin okuyamayacağı kadar çok şey geçiyorken Eidan daha önce hiç varlığını bilmediği bir adamı, Calder’i hatırlıyordur.

 

 

Şubat, 7096

 

“Meris’le ilgili bir şey buldum sanırım.”

 

Andrea, Elementkıran’ların ofisine girerken elindeki kalın kitabı Eidan’ın masasının üzerine bırakır. Sienna da artık şişmiş olan karnını tutarak o tarafa ilerlerken üçü birlikte kitaba bakıyordur, Andrea okumaya başlar.

 

“Milyonlarca yıl önce, tanrıların ve insanların yaşadığı evrenlerin ayrılma dönemlerinde bir tanrı vardı. Adı Prometheus’tu. Prometheus tanrılara ait olan ateşi yeryüzündeki insanlara vermek üzere çaldığında Olimpos’un lideri Zeus tarafından cezalandırıldı. O gün tanrılar ve insanların yaşadığı topraklar tamamen ayrıldığında tanrıların ateşinden yeni bir güç doğdu. Aiden.”

 

Eidan kitaptaki ismi gördüğünde mavi bakışlarını Andrea’ya kaldırır.

 

“Bu kitabı nereden buldun?”

“Merkez Masa’dan özel olarak istettik. Tanrı Efsaneleri sektöründen geldi, oldukça eski — “

“Efsaneyse doğru olup olmadığı nereden bileceğiz?”

 

Andrea bakışlarını kitaptan çekip Eidan’a çevirirken Sienna ikisinin arasındaki gerginliği görmüş, kaşlarını çatarak bir adım geri çekilerek onlara bakar.

 

“İkinizin arasının neden bozuk olduğunu bilmiyorum, ama bana da açıklarsanız iyi olur.”

 

Bunun üzerine Eidan oturduğu yerden kalkar ve kitabı sertçe kapatırken Andrea son anda elini geri çeker.

 

“Ne yapıyorsun Eidan!?”

“Asıl siz ne yapıyorsunuz? Artık başkalarının oyuncağı olmaktan bıkmadınız mı?”

“Eidan hepimiz acı çekiyoruz — “

“Hiçbirimiz acı çekmiyoruz aslında Sienna, ya da Era demeliyim.”

 

Sienna kaşlarını çatarken Eidan elini masadaki kitabın üzerine koyar.

 

“Burada anlatılan o hikaye biziz. Aiden, ateş. Demetra, toprak. Era, hava. Calder, su.”

 

Andrea’nın gözleri büyümüşken Sienna endişeyle Eidan’a bakıyordur.

 

“Meris nedir peki?”

“O da su. Meris evrenin şu ana kadar yaptığı milyonlarca hatadan sadece bir tanesi. Onun Sukıran olmaması gerekiyordu, Scorchio’ya gelmemesi gerekiyordu — “

“Eidan, söylediklerini takip edemiyorum — “

“ÖYLEYSE AÇ VE KAHROLASI KİTABI OKU! HEPİNİZİN AKILLARI BULANMIŞ! AKASHA’NIN GÜCÜ ALTINDASINIZ, ONUN YÜZÜNDEN BURADA ACI ÇEKİYORUZ! MAHKUMUZ!”

 

Eidan elinin altındaki kitabı iterek yere atar. Ağır kitap büyük bir gürültüyle düştüğünde Sienna irkilerek bir adım daha geri çekilir ve iki elini de karnına koyarak Andrea’ya bakar. Toprakkıran, Eidan’ı izliyorken başını iki yana sallar.

 

“Eidan, bunları nasıl biliyorsun, kimden duyuyorsun bilmiyorum ama — “

“Ben Aiden’in kardeşiyim. Gücünün kardeşiyim. Calder’im. Su zihin demektir, akıl demektir. Sizin bilmediğiniz daha bir sürü şey biliyorum. Anlamsız bir iş yapıyoruz. Aiden, Meris’i ele geçirdi. Hepimiz zaten bunun için bu evrene indik, bunun için toplandık. Şimdi Akasha’yı ortadan kaldırıp tekrar Scorchio’ya dönmemiz gerekiyor — “

“Eidan bunu diğerleri — “

“DİĞERLERİYLE HİÇBİR ŞEY KONUŞMAYACAĞIZ! Hepinize neyin nasıl olduğunu anlatacağım, Andrea izin ver — “

“Hayır, sakın — “

“İzin ver!”

“Hayır dedim!”

 

Toprakkıran elini savurup Eidan’ın yüzünde ince çizikler açarken Sukıran o çiziklerden incecik sızan kana parmaklarını dokundurarak Andrea’ya bakar.

