![]()
Reynard 26. kata çıkıp kıranların
ofisine geldiğinde içerdeki Sienna’nın yalnız olup olmadığını merak ederken
biraz sonra Nicole’ün gülüşü duyulduğunda rahatlayarak kapıyı tıklatır ve içeri
girer. Nicole onu görünce annesinin masasında oturduğu yerden zıplar ve
babasına koşarken Reynard da mutlu ve her zamanki gibi yakışıklı, sarışın
güzelini tutarak sarılır. “Stresli dakikalardan sonra ilaç
gibi geldin baba!” “Neymiş o stresli dakikalar?” Nicole babasını bırakıp onun
gömleğini düzeltiyorken cevaplar: “Dorian’ın kızı diyorduk ya, Sophia,
bugün uyandı, biz de hasta ziyaretine gittik, garipti.” Reynard da yüzünü garip bir şekil
yaparken Nicole başını sallar, sonra annesine dönerek yine şakır: “Babam da geldi, biz eve gidelim
anne, eşyaları alıp yerleştiririz, sonra tekrar uğrarım mı? Yoksa yarın
mı gelsem?” Sienna öylece masasının başında
oturmuş, baba kızın planlarını dinliyorken hafifçe tek omzunu silker. “Nasıl istersen tatlım—ah siz bu
akşam bir şey planlamıyor muydunuz?” Nicole’ün yeşil gözleri faltaşı gibi
açılırken heyecanla ellerini sallayarak babasına döner: “Tabii ya! Baba senin de görmen
lazım. Hani bahsetmiştim ya, Liv’in küresi...” Reynard hatırlamış, başını
sallıyorken Nicole ellerini birleştirerek göğsüne basıtırıp devam eder: “İşte bugün onun meyvelerini
topluyoruz, hepiniz davetlisiniz. Collinslerle Pulvulara sürpriz olacak, ama
siz bilin—anne!” Nicole yine çok önemli bir şey
tembihleme moduna geçmiş, annesinin yanıbaşına gidip onu omuzlarından tutar. “Eidan’ı gözünün önünden ayırma,
sabahtan beri merak ediyor ne çeviriyoruz.” Sienna gülerek başını sallar. “O da kızı neredeyse orada olmak
istiyor, doğal olarak—“ “Az kaldı, az! Kızı, annesi ve
babasıyla sonsuza kadar mutlu yaşayacak, bak gör!” Sienna yine gülümser, ama
gülümsemesi bu sefer Nicole’ün seçemeyeceği kadar silik bir hüzünü de
barındırıyordur. Havakıran göz ucuyla hala ayakta bekleyen Reynard’a bakar,
sonra kızına dönerek çok eski masalların birindeki o upuzun saçlı prenses gibi
olan sarı saçlarını eliyle toplayarak sırtına bırakır. “Akşama görüşürüz tatlım...” Nicole tamam diyerek annesini öper
ve koşar adımlarla babasını da alarak çıkarken Reynard arkasına bakmadan odadan
çıktığında, kapı arkasından açık kalır... Fariborz Lachini – Fall In Love Again Başka bir gün bitip saatler gecenin
geldiğini haber verdiğinde o geçen saatlerin hepsini birbiriyle aynı gören bir
adam, bir Ateşkıran, Aiden, Dorian ya da her kimse, uyuyan kızının yanında
oturmuş, her biri birbirinin aynı olan dakikaların geçmesini bekliyordur. Üst katların birinde bir küre
açılmış, aileleri birbirine bağlayıp yarım kalmış anıları birleştiriyorken
bütün varlığını bir seferde feda edip şimdi en baştan başlayan adam hiçbirine
ortak olmuyordur. O küre başka birine aittir, o Liv
bambaşka bir kızdır, bir çocuktur, bambaşka bir ruhtur... Dorian’ın koyu renkli bakışları
kızının yatağında diğer tarafa dönmesini izliyorken şimdi kimsenin bilmediği
zamanların birinde hiç bu kadar rahat bir yatakta yatamamış kızını
düşünüyordur. Başka zamanlar, değişik anılar, aynı
yüzler ama farklı insanlar... Dorian aklında üç farklı hayatın
izlerini taşıyorken her birini bir diğerinden ayırmaya çalışıyor, nelere sahip
olup nelerde vazgeçtiğini kendine tekrar tekrar hatırlatmaya çalışıyordur. Ateşkıran kendinden bir parçayla
aynı odada, ama hala yapayalnızken biraz sonra omzuna dokunan bir elle başını
kaldırır ve Winona’yı gördüğünde hafifçe gülümser. “Hala gelebildiğini bilmiyordum.” Winona kenarda kalmış bir tabureyi
çekerek Dorian’ın yanına otururken gözleri Sophia’da, cevaplar: “Tam olarak kovulmadım diyelim.
