“NE YAPTINIZ?!”

 

Nicole bir anda coşunca Liv gülerek onu ellerinden tutarak zapteder ve Faye’in konuşmasına izin verir.

 

“Sonra?”

 

Faye hala bir rüyada gibi, üzerindeki turuncu elbisesiyle anlatmaya devam eder:

 

“Sonra Akiiki bizi evine götürdü, orada Eshe’yle tanıştık—“

“İsimlere bak!”

“Sen kendi ismine bak Jaden!”

 

Faye onlara gülerek tekrar konuşur:

 

“Bu elbiseyi de bana Eshe verdi zaten...”

 

Kızlar hemen iltifatlara başlamışken yok kumaşın rengi, yok dokusu, yok ne kadar yumuşak olduğundan bahsederler, sonunda havalanan ruhları tekrar bedenlerine kavuşunca Faye anlatmaya devam eder:

 

“Pazara gittik, deliler gibi dolaştık! O kadar güzeldi ki, anlatamıyorum! Keşke kürem yanımda olsaydı, ama hiç bilmiyordum ki!”

 

Kızlardan bir tur keşkeler duyulurken Jaden onların bidibidisinden sıkılmış, Piz’e döner.

 

“Sen de maymun olmuşsun Piz, o gözler nedir öyle?”

 

Jaden gülüyorken Piz gözlerini devirir, o sırada Faye uzanarak delikanlının masanın üzerinde duran elini tutar ve kız grubunun nefeslerini tutmasına aldırmadan Jaden’a açıklamada bulunur:

 

“Köy adetiymiş. Piz gibi yakışıklı erkeklerin gözlerine sürme çekince daha çabuk kendilerine bir eş bulup aile kuruyorlarmış. Maymun diyerek dalga geçmezsen iyi olur Jaden.”

 

Jaden’ın gülümsemesi Faye, Piz’in elini tutunca yamulmuş, hala yamuk duruyorken gözüyle malum noktayı işaret eder:

 

“Sürme de gayet güzel işe yaramış.”

 

Faye gülümseyerek ellerine bakarken Piz de mutlu, kız arkadaşını izliyordur. Kızlar işte şimdi özgürce bidibidi yapabilecekken Nadera anında ikinci plana düşmüş, Faye kıkırdamalar arasında sıkıştırılıyor, Piz Jaden tarafından gerçekten tebrik ediliyorken masanın karşı tarafındaki Owen su içiyordur, onun yanındaki Jonathan kaşlarını kaldırarak tek kelime bile etmez...

 

 

Yemek sonunda bittiğinde herkes doğal bir zamanlamayla kalkmış, kimse için yemekten sonra olacak önemli bir olay yok gibi görünüyorken Eliza için tam tersidir. Genç kız uzun akşam boyunca sürekli Owen’ı gözlemlemiş, birkaç kez göz göze geldiklerinde birbirilerine gülümsemişlerdir, onun dışında Owen sürekli Faye ve Piz’in maceralarını dinlemişken Eliza yemeğe gelmeden önce zaten çekiniyor, şimdi dehşet içinde böylesi gereksiz bir şeyi neden yaptığını kendine soruyordur.

 

“Saçmalama.”

“Ama sen de gördün!”

 

Eliza tuvalette Keera’yla konuşuyorken içeri başka kızlar girdiğinde öfleyerek elini kurular ve peçeteyi atıp dışarı çıkarken fısıldayarak konuşmaya devam eder:

 

“Sürekli gözü başkasında olan çocuğu ben ne yapayım Keera, söyler misin?”

“Gözü başkasında falan değil, şaşırdı sadece. Owen öyle bir çocuk değil—

“Senelerdir tanışıyorsunuz zaten evet, süper arkadaşlar!”

 

Eliza ellerini iki yana açarak sahte bir mutlu surat yapar, sonra bahçeye çıkan kapıyı görünce solarken bir süre daha içerde durmaya karar verir.

 

“Unutmuş bile olabilir, o kadar şaşırdı.

Elizaaa..”

“Ne!? Gıcık olabilirim ama ben de bir kızım, hatırlatırım.”

Çok da güzel bir kızsın, hadi...

 

Eliza gözlerini devirerek bahçeye çıkarken soğuk hava yüzüne çarptığında daha da ayılarak bahçenin kuzey köşesine yürümeye devam eder...

 

 

“Gidebilir miyim artık?”

 

Owen dönerek yanında oturan Jonathan’a bakar ve iç çekerek tekrar oturduğu yerden bahçeyi izler.

 

“Ben de mi aynı şeyi yapıyorum?”

“Sen tam tersini yapıyorsun, ama merak etme, sırf sana ait olan bir şey elinden gitti diye kıllık ediyorsun—“

“Faye hiç benim olmadı ki...”

 

Jonathan tabii diyorken arkaya yaslanır ve o anda sağ taraftan gelen Eliza’yı görünce derhal ayağa fırlar.

 

“Kaçıyorum ben, geliyor!”

 

Owen sağ tarafına dönerken Jonathan çalıların arasından tüymüş, Eliza onu görmeden ilerliyorken Owen ayağa kalktığında genç kız karanlık bahçede onu fark eder ve o tarafa yürürken gülümser...

 

 

Marie Digby – Spell

 

Empty stage, with nothing but this girl,

Singing this simple melody and

Wearing her heart on her sleave...

 

But you see, I'm not that graceful, like you,

Nor am I as eloquent,

But just a simple melody

Can change the way that you see me...

 

 

 

Senden önce gelmiş bile, ben gidiyorum...”

