Derece : NC — 18 (18 yaş altındakiler için sakıncalıdır.)

 

Özet : Zaman, Boyut ve Yaşam

 

Notlar : Tarih, 25.08.08 (bitiş tarihi:) (yayın tarihi:)

 

Notlar II: Tria, Yunanca’da üç (3) anlamına geliyor. Nocens’te tohumları serptiğim ve herkesin peşinde olduğu o üç gücün simgesi: Zaman, Boyut ve Yaşam.

 

Notlar III: Nocens tam 20 gün önce “Ben artık yazamayacağım sanırım.” diyerek bitti. Ne şanslıyım ki kendimi çok güzel kandırabiliyorum. Bugün tekrar Crash evrenine döndüm, bakalım bu ne kadar sürecek.

 

Notlar IV: Crash iki insanın hikayesi olarak başladı, sonra aralarına 4 element katıldı ve özümüzü, etrafında döneceğimiz yörüngeyi bulduk.

 

Crashed405’te bu elementlerin hepsi bir kenara çekildi ve o dönüm noktasında 3 kişinin hikayesine döndü: Ewan, Latty ve Biana.

 

Dream Star onların gelişmiydi, birbirlerine bağlanıp önlerinde bir hayat kurmasıydı, umuttu, rüyalardı...

 

Crashing to Pink kayıplardı, elde olanın değerinin anlaşılmasıydı. Kararlar değişti, aşklar, duygular, insanlar değişti.

 

Pink of Luplex pembe bir perdeydi. Eğer elimizde varolanla mutlu olasydık nasıl olurduk? sorusunun cevabıydı. Eğer herkes olması gerektiği gibi çabalasaydı, acılar ve sorunlar geride bırakılabilseydi neler olacağıydı. Son satırlarıyla yarattığımız ütopya bir anda yıkıldı.

 

Nocens o pembe duvarların arkasından içeri sızan katran gibiydi. Güçlüydü, acı vericiydi, gerçekti. Her şeyin değiştiği, acıların ağır bir tokat gibi suratımıza indiği bir yerdi. Her zaman Oreon takımının ne kadar üstün olsalar da insancıl olduğunu söyleyip durdum, Nocens onların insanlığının etraflarındaki olağanüstülükleri bir kalemde kenara atıp kolay çözümleri nasıl ezdiğinin, paramparça ettiğinin hikayesiydi.

 

Tria yine bir dönüm noktası, yine bambaşka bir şey olacak biliyorum. Her zamanki gibi küçük parçaların beni dürtmesiyle başladım, bu hikaye de bittiğinde ve ben SON dediğimde önüme çıkanla onun gerçekte ne olduğunu anlayacağım.

 

Notlar V: Bu 7. cildi daha önce yazdığım 6 cilde, Crash’e ithaf ediyorum. Ben onlardan ne kadar kaçsam da, ne kadar itip kaksam da iki sene boyunca her zaman benim içimde olan karakterlere, duygulara, bakış açısına, evrenime ithaf ediyorum. Şanslı 7 olmak umuduyla...


 

 

 

I

 


12 Ocak 7108

 

“Bitti, artık sizi rahatsız etmeyeceğim.”

 

 

Winona kapıyı arkasından kapatıp çıktığında Ewan uzun zamandır alışık olmadığı bir sessizliğin içinde kalmış, rahatlayarak kendini arkasındaki koltuğuna bırakır.

 

Bitmiştir, evet. 12 yıldır her nefesinde doğru yapıp yapmadığından emin olamadığı o görev bitmiştir. Kral tekrar evreninin kontrolünü almış, emirlerini uygulatmış, huzuru bozanlardan, akıl karıştıranlardan kurtulmuş, kendinin ve ailesinin yolunu tekrar çizmiştir. Bu sefer pembe tebeşirle dümdüz bir asfaltın üzerine çizilen ve nereye basılacağı belli olan bir seksek gibi değil, aksine, bir sürü saçma sapan renkli tebeşirle nereye gittiği belli bile olmayan karmakarışık bir şekildir çizdiği yol.

 

Tıpkı şu anda birkaç kapı ötesinde bir sürü beklenmedik misafirle dolu olan ortak oda gibi karmakarışıktır.

 

Ewan birkaç dakika sonra masasına diktiği bakışlarını kaldırır ve kapalı kapıya bakıp dışardan gelen sesleri duymaya çalışır.