Nasılsın?” Ateşkıran başını iki yana sallayarak
ifadesi bakışlarıyla bilmediğini belli ederken Winona uzanarak onun elini
tutar. “Daha iyi olacak. Her şey daha çok
yeni.” “Bilmiyorum. Geldim, Dorian’ı
yendim, kızımı kurtardım, peki şimdi ne olacak? Ben ne olacağım?” “Baştan başlayacaksın Dorian. Temiz
bir sayfayla—“ “Temiz bir sayfa istemiyorum, onu
istiyorum.” Winona çaresizce elini çekip
bakışlarını tekrar Sophia’ya çevirirken usulca konuşur: “Ben de onu istiyorum, ben de
dostumu tekrar görmek istiyorum, ama olmuyor Dorian. Bir şeylerin feda edilmesi
gerekiyordu—“ “Biliyorum, o kadarını
biliyorum—tanrı aşkına.” Dorian yerinden kalkarak odada
dönmeye başlarken içinde yangınlar patlıyor, ama sesi usul çıkıyordur. “Bunu neden yaptığımı hatırlat
Winona. Neden onun ölmesine izin verdiğimi, neden ben de onunla ölüp her şeyi
bitirebilecekken baştan başladığımı tekrar söyle. Söyle, çünkü ben kafamdaki
onca şeyin arasından mantığımı bulamıyorum.” Ateşkıran başını tutarak duvara
doğru yürür ve soğuk taşa yaslanırken Winona hala Sophia’yı izliyor,
mırıldanır: “Çünkü böyle olması gerekiyordu...” Dorian başını hafifçe kaldırıp
tekrar duvara bırakırken Winona iç çekerek devam eder: “Şu ana kadar yaptığımız hiçbir
şeyden yara almadan, başıma çökmeden devam eden tek yer burası. Elimizde bir
tek bu kaldı Dorian. Birincisinde Liv bitirdi, ikincisinde umut vardı ama ben
başaramadım, zamanlar alt üst oldu, şimdi üçüncüdeyiz. O kız bir yerlerde
bekliyor, bu sefer de onun zamanı olacak. Üçüncüsü onun şansı olacak, biz
sadece üzerimize düşenleri yapsak—“ “Canımı yakıyor. O kadar saf, o
kadar genç ki. Canım yanıyor Winona...” Winona kelimelerini unutarak sadece
kısa bir nefes alır ve daha fazla konuşmadan Sophia’yı izlerken Ateşkıran
ellerini başından çekip duvara bastırarak içinin soğuyup, acısının dinmesini
bekler... “Liv? İyi misin?” Kalabalık odadaki herkes birbiriyle
konuşup gülüyorken Megan, Liv’in ne kadar güçsüz düştüğünü fark etmiş, annesine
de işaret ederek arkadaşının yanına gider. “İyiyim, şimdi geçer...” Liv şakaklarını ovarak gülümser ve
az önce göz yaşı döken, şimdi mutlu anne-kıza bakar. “Gerçekten, iyiyim.” Vien genç kızın perçemlerini çekerek
alnına elini koyar ve ateşine bakarken Andrea da onları görmüş, bir tanecik kızının
yanına gelir. “Tatlım?” Liv annesinin de endişesini görünce
yorgun gözlerini devirerek hafifçe güler. “Canım annem, iyiyim, gerçekten.” Andrea kızının elini alıp öper,
sonra iki elinin arasında saklarken Vien de Liv’in saçlarını okşuyor, gülümser. “Sağol tatlım, bu yaptığın çok güzel
bir şeydi.” Liv yorgun, ama mutlu, gülümseyerek
Vien’e sarılır, geri çekilirken bir uçta Nathan’la konuşan Kenda’yı işaret
eder. “Onun fikriydi. Nathan için çok
üzülmüş ki zaten Nathan’ın bildiği zamanda çok iyi arkadaşlarmış...” Andrea, Vien ve Megan, konuşan
ikiliye bakarak dinliyorlarken Liv bir şey daha söylemek ister, ama bir an
kelimelerini toparlayamazken kaşlarını çatarak annesinin elini tutar. “An—A—“ Liv boğazını tutarak annesinin elini
biraz daha sıkar, Andrea telaşla kızına dönmüş, bir şeyler söylüyorken Liv onun
