Michael Buble – Down With Love

 

 

“Elbisen çok güzelmiş diyor Keera.”

 

Faye gülerek teşekkür ederken Eliza da keyifli, arkadaşının koluna girer ve ikisi beraber büyük yemek salonuna girerken şık kıyafetleriyle ikinci dönemin ilk akşam yemeği için toplanan meleklerin arasına girerler.

 

İki kızın arkasından Owen, Sam ve Duncan takip ediyorken onların derin sohbetlerini kimse bölmüyor, hele de iki üç adım arkadan yalnız gelen Jonathan kimseye bulaşmak istemiyordur, delikanlı acıktığını bahane ederek en öne geçip içeri girerken gerideki Nicole yanındaki Veronica’nın kolunu sıkarak ondan ayrılır ve Duncan’a ilerlerken Veronica yüzünü buruşturur.

 

“Duncan... Duncan? Duncan!?”

 

Duncan irkilerek arkasını dönerken Nicole koyu yeşil eteğini elinde toplamış, ayakları her daim canlı olan çimlere bata çıka gelerek delikanlıyı kolundan çekip yanına alır ve Owen’a döner.

 

“Sen git, biz geliyoruz.”

 

Owen hiç itiraz etmeden Eliza ve Faye’e yetişirken Nicole yanındaki kölesine döner.

 

“Ben sana garipleşirse bana haber ver demedim mi?”

 

Duncan kaşlarını çatarak gözlerini kısar ve hiçbir şey bilmiyormuş ayağına yatarken Nicole gözlerini devirir ve elindeki kolu ittirerek bırakır.

 

“Erkek değil misiniz, hepiniz aynısınız.”

 

Duncan kaşlarını kaldırarak bir süre zehirli yeşili içinde sarı saçları savrularak uzaklaşan Nicole’ü izler, sonra önüne dönerek yürürken zehirli sarmaşık Nicole tekrar kızların arasına girer.

 

“Garipleşmiş işte! Ben biliyordum!”

 

Liv ne zaman diye soruyorken Rose fark etmediğini, Alexa merak etmemesini, Anna doğal olduğunu söylüyor, Veronica da bir iki gün sonra her şeyin nasıl daha güzel olacağını açıklıyorken Nicole ellerini sallayarak onları vızırdayan sineklermiş gibi kovar ve adımları biraz hızlandırıp öne geçerken o içeri girince arkada kalan Veronica diğer kızlara dönerek çenesinin altına işaret ve orta parmağından oluşan bir tabanca dayar, baş parmağıyla da tetiği çekip oracıkta intihar ederken diğerleri şşşt pşşştleyerk itişerek içeri girerler...

 

 

“Neden yarısı boş bu masanın?”

 

Nicole bir hışımla döner ve yemek salonunu incelerken neredeyse herkes başka bir köşeye dağılmıştır. Jaden ve Jesse Michiou’lu tipitip bir grup kızın masasındayken iki süper çift olarak Liv-Sam ve Veronica-Dickie hiç vakit kaybetmeden kendilerine özel masalar almışlardır. Faye ve Eliza masaya gelmekten çok süper arkadaşlar  olarak açık büfenin etrafında dolaşıyorlar, Owen ve Duncan da şuursuzca hala onları takip etmeye devam ediyorken Nicole tekrar masaya döner. Alexa tatildeki anılarını Rose ve Anna’yla paylaşıyorken Nicole’ün sinir bozukluğunun merkezinde olan Concon Lysander yarın yokmuş gibi yemek yiyordur. Nicole kaşlarını çatarak onun o kadar yemeği bu kadar kısa zamanda nereden bulduğunu merak ederken biraz sonra aniden belinden tutulduğunda feryat ederek onu tutan elleri tutup bir tur çevirerek onu korkutan zavallıyı bağırtır. Bir an sonra acıyla bağıran sesi tanımış, başını yana çevirir.

 

“Piz?”

 

Nicole elleri bırakıp arkasını dönerken Piz acıdan gözleri dolmuş, dudaklarını birbirine bastırarak başını sallar. Nicole çok özür dileyerek ona sarılırken Piz ellerini yumruk yapmış, iki incecik iple birbirine bağlı gibi duran bileklerini arkadaşının sırtına koyar.

 

“Önemli değil, zaten doğru düzgün kullanamıyordum.”

 

Nicole çok çok özür dileyerek geri çekilirken az önce işkence çektirdiği bilekleri eline alır, Piz o sırada arkadakilerle selamlaşıyorken tüm gücüyle tıkınan Jonathan’ı görünce garip bir şekilde gülümser, sonra tekrar Nicole’e dönerek fısıldar:

 

“Jonathan neden son yemeğiymiş gibi yiyor?”

“Son yemeği olabilir çünkü...”

 

Piz manalı bir şekilde ‘hmmm’larken Nicole onun bileklerini aldığı gibi bırakır.

 

“İyisin sen, turp gibi turp!”

 

Piz sırtının göçertilmesiyle hafifçe öksürür ve Nicole’ün onu aşağı çekmesiyle yerine otururken Nicole tam karşısındaki Jonathan’a bakarak bir şey söyleyecek olur, ama Concon’un dikkati sarışın kızın kafasından teğet geçerek arkaya giden bir noktadayken Nicole lafını içinde tutarak başını çevirir.

 

Cora ve Lonna kardeşler simsiyah elbiseleri ve neredeyse beyaz olacak sarı saçlarıyla içeri girmiş, başka binalardan, başka, bambaşka arkadaşlarının yanına gidip oturuyordur...

