![]()
“Bu aptal şeyler nefret mektubu
kabul etmiyormuş!” Nicole odaya girip kendini yatağa
atarken Veronica kapının başında bir köşeye toplanmış korkak pembe kanatlara
bakar ve üzüntüyle Nicole’ün yanına oturur. “Nicole neden böyle yapıyorsun—“ “Neden böyle yapıyorum!?
Neden yapıyorum hemen anlatayım!” Nicole yatağı ittirerek ayağa fırlar
ve parmaklarıyla teker teker sayarak anlatmaya başlar: “Ben senelerdir her derdini
çekiyorum.” Baş parmak iner. “Ben sürekli etraftakilere kardeş
değiliz diye diye deli damgası yiyorum!” İşaret parmağı iner. “Ben ne hissetiğimi açık açık
belli ediyorum!” Orta parmak iner. “Yine ben önceki zamanda aman
bir şeyler bozulmasın diye bayan ‘ben venüs bakiresiyim erkekler ağzıma
düşsün’ Cora’nın nazını çekiyorum!” Yüzük parmağı iner. “Ben acı çekiyorum!
O müstakbel karısına ne notu yazsa acaba diye kızın
ağzına bakıyor! Hem de benim önümde!” “Nicole—“ “Ne!?” Veronica aylardır her halini bildiği
canavardan korkmuyor, sakinlikle konuşur: “Jonathan böyle hissettiğini biliyor
mu?” “Salak değilse biliyordur! Üç
haftadır boşuna kendimden geçmiyorum ben!” “Ama küssünüz—“ “Onun yüzünden!” “Sen tokat attın sanıyordum—“ “OLABİLİR!” Nicole gözleri dolarak yere
otururken Veronica iç çekerek onun yanına gider ve omuzlarından arkadaşına
sarılarak sessizce oturur. Nicole çenesi titreyerek önüne bakıyorken
Veronica’nın pembe kanatları da karşılarında, onları izliyordur. “Ama beni öpmüştü...” Veronica bildiğini mırıldanır ve
başka bir şey söylemezken Nicole başını eğerek arkadaşının başına yaslar ve
sakinleşir... Kızlar her Pazar olduğu gibi yine
Uzay Cafe’de toplanmışlar, çok sevdikleri garsonları Liz’e siparişler yağıdıryorlarken
bu hafta siyah saçlarına taktığı uzaylı antenlerinin ucunda pembe kalpler olan
güzel kız gülerek sürekli değişen siparişleri not almaya çalışıyordur. “Tamam, tamam bir dakika!” Kızlar gülerek susarken Liz siparişleri
sırasıyla sayıyordur. O sırada eksik nüfusun ilk ismi olan Veronica kapıdan
girer, atkısını ve paltosunu çıkararak masaya ilerlerken Liz ve kızlar yalnız
sarışına dönmüştür. Liv sorar: “Nicole nerede?” “Bugün gelmek istemedi, canı çok
sıkkın, biliyorsunuz işte...” Diğerlerini başlarını sallarlarken
Liv bu durumdan hiç memnun değil, somurtarak arkasına yaslanır. Liz birazdan
hepsine çok güzel şeyler getireceğini söyleyerek gülümser ve Liv’in omzunu
hafifçe sıkarak uzaklaşırken mavi gözlü somurtuk kız masaya yaklaşır. “Jonathan’ın neden böyle yaptığını
anlamıyorum ben, yani anlıyorum tabii, Cora meselesi çok hassas bir durum, ama Nicole?” Başlar yine sallanırken Veronica
önündeki bardak altlığıyla oynayarak cevap verir. “İki tarafı da anlayabiliyorum
aslında. Jonathan için de ne kadar zor olduğunu tahmin edebiliyorum. Beni alıp
Dickie’nin benim yüzüme bile bakmadığı bir zamana koysanız, ondan daha beter olurdum—“ “Ama yine de kalkıp en iyi
arkadaşına da umut verip onu öpmezdin, değil mi?” Veronica bilmediğini söylüyorken Liv
başını iki yana sallar. “Jonathan hata ediyor. Ona zorla git
Nicole’le beraber ol demem, ama hiçbir şey demeden sanki bir hastalık pençesindeymiş
de Nicole buna katlanmak zorundaymış gibi Cora’nın peşinden koşmasını
istemiyorum. Koşacaksa da Nicole’den özür dilesin, yapamadım Nicole
desin. Çok doğal bir şeymiş gibi davranıyor, haksız mıyım?” Kızlar sessiz, her söylenene kafa
sallıyorlarken Liv gözlerini devirir. “Hepinizin ayrı bir derdi var değil
mi? Kimse beni dinlemiyor.” Rose arkadaşına gülümserken başını
sallar. “Hepimizin senin gibi bir Sam’i yok
Liv. Notlar kafamızı karıştırıyor...” Liv gülerek tabii derken
kızlar da kaçamak gülüşlerle bir süre daha, en azından yemekler gelene kadar
kendi dertlerini düşünürler... “Jonathan aç, benim, Liv.” Kapı açılıp Duncan görünürken
Jonathan arkadan neden bu kadar sinir olduğunu soruyordur. Liv gülümseyerek
Duncan’a teşekkür eder, delikanlı odadan çıkarak onları yalnız bırakırken Liv
ellerini beline koyarak tek kaşını da kaldırır ve günlerdir köşe bucak kaçan
suçluyu yakalamış, bir süre daha da bırakmayacağını gösterir... Britney Spears – Heart Heart, all the hurt will soon be gone If you’ll just keep on being strong. You will always be my friend, so keep on hangin' in And we’ll find love again... “Jonathan neden bu kadar düşüncesiz
davranıyorsun?” Jonathan ellerini kaldırarak başını
hafifçe eğer ve ‘suçluyum ama tuzum kuru’ şokuyla süslenmiş bir bakış atar. “Ben mi!?” “Evet sen! Okula gelmeden
önce bana o benim kafamı kırar ama ben onu aslaaaa üzmem! diyen babam
mıydı?” “Öyle demedim ben...” Liv şokla çok sevdiği arkadaşı
Jonathan’a benzeyen yaşam formuna bakıyorken aynı yaşam formu gidip Duncan’ın
masanın başındaki sandalyeye oturur. “Nicole abartıyor—“ “Abartmıyor! Canı yanıyor Jonathan!
Öpüştünüz! Biz annemler gibi yol üzerinde öpüşüp sonra arkadaş kalmaya devam
etme yaşında değiliz eğer fark etmediysen!?” “Bağırmadan konuş.” Liv dişlerini sıkarak derin bir
nefes alır ve sakinleşir. Bu tam olarak onun meselesi değildir, ara bulucu
olacaksa sakin olması lazımdır. Bir derin nefes daha gelince genç kız normal
bir ses tonuyla konuşur: “Nicole senden hoşlanıyor, hatta
aşık bile olmuş olabilir Jonathan. Cora sana dönüp bakmayınca ne kadar acı
çekiyorsan onun bilmem kaç katını düşün. Hatta aynen onu düşün çünkü bir
yerlerde seni öpüp sana tapa bir Cora vardı. Birkaç hafta önce de Jonathan
Nicole’ü öptü, ona umut verdi, sonra da bir anda elinden aldı.” Jonathan sessizce dinliyorken Liv’in
gözlerine bakmıyordur. “Ben diğer zamanda Nicole’ün canını
yaktığımda bana neler söylemiştin, nasıl utandırmıştın hatırlıyor musun?” Yine tepki gelmezken Liv kalkarak
delikanlının yanına gider ve önünde eğilerek dizlerine tutunur. “Ben de aynı iyiliği sana yapıyorum.
