![]()
Mayıs, 7096 “Luplex başta
olmak üzere dış uzayda halkın çıkardığı ayaklanmaların şiddeti artıyor.
Maynard’da Aralık ayında çıkan yangının ardından Oreon Yüksek Kurulu ve
kraliyetin yaşadığı Ewan önündeki televizyona tekmeyi basmak istiyorken her gün mızmızlanan
halkın hikayeleri canını sıkmaya başlamıştır. “Onlar mı yönetmek istiyor!? GELSİNLER, HEPSİ ONLARIN!” “Ewan, sakin ol — “ “Nasıl sakin olayım!? Halk çil sürüsü gibi oradan oraya koşuyor, arada
birkaç tanesi sivrilip örgütüz biz diye kafalarını uzatıyor. İdam
cezasını geri getireceğim. Kral değil miyim?” Latty başını iki yana sallayarak televizyonun sesini kısar. Ewan kendini koltuğuna atarken başını
ellerinin arasına alır “Kimse kalmadı. Hiç kimse. Her gün eli boş döndükçe vazgeçen bir
tek ben olmalıyım, değil mi? Hayır, önüne gelen ben gidiyorum dedi. Sıkıldı,
bıraktı. Colm benimle tek kelime etmeden istifasını masama bıraktı. Yüzüme bile
bakmadı, piç kurusu...” Latty iki aydır sürekli Colm’un hikayesini dinliyorken Ewan artık
çocuklarını bulamadığı için ağlamıyor, ama daha kötüsü, her gün birilerine
bağırıp çağırıyorken Oreon içinde kırılmadık vazo, kafaya atılmadık ofis
malzemeleri kalmamıştır. Latty bir gün birinin canının fena halde yanacağını
biliyor, görevlilerin sıkıntıdan değil, Kral’ın psikolojik dengesinden
endişelendikleri için uzaklaşmaya çalıştığını görebiliyordur. “Evlen benimle.” Ewan homurdanmalarının arasında kulağına gelen şeyle bir anda susarken
başını Latty’e çevirir. “Ne dedin sen?” “Evlen benimle, evlenelim. Kaptan Crash ve Prenses Latty. Devletin
başında biz varız diyelim. Ne yalancı Sukıranlar, ne ortalığı ateşe veren
sapıklar. Biz, ikimiz.” Ewan cevap vermiyorken Latty de elindeki kumandayla öylece oturmuş, cevap
bekliyordur. “Evlenelim.” Latty başını sallarken Ewan ayağa kalkar, televizyonu ittirerek kapatır
ve odadan çıkarak evlendirme işini kim yapıyorsa onu bulmaya gider. 12 Mayıs, 7096 “İstemiyorum Sienna, gerçekten.” Sienna elindeki duvağı ofisteki masanın üzerine bırakırken Latty
üzerindeki gösterişsiz beyaz elbisenin eteklerini düzeltir. Kulağındaki
küpelerine bakıp topuz yaptığı saçlarını eliyle geriye doğru iterken Andrea
elinde turuncu tek bir çiçekle içeri girer. Latty onun elindeki parlak çiçeğe
bakıyor, o bir şey diyemeden Andrea ilerler ve çiçeği genç kadının topuzuna
tuttururken aynadan onun gözlerine bakar “Cenazeye gitmiyorsun. Bunu sen hak etmiştin Latty, sevdiğin adamla
beraber oluyorsun.” Latty başını sallarken onun hayal ettiği düğün bundan evrenlerce
uzaktadır. Göz alan kat kat beyaz etekler içinde, elinde kocaman bir buketle,
sarayının bahçesinde evlenmek istiyordur prenses. Delora’sı önünden yürürken
konukların ona gülümsemesini, onu bekleyen Ewan’ın sürekli homurdanmasını, ama
o merdivenlerden inerken yıllardır gözlerinde olmayan o parıltıyı görmeyi hayal
ediyordur. Genç kadın ofisine başka bir odada getirilmiş boy aynasının önünde,
hayallerinin bir an sanki olacağını düşünerek kendi kendine gülümserken derin
bir nefes alır ve uzanarak saçındaki çiçeğe dokunurken konuşur “İzin verilenler dışında kimse içeri girmesin demiştim.” “Girmediler, Scott’la konuştum.” Latty teşekkür eder ve olmayan buketiyle beraber odadan çıkarken nedime
olmayan Andrea ve Sienna gelini takip ederler. Latty artık çok sık kullanılmayan çiçek kokulu salonun kapılarından
