![]()
Delta
Goodrem – Can’t Break It To My Heart See I'm
circling these patterns, living out of memories... I'm
still a long way from accepting it that there's just no you and me. But if
I still believe you love me, Maybe
i'll survive... Ekim, 7106 Sienna elinde incecik bir dergiyle hızla Conrad’ın
ofisine girer ve istediği sayfada arkaya kıvırdığı dergiyi genç adamın önünde
masaya bırakır. “Böyle bir şey yok.” Conrad göz ucuyla dergiye bakar, sonra da
Sienna’ya başını kaldırırken genç kadın dergiyi tekrar işaret eder. “Oku, okumanı istiyorum.” Conrad derin bir nefes alarak dergiyi alır ve
arkasına yaslanarak okumaya başlar: Masalsı aşk yeniden mi alevleniyor? Geçtiğimiz yıl bir
anda tekrar ortaya çıkan, eski yasaklı iblis ve Oreon Havakıranı’nın kızı
Nicole Blaisdale’in babası Reynard Blaisdale tekrar yoluna koyduğu hayatını
kameralar önünde yaşamaktan çekinmiyor. İki gün önce bir
kafede eski aşkı Sienna Adams ve kızı Nicole ile görüntülenen genç adam Rouge
dergisinin de aralarında bulunduğu medya imparatorluğunun güvenilir sağ kolu
olarak çok başarılı bir profil sergiliyor. Başarılı profilinin tatlı meyvesini
her Cumartesi ailesiyle paylaşan Blaisdale, kahvaltı boyunca kameraları fark
etmemiş gibi davranarak rahatça sevdikleriyle vakit geçirdi. Sienna Adams’la
aralarında tekrar alevlenen aşk dedikoduları hakkında yorum yapmayan genç adam
sık sık gerçekleşen buluşmalarda verdiği fotoğraflar ve mutlu ifadesiyle ateşi
körüklemekten çekinmiyor. Yıllar önce magazin
basınını oldukça meşgul eden ve eski Luplex Kraliyet Elçisi, yeni Verona Kralı
Flasler Wesva de Veronique ile güzel Havakıran Sienna Adams’ın uzun süreli
beraberliğinin bozulmasında ana rolü oynayan masal gibi aşk yeni sayfalarını
yazmaya başlamıştır belki, kim bilir... Reynard’ın efsanelere
yakışan çabası ve yasaklı bir iblis türüyken büyük bir yeraltı mayfasını dize
getirerek çok kısa bir sürede böylesine parıltılı bir yaşama kavuşması herkesin
hayranlığını topluyor. Yakışıklı adamın kızıyla buluşmasının ardından hayatında
eksik olan tek şey ona bütün bunları yapacak gücü veren aşkı olabilir mi? Sorunun cevabını
bizden çok Dugan birlikleri komutanı ve Kral Lysander’in karizmatik ve öfkeli
kardeşi Conrad Lysander’in merak ettiğini düşünüyoruz. Siz ne dersiniz? Görüşleriniz ve Blaisdale ailesine ait daha fazla
haber için luplexpembesi.com.lx adresimizi
tıklayın. Conrad okumayı bitirdikten sonra geçen Cumartesi
yapılan kahvaltının mutlu aile fotoğraflarına da bakar ve dergiyi masaya
bırakıp Sienna’ya döner. “Okudum. Şimdi ne yapayım?” Sienna dergiyi alıp masanın yanındaki çöp kutusuna
bırakır ve kollarını kavuşturur. “Gazetecilerin bunları kullanarak çocuklarımın
aklını karıştırmasını istemiyorum. Özellikle de Nicole’ün. Sonsuza kadar bu
haberleri ondan saklayamam.” “O zaman karşına al, konuş Sienna. Ben ne yapabilirim?” Conrad tekrar işine dönecekken Sienna öfkeyle
dişlerini sıkarak sertçe konuşur: “Benden bu kadar mı vazgeçtin?” “Senden vazgeçmemle alakası yok—“ “Konuşurken yüzüme bakabilirsin Conrad.” Conrad bakışlarını Sienna’ya çevirip gayet net bir
sesle tekrarlar: “Senden vazgeçmemle alakası yok. Reynard ve
Nicole’le yaşadığın zamanları eleştirecek hakkım yok—“ “Ben seninle beraberim. Bu yazılanlar seni hiç mi
rahatsız etmiyor?” “Ediyor Sienna, ama yıllardır böyle haberler
çıkıyor, gidip kimsenin boğazına yapışamam—“ “İki sene önce de olsa konuşmayacak mıydın Conrad?
Tepki göstermeyecek miydin? Ya da asıl ailenin biz olduğumuzu göstermek için
kendin bir şey yapmayacak mıydın?” Genç adam alaycı bir gülümsemeyle kaşlarını kaldırır
ve önündeki kağıtları düzelterek konuşur: “İki sene önce bana ne konuda tepki gösterip
göstermemem gerektiğini çok güzel hatırlattın Sienna. Hatta tam olarak şöyle
demiştin, yanlışsam düzelt: Evlenmek mi istiyorsun? Evlenelim. İstemiyor
musun? O zaman hayatımızı olduğu gibi kabul et. Biz bir Latty ve Ewan olamayız.
Ben de olduğu gibi kabul ediyorum. Senin omuzlarına tekrar bir yük
bindirmek istemiyorum tatlım.” Sienna gözleri dolarak kavuşturduğu kollarını
indirirken Conrad onun ifadesini görünce gülümsemesi silinmiş, sesini alçaltır: “Reynard konusunda o saldırgan Conrad olmayacağım.