Şimdi sen özür dileyip dürüstçe ne hissettiğini söylemezsen hiç
barışamayacaksınız ve daha bu kadar gençken aramıza küslük girecek. Her şey
güzel olsun diye uğraştık Jonathan, bu kadar küçük bir şeyin bizi mutsuz
etmesine izin verir misin gerçekten? Hem de düzeltmek elindeyken...” Jonathan açık kahverengi gözlerini
kaldırarak ilk nefesinden beri hep yanında olan arkadaşına bakar. “Ne dersem diyeyim üzülecek, ben de
üzüleceğim.” “En azından ikiniz de birbirinizin
üzüldüğünü bileceksiniz. Nicole şu anda senin onu takmadığını düşünüyor.” “Gerçekten mi?” Liv başını sallarken Jonathan iç
çekerek ayağa kalkar. Liv de gülümseyerek onu takip ederken Jonathan odadan
çıkınca tekrar Liv’e döner. “Ne diyeceğimi de söylesene,
lütfen?” “Saçmalama Concon, hadi git, sen bir
şeyler bulursun. İşine gelince adamı ağlatırsın sen...” “Herkesi mutlu etmem gerekiyordu
benim.” Liv gülümser ve arkadaşına sımsıkı
sarılırken mırıldanır: “Aynen öyle, hadi git, gücünü
kullan...” “Tamam, hemen geliyorum!” Veronica paçasına ateş düşmüş gibi
ayağa fırlayarak terliklerini giyer ve kapıya koşar: “Ben gidiyorum, ne zaman gelirim
bilmiyorum, gelmemi istersen Livlerin odasını ara, güle güle!” Nicole daha iki kelime edemeden kapı
kapanır ve Veronica yok olurken geride kalan sarışın kendi kendine bir şeyler
söylenerek elindeki tarih kitabına döner ve bir sayfa daha çevirir. Biraz sonra
kapı tıklatılınca Nicole bakışlarını kitaptan çekmeden dışarı seslenir: “EVDE YOKUZ!” Kapı yine de vurulurken Nicole öfleyerek
kalkar, terliklerini giymeye zahmet etmeden kapıya gider ve açıp Jonathan’ı
görünce hırıldayarak tekrar kapıyı ittirir, ama Jonathan tutarak içeri girerken
Nicole derhal bağırmaya başlar: “GİT JONATHAN!” Jonathan kapıyı sıkı sıkı kapatarak
ellerini kaldırır ve teslim olur. “Bağırma, lütfen, barış için
geldim—“ “YOK BARIŞ FALAN GİT!” “Nicole, özür dilerim.” Sarışın kız ellerini indirerek
yatağa oturur ve kitabını kapatıp bir köşeye ittirirken Jonathan onun dinleyeceğini
anlamış, ama şimdilik bir yere oturmaya cesaret edemiyor, konuşur: “Cora’yı görünce takmam diyordum, o
benim Cora’m olmaz zaten, ne olacak ki diyordum, ama hata etmişim—“ “Hala onu seviyorsun.” Jonathan başını salarken Nicole
dolan gözlerini saklamak için başını pencerelere doğru çevirir. Jonathan da
onun saklandığını biliyor, o tarafa gitmeye yeltenmeyince Nicole rahat rahat
konuşur: “Neden tam olarak emin olmadan gelip
beni öptün? Neden bana umut verdin o zaman!?” “Ben seni de seviyorum—“ “Hayır işte, sevmiyorsun! Ben
senin beni Cora’yı sevdiğin gibi sevmeni istiyorum, sen başka türlü seviyorsun.
Ben onu istemiyorum! İlerde de sevgilerini gruplarken buna dikkat edersin.
Senin beni sevdiğin sevgiyle gidip bir kızı öpme!” Delikanlı arkada sessizce başını
sallıyorken Nicole burnunu çekerek pijamasının kollarıyla gözlerini siler. “Cora’yla beraber olmak istiyorsan
istediğini yap, bir daha bir şey yapmayacağım, ama şunu bil...” Nicole tekrar arkasını döndüğünde
Jonathan da dikleşerek ona bakar, genç kız konuşur: “Beni başka türlü sevmene izin
vermeyeceğim, hiç. Unut artık, kardeşim değilsin de demeyeceğim. Umarım
annemle baban evlenir, biz de gerçekten kardeş oluruz—“ “Nicole hiç gerek—“ “Evet var, gerek var. Senin Cora’n
var, benim kimsem yok, o yüzden gerek var. Sakın bana o şekilde yaklaşma, sakın.
Başka türlü kendime gelemem Jonathan.” Jonathan başını sallayarak usul bir tamam
mırıldanır. Nicole de başını sallayarak kalkar ve Jonathan’ı geçip kapıyı açar,
sonra arkadaşına dönerek sarılır ve yanağından öpüp çekilir. “İyi geceler, yarın normal olurum,
söz.” “Eğer olmak istemiyorsan—“ “Normal olurum dedim Jonathan.” “Tamam.” Nicole başını sallayarak açık kapıyı
işaret eder ve delikanlıyı hafifçe kolundan çekiştirerek odadan dışarı
çıkarırken Jonathan hala ona bakıyordur. “Özür dilerim, gerçekten.” “Anladım tamam, kabul ettim, hadi
git, uç, ne yapacaksan...” Nicole ellerini sallayarak onu
yollarken bu sefer kapıyı suratına kapatmaz ve uzaklaşmasını bekler. Yarı yolda
Jonathan dönerek ona bakınca el bile sallarken delikanlı da ona hafifçe el
sallayarak tekrar önüne döner. Nicole içeri girip kapıyı kapatır, sonra boş
odasına bakarken Veronica’nın gelmesini istediğine karar verir, hem de hemen
şimdi gelmesi gerekiyorken sarışın kız dolu gözleriyle koşturarak telefona
sarılır ve arkadaşını arar... Jack Johnson – Better Together There's no combination of words I could put on the back of a
postcard No song that I could sing, but I can try for your heart... Faye her zamanki gibi erkenden
uyanmış, eşofmanlarını giymiş, şimdi saçlarını topluyorken tesadüfen rüyası
arasında dönen Eliza onu beyazlar içinde görünce dirseklerinin üzerinde
kalkarak tek gözü kapalı, arkadaşına bakarak konuşur: “Gelin gibi olmuşsun, yüzükleri kim
taşıyor?” Faye gülerken Eliza da gülümser ve
uykulu bir inlemeyle tekrar yerine yerleşirken mırıldanır: “Senin için sabahın köründe uyanan
biri bulduğun için şanslısın.” “Akşam da seni göreceğiz.” Eliza inleyerek yorganı başına çeker
ve poposunu dönerek uyumaya devam ederken Faye ona gülümseyerek beyaz atkısını
alır, kemik rengi tüylü kulaklılarını da takar ve montunun fermuarını çekip
tekrar aynaya bakıp şöyle bir döner. Sarı saçları beyazların arasında altın
gibi parlıyorken güzeller güzeli Calis başka gözlere nasıl peri gibi
göründüğünün farkında değil, eldivenlerini alarak odadan çıkar... “Bu da olmadı—ne bu?!” Piz aynada kendine bakıp üzerindeki
kazakla kavga ediyorken şu anda odasında boş bir yatak yerine ona kazaklarından
birini verebilecek bir arkadaşı olmasını diliyordur. Sarışın delikanlı
üzerindeki kazağı çıkarır ve boş yatağın üzerine fırlatıp annesinin her zaman
gözlerini çok güzel gösteriyor dediği açık mavi kazağı çekerek başından
geçirir. Aynada kendine bakar, mükemmel bir tatmin içinde değil, ama az önceki
koyu mor kazaktan daha iyi olduğunu düşünür, o sırada saati fark eder ve Faye’i
kaçırmaktan korkarak kendini odadan dışarı atar. Piz koridorda hızla gidiyorken bir
şeyleri eksiktir, biliyordur, ama yürümeye devam ederken ilk kattan direkt
dışarı açılan kapıları açıp buz gibi hava suratına çarptığında neyin eksik
olduğunu anlar, paltosunu unutmuştur. Delikanlı yine söylenerek odaya
koştururken Faye’in ondan önce kaçıp gitmemesini umuyordur... Piz hayatı şu anda bacaklarına
bağlıymış gibi koşuyorken Sinclair binasının önüde duran beyazlar içindeki peri
kızı onu bekliyordur. Piz gülümseyerek Faye’in yanına gelip dururken nefes
nefese kalmış, dizlerine tutunurken tek elini kaldırarak sallar. “Günay—günaydın...” Faye de gülümseyerek günaydın
diyorken elindeki suyun kapağını açarak nefes nefese kalmış delikanlıya uzatır. “Bir yudum al, hadi. Neden bu kadar
koştun ki?” Piz teşekkür ederek suyu alır ve
küçücük bir yudum alıp geri verirken açıklar: “Aslında koşmayacaktım, ama önce
paltomu unuttum, sonra gelirken bir posta düştüm—“ Faye endişeyle atılarak iyi olup
olmadığını sorarken Piz gülerek elini yüzünün önünde sallar: “Bana bir şey olmaz, iyiyim de işte
o arada pantolonumu değiştirmek zorunda kaldım, sonra doğru düzgün pantolon
bulamadım, sonra da geç kaldım doğal olarak, ben de koştum. Evet, bu kadar.
