![]()
Derece : NC — 18 (18 yaş altındakiler için
sakıncalıdır.) Özet : Zaman, Boyut ve Yaşam Notlar : Tarih, 25.08.08 (bitiş tarihi:) (yayın tarihi:) Notlar II: Tria, Yunanca’da üç (3) anlamına geliyor.
Nocens’te tohumları serptiğim ve herkesin peşinde olduğu o üç gücün simgesi:
Zaman, Boyut ve Yaşam. Notlar III: Nocens tam 20 gün önce “Ben artık yazamayacağım sanırım.” diyerek
bitti. Ne şanslıyım ki kendimi çok güzel kandırabiliyorum. Bugün tekrar Crash
evrenine döndüm, bakalım bu ne kadar sürecek. Notlar IV: Crash iki insanın hikayesi olarak başladı,
sonra aralarına 4 element katıldı ve özümüzü, etrafında döneceğimiz yörüngeyi
bulduk. Crashed405’te bu elementlerin hepsi bir kenara çekildi ve o dönüm noktasında
3 kişinin hikayesine döndü: Ewan, Latty ve Biana. Dream Star onların gelişmiydi, birbirlerine bağlanıp önlerinde bir hayat
kurmasıydı, umuttu, rüyalardı... Crashing to Pink kayıplardı, elde olanın değerinin anlaşılmasıydı. Kararlar
değişti, aşklar, duygular, insanlar değişti. Pink of Luplex pembe bir perdeydi. Eğer elimizde varolanla mutlu olasydık
nasıl olurduk? sorusunun cevabıydı. Eğer herkes olması gerektiği gibi
çabalasaydı, acılar ve sorunlar geride bırakılabilseydi neler olacağıydı. Son
satırlarıyla yarattığımız ütopya bir anda yıkıldı. Nocens o pembe duvarların arkasından içeri sızan katran gibiydi.
Güçlüydü, acı vericiydi, gerçekti. Her şeyin değiştiği, acıların ağır bir tokat
gibi suratımıza indiği bir yerdi. Her zaman Oreon takımının ne kadar üstün
olsalar da insancıl olduğunu söyleyip durdum, Nocens onların
insanlığının etraflarındaki olağanüstülükleri bir kalemde kenara atıp kolay
çözümleri nasıl ezdiğinin, paramparça ettiğinin hikayesiydi. Tria
yine bir dönüm noktası, yine bambaşka bir şey olacak biliyorum. Her zamanki gibi
küçük parçaların beni dürtmesiyle başladım, bu hikaye de bittiğinde ve ben SON
dediğimde önüme çıkanla onun gerçekte ne olduğunu anlayacağım. Notlar V: Bu 7. cildi daha önce yazdığım 6 cilde, Crash’e ithaf
ediyorum. Ben onlardan ne kadar kaçsam da, ne kadar itip kaksam da iki sene
boyunca her zaman benim içimde olan karakterlere, duygulara, bakış açısına,
evrenime ithaf ediyorum. Şanslı 7 olmak umuduyla... I 12 Ocak 7108 “Bitti, artık sizi rahatsız
etmeyeceğim.” Winona kapıyı arkasından kapatıp çıktığında
Ewan uzun zamandır alışık olmadığı bir sessizliğin içinde kalmış, rahatlayarak
kendini arkasındaki koltuğuna bırakır. Bitmiştir, evet. 12 yıldır her nefesinde
doğru yapıp yapmadığından emin olamadığı o görev bitmiştir. Kral tekrar
evreninin kontrolünü almış, emirlerini uygulatmış, huzuru bozanlardan, akıl
karıştıranlardan kurtulmuş, kendinin ve ailesinin yolunu tekrar çizmiştir. Bu
sefer pembe tebeşirle dümdüz bir asfaltın üzerine çizilen ve nereye basılacağı
belli olan bir seksek gibi değil, aksine, bir sürü saçma sapan renkli tebeşirle
nereye gittiği belli bile olmayan karmakarışık bir şekildir çizdiği yol. Tıpkı şu anda birkaç kapı ötesinde
