![]()
Michael Buble – Down With Love “Elbisen çok güzelmiş diyor Keera.” Faye gülerek teşekkür ederken Eliza
da keyifli, arkadaşının koluna girer ve ikisi beraber büyük yemek salonuna
girerken şık kıyafetleriyle ikinci dönemin ilk akşam yemeği için toplanan
meleklerin arasına girerler. İki kızın arkasından Owen, Sam ve
Duncan takip ediyorken onların derin sohbetlerini kimse bölmüyor, hele de iki
üç adım arkadan yalnız gelen Jonathan kimseye bulaşmak istemiyordur, delikanlı
acıktığını bahane ederek en öne geçip içeri girerken gerideki Nicole yanındaki
Veronica’nın kolunu sıkarak ondan ayrılır ve Duncan’a ilerlerken Veronica
yüzünü buruşturur. “Duncan... Duncan? Duncan!?” Duncan irkilerek arkasını dönerken
Nicole koyu yeşil eteğini elinde toplamış, ayakları her daim canlı olan çimlere
bata çıka gelerek delikanlıyı kolundan çekip yanına alır ve Owen’a döner. “Sen git, biz geliyoruz.” Owen hiç itiraz etmeden Eliza ve
Faye’e yetişirken Nicole yanındaki kölesine döner. “Ben sana garipleşirse bana haber
ver demedim mi?” Duncan kaşlarını çatarak gözlerini
kısar ve hiçbir şey bilmiyormuş ayağına yatarken Nicole gözlerini devirir ve
elindeki kolu ittirerek bırakır. “Erkek değil misiniz, hepiniz
aynısınız.” Duncan kaşlarını kaldırarak bir süre
zehirli yeşili içinde sarı saçları savrularak uzaklaşan Nicole’ü izler, sonra
önüne dönerek yürürken zehirli sarmaşık Nicole tekrar kızların arasına girer. “Garipleşmiş işte! Ben biliyordum!” Liv ne zaman diye soruyorken Rose
fark etmediğini, Alexa merak etmemesini, Anna doğal olduğunu söylüyor, Veronica
da bir iki gün sonra her şeyin nasıl daha güzel olacağını açıklıyorken Nicole
ellerini sallayarak onları vızırdayan sineklermiş gibi kovar ve adımları biraz
hızlandırıp öne geçerken o içeri girince arkada kalan Veronica diğer kızlara
dönerek çenesinin altına işaret ve orta parmağından oluşan bir tabanca dayar,
baş parmağıyla da tetiği çekip oracıkta intihar ederken diğerleri şşşt pşşştleyerk
itişerek içeri girerler... “Neden yarısı boş bu masanın?” Nicole bir hışımla döner ve yemek
salonunu incelerken neredeyse herkes başka bir köşeye dağılmıştır. Jaden ve
Jesse Michiou’lu tipitip bir grup kızın masasındayken iki süper çift
olarak Liv-Sam ve Veronica-Dickie hiç vakit kaybetmeden kendilerine özel
masalar almışlardır. Faye ve Eliza masaya gelmekten çok süper arkadaşlar olarak açık büfenin etrafında dolaşıyorlar,
Owen ve Duncan da şuursuzca hala onları takip etmeye devam ediyorken Nicole
tekrar masaya döner. Alexa tatildeki anılarını Rose ve Anna’yla paylaşıyorken
Nicole’ün sinir bozukluğunun merkezinde olan Concon Lysander yarın yokmuş gibi
yemek yiyordur. Nicole kaşlarını çatarak onun o kadar yemeği bu kadar kısa
zamanda nereden bulduğunu merak ederken biraz sonra aniden belinden
tutulduğunda feryat ederek onu tutan elleri tutup bir tur çevirerek onu korkutan
zavallıyı bağırtır. Bir an sonra acıyla bağıran sesi tanımış, başını yana
çevirir. “Piz?” Nicole elleri bırakıp arkasını
dönerken Piz acıdan gözleri dolmuş, dudaklarını birbirine bastırarak başını
sallar. Nicole çok özür dileyerek ona sarılırken Piz ellerini yumruk yapmış,
iki incecik iple birbirine bağlı gibi duran bileklerini arkadaşının sırtına
koyar. “Önemli değil, zaten doğru düzgün
kullanamıyordum.” Nicole çok çok özür dileyerek geri
çekilirken az önce işkence çektirdiği bilekleri eline alır, Piz o sırada
arkadakilerle selamlaşıyorken tüm gücüyle tıkınan Jonathan’ı görünce garip bir
şekilde gülümser, sonra tekrar Nicole’e dönerek fısıldar: “Jonathan neden son yemeğiymiş gibi
yiyor?” “Son yemeği olabilir çünkü...” Piz manalı bir şekilde ‘hmmm’larken
Nicole onun bileklerini aldığı gibi bırakır. “İyisin sen, turp gibi turp!” Piz sırtının göçertilmesiyle hafifçe
öksürür ve Nicole’ün onu aşağı çekmesiyle yerine otururken Nicole tam
karşısındaki Jonathan’a bakarak bir şey söyleyecek olur, ama Concon’un dikkati
sarışın kızın kafasından teğet geçerek arkaya giden bir noktadayken Nicole