dudaklarının hareket ettiğini görüyor, ama ne dediğini duymuyorken
korkuyla diğer elini de annesinin yüzüne
uzatır, annesi gittikçe uzaklaşıyor gibi geliyorken Liv çaresizce küçücük bir
ses çıkararak kendini kaybeder... Sağlık departmanının kapıları açılıp
içeri giren kalabalığın sesi duyulduğunda ofislere yakın odaların birinde kalan
Sophia’nın kapısı açılır ve Dorian koridora çıkar. Ateşkıran ilerde sedyeyle
getirilen Liv’i gördüğünde hızla dönüp kızına bakar, hala uyuduğunu görünce
kendini dışarı atar ve o tarafa koştururken Vien genç kızın kalbini dinliyor,
Scott ve Andrea sedyenin başında nereye gidiliyorsa oraya gidiyorken Dorian
yanlarına geldiğinde ikisi de korkuyla ona bakarlar. Ateşkıran onlara
aldırmıyor, Vien’in bakışlarını yakalamaya çalışıyorken sorar: “Ne oldu?” “Küreyle çok uzun süre uğraştı,
güçsüz sadece—bir şey Dorian, gerçekten...” Dorian’ın endişeli bakışları
sedyedeki baygın kıza dönmüş, genç adam uzanıp onu tutmamak için zor duruyorken
görevliler ve diğerleriyle birlikte hasta odalarının birine girerler. Liv
sedyeden yatağa transfer edilirken Vien onun için akıllı yatağın ayarlarını
yapıyor, Andrea güzel kızına bir şeyler mırıldanıyorken Scott karısının başında,
sert ve korkulu bakışlarla kızını izliyordur. Dorian onların arkasında kalmış,
herkesin bir işe yaradığını görüyorken kimse ona aldırmıyordur. Ateşkıran
yavaşça geriler ve odadan çıkıp tekrar koridora döner, elini yine soğuk duvara
bastırarak beklerken çok kısa bir süre sonra Liv’in baygın sesini duyduğunda
rahatlayarak elini çeker ve tekrar kızının odasına döner... Fariborz Lachini – Forever In My Dreams “Önce sen...” Liv acıyla bir ses
çıkararak tekrar Dorian’a sarılır ve titreyen elleriyle genç adamın sırtına
tutunurken Ateşkıran, sevgilisinin saçlarını okşuyor, tanıdığı kokuyu içine
çekiyordur. Bir daha bu saçlara ne zaman dokunacağını bilmeden ellerini
ayırırken biraz sonra içindeki yaşamın çekildiğini hissederek Liv’in omuzlarına
tutunur. Liv onun ellerinde öldüğünü biliyor, ağlayarak bir şeyler söylüyorken
Dorian kulaklarındaki uğultu dışında hiçbir şey duymuyordur. İkisi ayrılarak
tekrar göz göze geldiğinde Ateşkıran ilk defa üşüyor, dudaklarının arasından
kendisinin bile duymadığı bir sesle konuşur: “Seni bulacağım...” Liv ağlayarak başını
sallarken biraz sonra ikisi beraber yere oturduğunda Dorian yutkunarak
gözlerini kapatır ve yaşamını sahibine geri vererek son nefesini bırakır. Liv
onu bırakması gerektiğini biliyor, ama bırakırsa bir daha dokunmasınını yasak
olacağı fikrini aklı almıyordur. Genç kız zorla
parmaklarını soğuk bedenden söker ve kuru toprakta gerilerken ateşten bulutlar
gökte toplanmaya başlamış, sıranın onda olduğunu söylüyordur. Liv mavi
gözlerini yerdeki cansız bedenden ayırmadan toprağa tutunur ve biraz sonra
gözleri boşlukta bir şeye takıldığında bakışları usulca solarak bedeni kuru
toprağa düşer ve— Liv irkilerek derin uykusundan
uyanırken boğazında bir şeyler düğümlenmiş, kör gözleri nerede olduğunu
anlamaya çalışıyordur. Biraz sonra beyaz hasta odalarından birinde olduğunu, bu
gece burada kalacağını ve güvende olduğunu idrak ederken boğazına takılan o