 

Eliza, Keera’nın gidişiyle bir an yapayalnız kalmış, adımları yavaşlarken uzakta Owen’ın ona döndüğünü görür, o arada çalıların arasında da bir şey hareket ederken genç kız o tarafa aldırmadan Owen’a doğru yürüyor, delikanlı ayağa kalktığında gülümser.

 

İkisi de Owen’ın az önce oturduğu bankın önünde ayakta duruyorken Eliza ellerini koyu mavi paltosunun ceplerine sokarak hafifçe yaylanır.

 

“Yemekler güzeldi, değil mi?

 

Owen onaylayarak başını sallarken Eliza etrafına bakıyor, soğuk gecede nefesi beyaz bir buhar olarak çıkıyorken bakışları sonunda Owen’a dönebildiğinde genç kız omuzları düşerek konuşur:

 

“Kıvranmasak?”

 

Owen da gülerek başını sallar.

 

“Daha sıcak bir yere gidelim mi? Cafe’ler sabaha kadar açık—“

“Burada buluşalım dediğin için özel bir şey—“

“Kartı yazarken aklıma başka bir yer gelmemişti.”

 

Eliza gülümseyerek başını sallar ve ilerdeki Uzay Cafe’yi gösterir.

 

“En yakın orası var, hadi gel...”

 

Owen tamam diyerek ona önden yolu gösterince Eliza gözlerini devirerek güler.

 

“Prens, her yerde prens...”

“Kibarlığın yeri olmaz—“

“Kasmasak dememiş miydim ben?”

 

Owen gülerken Eliza da hafiflemiş, ikisi beraber yeşil ışıkları hala yanan Uzay Cafe’ye giderler...

 

 

Uzay Cafe’nin gece vardıyası çalışanlarından sevimli bir kadın ikisine de sıcacık birer fincan sütlü kahve getirir ve küçük bir tabakta da tek lokmalık kalp kurabiyeleri masaya bırakırken Eliza gülümseyerek teşekkür eder, Owen da kadına gülümser ve dikkatini Eliza’ya verirken genç kız kurabiyelerden birini alarak inceler.

 

“Kaç milyon tane yapmışlardır acaba...”

 

Owen bilmediğini mırıldanırken Eliza kurabiyeyi ağzına atar ve minnacık şeyi yavaş yavaş yerken Owen’a bakar. İkisi yine sadece bakışıyorken Eliza sonunda lokmasını yutmak zorunda olduğunu biliyor, kahvesine uzanır ve bir yudum alıp bırakırken Owen hala konuşmuyordur.

 

“Kibarlık bu mu oluyor? Buluşmaya çağırıp sonra konuşmamak?”

 

Owen gülümser.

 

“Daha ne kadar alakasız konuya gireceksin diye merak ediyordum.”

“Ah! Hem kibar, hem komik.

 

Komik prens daha da gülümserken Eliza yine bakışlarını kaçırarak kendini delikanlının gamzelerinden kurtarır. O anda Owen sanki ona yeterince işkence ettiğini anlamış, konuşur:

 

“Artık gidip gelmiyoruz, biliyorsun...”

“Evet, Faye anlatmıştı. Neden diye sorsam?”

“Bir yere varmıyordu, işler biraz karıştı...”

 

Eliza anlayışla başını sallarken Owen önündeki kahve fincanını çeviriyor, mırıldanır:

 

“Geçen dönem sana anlattığım detay sohbetini hatırlıyor musun?”

“Hani şu ilk öpüştüğümüz o detay sohbeti mi?”

 

Owen hafifçe gülümserken başını sallar.

 

“Evet o...”

 

Eliza kahve fincanını tekrar dudaklarına götürürken kahveye doğru mırıldanır:

 

“Unutmak mümkün mü?”

 

Owen bakışlarını ona kaldırarak Eliza’yla göz göze gelirken genç kız fincanı indirdiğinde iç çekerek konuşur:

 

“Bazen acaba bana anlatmana izin verdiğim için hata mı ettim diye düşünüyorum—“

“Bana kalsa anlatmayabilirdim, ama sen sordun—“

“Çünkü çok garip davranıyordun! Bir şeyler olduğu belliydi—“

“Başka bir zamanda sana aşık olmam gibi mi?”

“Owen...”

 

Eliza arkasına yaslanarak solundaki pencereden dışarı bakarken Owen usulca özür diler.

 

“Rahatsız olduğunu biliyorum, üzgünüm.”

“Rahatsızlıktan değil...”

 

Owen bir şey söylemiyorken Eliza önüne dönerek masaya tekrar yaklaşır.

 

“Garip değil mi ama? Sen gidiyorsun, başka bir zamanda başka bir Eliza görüyorsun, onunla öpüşüyorsun falan—biz burada öüpşmedik, ama öpüşmüş gibi hissediyoruz, çok garip Owen. Ben kendim tuhaf bir kız olmasam kaldırabilir miydim bilmiyorum—“

“Sen tuhaf değilsin—“

“Öyleyim! Hayaletlerle konuşuyorum, hatta bir de hayalet arkadaşım var, daha ne kadar tuhaf olunabilirse—“

“O zaman hepimiz tuhafız.”

 

Eliza buna itiraz edemezken başını sallar.

 

“Hepimiz tuhafız, tamam.”

“Hem anlattıklarım burada olanlardan çok da farklı değildi—“

“Dersler ve okul gösterileri, evet. Ama sen, ben.. onlar...”

 

Owen da buna itiraz edemiyorken Eliza bir tane daha kurabiye alır ve parmaklarının arasında çevirirken mırıldanır:

 

“Bu akşam Piz ve Faye’in hikayelerinde nasıl baktığını gördüm.”

 

Owen hızla başını kaldırırken Eliza hala kurabiyesine bakıyor, konuşur:

 

“O kıskançlık da mı geçmiştendi?”