lafını içinde tutarak başını çevirir. Cora ve Lonna kardeşler simsiyah
elbiseleri ve neredeyse beyaz olacak sarı saçlarıyla içeri girmiş, başka
binalardan, başka, bambaşka arkadaşlarının yanına gidip oturuyordur... Nicole tekrar önüne döndüğünde
Jonathan da ona bakar ve kocaman bir parça eti ağzına atıp dişleriyle sertçe
ezerken Nicole de önündeki menüyü alarak yırtar gibi açar ve kahrolası ilk
akşam yemeklerine bakar. The Pussycat Dolls - Sway Yemekler bitmiş, tatlılar gelmiş,
meleklerin de keyifleri yerlerine gelmişken o melekler keyiflene dursun
kanatları kırılmış olan Nicole hala sinirden topuklarını yere vuruyor, güya
şarkıya ritm tutuyordur. “Nicole, dans?” Nicole bir hışımla başını Owen’a
çevirirken yakışıklı prens elini uzatmış, bir yandan da başını sallayarak elini
işaret ediyordur. “Dans, hadi...” Zehirli sarışın elini Owen’a verip
kalkarken Jonathan onlara bakar, ilk prens ikinciye göz kırparak her şeyin
yolunda olduğunu gösterirken ikinci prensin zaten bir sürü derdi vardır, başını
sallar. Owen, Nicole’ü döndürerek kollarına
alır ve dans etmeye başlarken Nicole ezbere tak tuk adımlar atıyor, dansın
canını çıkarıyordur. “Dans etmek istemiyorum ben.” “Ben istiyorum, sen de çok güzelsin
bu akşam—“ “Yağını Eliza’ya sakla Owen, kafanı
kırabilirim şu an.” Owen gülümseyerek uzanır ve
arkadaşının yanağını öperek onu kendinden iter ve bu akşam gerçekten kendine
normalden daha çok özenmiş olan güzeller güzeli sarışını çevirerek tekrar
kendine çekerken sorar: “Ben ne yaptım?” “Bir şey yapmadın, yapmamaya devam
et o yüzden.” “Nicole kızmanı gerektirecek bir şey
yok, zaten beklemiyor muyduk? Hem Jonathan seni üzecek bir şey yapmaz, onun da
kafası karışık...” Nicole başını sallar ve bu sefer
kendi kendini iterek döner ve ellerini açarak Owen’ı yanına çağırırken
yakışıklı prens yürüyerek onu tekrar kendine alır. İkisi adım atmaya devam
ediyorken Nicole iç çekerek adımlarını yumuşatır ve döşemeyi kırma teşebbüsünü
bırakıp kendini gerçekten Owen’a bırakırken mırıldanır: “Evde problem, okulda daha büyük
problem, hep problem—hiç rahat olamayacak mıyım ben?” Owen onunla yavaş yavaş
sallanıyorken Nicole başını biraz daha geri çekerek yeşil boncuklarıyla
arkadaşına bakar. “Her sinirlendiğimde böyle gelip
kurtaracak mısın?” “Hayati tehlikem olmadığı sürece,
evet.” “Sağol Owen. Bu hizmetinin bir ödülü
olarak Eliza konusunda seni zorlamayacağım, söz.” Owen gülümser ve başını sallarken
Nicole de tekrar ona sarılır. “En azından bu hafta...” Owen gülerken Nicole de gülümser ve
dans etmeye devam eder... “Alexa?” Alexa kızlarla lafını yarıda kesip
yüzünde asılı kalmış gülümsemesiyle arkasını döner ve dibine kadar eğilmiş
Jaden’la yüz yüze gelirken kuzeni mırıldanır: “Yardıma ihtiyaç var, bir tanecik
dans istesem, en güzelinden?” “Bileziğimi çıkartmam Jaden—“ “Çıkarma zaten, sen güzel dur
yeter—“ “Başka kız mı yok, gidip Faye’e
sorsana?” Jaden dişlerini sıkarak gözlerini
biraz daha açar ve sıktığı dişlerinin
arasından bir şeyler homurdanırken Alexa öfleyerek kalkar. “Kuzeninle dans edince diğer
kızların ne işine yarıyor bir anlasam. Sanki benim sahibimsin de...” Jaden çok konuşmamasını söyleyerek
kuzenini elinden tutarak piste götürüyorken Alexa yanlarından geçtiği masalardan
dönen bakışlara aldırmadan üzerindeki kırık beyaz elbiseyle yürüyordur. “Erkeklere hava atmak için
yapıyorsun, değil mi?” Jaden çok bilmiş bir sırıtışla cevap
verirken Alexa gözlerini devirir ve kendi etrafında döner, etekleri havalanıp
kokusu sihiri olan sapsarı saçları havalanarak tekrar Jaden’ın elini tutarken
ikisi dans etmeye başladıklarında tipitip kızların masasındaki Jesse’nin
bakışları o tarafa dönüyordur. Alexa kalçasını hafifçe sallayarak
güler ve etekleri uçuşarak adımlar atarken Jaden onu döndürüp de farkında
olmadan Jesse’yle göz göze getirince Alexa tüm dengesini kaybetmiş, ayağı
takılarak kuzenine tutunur. Jaden onu tutuyorken Alexa çok özür