bir sürü beklenmedik misafirle dolu olan ortak oda gibi karmakarışıktır. Ewan birkaç dakika sonra masasına
diktiği bakışlarını kaldırır ve kapalı kapıya bakıp dışardan gelen sesleri
duymaya çalışır. Latty birilerine sakin olmasını
söylüyordur, onun sesi gittikçe yaklaşırken kapının önünden hızlı adımlar
geçer, duvara bir şey çarpar, adımlar durur, sonra tekrar hızlanırken Ewan
oturduğu yerden kalkarak kapısını açıp koridorda neler olduğuna bakar. “Başına dikkat edin—tamam Dorian,
bundan sonra doktorlar halledebilir, lütfen gel...” Latty yanındaki Ateşkıran’ın
kollarından tutarak onu kısa bir süre için kızından ayırırken Dorian’ın elleri
kızını bırakmış, ama gözleri hala uzaklaşan sedyeyi takip ediyordur. Ewan
ikisinin yanına gelerek Ateşkıran’ı Kraliçe’den teslim alır, sonra başıyla hala
kapısı açık olan ortak odayı gösterir. “Diğerleri ne yapıyor?” Latty iç çekerek saçlarını iki
eliyle geriye iterken usulca cevaplar: “Çocuklar ne olduğunu henüz
anlayamadı. Herkes en azından gözlerinin alışmasını bekliyor.” Ewan başını sallarken Latty kocasına
biraz daha yaklaşıp kolunu tutar ve sesini daha da alçaltarak konuşur: “Ewan, doğru şeyi mi yaptık?” Ewan sorunun cevabını tam olarak
bilmese de başını sallar ve hafifçe eğilerek Latty’nin alnını öper, sonra
kendine yasladığı Dorian’a döner. “Marcell? Hala orada mısın?” Dorian sadece başını sallıyorken
Sophia’yı taşıyan sedye çoktan uzaklaşmış, Ateşkıran’ın izlemekte ısrar ettiği
koridor bomboş kalmıştır. “Onun yanında olmam gerek, bırak
Ewan.” Ewan itiraz etmeden kollarını çeker
ve Dorian’ı serbest bırakırken Ateşkıran sanki yanındaki adama yaslı kaldığı o
kısacık zaman içinde bambaşka bir güç toplamış, yine zamanları aşıp gelen o
güçlü ateş olmuşken arkasına bile bakmadan asansörlere ilerleyerek göz açıp
kapayıncaya kadar ortadan kaybolmuştur. “Çocuklar kıranların ofisinde
bekliyor. Sen mi gidersin, yoksa ben mi halledeyim?” Ewan bir an başını silkeleyerek
Latty’nin sesine döner ve bir anda karısının tanıdık ifadesi onu rahatlatırken
bu yeni zamanda saniyeler saatler gibi geliyordur. “Beraber gidelim, odadakiler her ne
yapacaklarsa yapsınlar, başımı ağrıtıyorlar.” Latty gülümseyerek başını sallar ve
Ewan’ın açtığı kolunun altına girip kocasının beline kolunu dolayarak onunla
beraber yürür. Pink Martini – Hang On Little Tomato When change is hard and not so nice, If you listen to your heart the whole night through, Your sunny someday will come one day soon to you... Kurbağalar tam takım halinde
kıranların ofisinde oturuyor, gün boyu aynı oda içinde tıkılıp kalmışlar, kimse
de onlara bir şey söylemiyorken sıkıntının ibresi her dakika daha yüksekleri
gösteriyordur. Liv ve Nicole bir köşede kafa kafaya
vermiş, ellerindeki dergiyi yedinci kez okuyorlarken ikisinin kıvrılmış
bacaklarına sırtını yaslamış olan Kenda önündeki Faye’in saçlarını örüyordur.