yumru da serbest kalır ve genç kız az önce kaybettiği sandığı nefesi bırakarak
sessizce ağlamaya başlar... Liv gözlerini pijamasının koluna
silerek odasından çıkar ve sessizce koridorda ilerlerken Sophia’nın odasının
nerede olduğunu hatırlamaya çalışıyordur, teker teker cam bölmeleri açık olan
odalardan içeri bakar, sonunda bir tanesinden aradığını bulunca kapıda görünmeyeceği
bir yere geçerek biraz bekler. Saçlarını kulağının arkasına alır, gözlerini
biraz daha siler ve burnunu hafifçe çekerek kendini toparlayıp dönerek kapıyı
usulca tıklatır. İçerdeki Dorian kapının önünde
birinin olduğunu duymuş, normalden biraz fazla yayıldığı koltuktan kalkmaya
yeltenirken kapı açılıp Liv göründüğünde tekrar yerine oturur. “Girebilir miyim?” Dorian sadece başını sallayarak
cevap verince Liv bir an Sophia’ya bakar, sonra usulca içeri girip kapıyı
kapatır. Ateşkıran loş odada onun kızarmış yüzünü izliyorken Liv sonunda
Sophia’yı izlemekten vazgeçmiş, Dorian’a döner ve fısıltıyla sorar: “Hala Winona’yı görüyor musun?” Dorian sessiz kalınca Liv ona biraz
daha yaklaşarak fısıldar: “Oreon’a hala girebildiğini
biliyorum. Seni izliyordur, belki yanına bile gelmiştir—“ “Sana da gelmiyor mu?” Liv başını iki yana sallar ve
pijamasının kolunun ucuyla oynayarak pencerelerden görünen karanlığa bakarak
konuşur: “Benim hakkımda bir şey görmüyordur
belki, bilmiyorum, ama onunla konuşmam gerek. Tek başıma. Eğer sana geliyorsa,
belki sen ona söyleyebilirsin—“ “Ailenin ve diğerlerinin—“ “Onları ilgilendiren bir şey değil.
Bu seferki özel. Sadece Winona ve benim aramda.” Dorian bu konuda yorum yapmadığında
Liv mavi bakışlarını ona çevirerek usulca mırıldanır: “Bir daha onu görürsen benim de
görmek istediğimi söyler misin?” Ateşkıran başını sallar ve genç
kızın yüzünü ezberlemeye çalışıyormuş gibi bakmaya devam ederken Liv rahatsız
olmuş, başını çevirerek Sophia’ya bakar. “İyi mi?” “İyi, daha da iyi olacak...” Liv başını sallar ve belli belirsiz
gülümseyerek tekrar kapıya döner, açıp çıkacakken yarı yolda durup arkasını
döner. “Sağol, Dorian...” Ateşkıran hiçbir tepki vermeden
duruyorken Liv onun tepkisizliğini bile anlayacak kadar beklemeden dışarı çıkar
ve kapıyı arkasından kapatır. Genç kız tekrar kendi odasına
koşturuyorken Winona’nın bütün bunları bir şekilde hissetmiş, onu bekliyor
olduğunu umar, ama odaya girdiğinde umduğunun olmadığını görmüş, boş yatağa ve
tabureye bakarken iç çekerek kapıyı kapatır, yatağına ilerler, diziyle
bastırarak çıkıp yorganının altına girerken bir haftadır sürekli gördüğü o
dayanılmaz şekilde gerçek olan rüyalardan birini daha göreceğini düşünüp gözünü
kapatmaya korkarak beyaz tavanı izler... “Liiiiiiv... Liiiiiiiiiiiiiiiv... LivLivLiv.” Liv kulağına değen bir şeyle
irkilerek yattığı yerde döner ve gözlerini açtığında karşısında Nicole’ü
bulunca rahatlayarak tekrar olduğu yere yayılır. “Ödümü kopardın.” “Okula dönüyoruz, eğer unuttuysan—“ Liv inleyerek yorganın altına
girerken içerden daha hazır olmadığını söyleniyordur. Nicole onun ayaklarına
doğru ilerleyerek saldırıya hazırlanırken sırıtarak konuşur: “Sam seni çoook özlemiştir.” Biraz daha homurtu duyulurken Nicole