 

Latty birilerine sakin olmasını söylüyordur, onun sesi gittikçe yaklaşırken kapının önünden hızlı adımlar geçer, duvara bir şey çarpar, adımlar durur, sonra tekrar hızlanırken Ewan oturduğu yerden kalkarak kapısını açıp koridorda neler olduğuna bakar.

 

“Başına dikkat edin—tamam Dorian, bundan sonra doktorlar halledebilir, lütfen gel...”

 

Latty yanındaki Ateşkıran’ın kollarından tutarak onu kısa bir süre için kızından ayırırken Dorian’ın elleri kızını bırakmış, ama gözleri hala uzaklaşan sedyeyi takip ediyordur. Ewan ikisinin yanına gelerek Ateşkıran’ı Kraliçe’den teslim alır, sonra başıyla hala kapısı açık olan ortak odayı gösterir.

 

“Diğerleri ne yapıyor?”

 

Latty iç çekerek saçlarını iki eliyle geriye iterken usulca cevaplar:

 

“Çocuklar ne olduğunu henüz anlayamadı. Herkes en azından gözlerinin alışmasını bekliyor.”

 

Ewan başını sallarken Latty kocasına biraz daha yaklaşıp kolunu tutar ve sesini daha da alçaltarak konuşur:

 

“Ewan, doğru şeyi mi yaptık?”

 

Ewan sorunun cevabını tam olarak bilmese de başını sallar ve hafifçe eğilerek Latty’nin alnını öper, sonra kendine yasladığı Dorian’a döner.

 

“Marcell? Hala orada mısın?”

 

Dorian sadece başını sallıyorken Sophia’yı taşıyan sedye çoktan uzaklaşmış, Ateşkıran’ın izlemekte ısrar ettiği koridor bomboş kalmıştır.

 

“Onun yanında olmam gerek, bırak Ewan.”

 

Ewan itiraz etmeden kollarını çeker ve Dorian’ı serbest bırakırken Ateşkıran sanki yanındaki adama yaslı kaldığı o kısacık zaman içinde bambaşka bir güç toplamış, yine zamanları aşıp gelen o güçlü ateş olmuşken arkasına bile bakmadan asansörlere ilerleyerek göz açıp kapayıncaya kadar ortadan kaybolmuştur.

 

“Çocuklar kıranların ofisinde bekliyor. Sen mi gidersin, yoksa ben mi halledeyim?”

 

Ewan bir an başını silkeleyerek Latty’nin sesine döner ve bir anda karısının tanıdık ifadesi onu rahatlatırken bu yeni zamanda saniyeler saatler gibi geliyordur.

 

“Beraber gidelim, odadakiler her ne yapacaklarsa yapsınlar, başımı ağrıtıyorlar.”

 

Latty gülümseyerek başını sallar ve Ewan’ın açtığı kolunun altına girip kocasının beline kolunu dolayarak onunla beraber yürür.

 

 

Pink Martini – Hang On Little Tomato

 

When change is hard and not so nice,

If you listen to your heart the whole night through,

Your sunny someday will come one day soon to you...

 

 

Kurbağalar tam takım halinde kıranların ofisinde oturuyor, gün boyu aynı oda içinde tıkılıp kalmışlar, kimse de onlara bir şey söylemiyorken sıkıntının ibresi her dakika daha yüksekleri gösteriyordur.

 

Liv ve Nicole bir köşede kafa kafaya vermiş, ellerindeki dergiyi yedinci kez okuyorlarken ikisinin kıvrılmış bacaklarına sırtını yaslamış olan Kenda önündeki Faye’in saçlarını örüyordur. Onların sessiz aktivilerine olabilidiğince gürültü katmaya çalışan Jonathan ve Owen, Brittany’i de aralarına almışlar, masaların arkasında kalan büyük koltukta oturarak televizyon izliyorlardır. Onların televizyonundan taşan önemsiz diyaloglar odayı dolduruyorken Adia ve Bethany bir bilgisayarın başına geçmişler, ikisi de masanın bir köşesine dirseklerini yaslamış, yüzleri yamularak ekrandaki resimlere bakıyorlardır. Adia bir tık daha yaparak sıradaki resme geçerken iki kız da Liv’in bebekliğinden bir resim görüp yorgunca kıkırdarlar. Kızların kıkırdamaları, televizyondaki insanların konuşmaları ve derginin çevrilen sayfalarından çıkan olağan ses bir anda yere düşen kalın bir kitabın patırtısıyla bıçak gibi kesilirken televizyon susmuş, dergi kapanmış, bilgisayar ekranında akan resimler durmuştur. Bütün kurbağalar bir anda dönerek kütüphane tarafındaki merdivende oynayan Lucas’a ve onu tutan Dante’ye dönmüşken merdivende üstteki raflara uzanmış olan Lucas suçlu suçlu sırıtır.