 

“Pişman olacaksınız. Hepiniz pişman olacaksınız. Aiden haklıydı. İnsanların bize zarar vereceğini söylediğinde haklıydı — “

“Aiden dediğin adam Franco’yu öldürdü!”

“Franco hiç varolmadı! Biz gücün ta kendisiyiz. Her şey bizim için var Demetra, her şey bizim için yaratıldı. Meris’i bulabilmemiz için, onu bulup yok edebilmemiz için. Bütün bu çekilen acılar güçlerimizin varlığını unuttuğumuz içindi. Akasha’ya hizmet ettiğimiz içindi. Şimdi özgür olabilecek şansımız var, Meris yok edilecek ve evimize döneceğiz.”

“Buradakiler ne olacak? Bebeğim, Conrad — “

“O bebek senin, Conrad’ın değil. Conrad senin için uygun adam değil Era — “

“Bana Era demeyi bırak! Sienna’yım ben!”

“Hepiniz körsünüz, insanların kölesi oldunuz. Uyanın diyorum!”

“Eidan eğer biraz daha devam edersen güvenliği çağıracağım.”

 

Eidan hızla Andrea’ya dönüp başını iki yana sallar.

 

“Gerek yok, ben kendim giderim.”

 

Sukıran bir anda ortadan kaybolurken Sienna korkuyla Andrea’ya bakar. Toprakkıran da ne olduğunu anlamamış, şu ana kadar içlerinden hiçbiri daha önce cisimlenerek bir yere kaybolmamışken şimdi Eidan’ın bunu nasıl yapabildiğini anlamamıştır. Genç kadın atılarak yerdeki kitabı alır ve az önce açtığı yeri tekrar açarak masaya koyarken Sienna da onunla beraber tekrar kitaba eğilerek okumaya başlar.

 

 

Ewan önündeki kitaptan bir sayfa daha çevirir ve orayı okumaya devam ederken Andrea diğerlerine durumu anlatıyordur.

 

“Meris bizim onu öldürmemizden korktuğu için buraya kaçtığında biz de Akasha’yı yaratarak bu evrene bağlandık — “

“Yani biz siz yarattınız?”

 

Andrea, sonunda okumayı bitirmiş olan Ewan’a döner

 

“Sen zaten vardın Ewan. Akasha’nın gücünü evren içinde uzun zamandır değişmemiş bir ruhun tutması gerekiyordu. Sen en uygun olandın, güçler seni seçti — “

“Tanrılar benden daha uzun yaşıyor, neden onlardan birini seçmedi, bir iblisi, bir taşı!? Taş da olduğu yere duruyor!”

 

Andrea önce cevap vermek için düşünmüş, ama Ewan’ın sorusunun gerçek bir sorudan çok isyan olduğunu anladığında konuşmaz. Ewan kitabı kapatarak ayağa kalkarken elini saçlarından geçirir

 

“Aiden, Dorian, her kimse çocuğum ve karım onun elinde — “

“Bir şey daha var Ewan — “

“Nedir!?”

“Biana’yla senin yaşadıkların — “

“Hayır — “

“Gerçek olmayabilir. Meris evrene Latty’nin kardeşi olarak inemezdi, kaçak bir güçtü, tekrar doğmuş olması imkansız. Anlatılanlara göre bir Sukıran olduğu için zihin kontrolünde tanrı katına en yakın güçlerden biri — “

“Sus Andrea. Hayatım boyunca neyin ne olduğunu anlamak için bir yerlere çekilip durdum, Biana ya da Meris, hangi biriyse onunla yaşadıklarım umrumda bile değil. Ben oğlumu ve daha doğmamış kızımı o adamın elinde kurtarmak istiyorum.”

“Yaşadıklarını bile bilmiyoruz — “

“İŞİME YARAYACAK BİR ŞEY SÖYLEYECEK MİSİN?!”

 

Andrea yükselen sesle irkilirken Conrad kardeşinin kolunu çekerek tekrar yerine oturtur.

 

“Bugünlük bu kadar masal yeter. Herkes odasına dönsün. Çocuklarınızla ilgilenin, Sienna, tatlım sen de benimle gel..”

 

Sienna ikiletmeden kalkarak Conrad’ın yanına giderken ikisi beraber ofisten çıkarlar. Andrea da onları takip ederken içerde kalan Latty ve Ewan bir köşede onları dinleyen Vien’e dönerler. Latty onun yanına giderek elini tutarken usulca konuşur

 

“Çok üzgünüm Vien — “

 

Vien başını iki yana sallayarak elini kaldırır ve Latty’i bırakıp odadan çıkarken Ewan onun arkasından bakıyor yumruğunu kitabın üzerine koyarak artık okumayı reddettiği satırlara bakar.

