![]()
The Cardigans - Lovefool Nicole bembeyaz elbisesi içinde şık
şıkıdam yürüyorken koridorun ortasından bir anda uzaktan uçan pembe kanatlar
gelip başının üzerinde durduğunda sarışın kız hiç de kibar olmayan bir ünlem
homurdanır ve uzanıp kanatları tutar. “Sizin işiniz bitmemiş miydi? Yine
yolunuzu şaşırdıysanız bu sefer yolarım.” Kanatlardan serbest olanı heyecanla
çırpılırken Nicole gözlerini devirerek notu alır ve açıp bakar: Bu gece 12’de, dans pistinin tam ortasında. Nicole kaşlarını çatar ve suratını
yamultarak karta bakarken pembe kanatlar pıtı pıtı çırpınmaya devam
ediyorlardır, dilleri olsa bir şey söyleyecek gibi duruyorlarken Nicole kartı
evirip çevirip tekrar bakar. “Oldu.” Kanatlar bir an durur, sonra tekrar
çırpınmaya başlarken Nicole altına hiçbir şey yazmadan kartı geri koyar ve
sahibine geri dönmesini söyler. İroniden pek anlamayan kanatlar olmayan kulaklarıyla
duydukları cevabı sahiplerine iletmek için uçarlarken Nicole elbisesinin
eteğini toplayıp daha rahat yürüyerek binadan çıkar... “Kusacağım.” Duncan yanındaki Jonathan’a bir
bakış atarken ikinci prens kollarını sallayarak başını silkeler. “O kartta bir şeyler var, biliyorum
ben.” “Yazarken nasıl göremedin
anlamıyorum.” Jonathan kendisinin de nasıl böyle
bir talihsizlik yaşadığını anlamıyorken odalarının açık kapısından pembe
kanatlı bir ajan girdiğinde delikanlı heyecanla atılarak yaratığı yakalar. “GEL BURAYA SEN GEEEEL!” Duncan aynadan arkadaki tek kişilik
izdihamı izliyorken Jonathan açlıkla notu açmış, ama sonra beğenmemişken
dönerek Duncan’a bakar. “Senin mi bu?” Duncan elini uzatarak notu alır ve
okuyunca gülümser... Bu gece 12’de, dans pistinin tam ortasında. Olur. “Eh artık bize de söylesen de
bilsek!” “Evet Alexa, koskoca bir haftadır
bilmeden biliyormuş gibi yapmaktan beynim büzüştü—“ “Ben saldırılara uğruyorum.” Kızlar grup haline Sam’i işaret
ederken Alexa gülerek Rose’un rujlarından birini alır ve dudaklarına sürerken
aynadan arkadaki gruba bakarak konuşur: “Tamam, söylüyorum.” Bakışlar heyecanla parlarken Alexa
ruju bırakır, hafifçe öksürür ve arkasını dönerek beyazlar içinde bir şeytan
olarak o büyük mesajı açıklar: “Kelebek...” Kızlardan ayyler duyulurken
Alexa sessiz olmalarını buyurur ve devam eder: “Kelebek, lütfen bu mesaja cevap
verme.” Bu sefer de hain kahkahalar
yükselirken Alexa da gülerek devamını söyler: “Son gün, ayağını yerden
keseceğim. Jonathan Lysander, Luplex Prensi.” Kızlar aaalarken Alexa
teşekkür ederek kibarca selam verir, o sırada Sam gayet doğal, şöyle bir
kızlara bakar, sonra Alexa’ya döner. “Bu kadarcık mıydı?” Alexa ve diğer kızlar bir anda
sessizleşirken Sam korkarak onlara bakar. “Yani, kötü değil, ama ya
takmadıysa?” Kızlar da aynı şekilde Alexa’ya
dönerken sarışın kız omzunu silker. “Jonathan’ın çırpınmasını görmek
için değer.” Kızlar sırıtırken Sam gözlerini
devirir, ama Alexa’nın lafı bitmemiştir, ekler: “Ayrıca dün akşam bana Jonathan’ın
nasıl bir çocuk olduğunu sordu...” Kızlar yine coşarken Sam de bir
anlama sesi çıkararak kızlar takımıyla beraber oyunu sürdürür... “Kök saldım, neredesiniz!?” Nicole her geleni bir güzel
azarlıyorken Jaden o salınan köklere su dökmek için teşebbüste bulunduğunda
Nicole çığlığı basarak masanın başka bir köşesine kaçmıştır. “Vah zavallılarım benim, bembeyazız
hepimiz.” Vah zavallılar birbirlerine bakıyorken o beyazları renklendirecek çiftler
arkadan geliyordur. Önce Liv ve Sam gelirken onların ardından da çiçeği
burnunda çift Faye ve Piz güle konuşa içeri giriyordur. Nicole masanın bir
ucundan Eliza’yla göz göze gelince gülümser ve masaya yaklaşan çifte döner. “Gelin bakalım Nadera kuşları.