 

Nicole tekrar önüne döndüğünde Jonathan da ona bakar ve kocaman bir parça eti ağzına atıp dişleriyle sertçe ezerken Nicole de önündeki menüyü alarak yırtar gibi açar ve kahrolası ilk akşam yemeklerine bakar.

 

 

The Pussycat Dolls - Sway

 

 

Yemekler bitmiş, tatlılar gelmiş, meleklerin de keyifleri yerlerine gelmişken o melekler keyiflene dursun kanatları kırılmış olan Nicole hala sinirden topuklarını yere vuruyor, güya şarkıya ritm tutuyordur.

 

“Nicole, dans?”

 

Nicole bir hışımla başını Owen’a çevirirken yakışıklı prens elini uzatmış, bir yandan da başını sallayarak elini işaret ediyordur.

 

“Dans, hadi...”

 

Zehirli sarışın elini Owen’a verip kalkarken Jonathan onlara bakar, ilk prens ikinciye göz kırparak her şeyin yolunda olduğunu gösterirken ikinci prensin zaten bir sürü derdi vardır, başını sallar.

 

Owen, Nicole’ü döndürerek kollarına alır ve dans etmeye başlarken Nicole ezbere tak tuk adımlar atıyor, dansın canını çıkarıyordur.

 

“Dans etmek istemiyorum ben.”

“Ben istiyorum, sen de çok güzelsin bu akşam—“

“Yağını Eliza’ya sakla Owen, kafanı kırabilirim şu an.”

 

Owen gülümseyerek uzanır ve arkadaşının yanağını öperek onu kendinden iter ve bu akşam gerçekten kendine normalden daha çok özenmiş olan güzeller güzeli sarışını çevirerek tekrar kendine çekerken sorar:

 

“Ben ne yaptım?”

“Bir şey yapmadın, yapmamaya devam et o yüzden.”

“Nicole kızmanı gerektirecek bir şey yok, zaten beklemiyor muyduk? Hem Jonathan seni üzecek bir şey yapmaz, onun da kafası karışık...”

 

Nicole başını sallar ve bu sefer kendi kendini iterek döner ve ellerini açarak Owen’ı yanına çağırırken yakışıklı prens yürüyerek onu tekrar kendine alır. İkisi adım atmaya devam ediyorken Nicole iç çekerek adımlarını yumuşatır ve döşemeyi kırma teşebbüsünü bırakıp kendini gerçekten Owen’a bırakırken mırıldanır:

 

“Evde problem, okulda daha büyük problem, hep problem—hiç rahat olamayacak mıyım ben?”

 

Owen onunla yavaş yavaş sallanıyorken Nicole başını biraz daha geri çekerek yeşil boncuklarıyla arkadaşına bakar.

 

“Her sinirlendiğimde böyle gelip kurtaracak mısın?”

“Hayati tehlikem olmadığı sürece, evet.”

“Sağol Owen. Bu hizmetinin bir ödülü olarak Eliza konusunda seni zorlamayacağım, söz.”

 

Owen gülümser ve başını sallarken Nicole de tekrar ona sarılır.

 

“En azından bu hafta...”

 

Owen gülerken Nicole de gülümser ve dans etmeye devam eder...

 

 

“Alexa?”

 

Alexa kızlarla lafını yarıda kesip yüzünde asılı kalmış gülümsemesiyle arkasını döner ve dibine kadar eğilmiş Jaden’la yüz yüze gelirken kuzeni mırıldanır:

 

“Yardıma ihtiyaç var, bir tanecik dans istesem, en güzelinden?”

“Bileziğimi çıkartmam Jaden—“

“Çıkarma zaten, sen güzel dur yeter—“

“Başka kız mı yok, gidip Faye’e sorsana?”

 

Jaden dişlerini sıkarak gözlerini biraz daha açar ve sıktığı  dişlerinin arasından bir şeyler homurdanırken Alexa öfleyerek kalkar.

 

“Kuzeninle dans edince diğer kızların ne işine yarıyor bir anlasam. Sanki benim sahibimsin de...”

 

Jaden çok konuşmamasını söyleyerek kuzenini elinden tutarak piste götürüyorken Alexa yanlarından geçtiği masalardan dönen bakışlara aldırmadan üzerindeki kırık beyaz elbiseyle yürüyordur.

 

“Erkeklere hava atmak için yapıyorsun, değil mi?”

 

Jaden çok bilmiş bir sırıtışla cevap verirken Alexa gözlerini devirir ve kendi etrafında döner, etekleri havalanıp kokusu sihiri olan sapsarı saçları havalanarak tekrar Jaden’ın elini tutarken ikisi dans etmeye başladıklarında tipitip kızların masasındaki Jesse’nin bakışları o tarafa dönüyordur.

 

Alexa kalçasını hafifçe sallayarak güler ve etekleri uçuşarak adımlar atarken Jaden onu döndürüp de farkında olmadan Jesse’yle göz göze getirince Alexa tüm dengesini kaybetmiş, ayağı takılarak kuzenine tutunur.

 

Jaden onu tutuyorken Alexa çok özür dileyerek bakışları tamamen Jaden’a odaklar.

 

“Yerler kaygan—“

“İyi misin sen? Okula gelmeden önce de böyledin—“

“İyiyim, iyiyim—bak şu masadakiler dedikodunu yapıyor, döndür beni...”