İstersen kaçabilirsin.” Faye gülerek başını iki yana sallar
ve Piz’in koluna girerken güzel sesiyle konuşur: “Neden kaçayım? Beni bekletmemek
için onca şey yapmışsın, keşke ben senin yanına gelseydim, hiç düşünmedim.” Piz şu anda konuştuğu dilde hangi
kelimelerin olduğunu hatırlamıyorken koluna girmiş beyaz eldivenli ele
bakıyordur. Faye onu görünce yanakları kızararak elini çeker, büyüsü çözülünce
Piz de kendine gelirken yine öksürür. “Yürüyelim o zaman, evet, yürüyelim.
Ne tarafa yürüyelim? Buraya?” Piz sağ tarafa giderken Faye de sola
gitmiştir, ikisi gülerek bu sefer birbirlerinin tarafına giderken yine ortak
noktayı tutturamamışlar, Faye uzanarak Piz’in kolunu tutar ve yanına çekerek
dümdüz yürürken sakar delikanlı kafasını kaşıyarak güler ve düşmemek için dua
ederek Faye’in yanında yürür... “Neden böyle bir gücüm var
bilmiyorum aslında. Ne biçim bir güç gerçi o da sorgulanır, ama...” Piz kendi kendine gözlerini
devirerek yürümeye devam ederken Faye de ona bakarak gülümser, ama o anda
önündeki büyük taşı görmeyince ayağı takılırken Piz atılarak onu tutar, Faye de
irkilmiş, delikanlının kollarına sımsıkı tutunarak ona bakarken güler. “Hepimiz düşüyoruz işte.” Piz başını sallarken şaşkınlıkla
güler. “Öyleymiş. İlk defa birini düşmekten
kurtarıyorum. Böyle zamanlarda genelde hep ben yerde olurum.” “Ben de çok sakarım aslında,
tehlikeden uzak duruyorum sadece.” Piz gülümserken Faye etrafına
bakıyor, nereye geldiklerini anlamaya çalışıyordur. Genç kız arkasını döner ve
okulun binalarını görmeyi beklerken sadece ağaçları ve onların ardında uzanan
upuzun çayırı görünce kaşlarını çatar. “Piz?” “Evet?” “Nereye geldiğimizi biliyor musun?” Delikanlı şöyle bir etrafına bakıp
omzularını silkerek başını iki yana sallar. “Hayır, seni takip ediyordum. Özel
bir yere mi geldik?” Piz gülümsüyorken Faye oldukça
ciddi, başını iki yana sallar. “Hayır, kaybolduk sanırım.” Sarışın delikanlının gülümsemesi
kaybolurken Faye sağa sola giderek yürüyüş patikasında tam olarak nerede
olduğunu anlamaya çalışıyordur. “Ben her gün buradan yürüyorum, ama
hiç böyle bir yer görmemiştim.” Faye dikkatle etrafını inceliyorken
Piz endişeyle ona yaklaşmış, bir anda ormanda başka hayvanların da sesini
duymaya başlamışken Faye’in koluna tutunur. “Yanlışlıkla bir boyuttan girmiş
olmayalım?” “Bilmem. Okul açıkta bir boyut
kapısı bırakır mı?” Faye iç çekerek ellerini beline
koyarken Piz de etrafına bakıyor, ama daha önce buraya hiç gelmediği için
kaybolmasalar bile tanıyamacağını biliyor, vazgeçip Faye’e bakar. Sarışın kız
da yol arkadaşına bakıyor, hafifçe yüzünü buruşturarak mırıldanır: “Kaybolduk.” Piz çaresizce başını sallayarak
kocaman ormana bakarken ilerden bir kuş ciyaklayarak uçtuğunda ikisi de aynı
anda bağırarak birbirlerine tutunurlar... Eliza sallana sallana yemek salonuna
giriyorken Pazar kahvaltıları her zamanki gibi yarı pijama, yarı normal giysi
temalı, bu seferki birazcık da pembe kalp sosluyken genç kız her zamanki
masalarına gider ve bir iskemleye çökerken birazdan diğerleri de tabaklarla
geldiklerinde Owen genç kıza gülümser, Eliza da derhal uyanıp kendine gelirken
o da gülümser. İkisi de bir şey söylemeden oturuyorlarken Keera zaten Eliza
yerine konuşuyordur, tanrıya şükür çenebaz hayaleti kimse duymuyorken Rose ve
Liv de ellerindeki tabakları masaya koyarak otururlar, Rose sorar: “Faye gelmedi mi?” “Piz’le yürüyüşte, daha dönmediler.” “Bu kadar saat?” Eliza gülümseyerek bilmediğini
söyler, kızlar da kıkırdarken elindeki ekmeği çikolatalı fındık ezmesine boğan
Jaden yanındaki Owen’ı dürterek kıs kıs güler.. Faye ve Piz el ele yürüyorken ikisi
de nereden çıkacağı belli olmayan garip seslere kulak kabartarak adımlarına son
derece dikkat edip yürüyorlardır. Çalıların arasından bir anda bir şey
fırladığında Faye kesik bir çığlık atar, Piz onu tutup arkasına alırken küçük
yaprakların arasından çıkan kocaman kabarık kuyruklu sincap onlara bakar,
burnunu oynatarak kuyruğunu da şöyle bir dalgalandırır ve geldiği tekrar pıtı
pıtı koşarak kaybolurken Faye küçük hayvanın arkasından bakıyor, yavaş
adımlarla yürümeye devam eder. “Yokluğumuzu ne zaman fark ederler
dersin?” Piz bilmediğini söylüyorken etrafına
bakarak yürüyordur. Ağaçlar upuzun ve sık yapraklı, bütün rüzgarı kesiyorken
zaten kapalı olan havada uzun dalların arasında kalan orman daha da
karanlıktır. “Kaade’nin aslanı bizi bulmadan
gelseler iyi olur.” “Kimin nesi?” “Aslanı! Tanrılardan birinin bu
ormanda bir aslanı varmış. Nedimesiyle falan gelirken aslanını da getirmiş,
ormanda besliyormuş diyorlar.” Faye’in gözleri büyümüşken Piz
başını sallıyordur. “Başta inanmadım ama onlar tanrı,
isterlerse ejderha bile beslerler—ki umarım beslemiyorlardır.” Faye korkuyla etrafına bakarken
Piz’in elini biraz daha sıkı tutar... 100. “Kaade’nin aslanıyla falan
karşılaşmak istemiyorum ben, şu çayırlara doğru gidelim.” Piz de aynı fikirde olduğunu
söyleyerek Faye’in elini çekmesiyle onu takip ederken bir an sonra arkadan bir
aslanın kükremesi geldiğinde iki genç de tüm güçleriyle bağırarak koşarlar. Bir
an sonra ağaçların arasından çıkıp çayırlara girdiklerinde ikisi de dönerek
arkalarına bakarlar. Aslan geliyor gibi görünmüyorken Faye rahatlar. “Mısır tanrılarının çocuklarına
biraz daha normal hayvanlar almaları lazım...” Piz yine aynı fikirdeyken ikisi
yürüyüşlerine çimlerde devam etmek için arkalarını dönerler, o anda yüzlerine
kupkuru bir çöl havası çarpınca Piz ince kum yüzünden gözlerini kapatır, Faye
elini yüzüne siper ederken ağzı açılarak önlerinde uzanan uçsuz bucaksız çöle
bakar... Alan Silvestri – Just An Oasis Faye yanındaki Piz’in elini
çekiştirerek gözlerini açmasını söylüyorken delikanlı hala yüzüne vuran ince
kumu hissediyor, korkarak gözlerini aralar ve çölü görür. “Okulda çöl mü var?!” Faye hiçbir şey söyleyemiyor, sadece