“Kıskanmadım—“

“Yalan söyleme...”

 

Owen cevap vermeyince Eliza kurabiyeyi masaya bırakıp delikanlıya bakar.

 

“Diğer tarafta da sana elli kere söylediğim şey değil miydi bu? Faye konusunda karar ver, sonra bana gel Owen dememiş miyim?”

“Faye konusunda karar verilecek bir şey yok ki! Faye’i ben sadece birkaç senedir tanıyorum—“

“Ne fark eder?! Aklın karışık Owen. Oradaki Eliza, buradaki Faye, oradaki Faye, buradaki Eliza, hepsi birbirine karışmış. Aslında bu akşam gelmeyecektim biliyor musun?”

 

Owen neden diye soramıyorken Eliza onu kurtarır ve sorulmamış soruyu cevaplar:

 

“Sen ne kadar kibar da olsan, ne kadar prens de olsan aklın en az diğer şaşkınlar gibi karışık. Jonathan’ın yarattığı karmaşayı görüyoruz işte, senin için de aynı şey geçerli aslında. Tek şansın, ben olanları biliyorum, ama bir şey yapamıyorum.”

“O zaman benim bir şey yapmama izin ver...”

 

Owen oturduğu yerden kalkarken Eliza korkuyla geriler.

 

“Ne?”

 

Delikanlı cevap vermeden onun yanına gelir ve bıraktığı küçücük boşluğa oturup genç kızın yüzünü tutarken Eliza çığlık atmak ister, ama ona vakit kalmadan Owen’ın dudakları onun sesini de, nefesini de keserken Eliza kasılarak Owen’ın kazağına asılır.

 

Owen fazla abartmadan Eliza’yı öper ve geri çekilip ayağa kalkarken Eliza’nın elleri kazakta asılı kalmış, o da oturduğu yerde ileri sürüklenir, Owen elleri görünce tekrar önündeki kıza eğilirken Eliza bilincini kazanmış, delikanlıyı göğsünden ittirerek kendine yer açar ve o aradan kaçıp ayağa fırlar.

 

“Önce izin alman gerekiyordu!”

“İstesem vermezdin!”

“Aynen öyle!”

 

Delikanlı kendini savunacakken Eliza dinlemek istemiyor, heyecandan ve korkudan ölecek, elini kaldırdığı gibi prensin suratına tokadı indirir.

 

“Tuhaf falan olabilirim, ama ben de bir kızım, hatırlatırım! İlk öpücüğümü benden böyle çalamazsın!”

 

Owen yüzünü tutarak şokla önündeki genç kıza bakıyorken Eliza nefes nefese bir an daha ona bakar, sonra koşturarak Cafe’den çıkıp giderken Owen geride kalmış, az önce kahvelerini servis eden garson kadınla gereksizce göz göze gelir...

 

 

Owen ancak bir saat sonra odasına dönebilmiş, yüzünden düşen bin parçayken hala ayakta olan Sam kapıyı açarak onu karşılar.

 

“Bu ne hal?”

“Tokat...”

 

Sam kaşlarını çatarken Owen içeri girmiş, gidip yatağının ucuna oturur.

 

“Eliza onu öptüğüm için bana tokat attı.”

 

Sam kapıyı kapatarak masasının başındaki iskemleyi çeker ve gelip Owen’ın karşısına otururken sorar:

 

“Neden?”

“İzin istemeden öptüm çünkü. İlk öpücüğümü benden böyle çalamazsın dedi.”

 

Sam yüzünü buruştururken Owen iç çekerek arkaya uzanır.

 

“Niye her şeyi berbat ediyorum ben?”

“Hiçbir şeyi berbat etmemişsin, abartma—“

“Kız bana tokat attı Sam. İlk öpücüğünü çalmışım.”

“Sadece atılıp kızı öptün mü? Ondan önce ne konuştunuz?”

 

Owen tekrar doğrulurken cevaplar:

 

“Faye ve Piz olayında nasıl baktığımı görmüş, hala karar veremediğimi söyledi. Her iki zamandaki Faye’ler ve Eliza’lar karışmış, aynı Jonathan gibiymişim, ama şanslıymışım çünkü o olanları biliyormuş, ama bir şey yapamıyormuş. Ben de öyle dediğinde o zaman ben bir şey yapayım dedim ve kalkıp öptüm.”

“Çok da kötü yapmamışsın—“

“Ama bana tokat attı Sam! Sonra da arkasından koşup gitmedim! Oturdum. Garson kadın sürekli bana bakıp durdu, oradan bile çıkamadım.”

 

Sam elinde olmadan hafifçe gülümserken sonra hemen kendini toparlar ve kaşlarını çatar.

 

“Olsun, sabah olunca özür dilersin—“

“Özür dilemek istemiyorum. Özür dilersem sanki onu öpmek bir hataymış gibi düşünecek—“

“Kız sana tokat atmış, bir yerde bir yanlış yapmışsın demek ki, özür dilemek lazım...”

 

Owen arkadaşına bakarak yine derinden bir iç çekerken Sam uzanarak onun omzunu tutar:

 

“Olsun, yarın düzelir. Konuşursunuz—“

“Konuşmazsa?”

“Ben konuşurum, giderim anlamsız gereksiz sorular sorarım, zorla cevap alırım, derdini öğrenirim. Nasılsa yalan söyleyemez.”

 

Owen gülümserken Sam tek kaşını kaldırarak profesyonel yalan makinesi gülüşünü verir ve arkadaşını omzunu hafifçe sıkarak kalkar.

 

“Uyuyalım, yarın yine kanatlarla uğraşacağız...”

“En azından derslerde tepemizde durmuyorlar.”