dileyerek bakışları tamamen Jaden’a odaklar. “Yerler kaygan—“ “İyi misin sen? Okula gelmeden önce
de böyledin—“ “İyiyim, iyiyim—bak şu masadakiler
dedikodunu yapıyor, döndür beni...” Jaden hadi bakalım diyerek
Alexa’yı döndürür, o anda genç kızın yana açtığı bileğindeki bilezik uçarak
pistteki başka bir çocuğun kafasına çarparken Alexa feryat ederek elini ağzına
kapatır. Jaden gülüyorken genç kızı tekrar kendine çeker, sarı saçlar
havalanınca pistteki erkek nüfusunun tüyleri diken diken olmuş, Alexa
bilekliğini istediğini söylüyorken Jaden sanki hiç görmemiş, gayet rahat bir
şekilde dans etmeye deva ediyordur. Alexa onun kolunu çekiştiriyorken ilerden
gelen profesör Dalton’u görünce kuzenini iterek o tarafa döner. Profesör
elindeki bileziği kaldırarak genç kıza uzatırken Alexa utangaçca gülümseyerek
alır. “Güzelliğiniz başımızı döndürdü Miss
Morgan, bize acıyın lütfen...” “Özür dilerim profesör, yeterince
sıkılaştırmamışım.” Dalton hiç önemli olmadığını söyler
ve Jaden’a dönerken delikanlı da elini hafifçe kaldırıp en kafa öğretmenlerini
selamlar. Dalton delikanlının omzunu sıkarak tekrar yerine dönerken Alexa
Jaden’ı kolundan çektiği gibi pistten indirir. “Rezil oldum Jaden!” “Sadece bileziğin düştü kızım, ne
var?!” Alexa bir şeyler daha mızırdanarak
yürüyorken tipitip kızların masasının yanından geçiyordur, dönerek Jesse’ye
bakarken delikanlının esmer teninde parlayan yeşil gözlerinde başka bir
zamandan tanıdık gelen bakışı görünce yine yay gibi gerilerek adımlarını
hızlandırır ve masasına gidip yine kızların arasındaki güvenli yerine oturur,
bir daha da kalkmamaya kendi kendine söz verir... Nicole tekrar gelip yerine
oturduğunda Jonathan bir bardak su içiyordur, göz ucuyla genç kıza bakar,
Nicole de ona bir bakış bahşedip tekrar önündeki tabağa döner. Jonathan boş
bardağı masaya koyuyorken dönerek Owen’a bakar, ilk prens yanındaki Eliza’yla
konuşuyorken ikinci prens onları rahatsız etmeden tekrar bu akşamki manzarasına
döner ve uzaktaki bir masada kurbağaların hiç muhattap olmadığı insanlarla
konuşan Cora’yı izler. Sarışın kız doğal olarak keyifsiz,
ama muhtemelen burada olmanın evde olmaktan daha iyi olduğunu düşünüyorken ara
sıra ona sorulan sorulara cevap veriyordur. Birazdan yüzünde bir gülümseme
oluşurken Jonathan da farkında olmadan gülümser, o anda karşısından bir set
çatal bıçağın tabağa düşmesi sesi gelirken delikanlı gülümsemesini yok ederek
Nicole’e bakar. “Ben doydum ve yorgunum, iyi
geceler.” Yeşiller içindeki sarışın kalkar ve
eteklerini toplayarak çıkışa doğru giderken Jonathan ne yapacağını bilemiyor,
yine Owen’a bakar, ilk prens hafifçe başını iki yana sallayarak eliyle
oturmasını işaret eder, sonra kendi sohbetine dönerken Jonathan iç çekerek
sürahiye uzanır ve kendine bir bardak daha su doldurarak gecenin bitmesini
bekler... Stacie Orrico – Stuck I can't take it, what am I waiting for? My heart's still breaking, I miss you even more And I can't fake it the way I could before I hate you but I love you, I can't stop thinking of you It's true, I'm stuck on you... 2. Gün Nicole günün son dersi olan Eski
Tarih için sınıfa girmiş, oturacak yer arıyorken her zaman oturduğu yer olan
Jonathan’ın yanı bomboş, onu bekliyordur. Genç kız, sırasında oturmuş, süt
dökmüş yavru kedi bakışı atan Jonathan’a aldırmadan onu geçip ilerler ve Sam’i
kolundan çekiştirerek Liv’in yanından kaldırır. “Bundan sonra buraya oturacağım ben,
sen Jonathan’ın yanına geç Sam.” Sam şaşkınlıkla Nicole’e bakıyorken
sarışın kız tüm sempatikliğiyle gülümser. “Lütfen?” Sam bunun üzerine hiçbir şey
söylemeden eşyalarını ve çantasını alarak Liv’e el sallar ve yeni yerine
giderken Nicole de kitaplarını yeni sırasının üzerine atarak yerine çöker... 4. Gün “Kalemlerinizi havada tutmaya devam
edin, çok güzel...” Sihir profesörü Miss Leti sıralar
arasında yürüyorken Nicole elindeki asasını kalemine doğrultmuş, ince tahtayı
havada tutmaya çalışıyorken iki sıra önündeki Jonathan da kalemi kaldırmaya