başını iki yana sallıyorken incecik, sapsarı ve yumuşacık görünen dalgalı
kumların üzerinde bir iki adım atar. “Çok garip şeyler oluyor. Artık
okulda değiliz...” Piz, Faye’in bir nefesten fazla
uzağında kalmamak için hemen yanına yanaşırken yakıcı sıcakta paltosunun
fermuarını açarak sorar: “Neredeyiz peki—ve sürekli
dolaşıyorsak bunu kim yapıyor?” “Hiçbir şey bilmiyorum, burası
neresi bilmiyorum, nasıl geldik bilmiyorum, nasıl çıkacağımızı hele hiç bilmiyorum!” Faye kulağındaki tüylü şeyi çıkarıp
eline alırken diğer eliyle de atkısını gevşetiyordur. “Nereye gideceğiz şimdi? Çöl bizi
öldürür!” Piz sakin olmasını söylüyorken
paltosunu çıkararak eline alır. “Televizyonda bir adam vardı, böyle
her hafta buzullara çöllere falan gidip orada yaşamaya çalışıyordu. Oradan
birkaç bir şey hatırlıyorum.” “Ne mesela?” “Mesela adam su bulmak için ölmüş
bir devenin midesindeki artıkları emiyordu.” Faye dehşetle gözleri büyüyerek
sarışın delikanlıya bakıyorken Piz yüzünü buruşturur ve özür diler. Faye
hayatta kalmak için bir deveye ihtiyaç duymamalarını umuyor, alt dudağını
ısırmış, elini alnına yapıştırarak önünde uzanan turuncu sarı evrene bakar... “Faye, iyi misin?” Genç kız çılgınlar gibi terlemiş, ve
burnunun ucu güneşten kızarmışken başını sallar. “İyiyim, iyiyim ama çok
sıcak. Sen nasılsın?” Piz kazağının boynunu
çekiştiriyorken saçları terden ıslanmış, alnına yapışmıştır. “Şu kazaktan kurtulursam daha iyi
olacağım—“ “Çıkar.” Piz emin değil, Faye’e bir bakış
atarken genç kız elindeki paltoları, her şeyi bırakıp kendi kazağını çekiştirir,
ama Piz derhal onun eline uzanarak tutar. “Dur! Çıkarma! Çıplak dolaşırsak
kavruluruz!” Faye inleyerek kazağı bırakırken
ellerini iki yanına bırakarak başını eğer. “En azından birazcık su olsaydı!” Piz iç çekerek genç kızın elini
tutar ve sıkarak ne olursa olsun yanında olduğunu gösterirken Faye başını
kaldırarak ona bakar, yeşil gözleri çöl güneşinde pırıl pırıl parlıyordur. Piz
ona cesaret vermeye çalışarak gülümserken biraz sonra uzaktan bir yerden gelen
çan seslerini duyduklarında ikisi de irkilerek o tarafa koştururlar. Çölün
ilerisinde büyük bir deve kafilesi ve yanında da bembeyaz kumaşlara sarılı
insanlar gidiyorken Piz ve Faye mutlulukla gülerek o tarafa koşarlar... Alan Silvestri – Sand Castles “Hey! Yardım edin!” “HEY!” Piz ve Faye büyük kervanının
ardından koşturuyorken beyazlar içindeki insanlardan biri dönerek onlara bakar,
onun ardından diğerleri de dönerek iki gencin anlamadığı dilde bir şeyler
bağırmaya başlarlarken Piz ve Faye’i ilk gören adam elini kaldırarak bir şey
bağırır ve herkesi susturur. Sarışın gençler bir an korkmuş, oldukları yerde
kalırlarken herkesi susturan adam gelerek ağır bir aksanla onlarla konuşur: “Kimsiniz siz, hangi köydensiniz?” Piz ve Faye birbirlerine bakarak ne
söylemeleri gerektiğini bilemezlerken Faye dönerek adama bakar: “Bakın, biz kaybolduk! Melekler
Okulu öğrencileriyiz, sabah yürüyüşe çıkmıştık, sonra bir anda ormanda
kaybolduk ve buraya geldik—“ Adam onları dinliyorken arkadaki
insanlar yine bağırmaya başlamış, el kol hareketleri yapıyorlardır. Faye’i
dinleyen adam yine elini kaldırarak o anlaşılmaz dili kullanır ve arkadakilere
bağırır. Bağırışlar daha alçak sesli homurtulara dönerken adam gençlere döner. “Söylediğiniz yerlerin hiçbirini
bilmem, ama eğer suya yemeğe ihtiyacınız varsa sizi köye kadar götürürüm.
Develeri korkutmayın yeter.” Faye üzüntüyle geri çekilirken
yanındaki Piz öne çıkarak adamın teklifini kabul eder. “Tabii korkutmayız, teşekkür
ederiz.” “Arkadan takip edin.” Piz başını sallar ve Faye’i de
alarak yürümeye başlarken sarışın kız endişeli bir ifadeyle Piz’in elini
sımsıkı tutarak onu yanından yürür. Piz ve Faye’e dayanılması çok güç
gelen bir süreden sonra kervan nereye kadar uzandığı belli olmayan taş
duvarların arasındaki bir kapıdan kumları bırakır ve zemini büyüklü küçüklü
taşlarla gerçek bir yol haline getirilmiş şehre girer. Piz etrafına bakınıyorken Faye de
kervandaki adamlar gibi giyinmiş adamlara, daha hafif kumaşlarla örtünmüş
kadınlara bakıyor, usulca mırıldanır: “Burası neresi?” “Nadera.” Piz ve Faye’in gözleri büyürken
öndeki adam dönerek onlara bakar. “Burası Nadera’dır. Kudretli
tanrıların, bereketli toprakların ülkesi.” “Tanrılar burada mı yaşıyor?” Adam başını iki yana sallayarak
önünde bir yeri işaret eder: “Burası onların bir köyüdür. Develerle
iki gün uzakta sarayları vardır, herkes giremez.” Piz’in gözleri büyümüş, büyülenmiş
bir şekilde başını sallarken Faye yutkunarak etrafına bakınmaya devam
ediyordur, kendi kendine fısıldar: “Biz buraya nasıl geldik?” Develer birer ikişer sahipleriyle
beraber uzaklaşıyorken Faye ve Piz’in dilini anlayan adam kendi devesinin
yularını tutarak onlara döner. “Nasıl döneceğinizi ben bilmem, ama
burada kalacaksanız eğer böyle de dolaşamanız olmaz.” Gençler başlarını eğerek böyle
olan hallerine bakarlarken adam elini kaldırarak onlara
gelmelerini işaret eder. “Beni takip edin ki size yolunu
göstereyim. Kızım Eshe size yardım eder.” Piz ve Faye yine bakışırlar ve başka
çareleri olmadığının bilincinde, dönerek adamı takip ederler. Develerin,
insanların, pazar tezgahlarının arasından geçerek yürürlerken sonunda biraz
daha tenha bir yere geldiklerinde devenin sahibi adam sağ taraflarında birkaç
tane çadırımsı evden oluşan mahalleyi gösterir. “Burası bizim mahallemizdir. Sizi
kötü gözle görmezler, diğer dünyadan gelen insanları duymuşlardır, tanırlar.” “Biz diğer dünyadan mıyız?” “Değil misiniz?” Piz öyleyiz herhalde diyerek
başını sallarken adam dönerek Faye’e bakar. “Sen çok soluksun, korktun belli,
ama ziyanı yok. Benim adım Akiiki, benden size zarar gelmez. Kızım Eshe’ye
benzersin, kaç yaşındasın?” Faye kısık bir sesle onaltı
derken uzun, siyah sakallı, ama arkadaşça bir yüzü olan Akiiki gülümser. “Akran sayılırsınız. Sen de mi