 

Sam bunun için şükrederken çalışma masasının lambasını kapatır ve yatağına ilerlerken Owen da üzerini çıkarıyordur, ışıkları açmaz...

 

 

Blue – Signed, Sealed, Delivered I’m Yours

 

 

“Hadi derse geç kalacağız!”

“Tamam, dur!”

 

Alexa öfleyerek bekliyorken Jonathan elinde bir kalem, boş bekleyen kanatlara bakarak düşünüyordur. Delikanlı kendi kendine bir şeyler mırıldanır, sonra beğenmez ve düşünmeye devam ederken Alexa artık sıkılmış, kalemi onun elinden alarak karta eğilir, bir şeyler yazar ve kanatlara verip Cora Rosenthall’a Jonathan Lysander’den diyerek yollarken pembe kanatlar sevgiyle çırpılarak uzaklaşır. Jonathan şokla içinde ne olduğunu bile bilmediği mesajının gidişini izliyorken Alexa keyifle gülümser ve arkadaşının koluna girip onu sürüklerken konuşur:

 

“Cevap gelirse anlarsın, hadi yürü!”

 

Jonathan kekeleyerek bir şeyler zırvalıyorken Alexa duymamaya çalışıyor Matematik dersi için pelte Concon’u çekiştiriyordur...

 

 

Öğle arası...

 

Jonathan önündeki yemeğe dokunmamış, iki masa ötesindeki Cora’yı izliyorken genç kız bugün daha bir neşeli, yemeğini yiyor, arkadaşları ve ikiziyle sohbet ediyor, ama bir türlü başının üzerinde uçuşan kanatlara dokunmuyordur. Jonathan kafayı yiyecekken onun yerine yemeğini yemesi gerektiğini söyleyen Nicole yanına oturur.

 

“Alexa anlattı, oh, iyi olmuş.”

 

Jonathan bir şey söylemeden önündeki makarnayı çatallarken Nicole yanındaki delikanlının sıkıntısından keyif alıyor, meyve suyunu yudumlar..

 

 

Dersler bitmiş, tenefüsler bitmiş, gün bitmiş, Jonathan hala bir cevap alamamışken onun dışında herkes bu durumdan hoşnut gibi görünüyordur. Kararsız, düşüncesiz ve muhtemelen şu anda bilerek işkence edilen prens sabahki notu gönderen birinci celladının yanına gider.

 

“Ne yazdın sen o nota?”

 

Alexa yanındaki Anna’yı bırakıp Jonathan’a dönerken haince gülümser.

 

“Bilmem...”

“Alexa, bana bak—“

Bilmem.”

 

Jonathan hırıldayarak bir şeyler homurdanırken Alexa delikanlıya bir öpücük atar ve idamlık kurbanı bırakıp keyifle Anna’nın koluna girerek yürümeye devam eder...

 

 

Yemekten sonra herkes ders çalışmak için Michiou ortak odasında toplanmış, Pembe Hafta en çok bu kırmızı odada onların peşine takılıyorken kalabalığın yüzde doksanının ders çalışmaya aldırmadığı bellidir. Kanatlardan mesajlar alınıyor, muhabbetler ediliyorken bir tek zavallı Jonathan bir şey yapamıyordur.

 

Alexa onu başından savdıktan sonra delikanlı sürekli o mesajda ne yazdığını öğrenmeye çalışmış, ama kimse bilmiyorken bir de üzerine nasıl bilebileceklerini soruyorlardır, mesajı Alexa yazmamış mıdır, gidip ona sorması gerekiyordur. Jonathan da gerçekten bunu hiç düşünmemişken tek yaptığı şey bütün gün Cora’yı izleyip kendi tepesinde uçan kanatları hırpalamak olmuştur. Şimdi de bir avuç kanadı alıp mesajlarını onlardan koparıyorken yanında oturan Liv zavallı yaratıklara yapılan işkenceyi görünce Jonathan’ın kolunu çimdirir.

 

“Ne yapıyorsun! Onların ne suçu var!?”

 

Jonathan bir avuç daha alıp mesajları bir güzel kopartırken Liv onun ellerine vurarak kanatları serbest bıraktırır.

 

“Bırak! Bıraksana—“

“Sana ne! Benim kanadım, istediğimi yaparım—“

“Okulun kanatları onlar!”

 

Jonathan’ın parmaklarının arasındaki pembecikler uçmaya çalışıyorken Liv ona vuruyor, Jonathan da genç kıza karşılık veriyorken ikisi de sonunda yenişmeyince bağırırlar ve Concon kanatları bırakıp ayağa fırlarken bağırır:

 

“BİRİSİ BANA O KARTTA NE YAZDIĞINI SÖYLESİN!”

 

Ortak odadaki herkes susarken Jonathan bir anda etrafını saran sessizlikle nerede olduğunu hatırlar ve etrafına bakarken kapıdan henüz giren Cora’yla gözgöze gelince nefesini tutar. Sarışın kız bir an delirmiş çocuğa bakmış, sonra kaşlarını hafifçe kaldırarak yanındaki arkadaşıyla konuşmaya devam etmişken odanın kilidi de çözülmüş, yine sesler yükselirken Jonathan elini alnına vurarak yere çöker, diğer kurbağalar ve pek değerli suç ortakları da çok hain bakışlar paylaşarak gülümserler...

 

 

İki gün sonra...

 

“Eliza biraz konuşsaydık—“

“Hala kızgınım, git!”

 

Eliza koştura koştura uzaklaşırken Owen ellerini indirerek bahçenin ortasında öylece kalır, arkasından Sam gelerek arkadaşının omzuna kolunu atarken gözünü kısarak Eliza’nın arkasından bakar:

 

“Utanıyor bence.”

“Acımdan zevk alıyor—bütün kızlar böyle mi?”