Zaten benim olduğunu bildiğim bir şey için neden kavga edeyim? Ettiğim önceki
kavgaların sonucunda elime ne geçti?” Conrad sırayla daha varlığından bile haberi olmadığı
ölü bir bebek, hep başkasına ait olan bir prenses ve bir daha onarılamayacak
bir güven duygusu demek ister, ama onun yerine sessiz kalmayı tercih ederken
Sienna zaten biliyormuş gibi bakıyordur, başını sallar. “Haklısın, benim hatam—ya da şımarıklığım. Vaktini
aldım...” Genç kadın dönerek ilerler ve odadan çıkıp kapıyı
nazikçe arkasından kapatır, Conrad da tekrar işine dönerken ilk defa sakin
biten bir tartışma bağırıp çağırmaktan daha yıkıcı olmuştur, kimse sesini
çıkarmaz... “Baba!” Brittany elindeki resimle kapıdan giren babasına
koşuyorken Conrad anahtarlarını kapının yanıdaki kaseye atarak sarı fırtınayı
yakalayıp kucağına alır. Brittany gülerek babasının beline bacaklarını dolarken
resmi onun suratına yapıştırır. “Bak, ilk defa iyi not aldık!” Conrad bir kahkaha atarak beraber yaptıkları resmi
çeker ve kızını öperken kucağa alınmak için biraz büyük olan yavrusuyla içeri
ilerler. “Annen nerede?” “Biraz uzanacağım dedi, Nicole’de babasıyla
beraber zaten.” “Ne zaman dönecekmiş, aradı mı?” Brittany omuzlarını kaldırıp indirir ve
bilmediğini söyler. Conrad başını sallayarak onu bırakır, bacaklar çözülüp yere
inerken Sarı Fırtına mutfağa girerek buzdolabını açar. “Ben dondurma yiyeceğim, sen de yer misin?” Conrad yorgunluktan esneyerek içeri giriyorken
kızıyla beraber buzluğa bakar. “Yemek?” “Yedim ben.” “Yalancı.” “Babaaa!” Conrad onun kulağını ısırarak dondurmayı eline
verir ve kaybolmasını söyler, Brittany kıkırdayarak babasının sözünü dinler ve
bir kaşık alıp televizyonun karşısına koşarken Conrad buzdolabını kapatıp yatak
odasına gider. Sienna kapıyı açık bırakıp yatmış, yatak
örtülerini de kaldırmadan incecik bir battaniyeyle uyuyorken Conrad onun çok
derin dalmadığını biliyor, gidip yavaşça yatağa oturarak arkasından beline
sarılarak uyuyan güzel yüzüne bakar. “Sienna?” Küçük ve uykulu bir ‘hmm’ duyulunca Conrad
başını biraz daha yaklaştırarak mırıldanır: “Kavgalı mıyız? Neden erken uyudun?” Sienna gözlerini yavaşça açarak sıcak uykuyu
bırakır ve dönerek Conrad’la yüz yüze gelir. Sesi hala uykulu, ama bilinci
açıkken mırıldanır: “Bilmem? Kavgalı mıyız?” “Ben değilim. Çok mu ağır konuştum?” Havakıran başını sallarken Conrad da bildiğini
fısıldar ve yatağa çıkarak havasının yanına uzanıp ona iyice sarılarak boynuna
sokulur. “Bütün dergileri, gazeteleri, o saçma sitelerini
bile okuyorum. Okumadan durabilir miyim?” “Bilmiyorum, belki de durmalısın.” Conrad gözlerini kapatarak gülümserken Sienna
uzanarak onun yüzünü tutar ve güçlü adamın sakallarından yukarı çıkıp saçlarını
bulurken dalgınca konuşur: “Hala o gün söylediklerimi ezberinde tuttuğunu
bilmiyordum.” “Dikkatli dinliyordum da ondan...” Sienna iç çekerek Conrad’a biraz daha döner,
uykudan yeni uyanmış parlayan gözleriyle, yanında yatan adama bakar. “Bir anda yine o noktaya dönmüşüz, hiçbir şey
değişmemiş gibi geldi o an. Halbuki ben daha iyi olduğumuzu düşünüyordum
Conrad. Reynard’a karışmıyordun, Nicole için mutluydun, Brittany’le daha çok
vakit geçiriyordun, ama fark ettirmeden beni de dışarı atmışsın, hiç düşünmedin
mi?” “Özellikle öyle bir şey yapmak için çaba sarfetmedim
Sienna, gerçekten...” Sienna üzülerek başını sallar ve ellerini göğsünde
birleştirip Conrad’a biraz daha sokularak sessiz kalırken Conrad da onu
tutuyor, ama daha fazla konuşmuyordur. Sivri uçları üzerinde denge durmuş
bıçakları devirmekten korkar gibi, ikisi de sırf bir şeyler söylemiş olmak için
kelimeleri harcamak istemiyordur... Brian
Setzer Orchestra - The Man With The Bag Aralık, 7106 Bay Ego her sabah olduğu gibi herkesten sonra
gelmiş, sadık çalışanlarına selam vererek yürürken asistanının ofisinin önünden
geçerken o tarafa bakmadan seslenir: “Reynard, meşgul değilsen ofisime gelebilir
misin?” Bay Ego ofisine giden yolda yürümeye devam ederken
Reynard telefonda konuşuyor, öyle bir güler ki hıh sesi çıkararak gülme’nin neden tam tamına 40 puan olduğu
anlaşılırken genç adam gülerek işi bağlama seansı bittiğinde ayağa kalkarak
telefondaki müşteriye iyi günler diler ve ahizeyi yerine koyup önce bir
ceketine uzanır, sonra vazgeçerek bırakır ve üzerinde kocaman bir noel baba
olan kravatıyla dışarı çıkarken ofisin hemen solunda oturan sekreter Melinda
ona göz kırparak gülümser. “Çok yakışmış
Reynard...” “Hediye eden zevkliymiş
Melinda, teşekkürler...” Genç adam beş puanlık
bir göz kırpışla döner ve yoluna devam ederken arkada eriyen Melinda şimdilik
konu dışıdır. Reynard patronunun ofisine girdiğinde Ego elini sallayarak kapıyı
kapatmasını işaret eder ve önündeki koyu kızıl deri koltukları gösterir. “Otur Reynard, senden
önemli şeyler isteyeceğim.” Reynard zaten her şeyin
önemli olduğunu düşünerek oturur ve rahatça arkasına yaslanarak elini çenesine
dayar ve an itibariyle önündeki bir çeki imzalayan patronunu dinler. “Şu çeki alıp yılbaşı
alışverişleriyle senin ilgilenmeni istiyorum. Gerekli insanların listesi
Melinda’da var...” Reynard uzatılan çeki
alıp miktar bölümüne bakar ve boş olduğunu görünce tek kaşını kaldırıp Ego’ya
bakar, patronu gülümser. “Boş, farkındayım.
Sayılarla aram iyi değil, biliyorsun. Her neyse, konumuz neydi?” “Yılbaşı hediyeleri...” Ego evet diyerek yerinden kalkar ve dört bir yanı camlarla
çevrili gökdeleninden karlarla kaplı Luplex şehrini izlerken talimatları
vermeye devam eder: “İş ilişkimiz olanlara
her sene zaten bir yılbaşı sepeti gidiyor, Melinda sana sayılarını ve
fiyatlarını verir, sen sadece imzanı at. Diğer özel isimler de 40’ı geçmez.