girerken odadaki tek konuklar olan birkaç basın mensubunun patlayan flaşlarına
bakar ve hafifçe gülümser. Adımları normalde olduğundan daha yavaş değil, rahat
bir şekilde rahibin önünde onu bekleyen Ewan’ın yanına gider ve genç adamın
elini tutarak bakışlarını rahibe çevirir. Damat ve gelinin iki yanında bekleyen Conrad ve Sienna ikisinin
geleneksel yeminleri etmesini izler ve yeri geldiğinde yüzükleri uzatırken
prenses parmağına geçirilen taşsız evlilik bandına bakar. Sonra dönerek
Sienna’dan Ewan’ın yüzüğünü alır ve kocasının yaptığı gibi sessizce parmağına
geçirirken Ewan onu izliyor, kahverengi gözlerin dolduğunu görüyordur. Latty
hafifçe gülümseyerek başını kaldırdığında rahip gelinin öpülmesi iznini verir.
Ewan ellerini tuttuğu kadını kendine çekerek dudaklarına eğilirken Prenses
Latty Kaptan Crash’e kavuşmuş, kapalı gözlerinden birer damla yaş düşerek
kocasını öper, flaşlar patlar. Basın mensupları birer kadeh şampanya verilerek uğurlanmış, Oreon eski
sessizliğine bürünmüşken ikisinin de ısrarlarına rağmen Ewan ve Latty odalarına
kapatılmıştır. Latty saçındaki çiçeği çıkarıp aynanın önüne koyuyorken diğer eli de
sımsıkı tepesinde duran topuzu çözmeye uğraşıyordur. Titreyen elleri saçındaki
o korkunç tel tokaları çıkarmaya yeterli gelmiyorken sihir kullanmadığı için
kendinden nefret ediyordur. Tam sinirden bütün topuzu avuçlayıp çekecekken Ewan
onun elini tutar ve son tel tokaları da çıkarıp kahverengi bukleleri serbest
bırakır. Latty dağılan saçlarını aynadan izliyorken arkasındaki Ewan aylar sonra
ilk defa traş olmuş, saçları hala biraz uzun, ama yüzü, dudakları, gözleri
apaçık, Latty’e bakıyordur. Latty arkasını dönerek aynadaki yansımayı bırakır
ve gerçeğiyle göz göze gelirken Ewan uzanarak onun alnını öper. Latty gözlerini
kapatarak kocasının göğsüne tutunurken ona sarılan adam onun hayallerini
biliyor, yapamadıklarının farkında, ama sıkılıp, vazgeçip, korkup kaçmıyordur. Ewan elinin altındaki ince fermuarı yavaşça açarken Latty tüyleri diken
diken olarak başını önündeki adama kaldırır. İkisinin dudakları buluşurken bir
daha hiç giyilmeyecek olan beyaz elbise kraliçenin teninden yere süzülür... “Sevgili kocan senin yokluğuna alışmış gibi görünüyor Meris.” Dorian elindeki gazeteyi Biana’nın önüne atar ve aylardır Scorchio’da onu
kapalı tuttuğu odadaki rahat koltukların birine oturur. Biana kolundaki bebeğin
başını tutarak yatağın üzerindeki gazeteye eğilir ve yeni kral ile kraliçenin
resmine bakarken hafifçe yutkunur. Böyle olmasını bekliyordur. Aylardır tek bir
haber alamadığı için Ewan’ın çıldırmasından çok Latty’le evlenmesi daha
mantıklı geliyordur. Sukıran, kollarındaki küçük kızı, Kenda’sını usulca sallarken Dorian
ikisini izliyor, parmakları oturduğu koltuğun kollarında dolaşıyorken sorar “Biz de onlara küçük bir hatıra yollayalım mı?” “Ne yapmak istiyorsan yap Aiden.” “Calder!” Bir an sonra Eidan odada belirirken dönerek yataktaki Biana ve Kenda’ya
bakar, sonra Dorian’a döner. “Daha dün oradaydım — “ “Bügün de orada olursun, bebeğimiz doğdu, haber vermek gerek.” “Fark edecekler — “ “Güzel eşin bir şey yumurtlamadığı sürece fark edemezler. Git,
özlemişsindir.” Eidan cevap vermeden ortadan kaybolurken Dorian büyük bir keyifle