 

Sam bilmediğini mırıldanırken o anda arkasından çekiştirilerek zorla döndürülür ve Jonathan’la yüz yüze gelir. İkinci prensin suratında manyak gibi bir gülümseme varken Sam gözleri büyüyerek başını iki yana sallar:

 

“Hayır, hayır Jonathan—“

“Eeeeevveeeett!”

 

Sam hayır diye bağırarak koşmaya başlarken Jonathan da onun arkasından koşuyordur:

 

“Kötü bir şey mi yazıyor!?”

“HAYIR!”

“İYİ BİR ŞEY Mİ YAZIYOR!?”

 

Sam inleyerek yine hayır derken tüm gücüyle bir depar atar ve Jonathan’ın giremeyeceği bir yer ararken ilerde kızların o tarafa geldiğini görünce ellerini sallayarak oraya koşar:

 

“KURTARIN! SALDIRI!”

 

Kızlar derhal biricik Sam’lerini arkalarına alarak Jonathan’ın önünde bir barikat oluştururlarken manyak prens kızların önüne geldiğinde tam ortadaki Faye’in önünde durarak nefes nefese sorar:

 

“Soru sorma hakkımı kullanıyorum—“

“Hayır, arkadaşının güçlerini kötü yönde kullanıyorsun.”

“Bunun için seni müdüre şikayet edebiliriz Jonathan.”

 

Jonathan şokla Rose’a bakarken genç kız hiç de normalde olduğu gibi masum ve içten değil, kollarını kavuşturmuş, tıpkı diğerleri gibi bir şeytan kesilmişken bir darbe de sol taraftaki Anna’dan gelir:

 

“Rose haklı, Sam’e istemediği bir şey yaptırıyorsun. Sırf yalan söyleyemiyor diye ona ait özel bir sırrı zorla öğrenmeye çalışıyorsun—“

“Biraz daha ileri gidersen İblis Paktı’nı hiçe saydığın için seni evren mahkemelerinde bile yargılayabilirler—“

“Yok artık!”

 

Kızlar gayet ciddi, başlarını sallarlarken Jonathan yumruklarını sıkar ve  sinirle garip bir ses çıkararak arkasını dönerken kızlar kahkahalarını bastırmaya çalışıyor, Sam ise gerçekten korktuğunu söyleyerek Liv’e sokuluyordur...

 

 

Pachelbel – Canon in D Major (Piano Version)

 

 

Üç gün sonra, Pembe Hafta’nın son gecesi...

 

“Özür dilerim, gerçekten—“

Kızgınım.

 

Owen suratına kapanan telefonla gözlerini kapatır ve ahizeyi indirip derin bir nefes alırken Sam aynanın karşısında bu akşamki özel yemek için giyiniyorken tuzu kuru erkekler kategorisinde bir sevgili sahibi olarak siyah gömleğini giymiş, saçlarını düzeltiyordur.

 

“Yemekte gönlünü alırsın, cidden.”

 

Owen pek emin değilken Sam dönerek yatağın üzerinden ceketini alır.

 

“Kızgın değil, utanıyor, merak etme.”

“Her iki durumda da benim suratıma kapılar ve telefonlar kapatılıyor—“

“Hak etmişsin—“

“Sen çok rahatlamaya başladın Sam.”

 

Sam sırıtarak kaşlarını indirip kaldırırken Owen gözlerini devirir, kalkıp gardrobunun başına gider ve yalnız erkeklerin rengi olan beyaz gömleğini alır...

 

 

Faye iç çamaşırları içinde kendine elbise arıyorken gardrobundaki beyaz renkli elbiseleri iter ve artık erkek arkadaşı olan bir genç kız olarak uçuk pembe bir tanesini çekerken mutluluktan parlıyor, elbiseyi yatağa bırakarak sırtındaki fermuarı indirir. O sırada Eliza banyodan odaya giriyor, Faye’in pembe elbisesiyle yaşadığı aşkı görünce gülümseyerek yatağına oturur.

 

“Bir anda böyle açılacağını bilseydim Piz’i daha önce bilgilendirirdim.”

 

Faye gülerek elbisesini başından aşağı bırakır, pembe kumaş genç kızın narin kıvrımlarından inerek üzerine otururken Eliza onu izliyor, iç çeker.

 

“Beyaz giymekten nefret ederim ben.”

“Ama giymek zorundasın, huysuzluk etme Eliza, lütfen—fermuarımı çeker misin?”

 

Eliza elindeki havluyu bırakıp Faye’in arkasına geçer ve fermuarı çekerek şık elbisenin sırtını düzelterek aynadan Faye’le göz göze gelir.

 

“Günlerdir Owen’la konuşmuyorum, fark ettin mi?”

 

Faye şokla Eliza’ya bakarken koca bir hafta geçmiş, ama hiç o akşam neler olduğunu sormadığını fark eder ve bir anda pişmanlıkla arkasını dönerken Eliza elini aralarında sallayarak önemli olmadığını söyler.

 

“Boşver, iyi oldu. Sen de bilseydin o kadar kolay reddedemezdim—“

“Ama neden reddettin, neler oldu?”

 

Eliza yine önemli olmadığını söylüyorken gidip yatağına oturur ve yüz havlusunu katlamaya başlarken Faye de geçip onun karşısında yatağa oturur.

 

“Owen kötü bir şey mi söyledi?”

“Hayır...”

“Ne yaptı peki?”

“Beni öptü...”

 

Faye sessiz kalırken Eliza dönerek ona bakar.

 

“Bak, iyi ki bilmemişsin.”

 

Faye şaşkınlıkla kendine gelirken kaşlarını çatar.

 

“O ne demek şimdi?”

“Owen’la senin yüzünden kavga ettik Faye.”