Bakıyorum gülücükler her yanda.” Faye tüm güzelliğiyle arkadaşına
gülümser ve eğilerek onu yanağından öperken Nicole de gülümser. “İşte sevgi böyle gösterilir Jaden.” Jaden hiç oralı olmamış, etrafını
izliyorken Nicole önündeki kumaş peçete tokasını çıkarıp delikanlıya atar. “Sana diyorum!” Jaden tokayı suratına gelmeden
yakalar ve masaya koyarken sanki az önce gözü çıkacak olan o değilmiş gibi
etrafı izlemeye devam eder. “Gözüme av kestiriyorum—“ “Lonna notuma cevap vermedi,
çaresizce onu arıyorum.” Jaden sadece gülerken Nicole de
gülümser ve önündeki kadehe biraz su doldururken Duncan ve Jonathan
gelmişlerdir. Jonathan kimseyle konuşmuyor, gidip en köşede Owen’ın yanına
otururken Duncan da Nicole’ün yanındaki boş iskemleye oturur. Nicole onu
görünce elindeki sürahiyi gösterir. “Su?” “Hayır, teşekkürler.” Nicole sürahiyi yerine koyup suyunu
içerken onu izleyen Duncan’la göz göze gelince gülümser ve önüne dönerek
diğerlerinin sohbetini dinlerken Duncan da hafifçe gülümseyerek peçetesini
tokasından çıkarır... Mariah Carey – I’ll Be There (featuring Trey Lorenz) You and I must make a pact, We must bring salvation back... Where there is love, I'll be there... Yemek servisi başlamışken bir yandan
da büyük sahnede piyano başındaki adamla bol kıvrımlı çok güzel bir kadın şarkı
söylemeye başlamıştır. Şarkıyı bilenler alkışlıyor, tabaklara vuran çatal ve
bıçak seslerine sevgi dolu şarkının sözleri karışıyorken Nicole de yemeğini
bekliyor, bir yandan da şarkıya eşlik ediyordur. Sarışın kız bir yandan topuz yaptığı
saçlarıyla oynuyorken diğer yandan sanki sözleri o yazmış gibi şarkıyı
söylüyordur. Onun hemen yanında oturan Duncan önündeki çorbayı yavaşça
karıştırıyorken Nicole çok yüksek bir notada sesini kontrol edemeyince
delikanlı gülümser, sarışın kızın hiç umrunda değil, içinden geldiği gibi söylemeye
devam ederken Duncan da onu dinlemeye devam eder... “Jonathan...” Alexa yanındaki arkadaşını omzuyla
hafifçe ittirir, ama Jonathan hiç tepki vermeden sahneyi izlemeye devam edince
Alexa gülümser. “Jonathaaann...” “İzin verirsen şarkıyı dinliyorum Alexa.” Alexa dudaklarını birbirine
bastırarak geri çekilirken karşısında
oturan Anna’ya göz kırpar, sonra önündeki salatayı çatallarken öylesine, ortaya
konuşur: “Dün akşam da Cora’yla konuşuyorduk,
birden Jonathan’ı soruvermesin mi! Şaşırdım kaldım, dedim ne alaka acaba, sonra
hatırladım...” Jonathan hala büyük bir başarı
göstererek ilgisini kesinlikle sahneden çekmiyorken Alexa salatayı biraz daha
küçük parçalara ayırmaya karar vermiş, bıçağını alırken konuşmaya devam eder: “Nasıl bir çocuk dedi önce...” “Bak sen, ilgisi var demek ki!” Alexa yaaa diyorken Anna da
sanki SKAP’da çıkacak sınav sorusu veriliyormuş gibi ilgiyle dinliyordur,
sarışın Venüs kızı devam eder: “İyi çocuktur dedim tabii ki, çok
yakın arkadaşım, hem zaten tanışmıyor musunuz, ayıp Cora, dedim. Yok, dedi,
tanışıyoruz, ama geçen gün ondan öyle güzel bir not alınca, şaşırdım, dedi.” Jonathan’ın kaslarına zor hakim
olduğu görülebiliyorken Alexa’nın hikayesini dinleyenlerin sayısı gittikçe
artıyordur, genç kız devam eder: “Aaa, dedim, ne yazmış, hiç haberim
yok!” Anna elinin tersini diğer eline
vurarak heyecanı arttırırken Alexa çatalını bıçağını bırakıp anlatır: “Kelebek diye başlamış, sonra