 

Jaden hadi bakalım diyerek Alexa’yı döndürür, o anda genç kızın yana açtığı bileğindeki bilezik uçarak pistteki başka bir çocuğun kafasına çarparken Alexa feryat ederek elini ağzına kapatır. Jaden gülüyorken genç kızı tekrar kendine çeker, sarı saçlar havalanınca pistteki erkek nüfusunun tüyleri diken diken olmuş, Alexa bilekliğini istediğini söylüyorken Jaden sanki hiç görmemiş, gayet rahat bir şekilde dans etmeye deva ediyordur. Alexa onun kolunu çekiştiriyorken ilerden gelen profesör Dalton’u görünce kuzenini iterek o tarafa döner. Profesör elindeki bileziği kaldırarak genç kıza uzatırken Alexa utangaçca gülümseyerek alır.

 

“Güzelliğiniz başımızı döndürdü Miss Morgan, bize acıyın lütfen...”

“Özür dilerim profesör, yeterince sıkılaştırmamışım.”

 

Dalton hiç önemli olmadığını söyler ve Jaden’a dönerken delikanlı da elini hafifçe kaldırıp en kafa öğretmenlerini selamlar. Dalton delikanlının omzunu sıkarak tekrar yerine dönerken Alexa Jaden’ı kolundan çektiği gibi pistten indirir.

 

“Rezil oldum Jaden!”

“Sadece bileziğin düştü kızım, ne var?!”

 

Alexa bir şeyler daha mızırdanarak yürüyorken tipitip kızların masasının yanından geçiyordur, dönerek Jesse’ye bakarken delikanlının esmer teninde parlayan yeşil gözlerinde başka bir zamandan tanıdık gelen bakışı görünce yine yay gibi gerilerek adımlarını hızlandırır ve masasına gidip yine kızların arasındaki güvenli yerine oturur, bir daha da kalkmamaya kendi kendine söz verir...

 

 

Nicole tekrar gelip yerine oturduğunda Jonathan bir bardak su içiyordur, göz ucuyla genç kıza bakar, Nicole de ona bir bakış bahşedip tekrar önündeki tabağa döner. Jonathan boş bardağı masaya koyuyorken dönerek Owen’a bakar, ilk prens yanındaki Eliza’yla konuşuyorken ikinci prens onları rahatsız etmeden tekrar bu akşamki manzarasına döner ve uzaktaki bir masada kurbağaların hiç muhattap olmadığı insanlarla konuşan Cora’yı izler.

 

Sarışın kız doğal olarak keyifsiz, ama muhtemelen burada olmanın evde olmaktan daha iyi olduğunu düşünüyorken ara sıra ona sorulan sorulara cevap veriyordur. Birazdan yüzünde bir gülümseme oluşurken Jonathan da farkında olmadan gülümser, o anda karşısından bir set çatal bıçağın tabağa düşmesi sesi gelirken delikanlı gülümsemesini yok ederek Nicole’e bakar.

 

“Ben doydum ve yorgunum, iyi geceler.”

 

Yeşiller içindeki sarışın kalkar ve eteklerini toplayarak çıkışa doğru giderken Jonathan ne yapacağını bilemiyor, yine Owen’a bakar, ilk prens hafifçe başını iki yana sallayarak eliyle oturmasını işaret eder, sonra kendi sohbetine dönerken Jonathan iç çekerek sürahiye uzanır ve kendine bir bardak daha su doldurarak gecenin bitmesini bekler...

 

 

Stacie Orrico – Stuck

 

I can't take it, what am I waiting for?

My heart's still breaking, I miss you even more

And I can't fake it the way I could before

I hate you but I love you,

I can't stop thinking of you

It's true, I'm stuck on you...

 

 

2. Gün

 

Nicole günün son dersi olan Eski Tarih için sınıfa girmiş, oturacak yer arıyorken her zaman oturduğu yer olan Jonathan’ın yanı bomboş, onu bekliyordur. Genç kız, sırasında oturmuş, süt dökmüş yavru kedi bakışı atan Jonathan’a aldırmadan onu geçip ilerler ve Sam’i kolundan çekiştirerek Liv’in yanından kaldırır.

 

“Bundan sonra buraya oturacağım ben, sen Jonathan’ın yanına geç Sam.”

 

Sam şaşkınlıkla Nicole’e bakıyorken sarışın kız tüm sempatikliğiyle gülümser.

 

Lütfen?”

 

Sam bunun üzerine hiçbir şey söylemeden eşyalarını ve çantasını alarak Liv’e el sallar ve yeni yerine giderken Nicole de kitaplarını yeni sırasının üzerine atarak yerine çöker...

 

4. Gün

 

“Kalemlerinizi havada tutmaya devam edin, çok güzel...”

 

Sihir profesörü Miss Leti sıralar arasında yürüyorken Nicole elindeki asasını kalemine doğrultmuş, ince tahtayı havada tutmaya çalışıyorken iki sıra önündeki Jonathan da kalemi kaldırmaya çalışıyor, ama gözü kalemden çok sol çaprazındaki Cora’ya kayıp duruyorken Nicole bir şeyler homurdanarak asasını o tarafa çevirir ve Jonathan’ın kaldırmaya çalıştığı kalemi havaya fırlattırıp delikanlının alnına çarpaken onun  sesini duyan Miss Leti o tarafa döner, Nicole derhal kendi kalemini tekrar havalandırıp dersine büyük bir ciddiyetle devam ederken Jonathan yanına gelen profesöre ne olduğunu anlamadığını söylüyordur...