 

Sarışın kızın ağzı açılır ama kelimeler çıkmazken Eliza anlatır:

 

“Owen seni kıskanıyor—“

“Owen beni kıskanmaz Eliza, yanlışın var—“

“Sen gerçekten kör olmuşsun.”

 

Faye yine sessiz kalırken Eliza yataktan kalkarak katladığı havluyu bir kenara atar.

 

“Owen seni ve Piz’i kıskanıyordu, o akşam siz muhteşem romantik Nadera gününüzü anlatırken nasıl baktığını görmemiş olabilirsin. Yemekten sonra buluştuğumuzda da ben ona hala kafasının karışık olduğunu söyledim, karar vermesini istedim—“

“Karar verilecek bir şey yok, ben asla Owen’a—“

“Sana bir şey demiyorum zaten Faye! Owen’ın nasıl hala iki zamandaki gerçekleri karıştırdığını söylüyorum, hatta şimdi daha beter!”

 

Eliza ellerini açarak banyonun kapısına yaslanırken Faye ne diyeceğini bilemiyor, pembe eteklerini tutarak ayağa kalkar.

 

“Ne daha beter, neden daha beter? Ne yapmışız ki biz Eliza?”

“Kimseyi suçlamıyorum! Kendini savunmaya geçme hemen—“

“Suçlamıyorsun ama bir şeyler yapıyorsun! Ben de merak ediyorum, ne demeye çalışıyorsun?!”

 

Eliza derin bir nefes alarak kapıdan ayrılır ve odanın içinde dolaşmaya başlarken elini kolunu sallayarak açıklar:

 

“O gidip geldiğiniz zamanda taaaaa bebeklikten beraber olan aşıklar gibiydiniz, o şekilde bir sürü zaman geçirdiniz, oradaki Eliza da Owen’a aynı şeyi söylemiş, defalarca hem de! Faye’e olan duygularından emin ol, sonra gel demiş! Faye yetmemiş Owen bir de üst sınıftan bir kıza aşık olmuş! Eliza öyle ortalıkta dolaşsın dursun tabii!”

Şimdi daha beter derken ne demek istedin!?”

“Şimdi o bebeklikten gelen kardeşlik kavramı da yok! Bütün bunlara rağmen Owen hala sana hayran!”

“Çünkü ben onun arkadaşıyım Eliza!”

 

Eliza ellerini indirerek susarken bu sefer Faye mikrofonu almış, konuşur:

 

“Bence problem Owen’da değil, sende! O hikayeleri o kadar çok dinledin ki asıl senin aklın karışmış! Owen seni öptüyse senden hoşlandığı içindir—“

“Bence kendine senden hoşlanmadığını ispatlamaya çalışıyordu! Şimdi de yapabileceği başka bir şey olmadığı için özür diliyor! Seni de Piz’e kaptırdı, yalnız kaldı!”

 

Faye dehşet içinde duyduklarını anlamaya çalışıyorken Eliza bir kere alev almış, daha da bastırır:

 

“O gün Owen’ın notunu açtığımda seni de gördüm!”

“NE!?”

“EVET! NEREDEYSE BİR SENEDİR BERABER YAŞIYORUZ, NEYE ÜZÜLÜP NEYE ÜZÜLMEDİĞİNİ ANLIYORUM BEN! GELİP SANA SORDUM, EVET DERSEM NE OLUR DEDİM! ANLAMAMAZLIĞA VURDUN!”

“ÖYLE BİR ŞEY YAPMADIM! BEN PİZ’LE BERABERİM!”

“AMA BU OWEN’A AŞIK OLDUĞUN GERÇEĞİNİ DEĞİŞTİRMEZ!”

“ÖYLE BİR ŞEY YOK ELİZA SAÇMALAMA!”

 

Eliza var! diyerek döner ve odadan çıkıp kapıyı çarparken Faye bütün mutluluğu taşlar altında ezilmiş bir şekilde, boğazında bir yumruyla tekrar yatağa oturur ve elbisesinin pembe eteklerini ellerinde sıkarak derin nefesler alır...

 

 

Eliza koridora çıkmış, pijamları içinde binalar arası geçiş tünellerinin birine koşturuyorken Pierce’a gidene girer ve tüm gücüyle koşarak uzaklaşırken Nicole ve Veronica’nın odasına geldiğinde kapıyı çalar, bekleyemiyor, bir daha, bir daha çalarken sonunda kapı açıldığında Nicole, Eliza’nın perişan yüzünü görmüş, ne olduğunu sorarak onu içeri alır.

 

“Eliza, titriyorsun!”

 

Eliza ellerini sallayarak içeri giriyorken pembeler içindeki Veronica’da oraya gelmiş, arkadaşını kollarından tutarak yüzüne bakar.

 

“Ne oldu? Birine bir şey mi oldu!?”

“Çok kötü şeyler söyledim, Faye’le kavga ettik! Çok çok kötü şeyler söyledim.”

 

Eliza elini ağzına kapatarak odanın içinde dolaşmaya başlarken Veronica, Nicole’e bakar, beyazlı kız pembeliyle göz kırparak kapıyı gösterir, Veronica çantasını da alarak çıkar ve Dickie’nin odasında olacağını söyleyerek kapıyı kapatırken Nicole, Eliza’yı oda turunun ortasında tutarak durdurur.

 

“Otur şuraya ve ne söylediğini anlat, kötü olup olmadığına ikimiz karar verelim. Hadi...”

 

Eliza dudağını kemirerek başını sallar ve gidip yatağa otururken Nicole de yanına oturur, Keera da sessiz, ikisi de Eliza’nın konuşmasını bekliyorken siyah saçlı kız derin bir nefes alır...