 

 

“Andrea, ben Era olduğumu hatırlamıyorum. Biz yaptık diyemiyorum.”

 

Andrea bildiğini söylüyorken ikisi beraber Liv ve Nicole’ün odasında oturuyordur. Kızların odaları olaylar sonrasında birleştirilmiş, kapısında 24 saat iki güvenlik görevlisi bekliyorken zaten odanın içinde anne ya da babalardan biri mutlaka oluyordur. Oreon’da kalanların uyku düzenleri artık yok olmuşken herkes olanlara mantıklı bir sebep arıyordur.

 

Uzun süredir bulunan en iyi sebep Scorchio hikayesi olmuş, Eidan da hikayenin doğruluğunu kanıtlarcasına bir gün aniden Calder olduğunu söyleyip ortadan kaybolunca geride kalan hava ve toprağın da kabullenmekten başka çaresi kalmamıştır.

 

Andrea onların zihinlerini açacak bir şeyin olup olmadığını düşünüyorken kızının siyah saçlarını okşuyor, huzurlu uykusunu izliyordur.

 

“Hatırlayamasak bile bulabildiğimiz her şeyi okumamız gerekiyor. Gerekirse tanrılarla konuşuruz.”

“Charlize neler olduğunu biliyor mudur?”

“Mutlaka bir fikri vardır Sienna.”

 

Sienna başını sallayarak kendi kızına dönerken yarın Charlize’le bağlantıya geçmeyi düşünür.

 

 

“Scorchio diye bir oluşumdan haberim yok.”

 

Sienna bütün hayalleri bir anda paramparça olarak Andrea’ya bakarken Toprakkıran önündeki Hava Tanrıçası Charlize’e dönmüştür.

 

“Efsaneye göre Prometheus — “

“Prometheus’la tanışıklığı olabilecek kadar yaşlı bir tanrıça değilim.”

 

Andrea sessizce başını sallarken Charlize geldiğinden beri ilk defa kendine bir şey sorulmadan konuşma ihtiyacını hisseder.

 

“Aradığınız ya da hatırladığınız her neyse tanrılarla bir bağı olmadığını bilin. Eğer gerçekten bizim emrimizde olsaydınız bu kadar dağılmanıza izin vermezdik. İnsanların oluşturduğu efsaneler üzerinden hareket ediyorsanız iyi şanslar.”

 

Sienna iç çekerek arkasındaki iskemleye otururken Charlize dönerek onun şişkin karnına bakar, sonra Havakıran’la göz göze gelir, ama bir şey söylemeden ortadan kaybolurken Sienna kaşlarını çatarak elini karnının üzerine koyarak hafifçe okşar.

 

 

Mart, 7096

 

Vien elindeki kutuyla ofisinden çıkıyorken Conrad onu görmüş, yanına gelerek kutuyu elinden alır.

 

“Nedir bunlar?”

“Eidan’ın Oreon’da kalan eşyaları. Norah istedi.”

 

Conrad kutunun içindeki türlü türlü garip oyuncağa ve aralara sıkışmış not kağıtlarıyla fotoğraflara bakar. Vien onun yanında yürüyor, asansörün düğmesine basarken ev anahtarlarını elinde çeviriyordur, Conrad’a döner

 

“Eidan dönmeyecek Conrad. Annesi de oğlu bildiği adama ait eşyaları benden rica etti, ben de götürüyorum. Yarın Jüpiter’e geri dönüyorlar.”

“Eidan’ın aslında Calder denen adam olduğunu sen mi söyledin?”

“Kendisi ortalarda yok, değil mi?”

 

Conrad buna cevap vermezken asansör gelmiştir. Vien dönüp Conrad’ın elinden kutuyu alır.

 

“Uçuş üssüne gideceğim, sen oralara kadar inme, sağol Conrad.”

 

Conrad kutuyu verdikten sonra Vien’in kolunu tutar

 

“İyi misin?”

“Değilim, ama olurum. İlk defa terk edilmedim.”

 

Conrad yine sessiz kalırken Vien ona tekrar teşekkür eder ve kutunun altından uzattığı parmağıyla düğmeye basarak kapıları kapatır.

 

 

Vien elindeki kutuyu mutfaktaki bir sürü başka kutunun üzerine bırakırken Sarah elindeki koli bandıyla onun yanına gelmiştir.

 

“Hiç mi haber yok?”