 

7. Gün

 

“Okları hedefe atacaksınız, birbirinizin gözüne değil.”

 

Nicole okunu yayına yerleştiriyorken bu dersin diğer zamandaki voleyboldan daha zevkli olduğuna karar vermiş, en azından her hafta cansız da olsa bir şeylere ok saplayacaktır. Genç kız yayını kaldırarak nişan alırken iki yanındaki Cora’nın oku tam hedefe girmiştir. Ders eğitmenleri genç kızı tebrik ederken Nicole burnundan soluyarak oraya bakar, sonra hemen yanındaki Jonathan’a bir bakış atıp yayını Cora’nın hedefine çevirir.

 

“Nicole hayır—“

 

Jonathan daha cümlesini bitiremeden Nicole oku atar, ama hedef aldığı üzere oku Cora’nınkini yarıp çok karizmatik bir şekilde onun yerine hedefe saplanmaz, gayet kontrolsüz bir şekilde uzaklara uçup giderken eğitmen Nicole’ün yanına gelmiş, genç kızı kendi hedefine doğru çevirir.

 

“Önünüze Miss Blaisdale, önünüze atacaksınız.”

 

Nicole sıktığı dişlerinin arasından bir şeyler homurdanarak yeni bir ok alırken Jonathan alnını ovarak başını iki yana sallar ve bir süre dinlenmek için bir kenara çekilir...

 

10. Gün

 

“Vişne suyu alacağım.”

 

Liv elindeki patates püresi kaşığıyla Nicole’ün arkasından bakar ve onun tam olarak nereye gittiğini görünce içinde ne olduğuna aldırmadan elindeki kaşığı Alexa’ya sallar. Alexa işaret almış, Sam’in gömleğindeki püreyi temizleyen Liv’i bırakıp Nicole’ün tarafına döner ve Cora’nın hemen yanında vişne suyu almayı bekleyen Nicole’ün yanına koşar.

 

“Nicole, sadece suyunu al, gidelim—“

“Sen niye geldin?”

 

Alexa bir şey söylemeden onu çekiştiriyorken Nicole gitmemekte direniyordur, ikisi birbirlerini çekip iterken Nicole kolunu hızla çeker ve o anda yanındaki Cora’nın vişne suyunu tutan eline çarparak kıpkırmızı suyu etrafa saçarken iki sarışının da bembeyaz gömleklerini lekelemiş, Cora dehşetle dirseğinden aşağı kıpkırmızı olmuş koluna bakıyorken Nicole suratına gelmiş vişne suyunu elinin tersiyle silerek Cora’ya bakar.

 

“Hay aksi.

 

Cora elindeki boş bardakla Nicole’e bakıyorken Jonathan gerilerden bir yerlerden gelmiş, atılarak Nicole’ü tutarak kendi yanına çeker. Alexa arkada kalmış, oda arkadaşına temizlenmesinde yardım ediyorken Jonathan hala Nicole’ü bir yere sürüklüyordur.

 

“Bırak kolumu!”

“Bırakmıyorum! Çocukluk ediyorsun Nicole!”

“Çocuğum ben zaten!”

“İşine gelince!”

 

Jonathan sonunda bahçeye çıktıklarında Nicole’ü bırakırken sarışın kız birkaç adım daha gerileyerek öfkeyle konuşur:

 

“Benim ne yaptığıma karışamazsın, sen benim kar—“

“Kardeşin değilim, değil mi? Biliyorum!

 

Nicole eline geldiği gibi Jonathan’ın suratına tokadı patlatınca delikanlı şok, yüzünün sağ yanını tutarak önündeki sarışına bakar ve bir an sonra hiç yapmadığı bir şekilde kızmış, bağırır:

 

“BEN SANA NE YAPTIM!?”

“HİÇBİR ŞEY YAPMADIN! GİT! GÖRMEK İSTEMİYORUM SENİ!”

“İYİ! ARKAMDAN YALVARMA!”

“İYİ! DEFOL!”

 

Jonathan bir kez daha öfkeyle hırıldayarak Nicole’ün üzerine bir adım atar, sonra arkasını dönüp giderken onların bağrışmalarını duyan Miss Natalie hiç tasvip etmeyen bir ifadeyle Nicole’ün yanına koşturuyordur, genç kız iç çekerek gözlerini devirir ve hem davranış, hem de sınıf öğretmenlerinin çok nazik, ama hiç zamanı olmayan uyarısını bekler...

 

 

Minnie Ripperton – Loving You

 

 

1 hafta sonra,  Pembe Hafta...

 

“Bu hafta boyunca herkes istediği kişiye madalyonlarla aşk mesajları yolluyormuş! Sen de cevap veriyormuşsun istersen, madalyonlar hemen götürüyorlarmış, ne kadar şeker!”

 

Nicole işaret parmağını ağzının içine sokarak öğürme taklidi yapıp sinir bozucu aşk kuşu kızların yanından geçer ve odasına girerken Veronica’yı o gerizekalı madalyonlardan birini okuyor bulduğunda kapıyı çarparak kapatır.

 

“Ne yapıyorsun!?”

 

Veronica irkilerek pembe rüyasından uyanır ve kanatlı madalyonu da, notu da çekmecesine tıkıp kapatırken Nicole kitaplarını yatağın üzerine atar.

 

“Kim yollamış? Tanıyor muyuz? Yoksa sen de mi sevgilini aldatıyorsun!? Neden bir tane yetmiyor size—“

“Dickie yollamış Nicole! Sakin!”