demiş ki, sakın bu mesaja cevap verme...” Jonathan’ın dişleri sıkılmış,
delikanlı önündeki tabağı iki eliyle tutuyorken Anna kahkahayı basmamak için
kendin zor tutuyor, sonra? diyerek Alexa’ya malzeme verir. “Ne kadar ilginç, dedim, ee? Dedim,
demiş ki sonra, son gece ayaklarını yerden keseceğim.” “Bak sen şu Jonathan’a.” “Yaa! Neyse, sonra baktım nasıl imza
atmış diye, çünkü sonuçta kızı oradan da kazanması gerek—“ “Tabii tabii...” “Jonathan Lysander, Luplex Prensi
demiş bir de güzel referans koymuş oraya. Ben olsam ben de sorardım nedir ne
değildir diye, öylesine güzel ve merak uyandırıcı, öylesine düşünceli bir
mesaj. Yani benim mesajımı birisi böyle yazıp sevdiğim insana yollasa kırk asır
kölesi olurdum—“ “Tamam, çok uzatma! Ne yapacağım ben
şimdi!?” Masadaki herkes kahkahayı basarken
Jonathan hepsinden nefret ettiğini söyleyerek Alexa’yı yakaladığı gibi boğazına
sarılır... Dakikalar, saatler geçiyor, ama pek
saygın Luplex Prensi hala Cora’nın ayaklarını nasıl yerden keseceğini
bulamıyorken Jaden ağzına iki üç üzüm atarken çok nadide fikrini belirtir: “Kızı hiç beklemediği bir anda
kucakla ve kaçır dışarı!” “Kız da sonra çığlık çığlığa sapık
var diye çırpınsın, olur.” Jaden ellerini kaldırarak o kadarını
bilmediğini söylüyorken Jonathan tatlısının kalan çikolata sosunu çatalın
tersiyle tabağa yayıyordur, dertli dertli iç çeker... “Dans ettiği bir sırada partnerinden
izin iste, araya gir. Senden daha iyi dans edecek çok az adam var burada.
Adımlarını konuştur, sonra da öp. İzninizle...” Nicole peçetesini bırakarak masadan
kalkarken Jonathan elinde çikolatalı çatal, sarışın kızın ardından bakakalır.
Duncan da oda arkadaşına bakıyor, hemen sonra kendi peçetesini tabağının yanına
bırakarak kalkarken kimse ona bakmıyor, herkes fısır fısır aslında ne güzel bir
fikir olduğunu konuşuyordur... Mariah Carey – Butterfly I can't pretend these tears aren't over flowing steadily I can't prevent this hurt from almost overtaking me But I will stand and say goodbye for you'll never be mine... Nicole gözlerini silerek tuvaletten
çıkıyorken Duncan’ı köşede bekliyor bulduğunda durur ve tek eliyle topuzundan
çıkan saçları geri iterken sesinin boğuk çıkmamasını umarak sorar: “Bir şey mi oldu?” Sarışın delikanlı başını iki yana
sallarken mırıldanır: “Sana bakmaya geldim, iyi değildin.” Nicole gülümser ve yeşil gözlerinde
kalmış yaşlar parlarken başını iki yana sallar. “İyiyim, şarkı çok güzeldi, sonra da
gözüme bir şey kaçtı.” “Hepsi bir anda oldu tabii.” “Aynen öyle.” Genç kız hemen sonra parmağını
kaldırıp dudaklarına götürür ve sessiz olmasını işaret ederken Duncan sessiz
olmak istemiyor, aksine Jonathan’ı böylesine düşüncesiz olabildiği için
yumruklamak istiyorken eğer prensler bile bu kadar kaba olabiliyorsa kendisinin
nasıl bir kibarlık seviyesinde olduğunu merak ediyordur. “Nicole, iyi arkadaş olmak zorunda
değilsin, biliyorsun, değil mi?” “İyiyim ben Duncan, gerçekten, sen
kafanı yorma—“ “Ben de sizi anlayabiliyorum, kafam
çalışıyor.” Nicole kalakalırken arkadan kızlar
çıkıyordur, onu görmeyince omzuna çarparak geçerler ve özürler dilenirken
Nicole aldırmamış, hala Duncan’a bakıyor, sorar: “Ben öyle demek istemedim—“ “Biliyorum, ama son günlerde olanlar
yüzünden rahatsızım, daha çok da senin adına.” Nicole usulca öyle misin?