çalışıyor, ama gözü kalemden çok sol çaprazındaki Cora’ya kayıp duruyorken
Nicole bir şeyler homurdanarak asasını o tarafa çevirir ve Jonathan’ın
kaldırmaya çalıştığı kalemi havaya fırlattırıp delikanlının alnına çarpaken
onun sesini duyan Miss Leti o tarafa
döner, Nicole derhal kendi kalemini tekrar havalandırıp dersine büyük bir
ciddiyetle devam ederken Jonathan yanına gelen profesöre ne olduğunu
anlamadığını söylüyordur... 7. Gün “Okları hedefe atacaksınız, birbirinizin
gözüne değil.” Nicole okunu yayına yerleştiriyorken
bu dersin diğer zamandaki voleyboldan daha zevkli olduğuna karar vermiş, en
azından her hafta cansız da olsa bir şeylere ok saplayacaktır. Genç kız yayını
kaldırarak nişan alırken iki yanındaki Cora’nın oku tam hedefe girmiştir. Ders
eğitmenleri genç kızı tebrik ederken Nicole burnundan soluyarak oraya bakar,
sonra hemen yanındaki Jonathan’a bir bakış atıp yayını Cora’nın hedefine
çevirir. “Nicole hayır—“ Jonathan daha cümlesini bitiremeden
Nicole oku atar, ama hedef aldığı üzere oku Cora’nınkini yarıp çok karizmatik
bir şekilde onun yerine hedefe saplanmaz, gayet kontrolsüz bir şekilde uzaklara
uçup giderken eğitmen Nicole’ün yanına gelmiş, genç kızı kendi hedefine doğru
çevirir. “Önünüze Miss Blaisdale, önünüze
atacaksınız.” Nicole sıktığı dişlerinin arasından
bir şeyler homurdanarak yeni bir ok alırken Jonathan alnını ovarak başını iki
yana sallar ve bir süre dinlenmek için bir kenara çekilir... 10. Gün “Vişne suyu alacağım.” Liv elindeki patates püresi
kaşığıyla Nicole’ün arkasından bakar ve onun tam olarak nereye gittiğini
görünce içinde ne olduğuna aldırmadan elindeki kaşığı Alexa’ya sallar. Alexa
işaret almış, Sam’in gömleğindeki püreyi temizleyen Liv’i bırakıp Nicole’ün
tarafına döner ve Cora’nın hemen yanında vişne suyu almayı bekleyen Nicole’ün
yanına koşar. “Nicole, sadece suyunu al, gidelim—“ “Sen niye geldin?” Alexa bir şey söylemeden onu
çekiştiriyorken Nicole gitmemekte direniyordur, ikisi birbirlerini çekip
iterken Nicole kolunu hızla çeker ve o anda yanındaki Cora’nın vişne suyunu
tutan eline çarparak kıpkırmızı suyu etrafa saçarken iki sarışının da bembeyaz
gömleklerini lekelemiş, Cora dehşetle dirseğinden aşağı kıpkırmızı olmuş koluna
bakıyorken Nicole suratına gelmiş vişne suyunu elinin tersiyle silerek Cora’ya
bakar. “Hay aksi.” Cora elindeki boş bardakla Nicole’e
bakıyorken Jonathan gerilerden bir yerlerden gelmiş, atılarak Nicole’ü tutarak
kendi yanına çeker. Alexa arkada kalmış, oda arkadaşına temizlenmesinde yardım
ediyorken Jonathan hala Nicole’ü bir yere sürüklüyordur. “Bırak kolumu!” “Bırakmıyorum! Çocukluk ediyorsun
Nicole!” “Çocuğum ben zaten!” “İşine gelince!” Jonathan sonunda bahçeye
çıktıklarında Nicole’ü bırakırken sarışın kız birkaç adım daha gerileyerek
öfkeyle konuşur: “Benim ne yaptığıma karışamazsın,
sen benim kar—“ “Kardeşin değilim, değil mi? Biliyorum!” Nicole eline geldiği gibi
Jonathan’ın suratına tokadı patlatınca delikanlı şok, yüzünün sağ yanını
tutarak önündeki sarışına bakar ve bir an sonra hiç yapmadığı bir şekilde
kızmış, bağırır: “BEN SANA NE YAPTIM!?” “HİÇBİR ŞEY YAPMADIN! GİT! GÖRMEK
İSTEMİYORUM SENİ!” “İYİ! ARKAMDAN YALVARMA!” “İYİ! DEFOL!” Jonathan bir kez daha öfkeyle
hırıldayarak Nicole’ün üzerine bir adım atar, sonra arkasını dönüp giderken
onların bağrışmalarını duyan Miss Natalie hiç tasvip etmeyen bir ifadeyle
Nicole’ün yanına koşturuyordur, genç kız iç çekerek gözlerini devirir ve hem
davranış, hem de sınıf öğretmenlerinin çok nazik, ama hiç zamanı olmayan
uyarısını bekler... Minnie Ripperton – Loving You 1 hafta sonra, Pembe Hafta... “Bu hafta boyunca herkes istediği
kişiye madalyonlarla aşk mesajları yolluyormuş! Sen de cevap veriyormuşsun
istersen, madalyonlar hemen götürüyorlarmış, ne kadar şeker!” Nicole işaret parmağını ağzının
içine sokarak öğürme taklidi yapıp sinir bozucu aşk kuşu kızların yanından
geçer ve odasına girerken Veronica’yı o gerizekalı madalyonlardan birini okuyor