“İyi! Şu salak hafta ne zaman bitecek?!”

 

Genç kız sinirle saçlarını savura savura banyoya girip kapıyı yine çarparken Veronica yüzünü buruşturarak bir an bekler, hemen sonra açılan suyun sesini duyduğunda koşarak çekmeceden madalyonunu çıkarır ve sevgilisinin aşk notuna büyük bir mutlulukla cevap yazar...

 

 

Faye bahçede yürüyorken sürekli başının etrafında uçuşan pembe kanatlı madalyonlara bakar, gülümseyerek bir tanesini çekip açar ve yine tanımadığı birinden geldiğini görünce dosyasına iliştirdiği kalemi çıkarır, kibarca teşekkür ettiğini yazıp başka umut verici bir şey söylemeden tekrar kapatır ve notu kanatlı madalyona iliştirip uçmasını izlerken gönderdiği her bir madalyonun yerine iki tane geliyordur. Güzel kız gülerek binasına yürümeye devam ederken yarı yolda Eliza da koşturarak onun yanında gelmiş, başına siper ettiği dosyadan tepesinde uçuşan madalyonları gösterir.

 

“Bunlar hep böyle beni mi takip edecek!?”

“Cevaplamadığın sürece, evet—geç...”

 

Eliza açılan kapıdan girip arkasını döner ve hala onu takip eden madalyonlara döner.

 

“İstemiyorum, gidin! Hayır, sana da hayır, ona da hayır! hadi! Gidin!”

 

Madalyonlar hala oldukları yerde uçuşmaya devam ediyorken Eliza homurdanarak arkasını döner, sadık pembe kanatlar da onu takip ederken Faye uzanarak arkadaşının madalyonlarından birini alır—

 

“Yapma!”

 

Faye korkarak geri çekilirken Eliza öfleyerek sarışın kızın elindeki notu işaret eder.

 

“Şimdi birini açtım diye beş tane daha gelecek. İstemiyorum ben! Ne yapacağım hem o kadar notla!? Niye benden hoşlanıyorlar ki? Hayaletlerle konuşan garip kızım ben!”

 

Eliza koşturarak merdivenleri çıkıyorken madalyonları da arkasından fırlar, adımlar durunca üst kattan Eliza’nın bağırışı duyulurken genç kız tekrar koşturmaya başlar. Faye gülerek basamakları çıkıyorken elindeki notu açıyordur, kanatları serbest bırakıp notu okurken gülümsemesi bir an solar...

 

Eliza, yarın akşam yemekten sonra benimle bahçenin kuzeyindeki banklarda buluşur musun?

 

Owen.

 

Faye ne diyeceğini bilemeden notu katlar ve o anda yürümeyi bıraktığını fark ederken tekrar merdivenleri çıkmaya başladığında notunu bekleyen madalyon da onu takip eder...

 

 

“Dayanamayacağım ben artık!”

 

Jonathan hop oturup hop kalkıyorken, yine hop kalkar ve kapıya gidecekken Sam atılarak onu kolundan yakalar ve tekrar yatağa oturtur.

 

“Saçmalama Jonathan!”

“Ne demek saçmalama! Kafayı yiyeceğim! Ciddiyim, delirme belirtileri başladı, salaklaşıyorum da—AŞKIM BEYNİMDE UR OLACAK! AYRICA NICOLE DE BENİMLE KONUŞMUYOR! ÖLSEYDİM KEŞKE TANRIM!”

 

Jonathan ellerini tanrısına açarak bir kurtuluş yolu diliyorken Sam gözlerini devirerek gidip başka bir yere oturur. Odadaki erkek nüfusunun bir başka üyesi olan Jaden çok değerli görüşlerini bahşetmek için elindeki dergiyi bırakıp giderek Jonathan’ın yanına oturur.

 

“Bak şimdi—“

“Sen konuşma! Senin de derdini biliyoruz—“

“Ben derdimi hallettim.”

 

Jonathan  ne yaptın!? der ve cevabını talep ederken Jaden sırıtarak anlatmaya başlar...

 

 

Blake Lewis – Gots To Get Her

 

Every little thing that she does is magic

All I really know is I've got to have it

 

 

Lonna kampüsün bir ucundaki kafeteryadan beri tepesinde adeta bir ordu olmuş madalyonlarla yürüyorken çıtı pıtı kızlar şaşkınlıkla ona bakıyor, evrenin en saldırgan venüs kızının nasıl bu kadar madalyona sahip olduğunu kafalarında formülize etmeye çalışıyorlardır.

 

Evrenin en saldırgan venüs kızı isterlerse tepesindeki her kanatlı zımbırtıyı o çıtırlara vermeye hazırken onlara aldırmamaya çalışarak Gordon binasından içeri girer, madalyon ordusu da onunla beraber geliyorken birkaç tanesi kapı dışında kalmış, nereye gideceklerini bilemeden bir sağa bir sola uçuyorlardır.

 

Lonna hiçbir şeye aldırmadan yürüyorken odasına gelmiş, kapıyı açar, içeri girer ve çevik madalyonlardan bir kaçı da onunla beraber girerken içerdeki Anna onun geldiğini görünce kendi madalyonlarını bırakıp arkadaşının başının üstünde dolaşan ve o kadar yol aşmasına rağmen hala yoğunluğundan pek bir kaybetmemiş orduya bakar.

 

“Lonna, başının üzerinde dolaşan şeylerden haberin var, değil mi?”