onaltısın oğlan?” Piz gülümseyerek başını sallarken
Akiiki’nin kendi dilinden onların diline geçerken kullandığı kelimelerin
farklılığı hoşuna gitmiştir. “Gelin bakalım hele, bir iki lokma
yiyin, renginiz gelsin. Bir de o hayvan postlarından kurtulun.” Piz kaşlarını çatarken Faye herhalde
kazaklardan bahsediyor diyerek Akiiki’yi takip eder... Akiiki evinin yakınına gelince
içerdekilere kendi dilinde seslenir ve arkasındakileri işaret ederek bir şeyler
söylerken Faye dikkatle etrafını inceliyor, Piz artık derisiyle birleşmiş
kazağı sallayarak biraz olsun serinlemeye çalışıyordur. Biraz sonra çadır gibi olan evden
upuzun siyah saçları beline kadar örgü olan ve üzerinde incecik şile bezinden
bir elbise olan, gencecik bir kız çıkar. Esmer teni açık renkli kumaşla
neredeyse tezat olacak kadar koyu ve diri görünüyorken kahverengi gözleri
Akiiki’nin bakışları gibi uysaldır. Genç kız Akiiki’nin yanına koşturur ve
devenin yularını alıp çekiştirmeye başlarken Akiiki kızı kolundan tutarak
arkadaki gençleri gösterip usulca bir şeyler söyler, genç kızın yüzü bir anda
aydınlanırken deve yularını babasının eline bırakıp hemen Faye ve Piz’in yanına
koşturur. “Hoşgelmişsiniz, ben Eshe, babam
size yardım edeyim buyurdu.” Kız başını eğerek konuklarını
selamlarken Piz gülümser, Faye de kendine yaşıt görünen kıza gülümserken
teşekkür eder. Eshe başını kaldırarak heyecanla arkadaki deveyi gösterir. “Hayvanı arkaya bağlayayım hemen
gelirim. Siz bekleyedurun.” Piz ve Faye başlarını sallarken Eshe
koşarak babasının elinden yuları alır ve deveyi çekiştirerek götürürken Akiiki
elinde iki küçük deri çantayla gençlerin yanına gelir. “Bunlar sizin kalsın. Su içesiniz,
çok terlemişsiniz.” Faye teşekkür ederek alır ve kapağı
çevirerek deri keseyi başına dikerken Piz Akiiki’nin arkasındaki eve bakarak
sorar. “Eshe’nin annesi nerede?” “Eshe’nin annesi yoktur. Evvel zaman
önce çölde kayboldu.” Piz çok üzüldüğünü söyleyerek özür
dilerken Akiiki yine ziyanı olmadığını söyler ve suyunu içmesini işaret eder... Cirque Du Soleil – Ravendhi Biana da
zamanında belki Nadera köylerinde dolaşıyordu da haberimiz yoktu :) *şarkıyı
duyunca anıları canlanmıştır* “Bunları alasın, sana olur diye
tahmin ettim.” Faye, Eshe’nin uzattığı kumaşları
alırken teşekkür eder ve etrafına bakarak nerede giyineceğini kestirmeye
çalışırken Eshe heyecanlı, ama bir an sonra anlayarak hemen eteklerini toplar
ve Faye’i kolundan tutar. “Gel sen hele, benim tarafımda
giyin. Orada rahat olursun. Oğlan da babamın tarafında giyinir.” Oğlan başını sallayarak arkada
kalırken Eshe babasına seslenir ve bir şeyler söyler. Akiiki birazdan çadırdan
çıkıp Piz’i yanına çağırırken Eshe memnun, Faye’i alarak kendi tarafına
götürür. İkisi birlikte birazdan büyük çadırın arka kısmında kumaşlarla
örtülmüş daha serin bir yere girdiklerinde Eshe gülümseyerek kendi odasını
gösterir. “Burası benimdir.” Faye tepelerindeki örtüden sarkan
rengarenk boncukları ve dört bir yandaki güzelim kumaşları görünce gülümser. “Çok güzelmiş Eshe.” “Sağolasın, senin ismin ne
buyurmuştun?” “Faye.” Eshe kendi kendine Faye diye
tekrarlarken telaffuzu biraz bozuktur, ama yine de idare ederken Faye
gülümser... “Başka köylere de sizin dünyanızdan
gelirlemiş, ama biz hiç görmemiş idik. Pek güzelmişsiniz!” Faye gülerek teşekkür eder ve
üzerindeki parlak turuncu kumaşı bağlmaya çalışırken bu sefer de Eshe onun
beceriksizliğine gülerek genç kızın yanına koşturur. “Bırak hele bırak, buruş buruş
ettin!” Faye utanarak güler ve özür dilerken
Eshe ziyanı yok diyerek kumaşı kendininki gibi önce göğüslerden sonra da
boynunun arkasından bağlar, sonra Faye’i kendi etrafında döndürerek bakarken
çok beğenmiş, ellerini birbirine vurarak güler. “Pek güzelmişsin hakkatten!” Faye yanakları kızararak gülümserken
Eshe onun elini tutarak sorar: “Hep burada mı kalırsınız, var mıdır
arayanınız?” “Vardır mutlaka. Geldiğimiz yerde
kimse kolay kolay kaybolmaz. Hem sizin tanrılarınızdan da tanıdıklarımız var
bizim.” Eshe’nin kahverengi gözleri
heyecanla parlarken elini ağzına kapatır. “Deme!” “Gerçekten.” “Bak sen hele! Biz nedimeyi görsek
deriz ki cennet, sen tanrılarla aynı memlekette! Pek bir garip hakkatten!” Faye de bu sefer içtenlikle gülerken
Eshe de neşeli bir kahkaha atar, gün şenlenir... Faye çadırdan çıkarken Eshe onun
saçlarını havalandırıyor, keşke kendisi de böyle güneş gibi sarı olsa diye iç
geçiriyorken babanın tarafında giyinen Piz de çıkmış, üzerindeki beyaz kumaştan
ellerini kollarını çıkarıyordur, Faye’i turuncular içinde ve saçları dalga
dalga omuzlarından dökülür gördüğünde bir an için ölür, sonra tekrar ölmenin
şokuyla dirilirken aptal aptal gülümser. Faye de onu görmüş, gülerek etrafında
dönerken birkaç saat önce kaybolmanın şokuyla neredeyse ağlayacak olan kız
gitmiş, onun yerine sanki buraya isteğiyle tatile gelmiş bir peri gelmiştir. “Nasıl olmuş?” “Ço-çok güzel olmuş.” Faye teşekkür ederek ellerini önünde
birleştirir ve Piz’in üzerindekileri incelerken delikanlı başını eğerek
taşıdığı kumaş yığınına bakar. “Biraz büyük ama idare ediyorum.” “Olsun hele öyle büyük giyince daha
bir serinlik olur, sen üzülme!” Piz gülümseyerek tamam derken Eshe
de gülücükler saçarak ikisini de kollarından tutup yanına alır. “Arayanlarınız gelmeden dolaşalım
derim, gelir misiniz?” Faye nereye gideceklerini soruyorken
Akiiki arka taraftan deveyle gelmiş, yuları Eshe’ye uzatır. “Al kızım, Chuma’yla gidin.” Eshe heyecanla Faye’in kolunu sıkarken
sarışın kız Akiiki’nin bu deveyi sık sık Eshe’ye vermediğini anlamış,
mutlulukla gülümser. “Sağolun.” Akiiki, Faye’e gülümserken Eshe
sarışın kızı bırakmış, kendi dillerinde bir şeyler bağırarak babasına atılır ve
sımsıkı sarılırken Piz ve Faye birbirlerine bakarak gülümserler... “Oğlan! Sıkı sıkı tutunasın ha!” Piz olabildiğince sıkı tutunuyorken