bulduğunda kapıyı çarparak kapatır. “Ne yapıyorsun!?” Veronica irkilerek pembe rüyasından
uyanır ve kanatlı madalyonu da, notu da çekmecesine tıkıp kapatırken Nicole
kitaplarını yatağın üzerine atar. “Kim yollamış? Tanıyor muyuz? Yoksa
sen de mi sevgilini aldatıyorsun!? Neden bir tane yetmiyor size—“ “Dickie yollamış Nicole! Sakin!” “İyi! Şu salak hafta ne zaman
bitecek?!” Genç kız sinirle saçlarını savura
savura banyoya girip kapıyı yine çarparken Veronica yüzünü buruşturarak bir an
bekler, hemen sonra açılan suyun sesini duyduğunda koşarak çekmeceden
madalyonunu çıkarır ve sevgilisinin aşk notuna büyük bir mutlulukla cevap
yazar... Faye bahçede yürüyorken sürekli
başının etrafında uçuşan pembe kanatlı madalyonlara bakar, gülümseyerek bir
tanesini çekip açar ve yine tanımadığı birinden geldiğini görünce dosyasına
iliştirdiği kalemi çıkarır, kibarca teşekkür ettiğini yazıp başka umut verici
bir şey söylemeden tekrar kapatır ve notu kanatlı madalyona iliştirip uçmasını
izlerken gönderdiği her bir madalyonun yerine iki tane geliyordur. Güzel kız
gülerek binasına yürümeye devam ederken yarı yolda Eliza da koşturarak onun
yanında gelmiş, başına siper ettiği dosyadan tepesinde uçuşan madalyonları
gösterir. “Bunlar hep böyle beni mi takip
edecek!?” “Cevaplamadığın sürece, evet—geç...” Eliza açılan kapıdan girip arkasını
döner ve hala onu takip eden madalyonlara döner. “İstemiyorum, gidin! Hayır, sana da
hayır, ona da hayır! hadi! Gidin!” Madalyonlar hala oldukları yerde
uçuşmaya devam ediyorken Eliza homurdanarak arkasını döner, sadık pembe
kanatlar da onu takip ederken Faye uzanarak arkadaşının madalyonlarından birini
alır— “Yapma!” Faye korkarak geri çekilirken Eliza öfleyerek
sarışın kızın elindeki notu işaret eder. “Şimdi birini açtım diye beş tane
daha gelecek. İstemiyorum ben! Ne yapacağım hem o kadar notla!? Niye benden
hoşlanıyorlar ki? Hayaletlerle konuşan garip kızım ben!” Eliza koşturarak merdivenleri
çıkıyorken madalyonları da arkasından fırlar, adımlar durunca üst kattan
Eliza’nın bağırışı duyulurken genç kız tekrar koşturmaya başlar. Faye gülerek
basamakları çıkıyorken elindeki notu açıyordur, kanatları serbest bırakıp notu
okurken gülümsemesi bir an solar... Eliza, yarın akşam
yemekten sonra benimle bahçenin kuzeyindeki banklarda buluşur musun? Owen. Faye ne diyeceğini bilemeden notu
katlar ve o anda yürümeyi bıraktığını fark ederken tekrar merdivenleri çıkmaya
başladığında notunu bekleyen madalyon da onu takip eder... “Dayanamayacağım ben artık!” Jonathan hop oturup hop kalkıyorken,
yine hop kalkar ve kapıya gidecekken Sam atılarak onu kolundan yakalar ve
tekrar yatağa oturtur. “Saçmalama Jonathan!” “Ne demek saçmalama! Kafayı
yiyeceğim! Ciddiyim, delirme belirtileri başladı, salaklaşıyorum da—AŞKIM
BEYNİMDE UR OLACAK! AYRICA NICOLE DE BENİMLE KONUŞMUYOR! ÖLSEYDİM KEŞKE
TANRIM!” Jonathan ellerini tanrısına açarak
bir kurtuluş yolu diliyorken Sam gözlerini devirerek gidip başka bir yere
oturur. Odadaki erkek nüfusunun bir başka üyesi olan Jaden çok değerli
görüşlerini bahşetmek için elindeki dergiyi bırakıp giderek Jonathan’ın yanına
oturur. “Bak şimdi—“ “Sen konuşma! Senin de derdini
biliyoruz—“ “Ben derdimi hallettim.” Jonathan ne yaptın!? der ve cevabını talep ederken
Jaden sırıtarak anlatmaya başlar... Blake Lewis – Gots To Get Her Every little thing that she does is magic All I really know is I've got to have it Lonna kampüsün bir ucundaki
kafeteryadan beri tepesinde adeta bir ordu olmuş madalyonlarla yürüyorken çıtı
pıtı kızlar şaşkınlıkla ona bakıyor, evrenin en saldırgan venüs kızının nasıl
bu kadar madalyona sahip olduğunu kafalarında formülize etmeye çalışıyorlardır. Evrenin en saldırgan venüs kızı
isterlerse tepesindeki her kanatlı zımbırtıyı o çıtırlara vermeye hazırken
onlara aldırmamaya çalışarak Gordon binasından içeri girer, madalyon ordusu da
onunla beraber geliyorken birkaç tanesi kapı dışında kalmış, nereye