Onların sessiz aktivilerine olabilidiğince gürültü katmaya çalışan Jonathan ve
Owen, Brittany’i de aralarına almışlar, masaların arkasında kalan büyük
koltukta oturarak televizyon izliyorlardır. Onların televizyonundan taşan
önemsiz diyaloglar odayı dolduruyorken Adia ve Bethany bir bilgisayarın başına
geçmişler, ikisi de masanın bir köşesine dirseklerini yaslamış, yüzleri
yamularak ekrandaki resimlere bakıyorlardır. Adia bir tık daha yaparak sıradaki
resme geçerken iki kız da Liv’in bebekliğinden bir resim görüp yorgunca
kıkırdarlar. Kızların kıkırdamaları, televizyondaki insanların konuşmaları ve
derginin çevrilen sayfalarından çıkan olağan ses bir anda yere düşen kalın bir
kitabın patırtısıyla bıçak gibi kesilirken televizyon susmuş, dergi kapanmış,
bilgisayar ekranında akan resimler durmuştur. Bütün kurbağalar bir anda dönerek
kütüphane tarafındaki merdivende oynayan Lucas’a ve onu tutan Dante’ye
dönmüşken merdivende üstteki raflara uzanmış olan Lucas suçlu suçlu sırıtır. “Düştü.” Dante de gülerek başını sallarken
merdiveni bırakıp kısaca Lucas’ı alkışlar. “Hiç farketmemiştik çok iyi oldu—“ “DANTE!” Kızlar bir anda bağırdığında Dante
tüm gücüyle tekrar merdivene tutunur, ama Lucas tutunacak bir yer bulamamış,
bağırarak yere düşerken Kenda önündeki Faye’i iterek o tarafa fırlamış, yerde
poposunu ovan Lucas’ın başucunda bitmiştir. “İyi misin!?” “Popom kırıldı.” Kenda başını eğerek Lucas’ın
poposuna bakar, sonra saçlarını savurarak kalkarken omzunu silker. “Hiçbir şey yok. Salaksın sadece.” “Sensin o!” Kenda tekrar Faye’in yanına
dönüyorken gözünü şaşı yaparak Lucas’ın taklidini yapıyordur. Koltuktakiler
gülerken Lucas arkadan isyan ederek ayağa fırlar. Onu gören ikizler bir anda
ayağa zıplamış, Kenda’ya bağırırlar: “Saaaaaaaç!!” Kenda çığlık atarak odada koşturmaya
başlarken az önce poposunu kıran Lucas da onun peşinden koşuyor, Dante
merdiveni çekerek koşu parkurunu temizliyorken Jonathan ve Brittany bağırarak
iki tarafa da tezahürat ediyordur. Kenda bir çığlık daha basarak kapıya koşar
ve açıp kendini dışarı atacakken bir anda karşısına çıkan babasına çarpar ve
gülerek onun arkasına geçer. “Baba bir şey söyle!” Ewan bir an başı dönerek etrafına
bakar, sonra ellerini arkaya uzatıp kızını tutarken Latty gülümseyerek odadan
içeri sarkmış, diğerlerinin ne yaptığına bakıyordur. “İyi, oda hala ayakta—“ “Lucas kitaplıkla oynuyordu anne—“ “Sonra düştü—“ “Kenda’yla kovalamacaya başladılar
tabii doğal olarak—“ “Aa Faye saçın ne kadar güzel
olmuş!” Latty kaşlarını kaldırarak bir anda
odak dışı kalmanın hafifliğini keşfediyorken çocuklar yine kendi dertlerine
dönmüşler, televizyonun sesi açılmış, sohbetler sanki dışardan gelen birinin
sihriyle daha bir hareketlenmiştir. Latty odayı bırakıp tekrar koridora
döndüğünde Ewan ve Lucas’ı ciddi ciddi tartışırken bulur. Küçük delikanlı
eliyle Kenda’yı işaret ediyor, kendini savunuyordur. “Onun bana salak demeye hakkı var da
benim onun saçını çekmeye hakkım yok mu şimdi?” “Salak dediği için bir cezayı hak
ediyor tabii, ama sen onun canın acıtmasan iyi olmaz mı?” “Bilmiyorum, o anda o mantıklı
gelmişti.” Ewan ve Lucas sessizce başlarını
sallarken Kenda babasının arkasından çıkmış, teşekkür ederek tekrar odaya
dönüyordur. Lucas hala Ewan’a bakıyor, göz ucuyla da Kenda’yı da izliyorken o
açık alana girdiğinde Lucas da Ewan’ı bırakakarak tekrar Kenda’ya saldırır.