diye sorarken Duncan başını sallar. “Jonathan kötü bir arkadaş değil,
senin kalbini isteyerek kırmamıştır, ama yine de hep senin anlayışlı taraf
olmana gerek yok.” Sarışın kız gülümseyerek başını iki
yana sallar. “Emin ol ki anlayışlı taraf hep ben
değilim. İlk birkaç hafta neler yaptığımı görmedin galiba—“ “Gördüm ve hak veriyorum.” “Sen? Bana hak veriyorsun? Ben sana
göre yedi kat yerin dibinde kabalık içinde yüzüyor gibiyim Duncan, lütfen—“ “Öyle bir şey yok. Gerektiğinde çok
kibar oluyorsun. Mesela bugün... Düşeslerden ne farkın var?” Nicole yanaklarının kızardığını
hissederken bir an bu anın şokuyla durur ve Duncan’ın fark edip etmediğini
merak eder. “Elbisedendir. Beyazlar, falan—“ “Eğer öyle diyorsan...” “Evet, evet, ondandır. Hadi gel,
gidelim. Bir sufle daha yemek istedi canım birden.” Nicole hızlı adımlarla öne geçerken
Duncan da bir nefes arkasından onu takip eder... Nicole geri döndüğünde masada bir
sessizlik hakimdir. Sarışın kız tekrar yerine oturup etraftan geçecek bir
garson beklerken herkes kendi derdinde gibi görünüyordur. Nicole şöyle bir
Jonathan’ın iskemlesine bakar ve boş olduğunu görünce dönerek dans pistinin
tarafına bakar. Delikanlı bir kenarda Cora’nın yoluna çıkmayı bekliyorken
Nicole ilk defa rahatça ve olabildiğince üzgün bir iç çeker, sonra önüne
dönerken yanındaki Duncan saatine bakıyordur. “İzninizle...” Kafalar sallanırken kimse delikanlının
ne yapacağını bilmiyor, zaten ilgilenmiyor, kendi meselelerine ve eşlerine
bakıyorlarken Nicole gözleriyle sarışın delikanlının nereye gittiğine
bakıyordur. Duncan tek başına piste ilerler ve tam ortada gidip beklemeye
başlarken Nicole gözleri büyüyerek hızla önüne döner. Nicole uzanarak Piz’in kolunu çeker
ve saatine bakarken tam 12 olduğunu görünce daha da sola doğru döner ve yüzünü
pistten gizlerken Faye onu görmüş, sorar: “Ne yapıyorsun Nicole?” “Saklanıyorum!” “Kimden?” “Duncan!” sarışın kız masanın altına girecek
gibiyken Faye dönerek arkasına bakar ve pistin ortasında bekleyen Duncan’ı
görünce kaşlarını kaldırarak tekrar Nicole’e bakar: “Niye orada bekliyor?” “Bilmiyorum! Yani biliyorum da
bilmiyorum—ah tanrım, rezalet!” Faye ve Piz birbirlerine bakarak
olayı kavramaya çalışırken Nicole gözlerini devirerek ağzını siliyormuş gibi
yapar ve arada anlatır: “Bugün buraya gelmeden önce
koridorda bana son bir not daha geldi. Tam 12’de pistin ortasında diyordu—“ Faye’in gözleri büyürken Piz gülümsüyordur,
Nicole devam eder: “Ben de hiç cevap yazmadan aynen
geri yolladım, ama hala bekliyor! Ne yapacağım ben!” “Cevap yazmadığına emin misin?” “Eminim, Piz! Daha o kadar
delirmedim!” “Hayır soruyorum, çünkü bu kartlar
bazen kendi kendilerine cevap yazıyorlar—“ “Ne?!” Delikanlı başını sallarken Faye de
duyduğunu söyler. “Bazen kalemin olmuyor mesela, tamam
diyorsun, ya da kabul ediyorum diyorsun tekrar kanatlara veriyorsun, oluyor—“ “Ah tanrım—yüce Luslo—“ “Ne oldu yine?” “Oldu. dedim ben!” “Kime dedin?” “Kanatlara! Salaklar, yanlış