Faye’in beline sarılımış, korkudan sağına soluna bakamıyordur. Faye de Eshe’yi
sımsıkı tutmuş, üçü birlikte kocaman Chuma’nın sırtında gidiyorlarken Eshe
onlara hiçbir şey olmayacağı konusunda güvence vermiş, mutlu mutlu devesini
sürüyordur. “Bizim köyün pazarı pek güzel
değildir, pek yakında bir başka köy daha var, işte oranın pazarı bir güzeldir,
bir güzeldir! Nedimeler gelir her gün!” Arkadaki ikili hala deveden
korkuyor, sadece olumlu bir ses çıkarırlarken Eshe eğilerek Chuma’nın boynunu
okşar. “Korkmayasınız dedim gayrı daha ne
korkarsınız!? Chuma’nın birine bir ziyan verdiği görülmüş şey değil!” Yine olumlu sesler gelirken Eshe
gülerek Chuma’sıyla beraber yola devam eder... Üçlü sonunda deveden indiğinde Eshe
Chuma’sını diğer develerin yanında güvenli bir yere bağlar, su içip yem yemesi
için orada bırakıp arkadaşlarına döner. “Gelin hadi koş, koş!” Faye zaten Eshe tarafından
çekiştiriliyor, gülerek Piz’e elini uzatır ve delikanlıyı da çekerek yanında
götürürken üçü birlikte develerin tarafından cıvıl cıvıl pazarın tarafına
koştururlar... Anu Malik – Balle Balle Bu sefer Faye elini ağzına kapatarak
önündeki renk cümbüşüne bakarken Eshe alışkın, eteklerini toplayarak bir
tezgahın başına geçer ve rengarenk boncukları kaldırarak Faye’e gösterir. “Pek güzel hele şunlara bak!” Faye başını sallayarak kendini
boncukların arasına atarken Piz da onların arasından eğilmiş, bunlar neymiş
diyerek bakıyordur. Eshe döner ve elindeki kırmızılı yeşillli bir tanesini
Piz’in başından geçirirken Faye gülerek delikanlıya bakıyor, Piz de onların
eğlendiğini görünce pazarın içinden bir yerlerden gelen müziğe dans ederek
onları daha da eğlendirir. Faye bir kahkaha atarken Eshe utanarak Piz’in
kollarını tutup indirir. “Pek oynakmışsın sen oğlan! Rezil mi
edeceksin bizi!?” “Sen kolyeyi takarsan ben de oynarım
Eshe!” Piz oynamaya devam ederken Eshe
utanarak pembeleşir ve gülerek elini ağzına kapatırken Piz onu daha fazla
utandırmadan boynundaki kolyeyi çıkarır ve yerine koyup artık dans etmeyeceğini
söyler. Eshe elinin tersini diğer eline vurarak vah vahlarken boncukları
bırakıp diğer tezgaha koşturur. Faye de onu takip edecekken Piz elini
tuttuğunda o tarafa döner. “Bir şey mi oldu?!” “Hayır olmadı, korkma. İyi misin
diye soracaktım.” Faye yüzü aydınlanarak gülümser ve
başını sallar. “Çok iyiyim, Nadera’dayız Piz!
İnanabiliyor musun? Burayı hep merak etmiştim.” “Geldik işte! Hala nasıl olduğunu
bilmesek de...” Faye düşünceli bir şekilde başını
sallarken Piz omzunu silker. “Boşveeer, nasılsa birisi bizi
bulur! Koskoca Melekler Okulu!” Faye de gülerek başını sallarken o
da Piz gibi omzunu silker, sonra arkadaşını çekiştirerek Eshe’nin tarafına
götürürken Piz onun neşesiyle büyülenerek güzel kızı takip eder... “Yakıştı mı?” Faye turkuaz rengi bir kumaşı
saçlarına bağlamış, gülümserken Piz parmaklarını birleştirerek öper. “Muhteşem!” “Pek güzel hakkatten! Alalım mı sana
onu?” Faye bilmem diyerek kumaşı indirirken
Eshe’ye bakar. “Param yok benim hiç Eshe—“ “Benim vardı biraz harçlığım—“ Genç kız dönerek tezgahın başındaki
adama kendi dilinde bir şeyler söyler, satıcı adam da cevap verirken Eshe
kaşlarını çatarak derin bir oy çeker. Faye kumaşın çok pahalı olduğunu
anlamış, Eshe’nin eline uzanır. “Eshe, boşver, sadece deneyelim,
olmaz mı?” “Ama çok sevdin sen onu...” “Ben buradaki her şeyi sevdim!
Hepsini mi alacağız?” “Olur mu öyle hiç! Alamayız elbet!
Bir garipsin sen de ha!” İki kız gülerken Faye arkadaşının
koluna girerek ilerdeki tezgahlardan birini gösterir ve orada ne olduğunu merak
ederken üçü beraber o tarafa giderler... “Yukarı bakacakmışsın oğlan—aman
gözüne girecek!” Eshe’nin feryadıyla tezgahın
başındaki adam bir şeyler bağırırken tabureye oturtulmuş olan Piz gözüne
çekilen sürmeyi kaşımak için uzanır, ama Faye onun eline vurarak çekerken
delikanlı ona bakar. “Ben neden makyaj yaptırıyorum!? Sen
yaptırsana!” “Bu köyün adeti buymuş işte—“ “Senin gibi güzel oğlanların gözüne
böyle sürme çekerler ki çabuk kadın bulsun, hemen evlensin bebeler yapsın,
hanesinin bereketi artsın!” Piz yok artık diyerek elini
kaldırırken Faye ve Eshe iki yandan çekerek onu sabit tutarlar, sürmeci adam
eğilerek güzel oğlanın boncuk gözlerine sürmeyi çekmeye devam ederken Piz
çaresiz, bekler... Piz sürmeli gözleriyle eline verilen
şerbeti yudumluyorken Eshe gülümseyerek onu izliyordur. İkisi bakışırken Faye
elindeki şerbetiyle yakınlarda bir tezgahtaki otları inceliyordur. Eshe onun
uzakta olmasından faydalanarak Piz’e yanaşır. “Bana baksana hele...” Piz dönerek ona bakarken masmavi
gözleri etraflarındaki siyah sürmeyle daha bir parlıyordur. “Ne oldu?” “Faye senin sevdiğin mi?” Piz şerbetten boğulup öksürürken
Eshe tüm gücüyle onun sırtına vurur. “Ölmeyesin oğlan!” “Ölmedim tamam.” Eshe elini çekerken yine gülümser. “Sorume cevap ver o halde.” “Sevdiğin derken tam olarak ne demek
istedin sen?” “Ne demek isteyeyim, elbet öptüğün
sevdiğin demek isterim. Ne garipsin sen oğlan.” Piz başını sallarken Faye’in olduğu
tarafa bakar. Sarışın güzel tezgahın başındaki kadınla işaretlerle anlaşıyorken
kadın elinde bir demet kuru lavanta, koklayarak ona uzatır ve bir şeyler
söyler. Faye anlamıyor, ama uzanarak kuru çiçekleri koklarken çok güzel diyerek
başını sallar. “Peri kızı gibisin sen bak bu
çiçeklere de periler tozlarını serpermiş, alasın koklayasın dedi.” Piz dönerek Eshe’ye bakarken esmer
kız gülümser. “Soruma cevap vermezsin ama ben
gördüm senin sevdiğin o kız.” “Ne zaman gördün?” “Görmem mi! Elin eline değince
garipleşirsin, bir tuhaf bakarsın—ha o gözlerin işte aha şimdiki gibi
oluverir.” Piz gözlerini kapatarak başını
çevirirken Eshe dizlerine vurarak güler, sonra Piz’in ellerine uzanıp tutar. “Faye’e sorsam o ne der acaba?” Piz hala gözleri kapalıyken dudağını
bükerek bilmediğin işaret eder, biraz sonra elleri bırakılırken Eshe’nin