 

 

“Hey, Faye!”

 

Sam gülümser ve bir hışımla o tarafa gelen Faye’e el sallarken genç kız şöyle bir gülümser, sonra Sam’i geçip hala aralık olan kapından içeri girerek arkasından kapatır ve siyah papyonunu bağlayan Owen’la göz göze gelir.

 

“Eliza’yla çok ağır bir kavga ettik Owen. Hem de benim haberim olmadan, benim yüzümden!”

 

Owen papyonu bırakıp Faye’e doğru bir adım atarak sorar:

 

“Ne dedi?!”

“İkimizin de birbirimizi kıskandığımızı ve senin geçen hafta onu sırf kendine bana aşık olmadığını kanıtlamak için öptüğünü!”

 

Owen iç çekerek başını iki yana sallarken Faye ellerini iki yana açarak sesini biraz daha yükseltir:

 

“Tepkilerine birazcık daha dikkat edemez misin Owen! Piz’le o akşam döndüğümüzde çocuğu dövecek gibi bakıyordun! Öyle davranmaya hakkın yok!”

“BEN Mİ DÖVECEK GİBİ BAKIYORDUM!?”

“BEN ASLA ELIZA’YLA SENİN ARANDA DURMADIM! ZAMANINDA O ÜST SINIFTAKİ KIZA AŞIK OLDUĞUNDA DA—“

“KATHARINE!

“HER NEYSE!”

 

Faye nefes nefese gerilerken Owen da ona bakıyor, başını eğerek derin bir nefes alır.

 

“Ben hiç seninle diğer kızların arasında durmadım, sen de aynını yap lütfen. Lütfen, Owen.”

 

Owen başını kaldırarak kahverengi gözlerini Faye’e diker ve kuru bir sesle konuşur:

 

“Ben hiç aksi bir şey yapmadım.”

“Bilerek yapmadın belki evet—hatta sadece seni bile suçlamıyorum, ben de yaptım! Konu sana gelince ben de saçma sapan hassaslaşıyorum—“

“Saçma sapan değil, ben seni seviyorum Faye—“

“Biliyorum, ama bunu diğerleri anlayamaz, hele Eliza, hiç anlayamaz Owen. En baştan ona her şeyi anlatmakla hata ettik. Diğerleri gibi genel şeyleri bilseydi, bizi bilmeseydi—“

“Kendisi sordu—“

“Fark etmez...”

 

Owen karşılık vermeden sessizleşirken Faye iç çekerek kapıya yaslanır.

 

“Sen Eliza’yı istiyorsun, ben ne istediğimi bilmiyorum, Eliza ikimizin birbirimizi istediğini sanıyor, Piz beni istiyor, ben mutlu oluyorum, ama bir türlü herkes tatmin olamıyor. Ne yapayım bilmiyorum.”

“Bir şey yapma, bırak, düzelir...”

“Eliza öyle şeyler söyledi ki Owen. Yalanlayamadım bile. Ona ne diyeceğim?”

“Senin bir şey söylemene gerek yok, benim konuşmam gerek, ama kendimi dinletemiyorum—“

“Bir yolunu bul o zaman, çünkü ben yine aynı şeyleri yaşamak istemiyorum—“

“Sen de neyi istediğine karar ver.”

 

Sarışın kız yutkunarak bir an dururken Owen ona bakıyor, sonra aynaya döner ve tekrar papyonunu bağlamaya devam ederken sakince konuşur:

 

“Eliza’yla bu akşam konuşmaya çalışırım—“

“Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum, odadan çıkıp gitti.”

“Bulurum o zaman...”

 

Faye usul bir tamam mırıldanır ve arkasını dönüp kapıyı açarken Owen da aynadan onun gidişini izliyor, papyonu bırakarak kapanan kapıya bakar...

 

 

“Söyleyeceklerimi yanlış anlama Eliza, Faye arkadaşım olduğu için onu koruyormuş gibi görünmek istemiyorum...”

 

Eliza gözleri dolu bir şekilde başını sallarken Nicole anlayışlı olmaya çalışarak usulca konuşur:

 

“Owen’la aranızda ne geçerse geçsin olanlar yüzünden Faye’i suçlamaya hiç hakkın yok. Hele de böylesine mutluyken nasıl onu bu kadar üzebilmişsin?”

 

Eliza başını eğerek sesini çıkartmazken Nicole devam eder:

 

“Seni de anlıyorum, etrafında sürekli gözüne gözüne sokulan güçlü bir bağ varken kendi elinde olanlardan emin olamıyorsun, ama Faye herhangi bir kız gibi değil. Başkası kırılmasın diye o kız kolunu keser, kanını sana verir.”

 

Siyah saçlı kız kaçamak bir bakışla yanındaki sarışına baktığında Nicole ciddidir.

 

“Ciddiyim, yapar. Sırf Owen’ın sana yolladığı bir notu kıskanmış gibi göründüğü için ona bu kadar ağır şeyler söylememeliydin. Owen’ın seni neyi düşünerek öptüğünü bilemem, onu da ikiniz konuşarak halledeceksiniz, ama Faye’i yok yere üzmüşsün, bence gidip özür dile. Bu gece o somurtursa hiçbirimiz eğlenemeyiz...”

 

Eliza burnunu çekerek başını sallarken Nicole onu daha fazla sıkıştırmadan arkadaşına sarılır.

 

“İş gıcıklık yapmaya gelince benden iyisini bulamazsın, biliyorsun. Haklı haksız dinlemem, ama bu konuda gerçekten ikiniz de hiç gereği yokken birbirinizi kırmışsınız—“

“Faye hiçbir şey yapmadı, hep ben bağırdım. Sonra da kaçtım zaten...”