gideceklerini bilemeden bir sağa bir sola uçuyorlardır. Lonna hiçbir şeye aldırmadan
yürüyorken odasına gelmiş, kapıyı açar, içeri girer ve çevik madalyonlardan bir
kaçı da onunla beraber girerken içerdeki Anna onun geldiğini görünce kendi madalyonlarını
bırakıp arkadaşının başının üstünde dolaşan ve o kadar yol aşmasına rağmen hala
yoğunluğundan pek bir kaybetmemiş orduya bakar. “Lonna, başının üzerinde dolaşan
şeylerden haberin var, değil mi?” Lonna başını sallarken gayet rahat,
üzerindeki formayı çıkarmaya başlar. “Herkes ‘bileziğimi çıkarmak’ için
not atmıştır, önemli değil.” “Ama... Yani, bu kadar çok ‘bilezik
çıkarmak’ isteyen yoktur herhalde. Aralarında gerçek olanları da vardır.” Lonna umrunda olmadığını söylüyorken
eteğini de çıkarır ve banyoya giderken kapı kapanıp madalyonlar dışarda
kaldığında Anna kaşlarını kaldırarak birbirine çarparak uçuşan pembe kanatlara
şaşkınlıkla bakar... Lonna banyodan çıktığında pembe
ordusu onu bekliyor, yine bir heyecanla uçuşmaya başlarlarken Lonna gözlerini
devirerek uzanıp bir tanesini alır ve açar. “Bir gececik olsun seninle
olabilmek için—blabla ve de bla.” Saldırgan kız masasına gider, bir
kalem alır ve notun altına kendi notunu yazar. Rüyandakilerle yetin. Notu katlar, tekrar madalyona verip
kapıyı açarken notunu alan madalyon hızla uzaklaşır, onun yerine içeri on tane
daha girerken Lonna tekrar kapıyı kapatarak gardrobunun başına geçer. “Neden beni izliyorsun Anna?” Anna daldığı görüntüden uyanıp
silkelenirken Lonna elindeki iç çamaşırlarıyla birlikte oda arkadaşına döner. “Yoksa sen de mi bana not yolladın?” Anna’nın gözleri büyürken Lonna
omzunu silker. “Sadece sordum.” “Yollamadım! Kız—kızlar da mı not
yolluyor sana?” Lonna gayet doğal, başını sallarken
sorar: “Sana yollamıyorlar mı?” Anna açık bir şekilde masasındaki üç
beş tane madalyonu gösterirken hepsinin erkek olduğunu umduğunu söyler, Lonna
da kolunu kaldırıp bileğindeki bileziği gösterir. “Bunun cinsiyeti yok.” Venüs kızı banyoya girer ve kapıyı
kapatıp giyinirken Anna içerden seslenir: “Sen açmayacaksan ben açacağım,
bütün gece bunlarla uyuyamayız!” “İyi, ne istiyorsan yap.” Anna gözlerini devirerek kanat
ordusuna döner ve ellerini açarak aralalarına girer. “Gelin bakalım küçük kanatlar, ne
derdiniz var görelim...” Erkekler takımı kurbağalar ve
arkadaşları Jaden’ı dinleyerek odadan çıkıyorlarken zorla kapı önüne konulmuş
daha kıvrak pembe kanatları onları bekliyordur. Jaden kendi başında uçuşan
heyecanlı yaratıklardan birini alır ve notu açıp öylesine okurken anlatmaya
devam eder: “Gerçi kendisi mi açar, yoksa başka
kızlara mı dağıtır bilmiyorum, ama önlemimi aldım..” “Nasıl bir önlemmiş o?” Jaden yanında sürekli soru soran
Jonathan’a elini uzatıp kalemini ister, Concon kalemi uzatır, Jaden notuna
cevabı yazar ve kanatlara tekrar iliştirip yollarken kalemle beraber cevabı da
Jonathan’a verir: “Notların uzunluğu konusunda bir
sınır yok, değil mi? Bütün ihtimallere göre içine birkaç kelime yazmış
olabilirim...” Jesse arkadan gülerken diğerleri pek
bir şey çakmamış, pembe kanatlarıyla beraber yürümeye devam ederler... Lonna, bence artık kanatlara eziyet etmeyi bırakıp bir tanesini işe
yarar hale getirebilirsin. Bugün, yarın, sonraki gün ya da onun devamında gelen
herhangi bir günde benimle bir kahve içer misin? Bak yemek demiyorum, uzun
yürüyüş de demiyorum, kahve. Bir tane. Az şekerli ama bol kremalı seviyorsun,
biliyorum. Nasıl bildiğimi sorma. Sen bu nota cevap vermeden ben de ona
vermeyeceğim. Gerçi, umarım merak edersin. İlginç bir hikayedir... Anna, (evet Lonna, hazırlıklıyım.) eğer sen okuyorsan ne yap ne et bu
notu oda arkadaşının eline ver. O kadar senedir arkadaşız, ne istersen yaparım.
Zor bir şey isteme. Her neyse, sen notu Lonna’ya ver, gerisini bana bırak.
(evet Lonna, kendime güveniyorum.) Ah bir de son bir not, bilezik falan çıkarmak istemiyorum. Ailemin
yarısı zaten Venüs bayanlarından oluşuyor, o özelliğe karşı özel bir ilgim yok.