 

Lonna başını sallarken gayet rahat, üzerindeki formayı çıkarmaya başlar.

 

“Herkes ‘bileziğimi çıkarmak’ için not atmıştır, önemli değil.”

“Ama... Yani, bu kadar çok ‘bilezik çıkarmak’ isteyen yoktur herhalde. Aralarında gerçek olanları da vardır.”

 

Lonna umrunda olmadığını söylüyorken eteğini de çıkarır ve banyoya giderken kapı kapanıp madalyonlar dışarda kaldığında Anna kaşlarını kaldırarak birbirine çarparak uçuşan pembe kanatlara şaşkınlıkla bakar...

 

 

Lonna banyodan çıktığında pembe ordusu onu bekliyor, yine bir heyecanla uçuşmaya başlarlarken Lonna gözlerini devirerek uzanıp bir tanesini alır ve açar.

 

Bir gececik olsun seninle olabilmek için—blabla ve de bla.”

 

Saldırgan kız masasına gider, bir kalem alır ve notun altına kendi notunu yazar.

 

Rüyandakilerle yetin.

 

Notu katlar, tekrar madalyona verip kapıyı açarken notunu alan madalyon hızla uzaklaşır, onun yerine içeri on tane daha girerken Lonna tekrar kapıyı kapatarak gardrobunun başına geçer.

 

“Neden beni izliyorsun Anna?”

 

Anna daldığı görüntüden uyanıp silkelenirken Lonna elindeki iç çamaşırlarıyla birlikte oda arkadaşına döner.

 

“Yoksa sen de mi bana not yolladın?”

 

Anna’nın gözleri büyürken Lonna omzunu silker.

 

“Sadece sordum.”

“Yollamadım! Kız—kızlar da mı not yolluyor sana?”

 

Lonna gayet doğal, başını sallarken sorar:

 

“Sana yollamıyorlar mı?”

 

Anna açık bir şekilde masasındaki üç beş tane madalyonu gösterirken hepsinin erkek olduğunu umduğunu söyler, Lonna da kolunu kaldırıp bileğindeki bileziği gösterir.

 

“Bunun cinsiyeti yok.”

 

Venüs kızı banyoya girer ve kapıyı kapatıp giyinirken Anna içerden seslenir:

 

Sen açmayacaksan ben açacağım, bütün gece bunlarla uyuyamayız!

“İyi, ne istiyorsan yap.”

 

Anna gözlerini devirerek kanat ordusuna döner ve ellerini açarak aralalarına girer.

 

“Gelin bakalım küçük kanatlar, ne derdiniz var görelim...”

 

 

Erkekler takımı kurbağalar ve arkadaşları Jaden’ı dinleyerek odadan çıkıyorlarken zorla kapı önüne konulmuş daha kıvrak pembe kanatları onları bekliyordur. Jaden kendi başında uçuşan heyecanlı yaratıklardan birini alır ve notu açıp öylesine okurken anlatmaya devam eder:

 

“Gerçi kendisi mi açar, yoksa başka kızlara mı dağıtır bilmiyorum, ama önlemimi aldım..”

“Nasıl bir önlemmiş o?”

 

Jaden yanında sürekli soru soran Jonathan’a elini uzatıp kalemini ister, Concon kalemi uzatır, Jaden notuna cevabı yazar ve kanatlara tekrar iliştirip yollarken kalemle beraber cevabı da Jonathan’a verir:

 

“Notların uzunluğu konusunda bir sınır yok, değil mi? Bütün ihtimallere göre içine birkaç kelime yazmış olabilirim...”

 

Jesse arkadan gülerken diğerleri pek bir şey çakmamış, pembe kanatlarıyla beraber yürümeye devam ederler...

 

 

Lonna, bence artık kanatlara eziyet etmeyi bırakıp bir tanesini işe yarar hale getirebilirsin. Bugün, yarın, sonraki gün ya da onun devamında gelen herhangi bir günde benimle bir kahve içer misin? Bak yemek demiyorum, uzun yürüyüş de demiyorum, kahve. Bir tane. Az şekerli ama bol kremalı seviyorsun, biliyorum. Nasıl bildiğimi sorma. Sen bu nota cevap vermeden ben de ona vermeyeceğim. Gerçi, umarım merak edersin. İlginç bir hikayedir...

 

Anna, (evet Lonna, hazırlıklıyım.) eğer sen okuyorsan ne yap ne et bu notu oda arkadaşının eline ver. O kadar senedir arkadaşız, ne istersen yaparım. Zor bir şey isteme. Her neyse, sen notu Lonna’ya ver, gerisini bana bırak. (evet Lonna, kendime güveniyorum.)

 

Ah bir de son bir not, bilezik falan çıkarmak istemiyorum. Ailemin yarısı zaten Venüs bayanlarından oluşuyor, o özelliğe karşı özel bir ilgim yok. (evet Lonna, farklıyım.) Bu kısmı zaten Lonna’ya yazmıştım. Anna, notu ver artık. Sağol.

 

Ve evet, ben Jaden. Jaden Morgan.

 

Anna gözlerini yerinden çıkarırcasına devirirken Lonna sonunda banyoda işini bitirmiş, giyinik bir şekilde çıkarak ıslak saçlarına eliyle şekil veriyordur.

 

“Neler gördün?”

“Bak çok ilginç bir tane gördüm mesela, alsana...”

 

Lonna iki parmağının arasında alıp elini çevirerek nota bakar ve uzun olduğunu görünce kaşları kalkarken Anna gülümseyerek onun okumayı bitirmesini bekler..