Ewan gözlerini devirirken Latty gülüyor, kocasını da çekerek çocukların arasına
girer. “Çocuklar! Biraz sessiz olursanız
anlatacaklarımız var.” Sesler şıp diye kesilirken Latty bu
sefer de fazla odakta kalmış, merakla onu izleyen genç gözlere bakar. “Bir süredir düzenimizin biraz bozuk
olduğunu biliyorsunuz—“ “Zamanlar, Winona falan, değil mi?” Latty, Nicole’e dönerek başını
sallarken sarışın kızın yanındaki Liv araya girer. “Dorian’ın geri dönüşü, sonra
Sophia’yı istemesi...” Sözü Jonathan alır: “Shia ve Megan denen iki çocuğun
ortaya çıkması...” Owen hiç beklemeden cümleye devam
eder: “Anne babaların çocuklarını geri
istemesiyle ortalığın daha da karışması...” “ve son olarak Winona’nın hepsini
geri getirip bizi bırakması, değil mi? Biliyoruz.” Latty ve Ewan ağızları hafifçe
aralanarak son sözün sahibi Brittany’e bakıyorlarken küçük kız kahverengi
gözleri parıldayarak gülümser ve kütüphanenin yanındaki küçük ekranı işaret
eder. Latty ve Ewan dönerek çocukların ortak odasını gösteren görüntülere
bakarken Oreon’un her kritik köşesinde bu ekranların olduğunu unutmuş gibi
görünüyorlardır. “Winona kustuktan sonra kapatmaya
çalıştık, ama ancak sesi kesebildik.” Latty dönerek yanına gelmiş oğluna
bakıyorken Jonathan ellerini ceplerine sokmuş, gülümseyerek annesine bakar. “Kolay büyümedik anne, buna da
alışırız.” Latty başını sallarken Jonathan
annesinin beline sarılır, Ewan da delikanlının saçlarını karıştırarak
gülümserken arkasını dönerek çok bilmiş kurbağalara bakar. “Şimdi ne yapacaksınız?” Kral’ın sorusuna Liv’in omzundaki
kurbağa sitemli bir vraklayışla cevap verirken Ewan yeşil ufaklığa göz kırparak
Liv’e bakar. “Unuttuk sanmayın küçük hanım,
sadece biraz fazla yoğunduk. 16. yaş gününüz hala gündemde.” “Ben bir şey demedim Ewan, önemli
değil, gerçekten...” Liv içtenlikle gülümserken Ewan
gayet önemli olduğunu söyleyerek tekrar ortak odanın kameralarına döner. Yeni
gelen çocuklar hala birbirlerine tutunmuş, karşısındakilere bir şeyler
soruyorken Delialona konuşuyordur. Ewan olayları açıklayanın o olduğuna sevinmiş,
daha da rahatlarken dönerek tekrar çocuklara bakar. “Esaretiniz sona erdi kurbağalar.
Çıkın dolaşın...” Kurbağalar bu fırsatı kaçırmadan
derhal ayaklanırken gruplar halinde odadan çıkarlar, en son Jonathan da onların
peşine takıldığında Latty sesi kesilmiş ekrana bakıyor, kaşlarını çatar. “Bozmuşlar sanırım.” Ewan bir şeye zarar vermeseler
şaşacağını söylüyorken karısını da yanına alarak odadan çıkar... “Bak, unutmamışlar...” Liv başını sallarken Nicole bir
yandan konuşuyor, bir yandan da gardrobun üzerindeki bavuluna uzanmaya
çalışıyordur. “Kapının yanındaki sandalyeyi
getirir misin Liv?” Liv “Ben diğerlerine ne diyeceğim?
Pazartesi günü yine babanın yanına gidince ne olacak?” “Hiçbir şey? O benim babam istediğim
zaman onun yanında kalırım ben—“ “Babanın yanına taşınıyorsun
Nicole. Bizi terk edip gidiyorsun—“ Nicole, Liv’in sitemine aldırmamaya
çalışarak güler ve arkadaşını omzundan ittirerek sandalyenin üzerine çıkar. “Saçmalama Liv. Yine her gün aynı
okula gideceğiz, aynı derslere gireceğiz. Okula bir sene erken başladığıma
şükret! Yoksa nasıl olurdu aman tanrım! Ben şehrin ortasındaki bir evde
kalırken siz on dakika uzaklıkta olacaksınız! Sonsuza kadar görüşemezdik—ah!” Liv önündeki kızın bacağını iyice
çimdirerek onun canını acıtırken Nicole eğilerek bacağını tutar. “Biraz da babamla yaşamak istiyorum!