(evet Lonna, farklıyım.) Bu kısmı zaten Lonna’ya yazmıştım. Anna, notu ver
artık. Sağol. Ve evet, ben Jaden. Jaden Morgan. Anna gözlerini yerinden
çıkarırcasına devirirken Lonna sonunda banyoda işini bitirmiş, giyinik bir
şekilde çıkarak ıslak saçlarına eliyle şekil veriyordur. “Neler gördün?” “Bak çok ilginç bir tane gördüm
mesela, alsana...” Lonna iki parmağının arasında alıp
elini çevirerek nota bakar ve uzun olduğunu görünce kaşları kalkarken Anna
gülümseyerek onun okumayı bitirmesini bekler.. “Anna da yarın gelip seni kıskanmaya
başlarsa o zaman görürüm.” “Anna öyle bir şey yapmaz..” Jonathan hiç emin olmamasını söylerken
Sam arkadan lafa girer: “Sen Nicole’ü öptün, sonra da
gelip Cora’ya tekrar aşık oldun.” Jonathan bir hışımla arkasını dönüp
Sam’in olay sırasını düzeltir: “Ben Cora’ya aşık oldum, sonra gelip
Nicole’ü öptüm, arada fark var. O tahmin ediyordu—“ “Ne yani şimdi Nicole’ü bıraktık mı?
Tatilde gayet aşık gibiydin.” Jonathan şokla Owen’a bakarken ilk
prens ellerini iki yana açarak gayet açık, konuşur: “En azından biz neyi göreceğimizi
bilelim. Nicole mü Cora mı? Seç birini.” İkinci prens cevap veremiyorken Owen
çok sevdiği kuzenini kolunun altına alarak konuşur: “Birileri mutlaka üzülecek, karar
ver.” “Senin Eliza için Faye’i üzdüğün
gibi mi?” “O nereden çıktı şimdi?” Owen hazırlıksız yakalanmış, bir şey
söyleyemiyorken Jonathan onun kolunun altından çıkarak konuşur: “Faye’in diğer zamandaki olaylardan
etkilenmediğini söyleyemezsin. Oradaki yüce Faye-Owen kavramı şimdi bir anda
puf olup uçtu, ama bir düşün bakalım, geriye kalan aslında ne oldu?” Owen bir şey söylemiyorken diğerleri
ilgiyle kafası karışık kurbağanın mantıklı şeyler söylemesini dinliyorlardır. “Sen orada Eliza’yla beraberdin,
Faye zor da olsa aradan çekilmişti, ama neden çekildi bir düşün bakalım?” Jonathan gözlerini kısarak
bakıyorken Duncan kendi kendine cevaplar: “Buraya gelince nasılsa Eliza
olmayacaktı, tıpkı Cora’nın olmadığı gibi.” Jonathan ellerini birbirine vurup
sonra hah!layarak Duncan’ı gösterir: “Bingo! Senin de benim durumumdan
pek bir farkın yok kuzen. O yüzden bana seç diyene kadar önce otur sen düşün.” “Faye, Nicole’ün yaptığı gibi
Eliza’ya saldırmıyor—“ “Ama birileri mutlaka üzülecek,
değil mi?” Jonathan parmağını Owen’ın suratına
doğru şıklatarak döner ve yoluna devam ederken Owen arkada kalmış, bunu biraz
düşünür... Pachelbell – Canon in D Major (Piano & Flute Version) Faye odaya girince Owen’ın notunu
tekrar kanadına takmış ve asıl gitmesi gereken yere gitmesini söylemiştir.
Şimdi küçük pembe kanat Eliza’ya göre diğerleriyle aynı, ama Faye için
hepsinden farklı görünüyorken sarışın güzel kendi kanatlarıyla ilgilenmeye
çalışıyordur. Hepsinde çok kibar ve sevgi dolu
notlar vardır. Faye kimseyi reddetmek istemiyor, ama yine de hepsiyle birden de
buluşmaya yanaşmıyorken arada sırada diğer sınıflardan ya da odalardan tanıdığı
biri olduğunda tekliflerini arkadaşça kabul ettiğini söylüyordur. Yarın
akşamüzeri birkaç tane kahve randevusu varken şimdiye kadar hiçbir özel akşam
yemeğini ya da gece buluşmaısını kabul etmemiştir. Güzel Calis bir notu daha uzanıp
açar ve Eliza’nın diğer masa başındaki ofpofları arasında gülümseyerek
okurken notun ikinci satırına geçtiğinde gülümsemesi şaşkınlıkla değişmiş,
yeşil gözleri parlayarak şimdiye kadar gördüğü en sevimli notu okur... Sevgili Faye, Benden bir not beklemediğini biliyorum, hatta sana gelecek olan o kadar
kanatlının arasından benimkini bulur musun onu bile bilmiyorum, ama yine de,
ben, ben Piz ve diyordum ki, belki yarın sabah ben de senin yürüyüşüne
katılsam, beraber yürüsek, ne dersin? Umarım kabul edersin, etmesen de önemli değil, belki de görmezsin bile. Sevgiler, Piz. Faye daha da gülümser ve notu
indirip Eliza’ya bakarken genç kızın donup kaldığını gördüğünde masasından
kalkarak oraya gider. “Ne oldu?” Eliza bir şey söylemeden notu
gösterirken Faye az önce okuduğu notu tekrar görmüş, garip davranmamaya
çalışarak gülümser. “Ne cevap vereceksin?” “Hayır!?” “Kabalık olmaz mı Eliza?” Eliza bilmediğini söyleyerek notu
masaya koyar ve başka yere bakarken biraz sonra sevgili hayaletinin yorumuyla