 

 

“Anna da yarın gelip seni kıskanmaya başlarsa o zaman görürüm.”

“Anna öyle bir şey yapmaz..”

 

Jonathan hiç emin olmamasını söylerken Sam arkadan lafa girer:

 

“Sen Nicole’ü öptün, sonra da gelip Cora’ya tekrar aşık oldun.”

 

Jonathan bir hışımla arkasını dönüp Sam’in olay sırasını düzeltir:

 

“Ben Cora’ya aşık oldum, sonra gelip Nicole’ü öptüm, arada fark var. O tahmin ediyordu—“

“Ne yani şimdi Nicole’ü bıraktık mı? Tatilde gayet aşık gibiydin.”

 

Jonathan şokla Owen’a bakarken ilk prens ellerini iki yana açarak gayet açık, konuşur:

 

“En azından biz neyi göreceğimizi bilelim. Nicole mü Cora mı? Seç birini.”

 

İkinci prens cevap veremiyorken Owen çok sevdiği kuzenini kolunun altına alarak konuşur:

 

“Birileri mutlaka üzülecek, karar ver.”

“Senin Eliza için Faye’i üzdüğün gibi mi?”

“O nereden çıktı şimdi?”

 

Owen hazırlıksız yakalanmış, bir şey söyleyemiyorken Jonathan onun kolunun altından çıkarak konuşur:

 

“Faye’in diğer zamandaki olaylardan etkilenmediğini söyleyemezsin. Oradaki yüce Faye-Owen kavramı şimdi bir anda puf olup uçtu, ama bir düşün bakalım, geriye kalan aslında ne oldu?”

 

Owen bir şey söylemiyorken diğerleri ilgiyle kafası karışık kurbağanın mantıklı şeyler söylemesini dinliyorlardır.

 

“Sen orada Eliza’yla beraberdin, Faye zor da olsa aradan çekilmişti, ama neden çekildi bir düşün bakalım?”

 

Jonathan gözlerini kısarak bakıyorken Duncan kendi kendine cevaplar:

 

“Buraya gelince nasılsa Eliza olmayacaktı, tıpkı Cora’nın olmadığı gibi.”

 

Jonathan ellerini birbirine vurup sonra hah!layarak Duncan’ı gösterir:

 

“Bingo! Senin de benim durumumdan pek bir farkın yok kuzen. O yüzden bana seç diyene kadar önce otur sen düşün.”

“Faye, Nicole’ün yaptığı gibi Eliza’ya saldırmıyor—“

“Ama birileri mutlaka üzülecek, değil mi?”

 

Jonathan parmağını Owen’ın suratına doğru şıklatarak döner ve yoluna devam ederken Owen arkada kalmış, bunu biraz düşünür...

 

 

Pachelbell – Canon in D Major (Piano & Flute Version)

 

 

Faye odaya girince Owen’ın notunu tekrar kanadına takmış ve asıl gitmesi gereken yere gitmesini söylemiştir. Şimdi küçük pembe kanat Eliza’ya göre diğerleriyle aynı, ama Faye için hepsinden farklı görünüyorken sarışın güzel kendi kanatlarıyla ilgilenmeye çalışıyordur.

 

Hepsinde çok kibar ve sevgi dolu notlar vardır. Faye kimseyi reddetmek istemiyor, ama yine de hepsiyle birden de buluşmaya yanaşmıyorken arada sırada diğer sınıflardan ya da odalardan tanıdığı biri olduğunda tekliflerini arkadaşça kabul ettiğini söylüyordur. Yarın akşamüzeri birkaç tane kahve randevusu varken şimdiye kadar hiçbir özel akşam yemeğini ya da gece buluşmaısını kabul etmemiştir.

 

Güzel Calis bir notu daha uzanıp açar ve Eliza’nın diğer masa başındaki ofpofları arasında gülümseyerek okurken notun ikinci satırına geçtiğinde gülümsemesi şaşkınlıkla değişmiş, yeşil gözleri parlayarak şimdiye kadar gördüğü en sevimli notu okur...

 

Sevgili Faye,

 

Benden bir not beklemediğini biliyorum, hatta sana gelecek olan o kadar kanatlının arasından benimkini bulur musun onu bile bilmiyorum, ama yine de, ben, ben Piz ve diyordum ki, belki yarın sabah ben de senin yürüyüşüne katılsam, beraber yürüsek, ne dersin?

 

Umarım kabul edersin, etmesen de önemli değil, belki de görmezsin bile.

 

Sevgiler,

Piz.

 

Faye daha da gülümser ve notu indirip Eliza’ya bakarken genç kızın donup kaldığını gördüğünde masasından kalkarak oraya gider.

 

“Ne oldu?”

 

Eliza bir şey söylemeden notu gösterirken Faye az önce okuduğu notu tekrar görmüş, garip davranmamaya çalışarak gülümser.

 

“Ne cevap vereceksin?”

“Hayır!?”

“Kabalık olmaz mı Eliza?”

 

Eliza bilmediğini söyleyerek notu masaya koyar ve başka yere bakarken biraz sonra sevgili hayaletinin yorumuyla gözlerini devirir.

 

“Hayır Keera—hem sen kalem falan tutamazsın, ne yazacaksın?”

 

Keera yine bir şeyler söylüyorken Faye merakla bekliyordur.

 

“Ne diyor?”

“Bir kere kabul etsem ölür müymüşüm, neden bu kadar gıcıkmışım, Owen beni yiyecek miymiş.”