taburesinin boşalma sesi duyulur, Piz gözlerini açarak onun nereye gittiğine
bakarken Faye’in yanına koştuğunu görünce elindeki şerbet bardağını bırakırak o
da onların yanına koşar... “Faye bir gel sen benimle!” “Eshe!” “Sen gelme oğlan! Bekle burada!” Oğlan hiç söz dinlemiyor, onların
yanında bitiverirken Eshe kızmış, dönerek ona bir bakış atar. “Yokmu senin işin gücün, hele bir
bak o tezgahlarda vardır bir beğendiğin!” “Yok!” “Vardır, vardır!” “Yok Eshe!” “Ne oluyor Piz?” Piz ve Eshe aynı anda Faye’e bakarak
hiçbir şey derken sarışın kız
güler. “İyi o
zaman kavga etmeyin.” “Kavga
etmeyiz, ziyan yok aramızda ama bu oğlan pek dertli—“ “Eshe!” Eshe
kurnazca sırıtarak olduğu yerde zıplarken Faye’i daha da kendine çekerek
Piz’den uzaklaştırır ve kulağına bir şeyler fısıldarken Faye bir an donar,
sonra yanağını kaşıyarak başını eğerken Piz kısık bir inlemeyle dönerek yan
taraftaki tezgahlara bakmaya kaçar... Eshe daha bir süre Faye’i yanından
ayırmamış, oğlan da yanlarına yanaşamıyorken sarışın kız ara sıra dönüp
arkadaşının nerede olduğuna bakıyordur. Piz tezgahlarda gördüğü şeyleri
incelerken oldukça eğleniyor gibi görünüyordur. Saatler sonra güneş batmış, etraf
alacakaranlık, tezgahların kenarlarından asılı olan fenerlerle aydınlanıyorken
Eshe artık yavaş yavaş herkesin gittiğini görmüş, arkadaşlarını da yanına
toplar. “Biz de gidelim artık, hadi.” Faye tamam diyerek Piz’in olduğu
tarafa bakar, delikanlı da onları izliyor, Eshe eliyle gelmesini işaret edince
elindeki gümüş bıçağı bırakıp o tarafa ilerler. “Gidiyor muyuz?” Eshe başını sallayıp öne düşerken
konuşur: “Tutun birbirinizi kaybolmayın,
bulamam bu karanlık zamanda.” Piz yutkunarak yanındaki Faye’e
bakarken sarışın kız gülümser ve yanındaki elini uzatarak Piz’in elini
kavrarken sürmeli oğlan da gülümser ve derin bir nefes alarak önüne dönüp
Eshe’yi takip eder... Pachelbel – Canon in D Major (Harp & Guitar Version) Eshe tekrar eve döndüklerinde onlara
biraz etrafta dolaşmalarını söylemiş ve içerde yatak hazırlamaya gitmişken Faye
ve Piz sessiz gecede mahallenin içinde yürüyor, Eshe ve Akiiki’nin çadırını da
gözden kaybetmemeye çalışıyorlardır. “Piz?” Piz dalgın bir efendim mırıldanırken
Faye dönerek delikanlının ay ışığında gölgelenen profiline bakar. “Bugün Eshe bana bir şeyler
söyledi...” Piz gülümseyerek başını eğerken Faye
de onunla beraber gülümser ve önüne bakar. “Ben senin sevdiğinmişim.” Delikanlı sessiz kalırken hayır dese
diyemiyor, evet dese utanıyor, hiçbir şey söylemeden beklerken Faye de önüne
bakıyor, ayağındaki sandaletlerle küçük taş parçalarını ittirir. “Öyle miyim?” Piz dönerek yanındaki güzel kıza
bakarken daha önce kimsenin sevdiği olmamış Faye de ona bakar. Piz yine
büyülenmiş, kelimeleri kaybolurken Faye durarak ona döner. “Öyle değilsem de söyle lütfen.” “Sana pembe kanatları yolladım,
değil mi?” “Arkadaşça da yollamış olabilirsin—“ “Nasıl yollamış olmamı istersin?” Faye gülümseyerek başını eğerken Piz
alt dudağını ısırarak bir an önündeki narin kızı izler. Güzeller güzeli Calis
ona sevdiği olup olmadığını soruyordur, buna ne cevap verilebilirdir ki? “Eshe öyle diyorsa doğrudur...” Faye gülerek bakışlarını başka yere
çevirirken Piz de gülümsüyor, ensesini ovarak başını kaldırır ve üzerlerinde
parlayan bembeyaz aya bakar, sonra eğilerek o aydan daha güzel olduğunu
düşündüğü Faye’e bakarken genç kız da ona dönmüş, gülümseyerek bekliyordur. Piz
ona doğru bir adım atar ve yutkunurken Faye de heyecanlanmış, ellerini nereye
koyacağını bilmiyor, arkasında birleştirirken ayaklarının üzerinde hafifçe
yaylanır, o anda Piz yavaşça eğilerek onun dudaklarına uzanırken Faye de
nefesini tutarak başını kaldırır ve dudakları birbirine dokunur.. İki genç, Nadera’nın parlak ay ışığı
altında ilk defa öpüşürken ikisinin de dudaklarından başka hiçbir şeyleri
birbirine dokunmuyor, ama tanrıların ülkesindeki binbir çeşit inançtan birine
göre öpüşen dudaklardan ruhları buluşarak birbirine dolanıyordur... Piz’in dudakları Faye’in
dudaklarından ayrıldığında ikisi de küçücük nefesler alarak bir an daha gözleri
kapalı bir şekilde beklerler, hemen sonra bir çift yeşil, bir çift de sürmeli
mavi göz açılırken Faye dudaklarını birbirine bastırarak gülümser. Piz de
mutluluktan ölüyorken Faye arkada birleştirdiği ellerini açarak iki yanına
bırakır. “Eshe haklıymış...” “Ne konuda?” “Sürme, işe yaradı...” Piz gülerek başını eğdiğinde Faye de
gülümser ve uzanarak delikanlının elini tutarken Piz gülümsemeyi unutmuş,
bakışlarını eline çevirir, ikisinin parmaklarını birbirine geçerken Piz genç
kızı tuttuğu elinden hafifçe kendine çeker ve diğer eliyle belini tutarak
sarılırken Faye incecik, narin bir peri kızı, saçları sırtından aşağı dökülerek
başını kaldırır. “Çok güzel bir yürüyüştü...” Piz başını sallayarak gülümserken
mırıldanır: “Düşmedim...” Faye gülerek başını sallıyorken
düşmedin der, Piz onun usul fısıltısıyla cesaret bulmuş, eğilerek sevdiğinin
dudaklarını tekrar öperken Faye de elini kaldırarak delikanlının omzuna
tutunur. İkisi de rüyada gibi tekrar öpüşürken bu seferki diğerine göre daha
bilinçli, daha kontrollüyken ayrıldıklarında ikisi de hızlı nefesler alıyor,
birbirlerinin gözlerine bakıyorlardır. O sırada etraflarına buz gibi bir rüzgar
estiğinde Faye irkilerek Piz’e sokulur ve başını çevirip ne olduğuna baktığında
tekrar ormana döndüklerini görünce korkuyla etrafına bakınır. “Nasıl—“ Piz de Faye’i sımsıkı sarmış,
endişeyle etrafına bakıyorken Faye bu sefer yolu tanımış, Piz’in elini
çekiştirerek arkalarını gösterir. “Binalar, döndük...” Piz de dönerek ışıklar içindeki
kampüse bakarken şaşkınlıkla bir ses çıkarır, yanındaki Faye ondan da şaşkın,
Piz’in elini bırakmadan ondan uzaklaşırken mırıldanır: “Eshe? Ona ne olacak?” Piz bilmediğini mırıldanırken
Faye’in gözleri dolmuş, ancak rüyalarında tanışabileceği neşelini arkadaşını