yataktaki anne ve kızını izler. Vien, bomboş olan evinde, sadece kendisi için oldukça büyük olan
yatağında sessizce bir kitap okuyorken yeni gördüğü şeyleri bir kenara not
alıyordur. Üzerindeki siyah saten geceliğin kıvrımları baş ucundaki gece
lambasının ışığıyla parlıyor, daha yeni yıkanmış saçlarının lavanta kokusu
odada yayılıyordur. Genç kadın elindeki eski kitaptan Sukıranlarla ilgili bir noktayı daha
not alıyorken içerde dış kapının açılıp kapandığını duyar. Kitabı bırakıp
yavaşça olduğu yerde doğrulurken adım seslerini duyuyordur. Başını çevirip
komodinin üzerindeki uzun ince ve oldukça sivri uçlu bir bibloyu eline alır ve
bordo çarşafları ittirerek yataktan kalkarken her ihtimale karşı içeri seslenir “Conrad?” Ayak sesleri bir an dururken Vien küçük adımlarla kapıya gider ve yavaşça
açarken onun odasından vuran ışık koridorda bekleyen Eidan’ı aydınlatır. “Conrad’ı mı bekliyordun?” “Eidan — “ “Başkasını bekliyorsan — “ Vien elindeki bibloyu yere bırakıp önündeki adama atılırken Eidan onun
sımsıkı tutar. İkisi sertçe öpüşüyorken Vien sarışın adamın başını tutuyor,
dudaklarına bastırıyor, sırtından kendine çekiyordur. İkisi de bir parça hava
içinden birbirlerinden ayrılırken Vien gözleri dolarak ona bakar. “Gitme — “ “Kalmak için gelmedim, haberlerim var — “ “Eidan, lütfen — “ “Kenda doğdu. Üçü de iyiler, kimse onlara zarar vermiyor. Ewan’a ilet — “ Vien ağlayarak başını iki yana sallıyorken Eidan onun kollarını üzerinden
sökerek uzaklaştırır. “Ağlama Vien, zayıflık sana yakışmıyor — “ “Eidan!” Eidan o anda tekrar ortadan kaybolurken Vien bu adamın ona neden bu kadar
işkence çektirdiğini bilmiyor, duvara tutunarak yavaşça yere çöker. “Üçü de iyiler — “ “Vien, gelmemi ister misin?” Vien telefonu biraz daha sıkı tutarak başını iki yana sallar. “Hayır Andrea, iyiyim. Yarın her zamanki gibi Ewan’a iletirsin — “ “Eninde sonunda Eidan’ın gelip gittiğini söylememiz gerek — “ “Hayır. Lütfen, öğrenirlerse bir daha gelmeyeceğini söyledi, biliyorsun
Andrea, lütfen.” Karşı taraftan ses gelmezken Vien hafifçe burnunu çeker “Andrea?” “Tamam, ben yarın hallederim, ama sen iyi değilsin — “ “İyiyim, gerçekten. Daha iyi olurum. Başka bir şey olursa haber veririm,
iyi geceler.” “İyi geceler Vien, dikkat et.” Vien tamam der ve telefonu kapatıp tekrar baş ucuna koyar. Yatağın
üzerinde birikmiş kağıt peçete toplarını alıp oturduğu yerden kalkar ve onları
atıp tekrar odaya geri döner. Işıklar kapanıp Vien tekrar yatağına girdiğinde
sabah olmak üzeredir. Vien uyumak için gözlerini kapatırken uykunun
gelmeyeceğini biliyor, yine de dener. “Sen nereden biliyorsun!? Ben bir şey hissetmiyorum!?” Andrea hafifçe gülümserken mutluluktan ve aynı zamanda öfkeden yerinde
duramayan Ewan’ın ellerini tutar. “Hissediyorum. Doğum benim işim. Scorchio’da doğan bir gücü hissetmem
normal. İyiler Ewan — “ “Biz neden oraya gidemiyoruz!? Her şeyi hissediyorsun, neredeyse
görüyorsun, neden gidemiyoruz!?” Andrea her seferinde yalan söylemekten bıkmak üzere, ama yine de bir şey
düşünüp başını iki yana sallar. “Gidebilmek için bir yol arıyoruz, bulduğumuz anda düşünmeden gideceğiz
Ewan, biliyorsun.” Ewan başını sallarken ellerini saçlarından geçirir ve hafifçe gülümser. “İyiler, çocuklarım iyiler!” Andrea da gülümserken Ewan ofisinden dışarı fırlayıp Latty’e seslenir.