Bayanlara ne alınacağına sen karar ver. Kırmızıyla işaretlenmiş isimlerin her
birine farklı bir şey gönderirsen iyi olur. Üç sene önceki asistan hepsine aynı
pırlanta gerdanlığı yollamıştı, yaşadığım krizin büyüklüğünü anlatmama gerek
yok sanırım...” Reynard gülümseyerek
çeki elinde çeviriryorken Ego da bugün her zamankinden keyifli, ısıtma
sisteminin odaya yaydığı yapay holding havasını içine çekerek kollarını iki
yana gerer. “Eğer Melinda listeye
Morton’ı da yazmışsa onu boşver, ben bizzat ilgileneceğim.” Reynard’ın kaşı tekrar
kalkarken Ego bu sefer fark etmemiş, devam eder: “Beyler konusunda
Crimson caddesindeki mağazaya gideceksin, oradakiler ilgilenirler. Senin için
de bir şeyler yapmalarını söyle—daha bitmedi, sonra teşekkür edersin.” Reynard gülerek susar
ve dinlemeye devam ederken Ego unutmadan sıralar: “En önemli kısmı da
sensin aslında. O listenin aynısından bir tane de senin hazırlamanı istiyorum.
Hediyelerini aldıktan sonra kendi listeni de Melinda’ya ver. Bundan sonra iki
liste olacak.” Reynard’ın bu sefer iki
kaşı birden kalkarken Ego gülerek arkasını döner. “Erken yaşlanacaksın
Blaisdale, kaşlarını düzelt ve aynen tahmin ettiğin gibi. Evet, önceki
asistanlara aynı şeyi yapmadım, evet sen özelsin, evet Oeon torpilin var, evet
ben de seni mutlu etmeye uğraşıyorum ve evet, adam gibi bir adamsın, seni
kaçırmak istemeyiz.” Reynard gülümseyerek
başını sallar. “Sağol patron.” “Olurum, teşekkürler.” İki adam gülerek el
sıkışırken Reynard çeki sallar ve iş başına döneceğini söyleyerek çıkarken Ego
keyiflidir, canı bir puro yakmak ister... Bay Ego’nun özel arabası şehrin en seçkin
kuyumcusunun önünde durur, Reynard şoföre teşekkür ederek çok uzun
sürmeyeceğini söyler ve çıkıp onun için açılan kapılardan girerken kuyumcuda
geçen sene onunla ilgilenmiş ve kendini Reynard’ın hizmetine adamış olan kızıl
saçlı kadın hemen onun yanında bitiverir. “Hoşgeldiniz bay Blaisdale—“ “Reynard lütfen, Kimberly...” Kimberly memnuniyetle başını sallarken onu
aydınlık ve pahalı standların arasından geçiriyor, sorar: “Bu sene neler yapacağız Reynard?” “Bu sene sadece benim değil, patronumun da
işlerini yapacağız.” Kızıl Kimberly’nin gözleri parlarken derhal
Reynard’ın koluna girerek onu pahalının da pahalısı standlara doğru götürür. “Öyle pırlantalar geldi ki, hele venüs
yakutları—ama yine klasikten gidelim diyorsan pembe Luplex elmasları da her
zamanki gibi nefes kesici...” Kimberly susmak bilmiyor, sanki madende kendi
çalışıp hepsini elleriyle çıkarmış gibi anlatıyorken Reynard cebindeki küçük
bilgisayarını çıkartarak listeye şöyle bir göz atar, kırmızı isimleri
belirleyerek şöyle bir sayar, sonra Kimberly’e döner. “Yedi ayrı takım istiyorum Kimberly. Taşlarını sen
seçebilirsin. Değer olarak birbirlerinden çok uzak olmasınlar. Bunları kırmızı
takımlar olarak etiketlersin...” Kimberly başını sallayarak hemen beyaz gömleğinin
cebinden çıkardığı el bilgisayarına not almaya başlar. “Üç çift pırlanta küpe istiyorum, aynı
olabilirler, ama 5 bin Lupa’nın altında olmasın. Bunlar beyaz takım...” Kızıl kadın onları da not almış, Reynard’la
birlikte yürümeye devam ediyorken genç adam standları inceliyor, ara sıra da
listesine bakıyordur. “Bir venüs yakutu kolyeyle, şu zümrüt küpeleri
istiyorum...” Kimberly özel küpelere bakıp gülümser ve model
numaralarını alıp kaydederken Reynard başka bir şey görüp göremeyeceğine
bakıyor, bulamamış, geri çekilerek yürümeye devam eder. Listedeki bayanlar
bitmiş gibi görünüyorken Reynard kendi listesini hazırlamak için yeni bir belge
açar. Samantha
Chambers “Elmas küpeler ve takım bilekliği..” “Kolye?” “Elmas kolye takmıyoruz, çok abartılı
oluyormuş...” Kimberly gülerek başını sallar ve not ederken
hangisinin kim için olduğunu sormuyordur. Cuslov
Calis “Yakut bir kolye, tek bir taş olsun...” Kimberly oldu bilmesini söyleyerek işaretler.
Reynard yine listesine dönerken sıradaki isim genç adamı gülümsetir. Nicole “Çok küçük ve hafif, pembe Luplex elmasından
küpeler istiyorum Kimberly, kızım için...” Kimberly sevgi dolu bir ses çıkararak hemen
gözleriyle standı tarar ve iki tane yuvarlak elmastan sade ve oldukça hafif bir
çift çıkarıp gösterir. “El yapımı, çok özel küpeler. Fazla dikkat
çekmezler, ama bakan görür...” Reynard bunun da eklenmesini söyleyerek döner ve
standların arasında dolaşmaya devam ederken gözü listesindedir. Aklında tek bir
isim kalmış, ekleyip eklememekte tereddüt ediyordur. Sienna— Sien— S— Reynard bilgisayarı kapatıp tekrar cebine atar ve
yürümeye devam ederken öylesine etrafına bakıyordur, ama bir an sonra en uçtaki
vitrinlerin birinde muhteşem bir mavi elmas kolye gördüğünde durarak ellerini
ceplerinden çıkarır. Kimberly de onun büyülendiğini görmüş, iç çekerek genç
adamın yanına gelir. “Çok güzel, değil mi?” “Adı var mı?” “Sen koymadığın sürece yok...” Reynard hala kolyeye bakıyor, gülümserken Kimberly
tek kaşını kaldırmış, onu izliyordur. “Ne koymak istersin?” Sarışın adam düşünüyor, standların beyaz ışığında
daha da aydınlanmış masmavi gözleriyle elmas kolyeyi izliyorken biraz sonra
mırıldanır: “İlk rüzgar.” Kimberly iç çekerek bir an nefesini tutar, sonra
bırakırken Reynard dönerek kendinden oldukça kısa boylu olan sevimli kadına
bakar. “Bunu alıp buradan çıktıktan sonra kaç dergi ve
gazetenin bundan haberi olacak Kimberly?” Kızıl kadın dudaklarını birbirine bastırarak
kaşlarını kaldırırken hafifçe omuzlarını silker. “Ben bir şey söylemem, söz.” Reynard gülerek tekrar kolyeye bakar, sonra dönüp
çıkışa doğru yürümeye başlar. Kimberly neredeyse zıplayarak arkasından yürüyorken
Reynard diğer standlardaki görevlilere selam veriyor, dönen küçük askıların
birinden bir kolye çekip arkasına döner ve şık kolyeyi Kimberly’nin önünde
tutarak usulca konuşur: “Mutlu yıllar Kimberly. Mavi elması ev adresime
yollarsan sevinirim ve söz verdin, unutma.” Kimberly kocaman olmuş gözlerle kolyeyi alır ve
farkında bile olmadan başını sallarken Reynard teşekkür ederek arkasını döner
ve kuyumcudan çıkar... Will
Young – All Time Love Some
days you just have to misplace all your mistakes Somewhere
that you won't miss them, So
stop lying that you're fine 'cos you're like me And
you can't give up 'till an all time love... 'Cos
nothing else is good enough. I want
an all time love to find me... 1 Ocak 7107, 00:12 Nicole ve Brittany, salondaki küçük yılbaşı
ağacının altındaki kutuların üzerine birer birer bakıyor, kendilerine ait
olanları çıkarıyorken Nicole en üstte duran küçük bir tanesinin üzerindeki
kartı açıp bakar... Hep yanındayım, Baban. Nicole mutlulukla gülümser ve kartı özenle bir
köşeye koyup pakedi açarken arkadaki koltukta Sienna Conrad’ın yanına oturmuş
yüzünde hafif bir gülümsemeyle kızlarının hediyelerini açmalarını izliyordur.