hatırlarken az önceki soğuk rüzgar tekrar onu bulduğunda ürpererek Piz’e
yanaşır. “Üşüdüm, hadi gidelim. Neler
olduğunu sonra anlarız...” Piz tamam diyerek üzerindeki fazla
kumaşı açıp Faye’in omuzlarına sarar ve onu daha kendine çekerek yürürken Faye
gülümseyerek erkek arkadaşının beline tutunur... Faye ve Piz geri dönerken soğuk
yüzünden bir ara koşmaya başlamışlar, ikisi de üzerlerindeki kumaşları tutarak
ışıl ışıl olan restorana girdiklerinde profesörler masasındaki Miss Leti
kaşlarını çatarak onların haline bakar. Faye ve Piz de genç kadını görmüş, hiç
vakit kaybetmeden o tarafa koştururlarken Leti gülümseyerek arkadaşlarından
izin istemiş, ona doğru gelen meleklerinin yanına gider. “Çocuklar, bu giysileri nereden
buldunuz?” “Biz Nadera’daydık profesör!” Leti gözleri büyüyererek ikisine
bakarken onların yanından geçenler de şöyle bir bakıp gidiyordur. Leti diğer
öğrencilere gülümseyerek iki Nadera kaçağı meleğini yanına alıp daha kuytu bir
köşeye geçerken Faye heyecanla konuşur: “Sabah yürüyüşe çıkmıştık, sonra bir
anda sanki başka bir ormanda varolduk, binalar kayboldu, sonra bir anda
Kaade’nin aslanı kükredi—“ “Kimin nesi?” “Kaade’nin aslanı.” Leti kaşlarını kaldırarak Piz’e
bakıyorken delikanlı çok ciddi başını sallar. “O kükreyince doğal olarak biz
kaçmaya başladık. Ormanın bitiminde bir çayır vardı, oraya koştuk, sonra da bir
anda kendimizi çölün ortasında bulduk—“ “Nadera’daydık!” İkisi de heyecanla gülerek
birbirlerine bakarken Leti de onların heyecanına gülümser. “Okulumuzda Nadera tarafına
öğrencilerin geçebileceği bir boyut kapısı yok çocuklar. Gittiğiniz yerin
Nadera olduğuna emin misiniz?” İkisi de hızla başlarını sallarken
Faye açıklar: “Çölde bir deve kervanı gördük,
hemen yanlarına gittik. Çok iyi bir adam vardı, Akiiki, bizi köye götürdü.
Orada Nadera’da olduğumuzu söyledi. Tanrıların saraylarından bahsetti—gerçekten
oradaydık Miss Leti!” Sarışın kız gülümsüyorken Leti de
şaşkınlıkla gülerek Faye’in ellerini tutar. “Peki nasıl döndünüz? Onu da
anlatın...” İkisi de bir anda sessizleşirken
bakışlar kaçırılmaya başlar, Faye’in yanakları kızarırken Leti gülümser. “Belki de ikiniz birleşip bilmeden
bir sihir yaptınız, olabilir mi?” İkisi de bilmediklerini
mırıldanırken Leti gülümser ve Faye’e dönerek usulca konuşur: “Belki de sadece sen yaptın Faye...” Faye şaşkınlıkla başını kaldırırken
Leti daha da gülümseyerek başını sallar. “Demek ki zamanı gelmiş. Gücünün ne
olduğunu öğrenmek ister misin?” Faye şok içinde sadece başını
sallayabiliyorken Leti onun güzel saçlarını kulağının arkasına alarak
tanrıçalığının zerafetiyle açıklar: “Sen sevgili Faye, düşünceleri
istersen gerçeğe dönüştürebiliyorsun. Öyle ki yeterince güçlü istersen
boyutları bile atlıyorsun.” Faye ne söyleyeceğini bilemiyor,
başını çevirerek Piz’e bakar, sonra tekrar Miss Leti’ye dönerken yutkunur. “Ben mi? Ben—boyutları mı atlıyorum?
Yani ben mi bizi Nadera’ya götürdüm? Ama nasıl?” “Henüz bilmiyorum. Nadera kadar
güçlü korunan bir boyuta geçebilmek için çok aşırı bir duygu yoğunluğunda olmuş
olman gerek. Bu yaşta ancak çok büyük ruhsal değişimlerde boyut
değiştirebilirsin, bu da onlardan biri olabilir—“ “Tabii ya!” Faye ve Leti, Piz’e dönerken
delikanlı sanki yerçekimini bulmuş, heyecanla anlatır: “Yürüyüşe çıktığımızda ikimiz de
stresliydik doğal olarak, ilk yürüyüş falan...” Faye gülümserken Piz devam eder: “O arada o ormanlı yere gitmiş
olmalıyız, sonra da ben Kaade’nin aslanından bahsedince deli gibi korktun, öyle
ki bir yerleden bir aslan kükremesi duyduk—sonra kaçtık ve bum! Kaade, aslan
derken hep o gitmek istediğin Nadera’ya kaçtın, farkında olmadan! Değil mi?” Piz umutla Miss Leti’ye bakarken
güzel tanrıça bu teoriyi beğenmiş, başını sallar: “Olabilir, çok mantıklı. Geri
dönüşünüzde de o büyük korkuna eş bir duygu yaşadıysan farkında olmadan ikinizi
de tekrar olduğunuz yere getirmiş olabilirsin...” Faye bu anlatılanlardan büyülenmiş,
Miss Leti’nin ellerine biraz daha sıkı tutunurken güzel Profesör biraz da işin
ciddi yanından bahseder: “Bu sefer şanslıymışsınız çocuklar.
Faye’in gücü oldukça farklı ve sınırları belirsiz bir güç. Annesi Miss Calis’in
çok güçlü bir Ruh Özü Uzmanı olduğunu biliyoruz, onun güçlerinden böylesine bir
yetenek çıkması çok heyecan verici, ama bu yaşlarda oldukça da tehlikeli.” İki genç de başlarını sallarken Miss
Leti Faye’e döner. “Yarın sabah kahvaltıdan sonra
benimle mutlaka görüş Faye. Beraber birkaç şey deneyelim, olur mu?” Genç kız başını sallar ve kahvaltıdan
sonra hemen geleceğini söyler. Leti de memnun olmuş, gülümserken ikisinin de
iyi ve mutlu olduğunu görüyor, berrak sesiyle konuşur: “Umarım iyi vakit geçirmişsinizdir.” “Çok...” “Miss Leti?” Leti tekrar Faye’e dönerken genç kız
usulca sorar: “Sizden bir şey rica edebilir
miyim?” “Tabii...” “Nadera’ya gittiğimizde, kaldığımız
köyde Akiiki’nin kızı Eshe vardı. Orada da geceydi ve biz birden yok olunca çok
endişelenmiş olmalı. Bir şey yapabilir miyiz?” “Hangi köyden olduklarını biliyor
musun?” Faye üzüntüyle başını iki yana
sallarken Leti gülümser. “Merak etme, ben bir yolunu
bulurum...” Faye’in yüzü tekrar aydınlanırken
Leti başını sallar. “Nadera köylerine çok sık yabancı
misafir gelmez, sizin iyi olduğunuz haberini saldığımızda bilenler bilecektir.” Faye mutlulukla gülümseyerek çok
teşekkür ederken Leti hiç önemli olmadığını söyler ve arkadaki masalarda onlara
bakan arkadaşlarını işaret eder. “Onlara da bir açıklama borçlusunuz
sanırım...” Faye ve Piz arkalarını dönerek
onlara kara deliklerden fırlamış Ceres filleri gibi bakan arkadaşlarını
gördüklerinde gülümseyerek el sallarlar, ama karşıdan bir tepki gelmeyince Leti
gülerek onları masalarına yollar ve mutluluk tılsımı sahibi Jonathan’dan sonra
ikinci özel kurbağa da arkadaşlarının yanına gider... ![]() |