parmaklarını yorganın altından sokar ve homurdanan kurbağanın ayaklarını
gıdıklarken Liv bağırarak gülüp ayaklarını kendine çeker. “Adisin!” Nicole tek kaşını kaldırarak tam
hedeften vurmuş azılı bir kovboy gibi parmaklarının ucuna üfler. Liv ona
gülerek yataktan çıkıyorken kapısı açık olan beyaz odaya kafasındaki kurbağa ve
elindeki gazeteyle şok içinde bir Jonathan girer. “Yine mi zamanlar başımıza çöküyor,
yoksa bu safi kader mi birisi bana söylesin.” Kızlar kaşlarını çatmışlar, ne
olduğunu merak ediyorlarken Jonathan elindeki gazeteyi yatakta ikisinin
ortasına atar, kurbağa yukardan vraklarken Liv ve Nicole o tarafa eğilmiş,
manşetteki haberi okuduklarına kaşlarını kaldırarak dudaklarını küçük bir ‘o’
şeklinde büzerler. “Kader diyorum ben.” “vrak.” “Karanlık
bir kader, ama kader, evet—“ “Haberi gördünüz mü!?” Faye ve Owen da içeri gelmişlerken
Liv gazeteyi kaldırarak sallar. “Gördük. Bazı şeyler olacağına
varıyor işte...” Faye kollarını kavuşturarak başını
sallarken Jonathan gazeteyi tekrar onun elinden alarak kurbağayla beraber bir
daha okur... ÜNLÜ
İŞ ADAMI DAVID ROSENTHALL KAYIP Venüs’ün
önde gelen iş adamlarından biri olan David Rosenthall dün gece kendi evinde
uğradığı söylenen bir boyut saldırısında kayıplara karıştı. Rosenthall malikanesinde hiçbir görgü tanığı
bırakmadan böylesine bir boyut açılışından sorumlu olabilecekler aranıyor. Ünlü modacı ve kayıp iş
adamının eşi Gwen Rosenthall’ın güneş evreni saatiyle bu sabah 9:00’da evrensel
basın organlarına ilettiği açıklama
şöyle: Kocam başarılı bir işadamı ve dostları
olduğu kadar düşmanları da çok. Kısa süre önce kendimin ve ailemin güvenliği
için ekstra koruma önlemleri almıştım, ancak ne olursa olsun böyle bir
saldırıyı engelleyemediğim için şu anda çok üzgünüm. Bu olaydan sorumlu olan kişi ya da kişileri
bulabilmek için geniş çaplı bir soruşturma sürüyor ve benim siz değerli basın
mensupların isteğim bu zor süreç içinde ailemin ve benim özel yaşantımıza saygı
göstermeniz. Gelişmeler yaşandıkça, olumlu ya da olmsuz,
hepsinden zamanında haberdar olacaksınız. Teşekkürler, Gwen Rosenthall “Dikkatli olun—“ “Rosenthall’lara çok yanaşmayın—“ “Baba!” “Jonathan çantan açık...” Jonathan öfleyerek çantasını
kapatır ve o buz gibi havada bilmem kaç saat sürecek yolculuk için onları
havaalanına götürecek arabaya binerken biraz sonra Nicole’de yanına girerek tam
dibine oturur. “Daha okula bile varmadık, ne bu
kıllık?” “Kıl değilim ben, rahatsızım.” Nicole peki diyerek oturduğu
yerden kalkar ve geniş arabada karşıdaki koltuğa geçip otururken Jonathan
gözlerini devirir. “Daha okula bile varmadık, ne bu
kıskançlık?” Nicole ağzını yamultarak bidi
bidi yapar, sonra pencereden dışarıyı izlemeye devam ederken diğer çocuklar
da eksiksiz olarak içeri girdiklerinde en son Jaden oturur, kapıyı kapatır ve
ellerini birbirine vurarak sırıtır. “Bakalım bu dönem neler olacak.” Herkes farklı bir surat yapar, ama
sesli yorum yapmaktan çekinirken Jaden gözlerini devirerek oturduğu yere