Arkada kalan Andrea yorgun bir nefes vererek alnını ovar ve Ewan’ın arkasından
çıkı kapıyı kapatır. Andrea çocuklara bakmak için odaya gidiyorken koridorda üzerinden iki
çocuğun sarktığı Liam’ı görünce gülümser. “Liv’e yer kalmadı mı?” Liam sol kolunda sürekli zıplayan Nicole’ü ısırırmış gibi yaparken
cevaplar “Babası kızını bu delilerin yanından kaçırdı — hey, hey!” Jonathan küçük ayaklarıyla Liam’ın sağ ayağının üzerine çıkmış,
paçalarını tutup çekiştiriyorken genç adam gülerek bir adım ileri atar.
Jonathan keyifle gülerken Andrea onları eğlencelerine bırakarak kocasının
ofisine ilerler. Toprakkıran kapıyı tıklatıp içeri girerken babası Liv’i masasına oturmuş,
hafifçe gülümseyerek sohbet ediyordur. Liv elleriyle masadaki kağıtları
ittiriyorken bir grup kağıt uçarak Andrea’nın ayaklarının dibine düşer. Scott
atılmış, ama hiçbirini tutamamışken Andrea gülerek kağıtları yerden kaldırır,
ama aralarında bir tanesi genç kadının ifadesini değiştirir. “Bu nedir Scott?” “Sizinle konuşacaktım — “ “İstifa dilekçeni hazırlamadan önce konuşulur sanıyordum.” Andrea, dilekçe hariç bütün kağıtları masaya koyarken Scott, Liv’i
masadan indirir. “Neptün’de eski pozisyonuma çok yakın bir teklif aldım — “ “Kabul ettiğini söyleme.” Scott sessiz kalırken Andrea bacaklarına sarılan kızının başını tutar.
Elleri sevecenlikle küçük Liv’in saçlarını düzeltiyorken bakışları şokla ve
öfkeyle kocasına bakıyordur. “Bana neden bu kararını açıklamadığını söyler misin?” “Liv’in önünde tartışma — “ “Tartışmıyoruz Scott. Gayet mantıklı bir soru soruyorum. Böyle bir
zamanda, nasıl kendi başına kararlar alırsın — “ “Uzun zamandır düşünüyordum Andrea. Ashley’nin ölümünden sonra — “ Andrea cümlenin gerisini zaten biliyor, eğilerek kızını kollarının
altından kaldırıp kucağına alır. “Ben Neptün’e gitmiyorum Scott, burada işlerim var.” “Ne işin var Andrea? Kralın çocuklarını mı arıyorsun?” Andrea başını iki yana sallayarak arkasını döner ve odadan çıkacakken
Scott arkasından konuşur. “Bizi ilgilendiren hiçbir şey yok burada. Kızımın bu insanların arasında
büyümesini istemiyorum Andrea!” Andrea bunu duyunca hızla arkasını döner. Liv mavi gözleri kocaman,
annesinin boynuna tutunurken Andrea sesini yükseltmemeye çalışarak parmağını
Scott’a kaldırır “O benim de kızım. Hayatımız hakkında tek başına karar veremezsin. Asla,
böyle bir şey yapamazsın — “ “Senin kararlarına güvenmediğim zaman yapabilirim.” Andrea, ağzı açık kalmış, başka bir şey söyleyemiyorken elini indirir ve
kızını biraz daha sıkı tutup arkasını dönerek ofisten çıkarken kapıyı sertçe
çarpar. “Gitmek istemiyorum. Bu kadar basit. Nasıl böyle bir şey yapar!?” Andrea elementlerin ofisinde dört dönüyorken Sienna artık diyecek bir şey
bulamamış, onu izliyordur. Andrea bir tur daha atarken içeri Latty girer ve
elindeki istifa dilekçesini gösterir “Bu nedir? Gidiyor musunuz?” Andrea sinirle gülerek hızla yürür ve Latty’i geçerek dışarı çıkarken