 

“Düştü.”

 

Dante de gülerek başını sallarken merdiveni bırakıp kısaca Lucas’ı alkışlar.

 

“Hiç farketmemiştik çok iyi oldu—“

“DANTE!”

 

Kızlar bir anda bağırdığında Dante tüm gücüyle tekrar merdivene tutunur, ama Lucas tutunacak bir yer bulamamış, bağırarak yere düşerken Kenda önündeki Faye’i iterek o tarafa fırlamış, yerde poposunu ovan Lucas’ın başucunda bitmiştir.

 

“İyi misin!?”

“Popom kırıldı.”

 

Kenda başını eğerek Lucas’ın poposuna bakar, sonra saçlarını savurarak kalkarken omzunu silker.

 

“Hiçbir şey yok. Salaksın sadece.”

“Sensin o!”

 

Kenda tekrar Faye’in yanına dönüyorken gözünü şaşı yaparak Lucas’ın taklidini yapıyordur. Koltuktakiler gülerken Lucas arkadan isyan ederek ayağa fırlar. Onu gören ikizler bir anda ayağa zıplamış, Kenda’ya bağırırlar:

 

“Saaaaaaaç!!”

 

Kenda çığlık atarak odada koşturmaya başlarken az önce poposunu kıran Lucas da onun peşinden koşuyor, Dante merdiveni çekerek koşu parkurunu temizliyorken Jonathan ve Brittany bağırarak iki tarafa da tezahürat ediyordur. Kenda bir çığlık daha basarak kapıya koşar ve açıp kendini dışarı atacakken bir anda karşısına çıkan babasına çarpar ve gülerek onun arkasına geçer.

 

“Baba bir şey söyle!”

 

Ewan bir an başı dönerek etrafına bakar, sonra ellerini arkaya uzatıp kızını tutarken Latty gülümseyerek odadan içeri sarkmış, diğerlerinin ne yaptığına bakıyordur.

 

“İyi, oda hala ayakta—“

“Lucas kitaplıkla oynuyordu anne—“

“Sonra düştü—“

“Kenda’yla kovalamacaya başladılar tabii doğal olarak—“

“Aa Faye saçın ne kadar güzel olmuş!”

 

Latty kaşlarını kaldırarak bir anda odak dışı kalmanın hafifliğini keşfediyorken çocuklar yine kendi dertlerine dönmüşler, televizyonun sesi açılmış, sohbetler sanki dışardan gelen birinin sihriyle daha bir hareketlenmiştir.

 

Latty odayı bırakıp tekrar koridora döndüğünde Ewan ve Lucas’ı ciddi ciddi tartışırken bulur. Küçük delikanlı eliyle Kenda’yı işaret ediyor, kendini savunuyordur.

 

“Onun bana salak demeye hakkı var da benim onun saçını çekmeye hakkım yok mu şimdi?”

“Salak dediği için bir cezayı hak ediyor tabii, ama sen onun canın acıtmasan iyi olmaz mı?”

“Bilmiyorum, o anda o mantıklı gelmişti.”

 

Ewan ve Lucas sessizce başlarını sallarken Kenda babasının arkasından çıkmış, teşekkür ederek tekrar odaya dönüyordur. Lucas hala Ewan’a bakıyor, göz ucuyla da Kenda’yı da izliyorken o açık alana girdiğinde Lucas da Ewan’ı bırakakarak tekrar Kenda’ya saldırır. Ewan gözlerini devirirken Latty gülüyor, kocasını da çekerek çocukların arasına girer.

 

“Çocuklar! Biraz sessiz olursanız anlatacaklarımız var.”

 

Sesler şıp diye kesilirken Latty bu sefer de fazla odakta kalmış, merakla onu izleyen genç gözlere bakar.

 

“Bir süredir düzenimizin biraz bozuk olduğunu biliyorsunuz—“

“Zamanlar, Winona falan, değil mi?”

 

Latty, Nicole’e dönerek başını sallarken sarışın kızın yanındaki Liv araya girer.

 

“Dorian’ın geri dönüşü, sonra Sophia’yı istemesi...”

 

Sözü Jonathan alır:

 

“Shia ve Megan denen iki çocuğun ortaya çıkması...”