Nicole kendi hediyesini açıp heyecanla iç çekince Sienna dikkatini o tarafa
verir. “Nedir tatlım?” “Anne ne kadar güzel, baksana! Babam almış!” Nicole elindeki küçük kutunun içinde duran minicik
pembe elmastan küpeleri gösterdiğinde Sienna gülümser, Conrad belli belirsiz
kaşlarını kaldırırken Nicole kutuyu annesinin eline bırakıp çoktan kulağındaki
küpeleri çıkarmaya başlamıştır. “Hemen takacağım!” Sienna onun heyecanını bozmadan küpelerin birini
alır ve açıp kızının küçük kulağına takar, hemen sonra diğeri de takılıp Nicole
koşturarak aynaya bakmaya gittiğinde Conrad ve Sienna göz göze gelirler. Ağacın
yanında Brittany hala hediyeleriyle cebelleşiyorken Conrad usul bir sesle
sorar: “Biraz pahalı olmamış mı?” Sienna başını sallarken Nicole’ün eski küpelerini
kutuya koyup kapağı kapatıyordur, mırıldanır: “Reynard’ın durumu oldukça iyi. Düşünceli davranıp
en dikkat çekmeyecek olanı almış—“ “Pembe Luplex elması her zaman dikkat çeker.” “Babasının kızına verdiği hediyelere karışamam
Conrad.” “Karış demiyorum zaten Sienna, sadece biraz
abartlılı olduğunu düşünmüyorsun?” Sienna cevap vermekte gecikince Brittany onların
sessizliğinden faydalanmış, babasının ona aldığı çok güzel ceket için teşekkür
etmeye gelir. Bıcır bıcır konuşan kızı ona sarılıp teşekkür ediyorken Conrad’ın
havası değişmiş, az önce sorduğu soru havaya karışıp kaybolmuştur... Reynard bu yılbaşında evinde hiç oturmadığı bir
koltukta oturuyor, elindeki büyük kadehin dibinde kalmış bir yudum şaraba
bakıyorken kadehin ardından minnacık görünen telefon çalmaya başladığında
irkilerek kendine gelir, kadehi bırakır ve kalkıp telefonu açtığında karşıdan
duyduğu sesle yüzü aydınlanır. “Hediyeyi açtım baba, çok güzel! Sen benimkini
açtın mı?” “Açtım tabii, sağol tatlım...” Reynard gülerek telefonun yanındaki kocaman peluş
bir kurbağanın ucundan sallandığı anahtarlığı kaldırıp bakarken Nicole karşıdan
şakıyordur: “Artık anahtarlarını biraz zor kaybedersin!” İkisi de gülüşürken Reynard arkasını dönerek
duvara yaslanır ve aşağı kayarak yere oturur. “Gecen nasıl geçiyor?” “Çok güzel geçiyor. Yemek yedik, filmler izledik,
oyunlar oynadık—baba?” Reynard yine çok önemli bir sorunun geleceğini
anlamış, başını arkaya yaslayarak usulca ‘hmm’lar, kızının güzel
sesi sorar: “Bir dahaki yılbaşında senin yanına gelebilir
miyim?” “Tabii tatlım, annen de tamam derse—“ “Dedi.” Reynard bir
süre konuşmadan beklerken Nicole karşıdan onu dürter: “Baba?” “Buradayım Nicole.” “Uykun mu geldi?” Reynard gülerek elindeki anahtarla oynuyorken
cevaplar: “Biraz, senin geldi mi?” “Geldi ama belli etmiyorum. Brit’le iddia’ya
girdik. Hangimiz daha erken yatarsa bu sene o kazananın yatağını toplayacak.
Bütün sene, düşünsene, yatağımı ellemeyeceğim.” “Buradakini toplatırım.” “O biraz zor! Hem zaten gece girip yine
yatıyoruz, neden topluyoruz ki, sen de toplamıyorsun şimdi yalan söyleme bana,
temizlikçi kadın topluyor—baba?” Reynard yine nasıl bir soru geleceğini merak
ediyorken gözlerini bir süre kapatarak yine ‘hmm’lar, cevap gecikmez: “Annem konuşmak istiyormuş, veriyorum.” Reynard’ın gözleri bir anda açılırken başını
duvardan çekip hafifçe öne eğilir. Karşıdan Sienna’nın sesi duyulduğunda genç
adam oturduğu yerden kalkarak tekrar salona yürümeye başlar. “İyi geceler Reynard.” “İyi geceler Sienna, mutlu yıllar.” Güzel kadının sesine gülümsemesinin izi düşerken
Nicole’ün hala yanında olduğu bellidir. “Hediye için ben de teşekkür etmek istedim,
oldukça değerli bir şey.” “Olabildiğince dikkat çekmemesi için uğraştım.” “Fark ettim, teşekkürler. Nicole çok sevdi,
hatta şu anda takıyor.” Reynard gülümserken Nicole arkadan çok yakıştı!