kraliçe ellerini iki yana açarak Sienna’ya bakar “Neler oluyor?!” “Scott, Andrea’yla konuşmadan o dilekçeyi sana vermiş — “ “Reddederim?” “Bilmiyorum Latty, birazdan anlarız.” Latty başını sallayarak ellerini indirir. “Sen nasılsın?” “İyi sayılırım, yorgunum biraz.” “Kocaman oldun çünkü.” Sienna gülerken Latty de gülümser “Vien’e uğradın mı bugün?” Sienna hayır dediğinde Latty onun koluna girerek küçük bebeği ve annesini
doktora götürür. Temmuz, 7096 “Bunu imzaladığımda bitecek mi?” Chris başını sallarken Andrea derin bir nefes alır ve masaya eğilerek
boşanma belgelerinde gerekli yerleri imzalar, sonra kalemi bırakarak
doğrulurken Chris kağıtları toparlayarak dosyasına yerleştirir. “Nafaka istemediğine emin misin, tekrar soruyorum. İstersen bir daha dava
açılabilir — “ “Hayır, kızımı bana bırakması yeterli. Başka bir şey istemiyorum.” Chris anladığını söyleyerek başını sallar ve uzanarak Andrea’nın omzunu
hafifçe sıkar “Üzgünüm Andrea, böyle olsun istemezdim.” “Sağol Chris, ama ben iyiyim. Gerçekten. Her şey için teşekkür ederim.
Hala ücretini ödemek istiyorum — “ “Asla. Son Luplex davamın bu olmasını hiç istemezdim, bir de üzerine para
mı alacağım? Hem de senden?” Andrea hafifçe gülümserken uzanarak genç adama sarılır. “Sık sık ziyarete gelin, terk edenlerden olmayın, olur mu?” Chris başını sallarken ikisi ayrılır. “Tessa’yı yeğenlerinden uzak tutmak mümkün olmayacak zaten. Önümüzdeki ay
yine buradayız. Doğumu kaçırmak istemez.” Andrea gözleri parlayarak gülümserken Chris çantasını tutar ve unuttuğu
bir şey olup olmadığını görmek için tekrar masaya bakar. Her şey yerli
yerindeyken genç adam Andrea’ya döner “Evet, artık bekarsınız Miss Dillard.” Eski bayan Ellen, yine Dillard olmuş derin bir nefes alarak başını
sallar. Chris onu koluna alarak odadan çıkarırken Venüs’e ne zaman tatile
geleceklerini sorar. “Kalmak için gelmedin, biliyorum.” Vien, yanında oturan adamın başını salladığını görüyorken ona bakmadan
sorar “Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Nedir seni bu kadar onun yanına
bağlayan Eidan?” “Ben oraya aidim, hep öyle oldum.” “Burada olanlar canını acıttığı için oraya kaçtın. Herkesi arkanda
bıraktın, şimdi benim canımı yakarak intikam mı alıyorsun?” Eidan kendisiyle ilgili sorulara cevap vermiyor, artık daha koyu bakan
mavi gözleriyle etrafı izliyordur. İkisi şehir içinde, artık hep boş olan
parklardan birinde oturuyorken Vien önündeki kurumuş süs çeşmesine bakarak
aylardır söylemek istediği şeyleri düşünür. “Andrea’nın oraya gelmenin bir yolunu bulması an meselesi, o zaman ne
olacak?” “Bu sorulara cevap vermem — “ “O zaman neden geliyorsun!? Gideceksen gitseydin! Bir daha gelmeseydin
Eidan! Neden bana bunu yapıyorsun? Sana aşık değil miyim sanıyorsun? Ben de bir
anda evet, ben aslında evli değildim mi demeliyim?” Eidan’ın mavi gözleri yanındaki kadına dönerken Vien artık ağlamadan onun
karşısında durabiliyordur. “Bir daha seni görmek istemiyorum. Söyleyecek bir şeyin varsa başkasını