 

Owen hiç beklemeden cümleye devam eder:

 

“Anne babaların çocuklarını geri istemesiyle ortalığın daha da karışması...”

“ve son olarak Winona’nın hepsini geri getirip bizi bırakması, değil mi? Biliyoruz.”

 

Latty ve Ewan ağızları hafifçe aralanarak son sözün sahibi Brittany’e bakıyorlarken küçük kız kahverengi gözleri parıldayarak gülümser ve kütüphanenin yanındaki küçük ekranı işaret eder. Latty ve Ewan dönerek çocukların ortak odasını gösteren görüntülere bakarken Oreon’un her kritik köşesinde bu ekranların olduğunu unutmuş gibi görünüyorlardır.

 

“Winona kustuktan sonra kapatmaya çalıştık, ama ancak sesi kesebildik.”

 

Latty dönerek yanına gelmiş oğluna bakıyorken Jonathan ellerini ceplerine sokmuş, gülümseyerek annesine bakar.

 

“Kolay büyümedik anne, buna da alışırız.”

 

Latty başını sallarken Jonathan annesinin beline sarılır, Ewan da delikanlının saçlarını karıştırarak gülümserken arkasını dönerek çok bilmiş kurbağalara bakar.

 

“Şimdi ne yapacaksınız?”

 

Kral’ın sorusuna Liv’in omzundaki kurbağa sitemli bir vraklayışla cevap verirken Ewan yeşil ufaklığa göz kırparak Liv’e bakar.

 

“Unuttuk sanmayın küçük hanım, sadece biraz fazla yoğunduk. 16. yaş gününüz hala gündemde.”

“Ben bir şey demedim Ewan, önemli değil, gerçekten...”

 

Liv içtenlikle gülümserken Ewan gayet önemli olduğunu söyleyerek tekrar ortak odanın kameralarına döner. Yeni gelen çocuklar hala birbirlerine tutunmuş, karşısındakilere bir şeyler soruyorken Delialona konuşuyordur. Ewan olayları açıklayanın o olduğuna sevinmiş, daha da rahatlarken dönerek tekrar çocuklara bakar.

 

“Esaretiniz sona erdi kurbağalar. Çıkın dolaşın...”

 

Kurbağalar bu fırsatı kaçırmadan derhal ayaklanırken gruplar halinde odadan çıkarlar, en son Jonathan da onların peşine takıldığında Latty sesi kesilmiş ekrana bakıyor, kaşlarını çatar.

 

“Bozmuşlar sanırım.”

 

Ewan bir şeye zarar vermeseler şaşacağını söylüyorken karısını da yanına alarak odadan çıkar...

 

 

“Bak, unutmamışlar...”

 

Liv başını sallarken Nicole bir yandan konuşuyor, bir yandan da gardrobun üzerindeki bavuluna uzanmaya çalışıyordur.

 

“Kapının yanındaki sandalyeyi getirir misin Liv?”

 

Liv isteksizce kalkarak gider ve sandalyeyi gelip Nicole’ün ayağının dibine sertçe bırakır. Nicole irkilerek arkadaşına dönerken Liv’in her zaman sevgiyle bakan mavileri şimdi kırgınlıkla doludur.

 

“Ben diğerlerine ne diyeceğim? Pazartesi günü yine babanın yanına gidince ne olacak?”

“Hiçbir şey? O benim babam istediğim zaman onun yanında kalırım ben—“

“Babanın yanına taşınıyorsun Nicole. Bizi terk edip gidiyorsun—“

 

Nicole, Liv’in sitemine aldırmamaya çalışarak güler ve arkadaşını omzundan ittirerek sandalyenin üzerine çıkar.

 

“Saçmalama Liv. Yine her gün aynı okula gideceğiz, aynı derslere gireceğiz. Okula bir sene erken başladığıma şükret! Yoksa nasıl olurdu aman tanrım! Ben şehrin ortasındaki bir evde kalırken siz on dakika uzaklıkta olacaksınız! Sonsuza kadar görüşemezdik—ah!”

 

Liv önündeki kızın bacağını iyice çimdirerek onun canını acıtırken Nicole eğilerek bacağını tutar.

 

“Biraz da babamla yaşamak istiyorum! Bunun neresi kötü!?”

“Dört gün önceki malum olay olmadan önce annenin ve Conrad’ın yanında gayet mutluydun! Yanlış mı hatırlıyorum?!”

“Bağırıp duracaksan git Liv!”