 

Vien başını iki yana sallarken derin bir nefes alır. Boş mutfağa şöyle bir göz attıktan sonra tekrar Sarah’ya döner

 

“Bizim tanıdığımız Eidan artık geri gelmeyecek Sarah. Çok üzgünüm — “

“O benim kardeşim Vien, bir anda bunu kabullenmemizi bekleyemezsin. Sen her ne kadar alışmış olsan da — “

“Alışmakla ilgisi yok Sarah, ben de kahroluyorum!”

“İyi saklıyorsun!”

“Kocam beni terk etti Sarah. Gittiğinde siz şehir içindeydiniz, ben bir kat aşağıdaydım. Sizinle gitmeden önce her hafta sonu konuştu, ben bir ay boyunca soğuk bir duvarla aynı yatağa girdim. Eidan çekip gitmeden çok önce başka bir adam olmuştu zaten — “

“Sizin yönetiminiz, sizin saçmalıklarınız yüzünden — “

“Kardeşin gittiği için beni mi suçluyorsun!?”

“Eidan seninle tanışmasaydı eninde sonunda geri dönerdi. Oradaki diğer kıranların bir işe yaradığını gördük mü — “

“Hepsi bir çözüm bulabilmek için çalışıyor Sarah!”

 

Sarah sinirle gülerek tabii derken Vien’in getirdiği kutuyu alıp tezgaha koyar ve içindekileri teker teker çıkarmaya başlar. Vien çoktan oradan kovulduğunu anlamış, dudağını kemirerek arkasını döner ve mutfaktan çıkacakken Norah’yla karşılaşır.

 

“Hala bir şey yok, değil mi?”

“Üzgünüm.”

“Olursa bize de haber verirsin, değil mi Vien? İyi ya da kötü.”

 

Vien başını sallarken Norah’nın gözleri dolmuş, uzanarak Vien’i tutar ve sımsıkı sararken kulağına fısıldar

 

“Hiçbir şey senin suçun değil. Eidan seni çok seviyordu.”

 

Vien gözlerinin yandığını hissettiğinde hafifçe öksürerek Norah’dan ayrılır ve Jüpiter’e gittiklerinde haber vermelerini söyler. Vien evden çıkıp kapı arkasından kapandığında Norah kızgınlıkla Sarah’ya bakar. Anne ve kız göz göze gelir, ama konuşmazken Sarah tekrar önüne dönerek Eidan’dan kalan aile fotoğraflarına bakar.

 

 

Vien gözlerini silerek ofisinden içeri girip masasının başında oturan Conrad’ı görünce irkilir. Conrad elindeki mektup açacağını indirip masaya bırakırken oturduğu yerden kalkar. Vien hala kapıyı tutuyor, dolu gözlerle ona bakıyorken Conrad onun karar vermeye çalıştığını görebiliyordur. Upuzun siyah saçlar genç kadının omuzlarından dökülüyorken Vien güçlü olmaya çalışıyor, ayakta durmaya çalışıyor, bu terkedişin de diğerlerine benzediğine kendini inandırmaya çalışıyordur.

 

Conrad onun kapıyı tutan elini indirip Vien’i kendine çeker ve sımsıkı sarılırken Vien minnacık bir ses çıkararak kendini Conrad’ın kollarına bırakır. Biraz sonra kollarındaki kadın tüm gücüyle ağlarken Conrad onun sesini başka kimsenin duymaması için ofisin kapısını kapatır.

 

 

Andrea kollarına yüklendiği kitaplarla koridorda yürüyor, Ewan’ın kapısının önüne geldiğinde ayağıyla vurur ve zaten açık olan kapı daha da aralanırken Andrea içeri süzülür.

 

“Ewan?”

 

Odanın bir köşesindeki kitap yığınının ortasına oturmuş olan adam elinin tersiyle gözlerini siler ve olduğu yerde doğrulurken Andrea’ya bakar.

 

“Buradayım, neler getirdin?”

 

Andrea yere eğilip kitapları bırakırken Ewan saçı sakalına karışmış bir halde en üstteki kitaba uzanır. Aylardır jilet ya da tarak yüzü görmemiş, ama hala kaliteli gömlekler giyen bir dağ adamı gibi görünen Akasha elindeki kitabı inceliyorken Toprakkıran da onu inceliyordur.

 

“Yiyecek bir şey ister misin?”

“Gerek yok, acıkmıyorum. Bunları sen okudun mu?”

“Hepsini değil, ama sen benden daha hızlısın.”

 

Ewan başını sallarken Andrea onun önündeki kağıt ve kitap yığınlarına bakarak ayağa kalkar. Ewan onun gidişine aldırmıyorken Andrea dönerek odadan çıkar ve Latty’i bulmak için artık yatak odalarıyla eş konuma gelmiş ofislerin birine daha gider.