bul, hatta hiç konuşma — “ “Oreon’dan ayrılın. Güvenli bir yer bulun, şehir içinde, mümkünse yer
altında.” Vien’in gözleri büyürken Eidan oldukça sakin, önüne döner ve başka bir
şey söylemez. “Neden?” Sukıran soruyu cevaplamadığında Vien onun koluna uzanır, ama bir an
dokunmaktan korkar ve elini tekrar kendine çeker. “Ne zaman?” “Yarın, ya da sonraki gün. Emin değilim. Ayrılıln.” Vien başını sallayarak oturduğu yerden kalkar ve topukları taşlarda tok
bir ses çıkararak uzaklaşırken Eidan da kalkar. Sukıran karısının tam tersi
yönüne yürümeye başlar ve biraz sonra ortadan kaybolurken arkalarında kalan süs
çeşmesi tekrar akmaya başlar. “NE ZAMANDAN BERİ SAKLIYORSUN VIEN!?” Vien, Ewan’ın bağırışlarına aldırmıyorken öylece ona bakarak oturuyordur. “Ben saklamasam bu kadarını bile öğrenemeyecektik — “ “Ne olacakmış!? Her yanı mı yakacakmış — “ “Bilmiyorum! Ama uzaklaşın dedi, Oreon’da ayrılmamız gerek — “ “UZAYDAYIZ VIEN!? BURADA ATEŞ YANMAZ — “ “BİLMYORUM EWAN! BİLMİYORUM! UZAKLAŞIN DEDİ BEN DE GELİP SİZE SÖYLEDİM!
BENİM KENDİ CANIMDAN BAŞKA KURTARACAK BİR ŞEYİM YOK! EIDAN İSTESE ONUNLA
GİDECEK KADAR YALNIZIM BEN! SEN DE BURADA BENİ AZARLAYACAĞINA BİR ŞEYLER YAP!” Ewan öfkeden titreyerek Vien’e bakıyorken genç kadın oturduğu yerden
kalkar ve odadan çıkıp kapıyı açık bırakır. Adımları gittikçe hızlanıyor,
kendine ait sağlık departmanının resepsiyonuna gelir. Standın etrafını dolaşıp
içeri girerek görevli hemşireden izin ister ve bilgisayarın başına geçip acil
durum kodunu girer. O anda departman içinde alarmlar çalmaya başladığında
hemşire şokla Vien’e bakar. Vien bilgisayarı bırakıp geri çekilirken hemşireye
bakar “Binayı boşaltın Shade, teşekkürler.” Hemşire öylece Vien’e bakıyorken odalardaki hastabakıcılar dışarı çıkmış,
diğer doktorlar da ne olduğuna bakmak için koridorlara dökülmüştür. Vien
onların arasından geçip gidiyorken zaman onun yavaşlamıştır. Sesler yavaş yavaş
usul bir uğultuya dönüşüyorken Vien departmanın kapılarını ittirerek dışarı
çıkar. Vien toplantı odalarından birinde, önünden geçip giden kalabalığı
izliyorken kollarını kavuşturur. Aylardır kendi için kurduğu her şey birer birer yıkılmışken genç kadın
önünden geçen insanların zarar görmemesi için dua ediyordur. O sırada
arkasındaki büyük ekrandan flaş haberler geçiyorken Luplex’te olağanüstü hal
ilan edildiği söyleniyordur. Henüz gerçek sebebi belli olmasa da kraliyet ve
Oreon’dan gelen emirlerle halkın sığınaklara girmesi öneriliyordur. Vien dönerek televizyonu kapatır ve kumandayı sakince yerine bırakırken
toplantı odasının kapısı açılır ve Voc içeri dalar “Efendim, sizin de çıkmanız gerekiyor — “ “Çıkacağım Voc, sen diğerleriyle ilgilenip düzeni sağla lütfen.” “Tabii efendim, nasıl isterseniz.” Kısa boylu adam kapıyı tekrar kapatarak dışarı çıkar ve ellerini
birbirine vurarak kalabalığı düzenlerken Vien, Oreon’un bir daha ne zaman