yayılır, araba hareket ederek Merkez’den uzaklaşır... Mariah Carey – Butterfly Blindly I imagined I could keep you under glass Now I understand to hold you I must open up my hands And watch you rise... I can't prevent this hurt from almost overtaking me But I will stand and say goodbye For you'll never be mine... “Hazır mısın?” Jonathan gözlerini devirerek
çantasını sırtına daha çok yapıştırır ve Michiou binasının kapısını ittirerek
içeri girerken Alexa’ya dönüp elini uzatır. “Ver, seninkini de taşıyayım—“ “Gerek yok Jonat—“ “Ölmem Alexa, merak etme. Birazdan
görürsün.” Alexa itiraz etmeden çantasını
Jonathan’a verir ve merdivenlere doğru onu takip ederken delikanlı birer ikişer
çıkıyor, önüne gelenlere selam verip gülücük dağıtıyorken Alexa arada sırada
etraftakilere el sallıyor, ama daha çok Jonathan’ı izliyordur. İkisi beraber 32 numaralı odanın
kapısına gelmişken Jonathan kenara çekilerek kapıyı Alexa’ya bırakır. “Aç bakalım.” “Belki gelmemiştir...” Jonathan bir şey söylemeden kenarda
bekliyorken Alexa kapıyı açar ve önden girip içeri bakarken Cora’yı yatağında
uyuyor bulduğunda iç çekerek arkasını döner ve fısıldar: “Uyuyor, sessiz...” Jonathan başını sallar ve içeri
girip Alexa’nın çantasını bir kenara bırakır, sonra hiçbir yere bakmadan çıkıp
gidecekken Alexa’nın başka bir arkadaşıyla konuştuğu için kapıyı daha da
kapattığını görünce durur, dönerek hep aynı yerde olan yatağında uyuyan sarışın
kıza, kelebeğe bakar... Sarışın kız yorganına sarılmış,
upuzun sarı saçları yastığından taşıyorken dışarda olan biteni duymuyor, sakin
nefeslerle uyuyordur. Jonathan bir iki adım atıp yatağa biraz daha yaklaşır ve
hafifçe eğilerek güzel kızın yüzünü daha rahat görürken bir an kalbi
havalanarak gülümser, hemen sonra nerede olduğu aklına gelince gülümsemesi
silinirken Alexa geri dönmüştür, sesi duyulur: “Jonathan?” Delikanlı kendini toparlayarakgeri
çekilir ve çantasını omzundan bırakıp elinde sürükleyerek hızlı adımlarla
kapıya ilerler. “İyiyim ben, gidiyorum. Yemekte
görüşürüz.” Alexa başını sallar ama Jonathan onu
bile görmeden odadan çıkıp kapıyı kapatırken Alexa iç çekerek perdeleri kapalı
odadan yatağına oturur... Jonathan odasına girip çantasını bir
köşeye fırlatırken Duncan masasında oturuyor, onun çıkardığı gürültüyü duyunca
arkasını döner. “Selam Jonathan—Jonathan?” Jonathan kapalı kapıya sırtını
yaslamış, ellerini de yüzüne kapatmış ses çıkarmadan duruyorken Duncan kalkarak
arkadaşının yanına gider. “Ne oldu?” Jonathan derin bir nefes alarak
ellerini çeker ve dikleşerek omzunu silker. “Hiçbir şey? N’aber?” Duncan kaşlarını çatarken
Jonathan havadan sudan konuşuyor, Duncan’ın
masasına gidip ne yaptığına bakıyordur, tekrar önüne döndüğünde Duncan’ı
bıraktığı yerde bulunca gözlerini devirir: “Yok bir şey.” “Normalde odaya girdiğin gibi
çantayı atıp acı çeker gibi kapıya dayanıp suratını ellerinle ezmesin—“ “Artık yapıyorum, yeni moda, sen de
dene bak—“ Jonathan oraya gidip Duncan’ın
ellerini alacakken sarışın delikanlı onu geçerek masasına döner. “Garip şeyler yaparsan Nicole ona
haber vermemi söylemişti—“ Jonathan kaşlarını çatarken
Duncan’ın yanında gidip tepesinde dikilerek sorar: “Ne ara oldu bu olay?” “Dün gece konuştuk, telefonda.” “Ve sen bunu bana gelip söylüyorsun.