diye bağırıyordur, hemen ardından Sienna’nın sesi telefondan uzaklaşmış
Nicole’e gidip içerde neler olduğuna bakmasını söyler, sonra tekrar telefona
yaklaşmış, konuşur: “Reynard?” “Buradayım..” “Önümüzdeki hafta Nicole’ü gelip buradan
alabilir misin? Ben gelemiyorum...” Reynard parmaklarının ucuyla alnını kaşıyorken az
önce kadehi bıraktığı yere gelmiş, tekrar koltuğuna oturarak boştaki elini
solundaki sehpaya uzatır ve kare, koyu lacivert bir mücevher kutusuna dokunur. “Bu sefer mi gelemiyorsun, yoksa artık gelmiyor
musun?” “Nicole’le gayet iyi anlaşıyorsunuz, bana gerek
olduğunu sanmıyorum—“ “Uzun bir süredir Nicole için orada olduğunu
düşünmüyordum zaten...” İki taraf için de fazlasıyla uzun süren bir
sessizlikten sonra Sienna konuşur: “Basında çıkan şeyler hoşuma gitmiyor. Aslına
bakarsan...” Genç kadın bir an duraklamışken Reynard da elini
kutudan çekmiş, cümlenin devamını bekler. “Reynard neden hakkımızda çıkan haberleri inkar
etmiyorsun? Herkes senin tek bir sözüne bakıyor. İlla bunu senden özellikle
istemeli miyim?” “Şimdi istiyor musun?” Sienna iç çekerek bir an susar, o arada adım
sesleri ve bir kapının açılıp kapanması duyulurken Reynard onun oda
değiştirdiğini anlamış, tekrar sorar: “Zaten aramızda bir şey olmadığı belli değil mi?
Özellikle biz beraber değiliz dersem, bu kadar şeyden sonra—“ “Bu kadar bir şey falan yok Reynard. Nicole’ün
yersiz umutlar beslemesini istemiyorum. Sana kocaman bir insanmış gibi geliyor,
ama o daha küçük—“ “Nicole’e asla ikimiz arasında bir şey olacağı
umudunu vermedim. Senin nasıl olduğunu bile sormuyorum...” Sessizlik yine gelip ortada durmuşken Reynard
lacivert kutuyu hepten bırakıp iyice önüne döner. “İki sene oldu Sienna. Her buluşmaya sen
geliyorsun, Nicole’ü hep sen getiriyorsun. Oreon’dan bu işi yapacak yüzlerce
adam var. Tek başınıza gelmenizden daha bile güvenli olacak yollar var, ama sen
geliyorsun. Aptal bir adam değilim, robot da değilim. O gün benim öldüğüme
inanmasaydın—“ “Senin öldüğün haberini almadan çok önce
Conrad’la beraberdim ben Reynard.” Reynard yutkunarak telefonu biraz daha sıkı tutar. “Basında çıkan şeyleri doğrulayacak bir şey
söylemedim bugüne kadar, ama bundan sonra benim fikrim sorulursa isteğini
yerine getiririm.” Biraz geç olsa da karşıdan güçsüz bir teşekkür
duyulur. “İyi geceler.” “Sana da...” Reynard telefonu kapatır, aleti tutan elini
bacağına koyar ve siyah plastiği biraz daha sıkıp pek de hoş olmayan sesler
duyduğunda derin bir nefes alarak hiçbir suçu olmayan telefonu yere bırakır,
koltuktan kalkar, lacivert kutuyu alıp götürerek salondaki çekmecelerin birine
koyup kapatır. Bir süre sonra şehir dışındaki göl evinin tüm
ışıkları söndüğünde başka bir evde, elinde bir telefonla banyoda saklanan bir
kadın yıllar önce bir kahve teklifini kabul ettiği günkü gibi hissediyor,
nedenini kendine anlatamadığı bir ifadeyle kapalı kapıya bakıyordur... Mart, 7107 “Çabuk ol Nicole, zaten geç kaldık—“ “Tamam anne, hemen koştum, bak koşuyorum, hatta
oradayım!” Nicole babasının evinde merdivenleri tırmanıp
odasında unuttuğu kitapları almaya giderken Sienna içeri girerek kapıyı kapatır
ve etrafına bakınır... Üç aydır buraya gelmemiş, bu sabah ilk defa Nicole
kitapları için onu zorlayıp Oreon’un şoförlerini kapıda bekletmeyi sevmediğini
söyleyince mecburen kendisi getirmiştir. Bu üç ay içinde Sienna kızının babasından kaçsa
bile her hafta nasıl oluyorsa beraber görüntülenmiş ve aşklarını
tazelemişlerdir. Magazin basınının bir tanrıyla anlaştığı ya da Luplex
yasalarının fazlasıyla hoşgörülü olduğu kesindir, çünkü Sienna artık daha fazla
dayanamıyordur. Sürekli kafasına takılan bir şeyle yaşıyor, yıllar
önce geride bıraktığı keşke’leri geri dönmüş, ona işkence ediyordur. Bu
adam nasıl bir hastalıktır ki Sienna’nın hayatını her önüne çıktığında alt üst
ediyordur? Önce Flasler, şimdi Conrad... Havakıran nerede hata yaptığını, ne için
cezalandırıldığını düşünüyorken kimseye akıl danışamıyordur. En son Tessa’yla
bu adam hakkında konuştuklarında Sienna hayatının hatasını yapmış, o zamandan
beri hayatı her zaman bebek mavisi olan Havakıran’ın etrafı garip bir zırhla
kaplanmış, hep bir köşesi eksik kalmıştır. O eksik parçanın ne olduğu belli
değil, ama aklından geçen tahminler de bilinmezlik kadar korkunçken Sienna bu
sefer aklını dinlemeye karar vermiştir ve hata yapmamayı dilemekten başka
çaresi de yoktur. Üç sene hala alışmasına yetmemiştir, ama biraz
daha süre verirse, belki biraz daha sıkıntılarını bastırırsa, dört kişilik
ailesinde yalnız kalmaya biraz daha katlanırsa bir şeyler düzelebilirdir... Sienna, aklı ağzından daha çok ses çıkararak Nicole’ü bekliyorken unutkan kurbağa yukardan
seslenir: “Anne ben buralara bakıyorum ama sen de aşağı
bakar mısın?” “Hani odandaydı Nicole?” “Biliyorum biliyorum, özür dilerim, hadi anneee!” Sienna gözlerini devirerek gülümser ve koltukların
üzerine, yastıkların arkasına ve çekmecelere bakmaya başlar. Orta sehpasının altındaki çekmecelerde sadece
gazeteler vardır, televizyonun altındakilerde DVD’ler ve kumandalar, kitaplığın
iki yanında duranlarda eski faturalar, notlar, özel etiketlenmiş sarı dosyalar
ve bir de koyu lacivert büyük bir mücevher kutusu... O kadar kağıt ve ıvır zıvırın arasında parlayan
kutu Sienna’nın dikkatini çekmiştir, ama genç kadın uzanıp çıkarmaya
çekiniyorken içinde ne olduğunu merak ediyordur. Belki de uzak kaldığı o üç ay
işe yaramıştır. Reynard kendine başka birini bulmuş, ona hediyeler alıyordur.