“İyi!”

 

Liv kapıyı çarpıp odadan çıkarken Nicole sinirlenmiş, bacağını bırakarak sandalyeden aşağı zıplar ve ayakkabılarını giyme zahmeti bile göstermeden çoraplarıyla koridora çıkar.

 

 

Gina Rene & Gabriel Rene – Mean Gurl

 

Friends don’t lie to each other, right?

Friends stick by one another, right?

Cross my heart hope to die,

but you’re not my friend and now you know why.

 

 

Liv onun geldiğini görünce asansörleri bırakıp merdivenlere koşar ve hızla aşağı inerken Nicole de onu kovalıyor, arkasından seslenir:

 

“Kimseye bir şey söylemeyecektin! Yemin ettin!”

 

Liv hiç aldırmadan koşturuyorken Nicole de merdivenleri ikişer üçer atlayarak onu takip ediyordur. Hiçbiri etrafta çalışanlara aldırmıyor, biri siyah, diğeri sarı saçları arkalarından savrularak koşuyorken Liv sonunda yine onlara bırakılmış ortak odaya gelmiş, kapıyı açarak içeri atılır. Nicole susmasını bağırarak onun arkasından girerken Liv son nefesiyle de olsa Jonathan’ın yanına koşar ve delikanlının elindeki joysticki bir kenara fırlatıp arkadan giren Nicole’ü işaret eder.

 

“Babasının yanına taşınacak, bir şey söyle!”

 

Jonathan kaşlarını çatarak yavaşça ayağa kalkıyorken Nicole elleriyle dağılmış saçlarını iterek Jonathan’a ve arkasında onları izleyen diğerlerine bakar.

 

“İstediğim zaman babamın yanına da giderim, hatta taşınırım, okulumu bile değiştiririm! Arkadaşız diye sonsuza kadar burada kalacak halim yok!”

“Nicole sırf ben—“

“HAYIR!”

 

Nicole başını sallayarak sinirle güler ve Brittany’i işaret eder. Jonathan hatırlayarak derhal susarken Brittany o kadar saf değil, önündeki kitap ve defterlerden sıyrılıp ayağa kalkar.

 

“Beni bırakıyor musun!? Neden beni işaret edip sustunuz!? Benim yüzümden mi gidiyorsun!?”

 

Nicole inleyerek hayır derken Brittany derhal gözleri dolarak abisine bakar.

 

“İkiniz de günlerdir benden bir şey saklıyorsunuz! Salak mıyım ben!? Anlıyorum! Neden beni dışlıyorsunuz!?”

 

Jonathan güzel kardeşinin sarı saçlarını ellerinde toplayarak arkaya atar ve gülümser.

 

“Yok öyle bir şey Brit—“

“Var öyle bir şey! Abla neden gidiyorsun!?”

 

Nicole kardeşine cevap vermek yerine yanan bir öfkeyle Liv’e bakar.

 

“Yaptığını beğendin mi!?”

 

Liv dudaklarını birbirine bastırır ve bir şey söylemeden önüne bakarken Nicole koşturarak odadan çıkar, Brittany de abisini itip ablasının arkasından koşarken kapı arkalarından çarpar. Arkada kalanlar tamamen sessiz, olacakları bekliyorken Jonathan dönerek Liv’e bakar. Liv onunla göz göze gelmeye korkmuyor, Jonathan’ın onu anlayacağını biliyorken tam bir şey söylecek gibiyken Jonathan’ın araya girmesiyle susar.

 

“Ben sürekli sizin arkanızdan bir şeyler toplamak zorunda mıyım? Neden Nicole’ü dinleyip bazen susmuyorsun!?”

 

Liv şokla ağzını açarken Jonathan elini kapıya savurarak bağırır:

 

“Brittany’e ne diyeceğiz şimdi!? Ablan abine aşık olmuş, o yüzden evi terk ediyor mu diyelim!? Zaten her şey çarpık—anneme babama ne diyeceğim?! Ha Liv? NE YAPACAĞIZ ŞİMDİ, ONU DA SÖYLESENE!”

 

Liv gözleri dolarak ağzını kapatırken bakışları gerideki Faye ve Kenda’ya döndüğünde iki kız da ayağa kalkmış, Jonathan biraz daha abartırsa araya girmek için bekliyorlardır. Jonathan kolay kolay kızan, üzülen, ağlayan biri değil, aksine herkese mutluluk getirmesi gereken garip bir türken şimdi öfkeden ve çaresizlikten başka bir şey hissedemiyordur.