gözlerini devirir. “Hayır Keera—hem sen kalem falan
tutamazsın, ne yazacaksın?” Keera yine bir şeyler söylüyorken
Faye merakla bekliyordur. “Ne diyor?” “Bir kere kabul etsem ölür müymüşüm,
neden bu kadar gıcıkmışım, Owen beni yiyecek miymiş.” Faye gülerek tekrar masasına
dönerken Eliza da kendi sandalyesinden kalkıp onun peşine gider. “Faye?” Sarışın kız kalemleri arasından bir
tanesini seçmeye çalışıyorken usulca ‘hmm?’lar, Eliza onun kibarlığını
izliyorken sorar: “Evet desem ne olur?” Faye dönerek arkadaşına bakarken
geçen dönem iki yönlü yaşanan olaylardan haberi olan Eliza’nın ne sorduğunu
gayet iyi biliyor, gülümser. “Konuşursunuz, Owen’ın ne
düşündüğünü öğrenirsin, sonra biraz daha konuşursunuz. Başka ne olmasını
istersin?” “Hiçbir şey! Ne olacak? Öyle demek
istemedim ben, yani—her neyse. Tamam diyeyim gitsin, deği mi? Diyorum.” Eliza yine masasına dönüp tamam
derken Faye de elindeki kalemle kendi notuna döner ve hafifçe dudağını
kemirerek Piz’in içten notunu tekrar okur ve yine gülümsediğinde uzanarak
cevabını yazar... Tabii ki katılabilirsin, ama sıkı giyin, sabahları çok daha serin
oluyor. Görüşürüz, Faye. Erkekler bahçeden kafeteryaya
yürüyene kadar donmuşlar, şimdi sıcak çikolatalarını yudumluyorlarken Piz kendi
bardağının içindeki minnacık, beyaz ve yumuşak şekerlemelerle oynuyorken biraz
sonra yanında Jesse onu dürterek başının üzerini gösterince bakışlarını
üzerinde uçuşan tek bir pembe kanatlı madalyona kaldırır. “Ooo Piz, kim bu özel bayan, tek bir
not?” Jonathan arkadaşına kaş göz
yapıyorken Piz’in kalbi taklalar atıyordur, ama delikanlı belli etmeden
bilmediğini mırıldanır ve uzanarak kanatları nazikçe alıp kağıdı onlardan
kurtararak açar, pembe kanatlar görevlerini tamamlamış, uçarak uzaklaşırken
masadakiler daha da edepsizleşir. “Bak sen, bir de cevap!” “Kanatların titreyişinden belli nasıl
güzel bir kız olduğu!” “Çirkin olunca ne oluyor?” “Kopuyormuş kanatlar!” “Atma Jaden...” Diğerleri gereksiz gürültü yaparak
vakit geçiriyorken Piz yolladığı tek karta gelen tek cevabı okuyor, mavi
gözleri parlayarak gülümser. “Faye.” Masadaki herkes bir anda susarken
Owen başını kaldırarak mutlulukla adeta parlayan delikanlıya bakar. “Faye?” Piz notu cebine koyuyorken Owen’la
göz göze gelince bir an rahatsız olur ve boğazına bir şey takılmış gibi
öksürerek arada konuşur: “Sabah yürüyüşünde—öyle çok bir şey
değil—“ Delikanlı öksürmeye devam ediyorken
Jaden, Owen’a bir bakış atıp başıyla Jonathan’ı işaret eder, o arada da Piz’e
fincanını verirken sırtını gümbürdetir: “Tebrikler! Al iç! Yarın sabah
Faye’e gidip sevgilin öksürürken can verdi demeyelim...” Piz’in gözleri faltaşı gibi
açılırken Jaden’ın yanındaki Sam delikanlıyı masa altından tekmeler, Jaden
acıyla irkilirken Jonathan keyifli ve hiç olmadığı kadar gıcık, sıcak
çikolatasından lezzetli bir yudum alır... Amber – Taste The Tears YALANCI! Nicole bir hışımla elindeki kağıdı
katlar ve bekleyen kanatlardan birini çekip notu verir, ama kanat kağıda
dokunduğu anda uzaklaşırken Nicole zaten sinirli, daha da sinirlenip zıplayarak
pembe şarlatanı yakalamaya çalışır. “Gelsene buraya! Senin işin bu değil
mi!?” Kanatlar yüksek uçarak etrafta
dönüyorken Nicole onu bırakıp başka kanatlara uzanmaya çalışır, ama hepsi
nefret dolu genç kızdan kaçışırken biraz sonra toplanarak duvardaki Pembe
Hafta Kuralı tabelasının etrafında dururlar. Pembe Hafta süresince kanatların sadece sevgi notu taşımasına
izin vardır. Nefret ve yergiyle doldurulmuş kağıtlar kanatlar tarafından kabul
edilmeyecektir. Nicole elindeki kağıdı sinirle
parçalara ayırır ve çöpe doğru saçarak sevgi notları bölümünden çıkıp
kendini buz gibi bahçeye atar, kanatları da onu takip ederken genç kız başını
kaldırarak en çok kanat çırpan bir tanesini alır: Ben daha birinci sınıfım, sen beşinci sınıfsın, ama çok güzelsin— Nicole şokla elindeki yanlış
gönderilmiş nota bakarken zaten böyle bir şey olsa olsa onun başına gelebilirdir.
Genç kız notu tekrar kanata gömer ve bağırarak bu notun ona ait
olmadığını söylerken kanat titreyerek uzaklaşır, Nicole de önüne dönerek
yürümeye devam eder. Pembe Hafta rezildir, gereksizdir,
aptaldır. ![]() |