 

Nicole gülümserken Eliza’yı yanağından öperek bırakır.

 

“Koş o zaman geri dön, hala odadaysa özür dile. Onun şaşkınlığıyla bakarsın geçip gidiverir.”

“Ya gitmezse?”

“Başını eğer ne söylerse dinlersin. Faye bizim gibi kaba kuvvet kulanmaz, korkma.”

 

Eliza asıl ondan korktuğunu söylüyorken Nicole itiraz etmez.

 

“Hadi..”

 

Eliza yine burnunu çeker ve elindeki buruşuk mendille gözlerini silip kalkarken Nicole onun yavaş hareket ettiğini görünce ellerini çırpar.

 

“Hadi! Hadi! Birazdan kavalyeler kapılara dadanacak! Koş!”

“Tamam, tamam!”

 

Eliza kapıyı açıp koşturmaya başlarken Nicole onun arkasından bakar, sonra kapıyı kapatıp yalnız başına hazırlanmaya devam eder...

 

 

Eliza, Sinclair koridorlarında koşuyorken kendi katlarına geldiğinde ilerde ayağı takılıp sendeleyen Piz’i görünce gülümser, sonra daha da hızlı koşarak onu geçerken Piz zaten darbe almış, bir de omzuna tutunup onu geçen kıza bakarken Eliza odaya dalarak Faye’e seslenir:

 

“Faye! Özür dilerim!”

 

Faye yatağında oturmuş, burnunu çekerek elindeki mendili parçalıyorken Eliza onu görünce ağlayarak arkadaşına koşar ve boynuna sarılıp sımsıkı tutarken Faye ona karşılık vermiyor, ama itmiyordur da...

 

“Çok kırıldım Eliza...”

“Biliyorum, çok kötü şeyler söyledim! Çok çok özür dilerim! Ama haklısın—“

 

Eliza geri çekilerek Faye’in ağlamaktan kızarmış gözlerine bakar ve devam eder:

 

“Ben korkağım, ben kendime güvensizim! Ondan oluyor her şey, asla senin bana bir kötülük yapacağını düşünmem! Owen’la buluşmaya git diyen sendin! Evet de diyen sendin, aptalım ben! Lütfen bana kızma!”

 

Faye başını eğerek usulca sarsılırken Eliza da elinin tersiyle gözlerini silerek daha da geri çekilir.

 

“Ne söylemek istiyorsan söyle, lütfen.”

 

Eliza sessizce beklerken Faye derin bir nefes alarak başını ona kaldırır.

 

“Ben Owen’dan hoşlanmıyorum. Onunla beraber olmayı düşünmüyorum ve ikinizi kıskanmıyorum, ama hep ikinizden biri mutlaka bir sebep bulup bana çatıyor. Neden ikinizin arasındaki tek problem benmişim gibi sürekli beni hırpalıyorsunuz?”

 

Eliza pişmanlıktan yerin dibine geçecek Faye’in küçücük sesiyle onu kocaman azarlamasını dinliyordur.

 

“Ben kendi kendime bir şeyler başarmaya çalışıyorum, baksana, Piz’le beraberim, hem de ne kadar mutluyum. Elbisemi giyerken ne kadar mutluydum, ama sonra bir anda sen bağırmaya başladın, beni iğnelemeye başladın—“

“Biliyorum, özür dilerim—“

“Üzgün olduğunu görebiliyorum, ama ben seninle bir daha kavga etmek istemiyorum Eliza. Hem de böyle bir şey için. Elimde olsa Owen’la bir daha asla yanyana gelmem, ama o benim arkadaşım, tıpkı diğerlerinin olduğu gibi. Sen de arkadaşımsın, hatta şu son bir senedir bana Owen’dan daha yakınsın. Seninle aynı odada uyuyorum ben, aynı yemeği yiyorum, ama en çok sen beni kırıyorsun.”

 

Eliza sessizce ağlıyorken Faye de onunla beraber göz yaşı döküyor, titreyerek konuşur:

 

“Ben her zaman herkesi mutlu edecek şeyler yapamıyorum belki, ama ben bu kadar zaman sonra ilk defa gerçekten mutlu olmuşken bir anda hepsini üzerime yıktın. Ne gerek vardı?”

 

Eliza başını eğerek bir şey söylemezken Faye derin bir nefes alarak yine gözlerini siler ve o anda kapının yanında duran Piz’i görürken yatakta doğrulur.

 

“Piz?”

 

Delikanlı ne yapması gerektiğini bilmiyor, dinlemiş olmanın huzursuzluğu, duyduğu şeylerin belirsizliği ve biraz da heyecanla öylece duruyorken Faye yataktaki yastıkları ittirerek kalkar ve buruşmuş eteklerine aldırmadan erkek arkadaşının yanına gider.

 

“Çok özür dilerim, 8’de buluşalım demiştik, ama bir sürü şey oldu—“

“Saçmalama, ne önemi var. İyi misiniz siz?”

 

Faye eh işte derken Piz koridoru işaret eder.

 

“Ben giderim istersen, sonra tekrar gelirim—“

“Hayır hayır, dur, makyaj çantamı alayım senin odana gidelim...”

 

Faye içeri döner, banyoya koşturup makyaj çantasını alarak çıkar ve yatakta kapıya sırtı dönük oturan Eliza’nın yanından eğilir.

 

“Sen de rahat rahat hazırlan, olur mu? Beyaz herkese yakışır...”

 

Eliza daha da ağlayarak elini ağzına kapatırken başını sallar, Faye onu yanağından öperek hafifçe boynuna sarılır, sonra çekilerek Piz’in yanına koşarken onlar çıkıp kapı kapandığında Eliza yastıklara vurarak kendi kendiyle kavga etmeye başlar...