Nicole’ün söyleme dediğine eminim.” Duncan başını kaldırıp keskin mavi gözleriyle
Jonathan’a bir bakış atar ve hiçbir şey söylemezken Jonathan gülümser. “Sağol, Duncan...” Duncan tekrar işine dönerken başını
sallar. “Bir şey değil. Garipleşme lütfen.” Jonathan deneyeceğini söyler ve
üzerindeki kazağı çıkarıp banyoya girerken kapıyı kapattığında Duncan gayet
sakin bir şekilde telefonu alıp odadan çıkar... Owen telefonu kapatıyorken arkada
bekleyen Sam’e döner. “Garipleşmiş doğal olarak.” Sam sıkıntıyla yüzünü buruştururken
Owen telefonu yerine koyuyordur. İkisi tekrar yataklarına oturduklarında Sam
sorar: “Nicole ne olacak? İkisi arasında
bir şey yok muydu?” “Bilmiyorum. Jonathan gerçekten
imkanı olsa altı kıza birden aşık olur. Ciddi ciddi, aşık olur. Kafayı
yiyordur şimdi. Nicole mü, Cora mı, ki bir tanesinin hiçbir şeyden haberi bile
yok.” Owen iç çekerek yatağına uzanırken
Sam de ellerini yatağa koyarak arkaya yaslanır ve bir soru daha sorar: “Sen ve Eliza ne olacaksınız?” “Bir şey olmayız muhtemelen.” “Oradaki Eliza’yla sonunda bir
şeyler başardığından da haberi var mı?” Owen başını kaldırarak karşısındaki
doğruluk makinasına bir bakış atarken Sam gülümser. “Kimse bir şey sormadığı sürece ben
söylemem ve Eliza da kolay kolay bana bir şey sormaz.” “İyi, sormasın.” Owen tekrar doğrularak biraz daha
ciddiyetle Sam’e bakar. “O Eliza’yla bu Eliza farklı.
Oradaki Eliza daha açıktı. Bu Eliza’yla daha açık açık konuşamadığım
şeyler var benim—“ “Hangisini seviyorsun?” Owen dişlerini sıkarak parmağını
tehlikeli bir şekilde Sam’e kaldırır. Sam sırıtırken Owen içinden çıkmaya
çalışan doğru cevabını bırakır: “Bu Eliza’yı seviyorum, ama gidip 'biz
aslında seninle çoktan sevgiliyiz Eliza, biliyor musun?’ diyemem, korkar,
uzaklaşır.” “En azından korkmazsa ne olacağını
biliyorsun.” Owen eh diyerek gülümser ve
başını sallarken Sam de keyifli, ellerini başını altına koyup yatağa uzanır. “Her durumda en şanslı benim
sanırım. Liv hala benim...” Owen başını sallayarak gülümserken
bunun bir soru olmadığına şükrederek kalkar ve konu tekrar Liv’e ve onun
meselelerine dönmeden banyoya gider... “Oscar!” Liv odaya girdiği gibi ayaklarına
dolanan minnacık beyaz kediyi kaldırarak severken Rose da elinde ne varsa
bırakmış, arkadaşına ilerler, Liv kediyi bırakıp Rose’a sarılırken Oscar çoktan
kurbağanın cam kutusuna tırmık atmaya başlamış, kendince ona merhaba demeye ya
da Jaden’ın hala ısrarla savunduğu üzere onu yemeye çalışıyordur. “Sabahki haberleri duydun mu?” Rose ne olmuş diyorken Liv,
Cora ve Lonna’yla ilgili olan şeyleri anlatır. Rose heyecan ve hayretle
dinlemiş, bir süre iki zaman arasında olanları sindirirdikten sonra asıl soruyu
sorar: “Jonathan nasıl?” Liv de büyüklerin gündemini bırakıp
kendi olaylarına dönerken bilmediğini söyleyerek telefona sarılır ve
Michiou’dan birilerinin telefonu çevirirken karşıdan Alexa açtığında Liv derhal