 

Faye gülerek tekrar masasına dönerken Eliza da kendi sandalyesinden kalkıp onun peşine gider.

 

“Faye?”

 

Sarışın kız kalemleri arasından bir tanesini seçmeye çalışıyorken usulca ‘hmm?’lar, Eliza onun kibarlığını izliyorken sorar:

 

“Evet desem ne olur?”

 

Faye dönerek arkadaşına bakarken geçen dönem iki yönlü yaşanan olaylardan haberi olan Eliza’nın ne sorduğunu gayet iyi biliyor, gülümser.

 

“Konuşursunuz, Owen’ın ne düşündüğünü öğrenirsin, sonra biraz daha konuşursunuz. Başka ne olmasını istersin?”

“Hiçbir şey! Ne olacak? Öyle demek istemedim ben, yani—her neyse. Tamam diyeyim gitsin, deği mi? Diyorum.”

 

Eliza yine masasına dönüp tamam derken Faye de elindeki kalemle kendi notuna döner ve hafifçe dudağını kemirerek Piz’in içten notunu tekrar okur ve yine gülümsediğinde uzanarak cevabını yazar...

 

Tabii ki katılabilirsin, ama sıkı giyin, sabahları çok daha serin oluyor.

Görüşürüz,

Faye.

 

 

Erkekler bahçeden kafeteryaya yürüyene kadar donmuşlar, şimdi sıcak çikolatalarını yudumluyorlarken Piz kendi bardağının içindeki minnacık, beyaz ve yumuşak şekerlemelerle oynuyorken biraz sonra yanında Jesse onu dürterek başının üzerini gösterince bakışlarını üzerinde uçuşan tek bir pembe kanatlı madalyona kaldırır.

 

“Ooo Piz, kim bu özel bayan, tek bir not?”

 

Jonathan arkadaşına kaş göz yapıyorken Piz’in kalbi taklalar atıyordur, ama delikanlı belli etmeden bilmediğini mırıldanır ve uzanarak kanatları nazikçe alıp kağıdı onlardan kurtararak açar, pembe kanatlar görevlerini tamamlamış, uçarak uzaklaşırken masadakiler daha da edepsizleşir.

 

“Bak sen, bir de cevap!”

“Kanatların titreyişinden belli nasıl güzel bir kız olduğu!”

“Çirkin olunca ne oluyor?”

“Kopuyormuş kanatlar!”

“Atma Jaden...”

 

Diğerleri gereksiz gürültü yaparak vakit geçiriyorken Piz yolladığı tek karta gelen tek cevabı okuyor, mavi gözleri parlayarak gülümser.

 

“Faye.”

 

Masadaki herkes bir anda susarken Owen başını kaldırarak mutlulukla adeta parlayan delikanlıya bakar.

 

“Faye?”

 

Piz notu cebine koyuyorken Owen’la göz göze gelince bir an rahatsız olur ve boğazına bir şey takılmış gibi öksürerek arada konuşur:

 

“Sabah yürüyüşünde—öyle çok bir şey değil—“

 

Delikanlı öksürmeye devam ediyorken Jaden, Owen’a bir bakış atıp başıyla Jonathan’ı işaret eder, o arada da Piz’e fincanını verirken sırtını gümbürdetir:

 

“Tebrikler! Al iç! Yarın sabah Faye’e gidip sevgilin öksürürken can verdi demeyelim...”

 

Piz’in gözleri faltaşı gibi açılırken Jaden’ın yanındaki Sam delikanlıyı masa altından tekmeler, Jaden acıyla irkilirken Jonathan keyifli ve hiç olmadığı kadar gıcık, sıcak çikolatasından lezzetli bir yudum alır...

 

 

Amber – Taste The Tears

 

 

YALANCI!

 

Nicole bir hışımla elindeki kağıdı katlar ve bekleyen kanatlardan birini çekip notu verir, ama kanat kağıda dokunduğu anda uzaklaşırken Nicole zaten sinirli, daha da sinirlenip zıplayarak pembe şarlatanı yakalamaya çalışır.

 

“Gelsene buraya! Senin işin bu değil mi!?”

 

Kanatlar yüksek uçarak etrafta dönüyorken Nicole onu bırakıp başka kanatlara uzanmaya çalışır, ama hepsi nefret dolu genç kızdan kaçışırken biraz sonra toplanarak duvardaki Pembe Hafta Kuralı tabelasının etrafında dururlar.

 

Pembe Hafta süresince kanatların sadece sevgi notu taşımasına izin vardır. Nefret ve yergiyle doldurulmuş kağıtlar kanatlar tarafından kabul edilmeyecektir.

 

Nicole elindeki kağıdı sinirle parçalara ayırır ve çöpe doğru saçarak sevgi notları bölümünden çıkıp kendini buz gibi bahçeye atar, kanatları da onu takip ederken genç kız başını kaldırarak en çok kanat çırpan bir tanesini alır:

 

Ben daha birinci sınıfım, sen beşinci sınıfsın, ama çok güzelsin—

 

Nicole şokla elindeki yanlış gönderilmiş nota bakarken zaten böyle bir şey olsa olsa onun başına gelebilirdir. Genç kız notu tekrar kanata gömer ve bağırarak bu notun ona ait olmadığını söylerken kanat titreyerek uzaklaşır, Nicole de önüne dönerek yürümeye devam eder.

 

Pembe Hafta rezildir, gereksizdir, aptaldır.