 

 

Latty, kucağındaki Jonathan’la beraber dışardaki yıldızları izliyorken küçük adam uykulu gözlerle annesinin ara sıra işaret ettiği parlak noktalara bakıyordur. Latty onun yavaş yavaş sakinleşen nefesini dinliyor, uyumasını bekliyorken birazdan ofisinin kapısı açıldığında başını çevirerek kimin geldiğine bakar. Andrea onları görünce gülümseyerek odada ilerler ve masanın başına geldiğinde gözü boş masada duran 3 mektuba takılır.

 

Latty onun gördüğünü görmüş, oğlunu hafifçe kucağında sallarken yine önüne döner

 

“Lucinda, Cuslov ve Calis. İstifalarını verdiler.”

 

Andrea üzüntüyle kağıtları kaldırıp aynı metnin altındaki üç farklı imzayı incelerken onaylaması istenen ismin altındaki kısım hala boştur.

 

“İzin verecek misin?”

“Başka ne yapabilirim ki? Dante ve Faye için en iyisi bu olur. Lucinda zaten perişan. Her gün Delora’nın hayaletiyle dolaşmanın ne kadar büyük bir işkence olduğunu kendim zaten biliyorum.”

“Latty yapmak zorunda değilsin, birbirinize destek olabilirsini — “

“Ben kendimi bile zor ayakta tutuyorum Andrea.”

 

Prenses dönerek masadaki kalemlerden bir tanesini alır ve Andrea’ya bakar. Toprakkıran elindeki kağıtları tekrar masaya bırakır ve Latty’nin üçünü de teker teker imzalamasını izlerken Jonathan annesinin kucağında uyukluyordur.

 

 

Latty, Jonathan’ı Andrea’ya vermiş, kendisi Ewan’ı görmek için genç adamın ofisine girer. Ewan kitapların arasında, başını duvara yaslamış, başı ara sıra düşerek uyuyorken Latty onun artık yorgunluktan gözünü açamamış olduğunu tahmin ediyordur.

 

Prenses ilerler ve ewan’ın kucağındaki kitabı alıp kapatarak bir kenara koyar. Düşen başını küçük elleriyle tutarak kaldırırken Ewan onun dokunuşuyla uyanmış, irkilerek doğrulur. Latty hafifçe gülümserken Ewan yanındaki insanın Latty olduğunu anladığında rahatlar ve tekrar arkasına yaslanır. Latty kitapların ve notların düzenini bozmamaya çalışarak Ewan’ın yanına otururken sorar

 

“Yeni bir şey var mı?”

Çocuklarınızı tam burada bulabilirsiniz demediği sürece yok ve demiyor kahrolası. Yok.”

 

Latty bir şey söylemiyorken Ewan başını çevirerek ona bakar.

 

“Sadece iyi olduklarını bilsem...”

“Andrea hepsinin hala hayatta olduğundan emin.”

“Nasıl emin olduğunu söylemiyor.”

“Ben inanmak istiyorum, sen de inan.”

 

Ewan başını sallar ve tekrar önüne dönerken Latty elini genç adamın şekilsiz saçlarına sokar, sonra yavaşça sakallı yüzüne inerken Ewan da çenesini sıvazlıyordur.

 

“Fazla uzadılar, farkındayım.”

“Şikayet etmiyorum, istemiyorsan kesme. Kimse görmüyor.”

 

Ewan başını sallarken Latty yavaşça onun boynunu ovuyor, usulca konuşur

 

“Calisler bugün Lucinda’yla beraber gittiler.”

“Keşke ben de gidebilsem. Ben de lanet olsun diyecek kadar her şeyimi yanımda bulabilsem. Sen de git Latty, uzaklaş. Jonathan’ı daha güzel bir yere götür — “

 

Latty elini Ewan’ın boynundan çekip dudaklarına koyar ve onu sustururken Ewan gözlerini kapatarak başını arkaya yaslar. Latty elini kendine çekerek kucağına koyar ve bakışlarını Ewan’dan ayırmadan konuşur

 

“Benim her şeyim dediğim şeylerin içinde sen de varsın. Gidemem, bir daha sorma.”

 

Ewan usul bir tamam mırıldanırken Latty de başını sallar ve yanında oturan adama biraz daha yaklaşıp başını onun omzuna yaslar. İkisi sessizce kitapların arasında otururken gezegenlerinde bir sürü insan, felaketin habercisi onlara uğramış gibi evlerini boşaltıp hayatları için yeni bir yer arıyordur.