Bunun neresi kötü!?” “Dört gün önceki malum olay olmadan
önce annenin ve Conrad’ın yanında gayet mutluydun! Yanlış mı hatırlıyorum?!” “Bağırıp duracaksan git Liv!” “İyi!” Liv
kapıyı çarpıp odadan çıkarken Nicole sinirlenmiş, bacağını bırakarak sandalyeden
aşağı zıplar ve ayakkabılarını giyme zahmeti bile göstermeden çoraplarıyla
koridora çıkar. Gina Rene & Gabriel Rene – Mean Gurl Friends don’t lie to each other, right? Friends stick by one another, right? Cross my heart hope to die, but you’re not my friend and now you know why. Liv onun geldiğini görünce
asansörleri bırakıp merdivenlere koşar ve hızla aşağı inerken Nicole de onu
kovalıyor, arkasından seslenir: “Kimseye bir şey söylemeyecektin!
Yemin ettin!” Liv hiç aldırmadan koşturuyorken
Nicole de merdivenleri ikişer üçer atlayarak onu takip ediyordur. Hiçbiri
etrafta çalışanlara aldırmıyor, biri siyah, diğeri sarı saçları arkalarından
savrularak koşuyorken Liv sonunda yine onlara bırakılmış ortak odaya gelmiş,
kapıyı açarak içeri atılır. Nicole susmasını bağırarak onun arkasından girerken
Liv son nefesiyle de olsa Jonathan’ın yanına koşar ve delikanlının elindeki
joysticki bir kenara fırlatıp arkadan giren Nicole’ü işaret eder. “Babasının yanına taşınacak, bir şey
söyle!” Jonathan kaşlarını çatarak yavaşça
ayağa kalkıyorken Nicole elleriyle dağılmış saçlarını iterek Jonathan’a ve
arkasında onları izleyen diğerlerine bakar. “İstediğim zaman babamın yanına da
giderim, hatta taşınırım, okulumu bile değiştiririm! Arkadaşız diye sonsuza kadar
burada kalacak halim yok!” “Nicole sırf ben—“ “HAYIR!” Nicole başını sallayarak sinirle
güler ve Brittany’i işaret eder. Jonathan hatırlayarak derhal susarken Brittany
o kadar saf değil, önündeki kitap ve defterlerden sıyrılıp ayağa kalkar. “Beni bırakıyor musun!? Neden beni
işaret edip sustunuz!? Benim yüzümden mi gidiyorsun!?” Nicole inleyerek hayır derken
Brittany derhal gözleri dolarak abisine bakar. “İkiniz de günlerdir benden bir şey
saklıyorsunuz! Salak mıyım ben!? Anlıyorum! Neden beni dışlıyorsunuz!?” Jonathan güzel kardeşinin sarı
saçlarını ellerinde toplayarak arkaya atar ve gülümser. “Yok öyle bir şey Brit—“ “Var öyle bir şey! Abla neden
gidiyorsun!?” Nicole kardeşine cevap vermek yerine
yanan bir öfkeyle Liv’e bakar. “Yaptığını beğendin mi!?” Liv dudaklarını birbirine bastırır
ve bir şey söylemeden önüne bakarken Nicole koşturarak odadan çıkar, Brittany
de abisini itip ablasının arkasından koşarken kapı arkalarından çarpar. Arkada
kalanlar tamamen sessiz, olacakları bekliyorken Jonathan dönerek Liv’e bakar.
Liv onunla göz göze gelmeye korkmuyor, Jonathan’ın onu anlayacağını biliyorken
tam bir şey söylecek gibiyken Jonathan’ın araya girmesiyle susar. “Ben sürekli sizin arkanızdan bir
şeyler toplamak zorunda mıyım? Neden Nicole’ü dinleyip bazen susmuyorsun!?” Liv şokla ağzını açarken Jonathan
elini kapıya savurarak bağırır: “Brittany’e ne diyeceğiz şimdi!?
Ablan abine aşık olmuş, o yüzden evi terk ediyor mu diyelim!? Zaten her şey
çarpık—anneme babama ne diyeceğim?! Ha Liv? NE YAPACAĞIZ ŞİMDİ, ONU DA
SÖYLESENE!” Liv gözleri dolarak ağzını
kapatırken bakışları gerideki Faye ve Kenda’ya döndüğünde iki kız da ayağa
kalkmış, Jonathan biraz daha abartırsa araya girmek için bekliyorlardır.