anlamışlar demek ki!” Nicole elindeki bıçağı yere atarak
masanın altına eğilirken Faye ve Piz de onunla beraber eğilir, Piz sorar: “Çocuğu orada öylece bekletecek
misin?!” “Ne yapayım!?” “Nicole çok ayıp—“ “Faye!” Faye başını iki yana sallayarak
kesinlikle kabul etmediğini söyler. “Senin için çıkıp orada salak gibi
bekliyor, millet nasıl bakıyor görmüyor musun!?” Nicole masa örtüsünün altından şöyle
bir bakar, gerçekten de Duncan etraftaki angut bakışlara aldırmadan gayet rahat
bir şekilde bekliyorken Nicole karnına bir şeyler oturarak tekrar örtünün
altına girer. “Gideyim mi şimdi!?” “Git tabii!” Nicole inlerken Faye gülerek onun
yanağına küçük bir tokat atar. “Duncan çok iyi bir çocuk Nicole, en
azından neler olduğunu anlatmak için git, hatta çabuk ol, masaya dönerse ayıp
olur, hadi!” Nicole yine inleyerek örtüyü çeker
ve elindeki bıçakla beraber ayağa kalkarken bir iki adım atar, sonra dönerek
bıçağı bırakır ve öyle yürürken pistteki Duncan gülümsediğinde Nicole de içi
titreyerek gülümser. Jonathan yanından geçen tanıdık
parfümle başını çevirirken Nicole’ü görür, bir şey söyleyecek olurken sarışın
kız ona aldırmadan geçip gider ve pistin ortasında bekleyen Duncan’ın uzattığı
eli tutarken Luplex Prensi kaşlarını çatar... Nicole sahneye doğru yürüyorken
Jonathan’ın yanından geçer ve onun bir şey söyleme refleksine aldırmadan
yürümeye devam ederken Duncan gülümsüyor, yakışıklı, kibar, ellerini az önce
düşeslere benzettiği kıza uzatıyordur. Nicole hiç düşünmeden delikanlının
ellerini tutar ve onun karşısına gelirken Duncan sessizdir, genç kız
mırıldanır: “Ben aslında...” “Aslında ne?” Nicole bir an durur, dönerek
masalarına bakarken Faye ve Piz birbirlerine sarılmış, gülümseyerek ona el
sallarlar, Nicole gözleri dolarak önüne dönerken Duncan onu görünce gülümsemesi
solarak bir adım geri atar: “Nicole eğer çok ani olduysa—“ “Hayır, hayır—neden hemen kaçıyorsun
ayrıca! Sahnenin ortasına kadar gelmişsin şimdi mi kaçacaksın!?” Duncan gülerken Nicole de ağlamakla
gülmek arasında bir yerde, dudaklarını ısırarak peri masallarında olduğu gibi
bir jestle onu beklemiş olan delikanlıya bakar. “Şimdi düşeslerden bir farkım
kalmadı işte...” “Zaten yoktu, sen kendine haksızlık
ediyordun.” Nicole pırıl pırıl gülümserken az
önce Duncan’ın açtığı mesafeyi bir adımla kapatır ve delikanlıya uzanarak
dudaklarını örterken sahnedeki kadın az önce genç kızın bir türlü çıkamadığı
notlara çıkmış, dinleyenleri ve Nicole’ü diken diken ediyorken genç kız
Duncan’ın onu kendine çekmesiyle kollarını delikanlının boynuna dolayarak bir
kez de kendi masalını yaşamak için kendine izin veriyordur... Jonathan gözünün önünde hayat bulan
sahneyi izliyorken başını silkeleyerek tekrar bakar, evet, hala oradadır,
Nicole ve Duncan öpüşüyordur... Luplex Prensi dönerek masadaki
arkadaşlarına bakarken kimse artık o tarafla ilgilenmiyor, sanki tüm problemler
çözülmüş, herkes istediğini yapıyordur. Jonathan tekrar önüne döndüğünde
Nicole’ü Duncan’a sarılmış, sağa sola adımlar atarak dans ederken bulduğunda