soruyu yapıştırır: “Cora gelmiş mi? Concon gördü mü? Ne
dedi?” Alexa telefonuyla birlikte odadan
çıkıp kapıyı kapatırken kalabalıkta olsa koridorda rahat rahat konuşur: “Gelmiş ve evet, gördü. Hemen
garipleşti, arkasına bile bakmadan çıktı gitti. Bir ara yan odadaki kızlarla
konuşuyordum, geri dönünce bir baktım bizimki eğilmiş onun yüzünü izliyor.” Liv’den ah vahlar duyulurken
Alexa da başını sallar, o sırada koridorun ucundan gelen Jaden ve Jesse’yi
görünce bir anda yay gibi gerilerek telefona mırıldanır: “Jesse geliyor.” Liv’in ah vahları heyecanlı hadi
hadilere dönerken Alexa bir şeyler homurdanarak telefonu onların suratına
kapatır. Jaden hala o tarafa geliyorken Jesse yol üstünde başka bir arkadaşının
odasına girer ve gözden kaybolur. Alexa omuzları düşerek rahatlamayla hayal
kırıklığı arasında bir yerde dururken Jaden kuzeninin yanına gelmiş, sorar: “Viera’da gemilerin mi battı, ne iş?” “Yok bir şey, Jonathan garipleşti de
ona üzüldüm.” Jaden ha o mesele diyerek
ayrıntıları sorarken Alexa telefonu bırakıp geleceğini söyleyerek onu koridorda
bırakır ve odaya girerken gamsız kurbağa Jaden da o arada Michiou kızlarıyla
tekrar tanışır... Nicole odaya girdiği gibi
Veronica’nın elindeki telefonu alır ve kulağına götürerek karşıdakiyle kısa ve
öz konuşur: “Yemekte görüşürüz Dickie.” Ve kapatarak yerine koyarken Veronica
gülüyor, kalkarak kendisi kadar sarışın belasına sarılır. “Sevgilimle aramı bozacaksın, az
kaldı.” “Benim bozmamla bozulacaksa gitsin
zaten!” Veronica gülerek arkadaşının kolunu
çimdirirken Nicole hiç acımadığını söyleyerek kendini yatağına atar. “Ben yokken birileri beni aradı mı?
Koridorda peşime takıldılar geç kaldım.” “Kimse aramadı—kim arayacaktı ki?” “Duncan’a Jonathan garipleşirse
beni ara demiştim, neyse, garipleşmedi herhalde.” Veronica bir şey söylemezken Nicole
yataktan kalkarak odasında şöyle bir dolaşır, etrafı inceler, sonra tekrar
gelip yatağa otururken Veronica yüzünde hafif bir gülümseme, bir şeyi
bekliyordur. Nicole de arkadaşına gülümser ve ayaklarını sallayarak oturmaya
devam ederken Veronica kollarını kavuşturur, Nicole saçını düzeltir, Veronica
öksürür, Nicole yanağını kaşır, Veronica güler, Nicole şaşkınlıkla ona
bakarken, Veronica ellerini açarak artık konuşur: “Söyle hadi!” “Neyi?” “Anlarım ben, söyle!” “Neyi?” “Hadi Nicoleee—“ “Bir şey olmadı Veronica, cidden. O
kadardı, tek öpücüktü. Başka bir şey olmadı.” Veronica’nın heyecanı solmuş, elleri
inerken Nicole masumca gülümser. “Bir şey yok demiştim...” “Anna?” Anna içeri giriyorken benim
der ve eşyalarını bırakırken Lonna kafasından indirdiği yorganı tekrar üzerine
çeker. “İyi. Sessiz ol.” Anna onaylayıcı bir şey bile
söylemeden direkt sessiz olurken eşyalarının durumuna bakar, acilen çıkması
gereken bir şey yokken genç kız bütün zamanlarda aksi olan oda arkadaşını
bırakarak odadan çıkar. ![]() |