Jonathan kolay kolay kızan, üzülen, ağlayan biri değil, aksine herkese mutluluk
getirmesi gereken garip bir türken şimdi öfkeden ve çaresizlikten başka bir şey
hissedemiyordur. “Lanet olsun! Ne konuşacaksanız
konuşun!” Jonathan diğerlerine de öfkesini
sıçratıp odadan çıkarken kapıyı daha da sert çarpar. Liv irkilerek gözlerini
kapatırken Faye ve Kenda çoktan fırlamış, iki yandan arkadaşlarına sarılarak
iyi olacağını ve geçtiğini mırıldanırlar. “JONATHAN!” Jonathan yüzünü buruşturarak olduğu
yerde zank diye durur ve arkasını dönüp babasının ona doğru geldiğini görünce
iç çeker. Bu kadar kapı çarptıktan sonra Conrad’ın gelip birilerinin ifadesini
alması kaçınılmazdır. “Niye kapılar çarpılıyor?” “Ben bir anlasam—“ “Derdi dağları aşan olgun adam
havaları yapma bana. Kıvırtmadan cevap ver. Brittany’i sen mi ağlattın?” “Ne alakası var baba!?” Conrad parmağını oğlunun suratının
önüne getirerek başını ciddi bir uyarı olarak hafifçe sola çevirir. “Neler oluyor o zaman?” Jonathan çok fazla cevabı olduğu
için sessiz kalmayı tercih ederken Conrad ifadesini yumuşatarak geri çekilir. “Zaten etrafta bir sürü olay
dönüyor, siz de problem çıkartmayın Jonathan—“ “Etrafta olanlar olmaya devam etsin,
bizim problemimiz yok—“ Conrad elini kaldırarak suçlunun
güçlü olduğu kısmı kesip atarak Jonathan’ı susturur. “Kapılar bir daha çarpılmasın.
Derdiniz her neyse halledin, ben araya girersem iyi olmaz.” Jonathan her an fırlayıp gidecekmiş
gibi tetikte, başını sallayarak babasının tek bir hareketini bekliyordur.
Conrad başıyla kaybolmasını işaret ettiğinde delikanlı tekrar döner ve hızla
koşarak kaybolurken Conrad boynunu gererek onun arkasından bakar, adım sesleri
de duyulmadığında Conrad dönerek tekrar ofisine girer ve içerde bekleyen
Latty’e bakarak kapıyı kapatır. “Garip ilişki anlayışımız da
genlerle beraber çocuklara geçmiş.” “O kadar önemli olduğunu sanmıyorum
Conrad, üzerlerine gitmeyelim.” Conrad ellerini açarak sinirle
güler. “Ne yapabilirim ki!? Zaten yeteri
kadar kafaları karışık. Şansına Sienna olanların hiçbirini görmedi, ona nasıl
açıklarım bilmiyorım. Çocuklarımız birbirlerine aşık olmuş Sienna. Ne kadar
güzel, deği mi? Ortak odadaki kameraları söktüreceğim. Bugün sondu.” Latty dalga geçmemesini söylüyorken
Conrad gülerek sol elini gözlerine kapatır. “Zaten her şey pamuk ipliğine bağlı,
bir de bu çıkınca biz ne olacağız bilmiyorum—keşke Jonathan senin yanında
kalacağına benimle kalsaydı. Kardeşlik duygularını geliştirir—“ “Onlar kardeş değil Conrad.
Jonathan’ın Sienna’yla kurduğun aile hakkında nasıl olduğunu biliyorsun...” Conrad başını sallayarak masasının
başına geçer ve koltuğuna oturarak bu sefer de başını masaya yaslarken Latty
masaya yaklaşarak daha usul konuşur: “Nicole hep onun arkadaşı oldu.
Brittany de sonradan gelen kardeş. Oğlumuzu nerede kalacağı konusunda hiç
zorlamadık—“ Conrad başını sallarken sesi masanın
altından geliyormuş gibi boğuktur. “Ben Brittany için endişeleniyorum.” “Brittany kimin kim olduğunu gayet
iyi biliyor merak etme.” Conrad başını kaldırarak gülümseyen
Latty’le göz göze gelirken iç çeker. “Ben daha oğlumun aşk hayatıyla baş
edemiyorum, sen beş çocukla aynı evde yaşıyorsun. Kim tahmin ederdi ki küçük
Latty en büyük anne olacak...” Latty ellerini açarak hafifçe
omuzlarını kaldırır ve dudaklarını bükerek bilmediğini gösterirken Conrad
gülümser... ![]() |