tekrar dolacağını bilmeden yavaş yavaş yapayalnız bırakılmasını izliyordur. “Peder Larson, ne kadar güzel bir
gün, değil mi?” Dorian önündeki pencereden dışardaki kuru toprakları ve kapalı gökyüzünü
gösterir. Yanındaki adam siyah cüppesinin içinde kaybolurcasına önündeki
Ateşkıran’ı izliyorken cevap vermez. “Bugün deney kafesinden çıkmak için çok uygun bir gün olduğuna karar
verdim. Biraz sonra Luplex’e ineceğim, oradaki zavallı insanlara iletmek
istediğiniz bir mesaj var mı?” “İnsanlara işkence çektirerek eline ne geçecek?” “Güç, saygı, inanç, aitlik, daha saymamı ister misiniz Peder?” Bembeyaz saçları ve öfkeyle parlayan mavi gözleriyle Peder Larson başını
dışardaki kuraklığa çevirir “Tanrılar eninde sonunda sizin kökünüzü kurutacaktır — “ “Tanrılara bu kadar güveniyor olsaydınız asırlarca bizi bu kafeste
beslemezdiniz, değil mi Peder? Gözümü boyamak için inanç zırvaları
uydurmazsanız işimiz çabuk biter — “ “Sen insanlara zarar verirken — “ “Ben değil, biz. Ben ve benim gibi artık kafeste yaşamaktan
sıkılmış diğer Kıranlar. Hepsi benim işaretimi bekliyor Peder.” Peder Larson engellemek için bir şey yapamıyor, önündeki ateş aylardır
yoluna çıkan herkesi küle çevirmiş, kendi kaderinin de aynısı olacağını
biliyordur. Şimdilik tek yapması gereken asıl gerçekleri saklamak, geride
kalanlara zaman kazandırmaktır. “Sana tapanların yanında sana lanet okuyanlar da olacak Aiden. Her elini
attığın yerde ateşin yanmayacak. Senin kafes dediğin sistem o kadar da basit
değil.” “Gerektiğinde basitleştirebiliyorum, teşekkürler. Bana istediğim isimleri
verecek misiniz?” Peder kesinlikle cevap vermezken Dorian hafifçe gülümser “Öyleyse tanrılar sizi kutsasın Peder Larson, iyi geceler.” Peder Larson sessiz bir dua okuyarak gözlerini kapatır ve kısa bir süre
sonra ondan arta kalan sadece külleri olurken Dorian demir kapının iki yanında
bekleyen kızlara arkadaki pisliği temizlemelerini söyler. “Larson’ın kızını bulup bana getireceksin Calder.” Eidan ellerini iki yana açarak sinirle güler. “O kız evrenin her köşesinde olabilir — “ “O zaman her köşeyi arayacaksın. Suyun her deliğe girdiğini
sanıyordum. Aklını kullan.” Eidan sesini çıkarmadan Ateşkıran’ı izliyorken Dorian parmaklarını
birbirine geçirerek avuçlarını gerer. “Meris hazır mı?” “Onu indirmeyeceğini söylemiştin — “ “Fikrimi değiştirdim. Benim de korunmaya ihtiyacım var, riske sokmaya
gerek yok — “ “Akasha Meris’in canı için seni bağışlamaz — “ “Meris umrumda bile değil, gelmek istemiyorsa bırak, çocukları al.” Eidan yutkunurken Dorian onun hala hareket ettiğini duymamış, arkasını
döner ve karanlık gözleriyle Sukıran’a bakar. “İşini yap Calder, anlaşmayı önce sen bozarsan beni durduran bir şey
kalmaz — “ “Vien’e dokunmayacaksın — “ “Biliyorum. Git. İstediklerimi yap.” Eidan bir emir daha duymadan ortadan kaybolurken Dorian kendi kendine bir
şeyler mırıldanarak tekrar açık pencerelerine döner ve dışarda toplanan
kalabalığı izleyerek gülümser. ![]() |