 

“Lanet olsun! Ne konuşacaksanız konuşun!”

 

Jonathan diğerlerine de öfkesini sıçratıp odadan çıkarken kapıyı daha da sert çarpar. Liv irkilerek gözlerini kapatırken Faye ve Kenda çoktan fırlamış, iki yandan arkadaşlarına sarılarak iyi olacağını ve geçtiğini mırıldanırlar.

 

 

“JONATHAN!”

 

Jonathan yüzünü buruşturarak olduğu yerde zank diye durur ve arkasını dönüp babasının ona doğru geldiğini görünce iç çeker. Bu kadar kapı çarptıktan sonra Conrad’ın gelip birilerinin ifadesini alması kaçınılmazdır.

 

“Niye kapılar çarpılıyor?”

“Ben bir anlasam—“

“Derdi dağları aşan olgun adam havaları yapma bana. Kıvırtmadan cevap ver. Brittany’i sen mi ağlattın?”

“Ne alakası var baba!?”

 

Conrad parmağını oğlunun suratının önüne getirerek başını ciddi bir uyarı olarak hafifçe sola çevirir.

 

“Neler oluyor o zaman?”

 

Jonathan çok fazla cevabı olduğu için sessiz kalmayı tercih ederken Conrad ifadesini yumuşatarak geri çekilir.

 

“Zaten etrafta bir sürü olay dönüyor, siz de problem çıkartmayın Jonathan—“

“Etrafta olanlar olmaya devam etsin, bizim problemimiz yok—“

 

Conrad elini kaldırarak suçlunun güçlü olduğu kısmı kesip atarak Jonathan’ı susturur.

 

“Kapılar bir daha çarpılmasın. Derdiniz her neyse halledin, ben araya girersem iyi olmaz.”

 

Jonathan her an fırlayıp gidecekmiş gibi tetikte, başını sallayarak babasının tek bir hareketini bekliyordur. Conrad başıyla kaybolmasını işaret ettiğinde delikanlı tekrar döner ve hızla koşarak kaybolurken Conrad boynunu gererek onun arkasından bakar, adım sesleri de duyulmadığında Conrad dönerek tekrar ofisine girer ve içerde bekleyen Latty’e bakarak kapıyı kapatır.

 

“Garip ilişki anlayışımız da genlerle beraber çocuklara geçmiş.”

“O kadar önemli olduğunu sanmıyorum Conrad, üzerlerine gitmeyelim.”

 

Conrad ellerini açarak sinirle güler.

 

“Ne yapabilirim ki!? Zaten yeteri kadar kafaları karışık. Şansına Sienna olanların hiçbirini görmedi, ona nasıl açıklarım bilmiyorım. Çocuklarımız birbirlerine aşık olmuş Sienna. Ne kadar güzel, deği mi? Ortak odadaki kameraları söktüreceğim. Bugün sondu.

 

Latty dalga geçmemesini söylüyorken Conrad gülerek sol elini gözlerine kapatır.

 

“Zaten her şey pamuk ipliğine bağlı, bir de bu çıkınca biz ne olacağız bilmiyorum—keşke Jonathan senin yanında kalacağına benimle kalsaydı. Kardeşlik duygularını geliştirir—“

“Onlar kardeş değil Conrad. Jonathan’ın Sienna’yla kurduğun aile hakkında nasıl olduğunu biliyorsun...”

 

Conrad başını sallayarak masasının başına geçer ve koltuğuna oturarak bu sefer de başını masaya yaslarken Latty masaya yaklaşarak daha usul konuşur:

 

“Nicole hep onun arkadaşı oldu. Brittany de sonradan gelen kardeş. Oğlumuzu nerede kalacağı konusunda hiç zorlamadık—“

 

Conrad başını sallarken sesi masanın altından geliyormuş gibi boğuktur.

 

“Ben Brittany için endişeleniyorum.”

“Brittany kimin kim olduğunu gayet iyi biliyor merak etme.”

 

Conrad başını kaldırarak gülümseyen Latty’le göz göze gelirken iç çeker.

 

“Ben daha oğlumun aşk hayatıyla baş edemiyorum, sen beş çocukla aynı evde yaşıyorsun. Kim tahmin ederdi ki küçük Latty en büyük anne olacak...”

 

Latty ellerini açarak hafifçe omuzlarını kaldırır ve dudaklarını bükerek bilmediğini gösterirken Conrad gülümser...