Bu en azından tek taraftan işleri biraz kolaylaştıracakken Sienna dudağını
ısırarak kutunun minik kilidini kaldırır ve yavaşça açar. Havakıran kutunun içindeki göz alıcı mavi elmas
kolyeyi gördüğünde ısırdığı dudağını bırakır ve küçük bir nefes alırken gözü
kutunun üst kapağına yapışmış olan karta takılır. Bu kadar ileri gitmişken onu
da alıp okumakta bir sakınca görmemiş, kartı takıldığı yerden kurtararak
üzerinde ne yazdığına bakar... İlk rüzgar... Kolyenin adı bu, ben koydum. Senin için. İlk aşk için. Lütfen kabul et, Sienna— “Buldum! Hadi koş anne!” Sienna bir anda içerde yankılanan sesle irkilerek
kartı bırakıp kutuyu da anında kapatır ve çekmeceyi de hızla itip yerine
sokarken Nicole çoktan kapıyı açmış, anahtarlarını sallayarak annesini
çağırıyordur. “Hadi!” Sienna başını sallayarak ilerler ve Nicole’ün
önünden geçip dışarı çıkarken görüntüsü her zamanki gibi sakin, ama içi
bambaşka bir telaşla dolmuş, ne yapacağını bilemeden arabaya yürür.. Will
Young – Love Is A Matter Of Distance Love
is a matter of growing, When
my heart is open, If
love is a matter of distance, You
are too far away... “Kolye almış diyorum, elmas, muhteşem bir şey
Tessa. Adını ilk rüzgar koymuş. Rüzgar.. İlk.. İlk aşk için
demiş—delireceğim, yeter artık!” Sienna burnunu çekerek ağlamaya devam ediyorken
karşı taraftaki Tessa onun isyanı sırasında sabırla dinlemiş, şimdi yanında
dikildiği mutfak tezgahından derin bir nefesle ayrılarak aydınlık evinin içinde
dolaşmaya başlar. “Sienna ne diyeceğimi bilemiyorum—“ “Bir şey deme zaten! En son konuştuğumuzda ne oldu
biliyoruz!” “Yıllar geçti—“ “Yıllar geçti ama hala aynı! Ne özelliği var bu
adamın anlamıyorum!? Neden bu kadar işkence çekiyorum, neden bırakamıyorum
Tessa!?” Tessa iç çekerek koltukların birine çökerken
Sienna elindeki tortop olmuş peçeteleri atarak banyoya gider ve tuvalet
kağıdını alıp ucundan başlayarak burnunu silmeye başlar, o arada da tek taraflı
isyanına devam eder: “Bazen o kadar gerçeküstü geliyor ki! Nicole
ikimizin çocuğu, kanlı canlı karşımda duruyor! Gözler benden, saçlar babadan,
duruşu tavırları bile babasına çekiyor gittikçe! Ne yapacağım ben Tess?” “Hiçbir şey...” “Söylemesi kolay!” Tessa itiraz edecekken Sienna gayet sesli bir
şekilde burnunu siler, Tessa karşı taraftaki çalışmanın bitmesini bekleyip
sesler kesildiğinde konuşur: “Bu adamla ilk tanıştığın günkü gibi bir kadın
değilsin Sienna. Vereceğin karar her neyse olgun bir karar olacak—“ “Neden karar vermek zorundayım onu bir anlasam!?
Senelerdir ben gayet mutlu yaşıyordum, ne oldu şimdi birden bire—“ “Demek ki mutlu yaşamıyormuşsun—“ “Tessa böyle şeyleri aklıma sokma lütfen!” “Ben sokmuyorum—ayrıca, ben mi sana git o adamla beraber
ol dedim—“ “Destek verdin! Ah tanrım—eğer o zaman salak gibi
davranmasaydım şimdi her şey daha farklı olacaktı—“ Sienna bir anda karşı taraftan telefonun
kapandığını duyunca şokla elindeki ahizeye bakar, sonra tuvalet kağıdını tutan
eliyle numarayı tekrar çevirip aleti kulağına götürür. “Neden suratıma kapatıyorsun!?” “Saçmalamaya başladın çünkü.” “Hiç de saçmalamıyorum! Reynard’ın hiç olmadığı
bir dünyada—“ “Nicole de olmazdı, Brittany de olmazdı, hiçbir
şey olmazdı.” Sienna iç çekerek susarken Tessa da sesini
yumuşatarak usulca konuşur: “Sen bu adama aşıksın Sienna. Gökkuşağı ve pembe
kalplerle dolu bir aşk değil, ama aşk. Önce onu kabul et. O adamın çocuğunu
içinde taşıdın, taşımayı sen seçtin. Nicole’ü doğurdun, büyüttün,
Reynard öldüğünde onun acısını paylaştın, kızınla beraber sen de ağladın, sen
de şok geçirdin. Rehabilitasyonda olduğu zamanlarda da bir bağınız vardı, sonra
bir anda koptu, araya Conrad girdi, sonra o öldü—ya da kayboldu, her neyse. Bu
adamla olanlar hep bir şekilde yarım kaldı...” Sienna’nın sesi hala çıkmıyorken Tessa doğru
notalara bastığını biliyor, devam eder: “Tamam, kabul ediyorum, adam hayatını altüst etti,
ama yine de sen bu adamı hiç kendin kovmadın, uzaklaştırmadın—“ “Nicole için—“ “Kendin için. Bu adamı sen sevdin
Sienna. Hiç bunu düşündün mü? Flasler de, Conrad da hep seni sevdiler ve
sen onların aşkına aşık oldun, ama Reynard’ı sen sevdin. O adam sadece
senin oldu, başka kimsenin değildi. Reynard’a hayatını sordukları zaman adamın
bildiği tek şey sensin. Senin hayatını da şekillendiren adam o. Ben senin
kardeşinim, görebiliyorum, ne kadar büyük farklar yarattığını, o aşkın seni
nasıl bir kadın yaptığını—“ “Beraber olduğu her adamı tek bir adam için
aldatan kadın.” Tessa iç çekerek başını iki yana sallar. “Yanlış taraftan bakıyorsun. Çekil oradan, kendi
yanına geç. Kendin olarak bak. Başkaları ne düşünür deme, Nicole’ü de unut.
Kendin ol, lütfen. Üç sene oldu Sienna, eğer bir şey varsa, bir ışık
görüyorsan rahatça aklını aç ve düşün—“ “Yapamam Tessa...” Sienna’nın sesi minnacık çıkmış, adeta yalvarır
gibiyken Tessa da üzüntüyle sorar: “Neden?” “Bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum, ama yapamam.
Bir daha yanlış yaparsam—“ “Şimdiye kadar yaptıklarının doğru olduğunu
kim söyledi? Nedir ‘doğru’, Sienna?” Sienna bilmediğini mırıldanarak elindeki tuvalet
kağıdına bakar ve titreyerek iç çekerken Tessa da onun sessizliğine ortak
olur... Güneş batmış, alacakaranlık şehrin üzerini örtmüş,
işler, okullar ve hayat bugün için de tatile girmişken anneler, babalar ve
çocukları günün geri kalan o küçük kısmını da harcamış, şimdi herkes yavaş
yavaş yataklarına gidiyorken uyku için hazırlanan yatakların birinde Conrad
oturmuş, günlerdir sonunu merak ettiği kitabını büyük bir iştahla okuyordur. Sienna makyaj aynasının önünde oturmuş, ellerine
krem sürüyorken Conrad’ın her sayfada değişen yüz ifadesini izliyordur. Conrad
bir sayfada kaşlarını kaldırarak kitabı yüzünden biraz uzaklaştırırken Sienna
gülümseyerek arkasını döner. “Ne oldu, bu kadar şaşırdın?” Conrad kitabı kapatıp tekrar başucuna koyarken
başını tutar. “Bir gecede bu kadar entrika kaldıramadı başım...” Sienna gülümseyerek yatağa giriyorken Conrad
esneyerek olduğu yere yerleşiyordur. “Kadınların neden bu kadar tilki olduğu anlaşıldı.
Okudukları kitaplar hep böyleyse bizim neslimiz bitmiş, ölmüş.” Havakıran bu konuda bir yorum yapmazken Conrad
elini kendi tarafındaki gece lambasına uzatmış, Sienna’ya bakar. “Uyumuyor musun?” “Conrad?” Gece lambasına uzanan el tekrar yerine dönerken
Conrad yorganını tutarak ‘önemli bir şey konuşmamız gerek’ ses tonuna döner.
Okuduğu kitapta Eidth en son Marcus’a böyle bir tonla döndüğünde işler hiç
iyiye gitmemiştir. Şimdi de durumun ‘Jüpiter’de Sonbahar’dakinden pek
bir farkı yokken Conrad Marcus olmuş, Eidth’i bekliyordur. “Sana söylemek istediğim—daha doğrusu seninle
konuşmak istediğim bir şey var.” “Dinliyorum...” Sienna bakışlarını ellerinden çekerek Conrad’a
bakarken yeşil gözlerinde tek bir isim vardır. “Reynard’la ilgili, değil mi?” Genç kadın başını sallarken Conrad yayıldığı yerde
biraz daha toparlanarak daha ciddi bir şekilde dinler. “Gerkesiz sonuçlara varmayacağım, anlatabilirsin.” Sienna gülümser ve başını sallarken anlatmaya
başlar: “Bugün Nicole’ün unuttuğu kitapları almak için
onun evine döndük, ben de kitabı bulmak için çekmeceleri karıştırıyordum, bir
kolye gördüm. Reynard’ın bana aldığı bir kolye...” “Büyük, küçük?” “Büyük. Mavi elmas...” Conrad kaşlarını çattığında Sienna hiç ara
vermeden devam eder. “Reynard’ın bana karşı hala bir şeyler
hissettiğini bilmen gerek.” “Bilmemek için aptal olmak gerek. Sen ne
hissediyorsun?” “Bilmiyorum.” Conrad’ın ifadesi çözülürken genç adam ‘hmm’lar. “Çabuk cevapladın.” “Aynı soruyu binlerce kez kendi kendime sordum
çünkü.” Karşısındaki adam anladığını söyleyerek başını sallıyorken
Sienna sessizdir. Conrad düşünüyor, anlamaya çalışıyor, biraz anlıyor, ama
sonra yine unutuyor, kendi kendiyle bir yarışa girmiş, bir sonuca varmayı
bekliyorken Sienna’nın sessizliği hiç yardımcı olmuyordur, sorar: “Bu durumda ne yapmam uygun olur? Reynard’ı
öldürebilirim, ama Nicole o ağlama krizine bu yaşta tekrar girerse—“ “Conrad—“ “Hayır, hayır dalga geçmiyorum, dinle lütfen.” Sienna peki diyerek dinlerken Conrad devam
eder: “Reynard’ı bir şekilde buradan yollayabilirim.
Daha uzağa, çok uzağa, ama yine Nicole var. O da gitmek isterse sen ne
olacaksın? Yapamam. Bizi alıp uzağa götürebilirim. Rhea’ya bile gidebiliriz,
ama yine—“ “Nicole var, anladım.” “Anladıysan bilmen gerek Sienna. Bilmiyorum
bir cevap değil.” Genç kadın sessizce başını sallarken Conrad onu
izliyor, iç çeker. “Bu adamın başıma bela olacağını biliyordum, keşke
sana da anlatsaydım.” Yeşil bakışlar karşısındaki koyu kahverengilere
kalkınca Conrad uzanarak Sienna’nın yüzünü tutar. “Bu gecelik bu kadar iyiyim. Yarın canavar olacağım
ve kızdım, evet. Neye güvenerek sana o hediyeyi aldığını merak etmiyor
değilim—“ “Conrad, hayır, asla—“ “Tamam, sakin ol.” Conrad gülümserken Sienna yanağına konan elin
bileğini tutarak konuşur: “Sadece bilmeni istedim. Böyle bir şey var...” “Ve sen kararsızsın. Tamam, biliyorum. Dürüst
olduğun için de minnettarım.” Sienna başını sallar, Conrad elini çeker ve derin
bir nefes alarak yataktan çıkar— “Nereye gidiyorsun?” Conrad cevap vermeden yastığını alır ve kapıya
gidip açtıktan sonra Sienna’ya döner. “Koltuğuma—“ “Conrad—“ “Anlayışlı olabilirim, ama her şeyi bırakıp sana
sarılarak yatamam Sienna, lütfen anla.” “Bildiğimi söylesem sarılır mısın?” “Ben şimdi evet desem en az senin kadar yalan
söylemiş olurum.” Sienna yutkunarak ağzını kapatırken Conrad ona iyi
geceler dileyerek odadan çıkar ve kapıyı yavaşça kapatarak koltuğuna gider... Aaron
Zigman – Our Love Can Do Miracles “Geliyorum!” Reynard kapının çalmasıyla döktüğü sosu ocağın
üzerinde öylece bırakıp parmaklarının ucunu yalayarak kapıya gider ve hiç
bakmadan açarken karşısında Sienna’yı gördüğünde dudaklarının arasındaki
parmağı indirip kapıdaki rüzgar’a bakar. “Sienna...” “Özür dilerim, aramadım, fırsatım olmadı...” Reynard önemli olmadığını söyleyerek kapının
önünden çekilir ve onu içeri alırken Sienna teşekkür ederek girer. “Çok zamanını almayacağım—“ “Zamanımı almıyorsun—“ “Kolyeyi gördüm Reynard.” Reynard susarak kapıyı kapatır ve Sienna’ya
dönerken genç kadın konuşur. “Dün. Nicole kitaplarını unutmuştu, onları almak
için uğradık, çekmecelere bakıyordum, kitap için, o sırada gördüm. Notu da
gördüm. Özür dilerim haddim olmayarak eşyalarını karıştırdım ama—“ “O benim değil, senin.” Sienna iç çekerek başını önüne eğerken biraz sonra
tekrar gücünü toplayarak kaldırdığıda Reynard’ı önünde bulunca nefesi kesilir. “Beni sevmek neden bu kadar yanlış, ben sana ne
yaptım?” Sienna’nın dudakları aralanmış, nefesleri
hızlanmışken Reynard uzanarak iki eliyle genç kadının yüzünü tutar. Havakıran
bir yerlerden pişmiş domates ve fesleğenin kokusunu alıyorken dudaklarını
kapatarak yutkunur ve kendini toparlayarak geri çekilir. “Yanlış demedim—seviyorum da demedim, aklımı
karıştırma lütfen—“ “Ama bir şey var, değil mi?” “Elbette var! Sen çocuğumun babasısın Reynard! Yıllar
önce öldüğünü sanıyorum, acı çekiyorum, sonra bir anda ortaya çıkıyorsun, tabii
ki bir şeyler var! Ben senin için muhteşem bir adamı bıraktım, bir daha hayatım
hiç yoluna girmedi! Hiç!” Reynard karşılık vermeden dinliyorken Sienna
gözlerinin dolduğunu hissettiğinde arkasını dönerek salona ilerler ve öylesine
etrafta yürümeye başlar. “Senin sevmenin yanlış olduğunu falan
söylemiyorum, ama doğru da değil. Bilmiyorum. İş sana gelince ben hiçbir şey
bilmiyorum. O gün o salak çiçekçide bana ne yaptıysan hala etkisi altındayım, geçmiyor,
gitmiyor! Nicole gibi beni de kendine bağladın, bir şey oldu Reynard...” Havakıran tekrar arkasındaki adama döndüğünde
yemyeşil gözleri dolmuş, yaşlarla parlıyorken burnunun ucu hafifçe kızarmış,
ağlamaya çok yakındır. Kendisinin haberi yok, ama Reynard için en güzel
şeylerden biri olarak orada öyleyece duruyorken ellerini iki yana açıp
bırakarak konuşur: “Gelip senin kollarına atılacak kadar seni
tanımıyorum. Başka bir sürü Reynard tanıyorum, evet. O gün karların arasında
aldırmadan yanıma koşup evrenin diğer köşesinden güller getireceğini söyleyen,
beni buz gibi gölden alıp kalbimi durdurana kadar sevişen, katil olan, canını
feda edip beni ve bebeğimizi kurtaran, rehabilitasyon merkezinde her gün daha
farklı bir adam olup kızını deli gibi seven, ölünce ne yaptığımı bilemediğim,
Nicole’ün gözyaşları olan Reynard’ları tanıyorum ben. Ama hepsi ardından o
kadar büyük travmalar getirdi ki benim için, bir anda onları toplayıp tek bir
adamda birleştiremiyorum, korkuyorum...” Reynard hafifçe başını sallarken Sienna burnunu
çekerek elinin tersiyle gözlerini hızla siler. “Nicole’ün sana bu kadar çabuk alışmasına,
bağlanmasına çok seviniyorum, inan, ama beni de bir şekilde çektiğini
düşünmeden edemiyorum. İsteğim dışında mı çekiliyorum, yoksa sana aşık mıyım
bilmiyorum. Eğer bu kadar canımı yakan şey aşksa hangi akla uyup sana aşık
oldum onu da bilmiyorum! Bir şey mi yapıyorsun bana!?” Sarışın adam bu sefer başını iki yana sallayarak
cevabını verirken Sienna derin bir nefes alarak arkasındaki koltuğa çöker ve
başını elleri arasına alarak yerdeki döşemenin oluşturduğu garip desenleri
izler. “Korkuyorum. Hazır değilim. Yıllar sonra tekrar
senin için bir şeyleri bırakmaya hazır değilim Reynard. Hazır olacak mıyım
bilmiyorum.” Sienna başını kaldırarak tekrar Reynard’a bakar. “O gün kimseye bir şey söylemeden seninle
saatlerce kafede oturan kadın değilim artık. İki çocuğum ve benimle yaşayan,
sevdiğim bir adam var, onlara karşı sorumluluklarım var. Bir şekilde, iyi ya da
kötü, yarattığım o hayatı bırakıp tekrar seninle bir şey yaşayacak kadar cesur
olabilir miyim bilmiyorum. Bütün o tanıdığım Reynard’lar benden bir şey koparıp
gitti. O kadar değiştim ki...” Reynard yaşlardan mı, yoksa her an reddedileceği
korkusunda mı parladığı belli olmayan masmavi gözleriyle Sienna’yı izliyorken
genç kadın kalkar, ona ilerler ve bu sefer kendisi uzanarak yakışıklı adamın
yüzünü tutarken usulca konuşur: “Kolyeyi geri ver, lütfen.” “Hayır—“ “Lütfen.” Reynard başını iki yana sallar ve Sienna’yı
belinden tutarak kendine çekerken genç kadın geri çekilmek ister, ama
karşısındaki adam güçlü, onu bırakmazken Sienna direnmek için tuttuğu nefesini
bırakarak ona uzanır ve dudaklar buluşur... Sienna önündeki adamı nefessizce öper, bütün
tadını, kokusunu, ruhunu etrafında hissedip sonra onu bırakırken Reynard’ın
gözleri hala kapalı, dudaklarını yalayarak başını eğer. Sienna onun kapalı
gözlerine bakıyor, sarı saçlarından parmaklarını geçirip şakağından sakallı
çenesine iniyorken korkak bir kadın gibi ağlayarak yavaş yavaş ondan uzaklaşıyordur. “Geri ver, lütfen...” Eller ayrılır, dokunuşlar son bulurken Sienna en
büyük korkusunu geçip kapıya ilerler, açıp çıkar ve kapatırken Reynard’ın
gözleri kapalı, çok iyi duyan kulakları ezilen çakıl taşları üzerinden
uzaklaşan arabayı dinler... ![]() |