eliyle çenesini sıvazlar ve bütün bunlar olmadan önce ne yaptığını hatırlamaya
çalışırken başka bir manzara onun hafızasını tazeler... Cora Rosenthall bahçe kapısından
içeri giriyor, hemen arkasından da beyaz gömlekli, ceketsiz bir oğlan
giriyordur. Oğlan ceketsizdir çünkü ceketini Cora giyiyordur, hatta genç kız
ceketi sahiplenmekle kalmıyor, dönerek oğlanın beline sarılıyor, biraz sonra
dudakları şarkıyla eş hareket ediyorken o oğlana şarkı söylüyordur. Beyaz
gömlekli, uzun boylu, Jonathan’ın adını bile bilmediği oğlana, Jonathan’ın
kelebeği şarkı söylüyordur. Prens bu gece bütün masalların mutlu
sonlarını kaçırmış, kendisi ağaçtan düşen çürük elmalara bakakalmışken şimdi ne
yapacağını bilemiyor, dönerek tekrar etrafına bakar, kimse yoktur, kimse onunla
ilgilenmiyordur ve parti bitmek üzeredir, Prens salondan ayrılır... “Gidelim mi artık, benim uykum
geldi...” Liv esneyerek Sam’in koluna
sokulurken delikanlı da gülümseyerek kız arkadaşına sarılır ve diğerlerine
bakar. “Kalmak isteyen?” Faye gülümseyerek sahneyi
gösterirken masadakiler de güler ve onlar kalsın diyerek yerlerinden
kalkarlarken Jaden etrafına bakıyor, her zamanki gibi etrafa dağılan
kurbağaları toplama iç güdüsüyle eksikleri arıyorken Jonathan’ı göremeyince
masadakilere döner. “Concon’un nereye gittiğini gören
var mı?” Kimse bilmiyorken herkes başka
yönlere bakarak büyük salonda Jonathan’ı ararlar, ama biraz sonra herkesin
bakışları tek bir noktada birleşirken Cora ve beyaz gömlekli oğlanı
gördüklerinde hiçbir şey söylemeden önlerine dönerler. Jaden da üstemeleden
ceketini iskemlenin arkasından alır ve önden yürüyerek yolu açarken diğerleri
de onu takip eder. “Eliza?” Eliza şalını omzuna sarıyorken
Owen’ın sesiyle arkasını döner, delikanlı ona elini uzatmış, bekliyorken Eliza
da daha fazla karşı koymadan onun elini tutarak yanına gider. “Owen, fazla uzattım—“ “Hayır, önemli değil. Çok fazla şey
düşünüyorsun, ondan oluyor...” Eliza başını sallayarak önüne
bakarken ikisi boş masanın yanında duruyordur. Owen tuttuğu eli kaldırır ve
öperek diğer elini de üzerine kapatırken Eliza elini izliyor, biraz sonra
bakışlarını delikanlıya kaldırır. “Düşünmemeli miyim?” “Düşünmemelisin. Seni öperken
kimseye bir şey ispatlamıyordum. Öptüm, çünkü ben senin ilk öpücüğünün nasıl
olduğunu biliyorum, senin de bilmeni istedim.” “Ben o anda daha çok heyecandan
ölüyordum—“ “İlk seferinde de ölmüştük, bir
farkı yoktu.” “Hani önce uzun uzun konuşmuştuk,
ona ne oldu?” Owen sadece gülümserken Eliza gözlerini
devirir. “Tamam, düşünmeyeceğim, surat da
yapmayacağım, ama şimdi ne olacak?” “Seni öptüğüm zaman bana fiziksel
saldırıda bulunmayacaksın—“ Eliza elini çekerek bir adım
gerilerken konuşur: “Orası biraz bulanık işte. Ben o
kadar çabuk canım cicim olamam, üzgünüm.” “Ben yine de söylemiş olayım—“ “Tamam, dövmem. Ama sen de her
coşunca üzerime saldırma!” “Saldırmadım—“ “Ben sana karşı çıktım mı, kabul et
geç Owen!” Owen çenesini kapatarak başını
sallarken Eliza da tamam diyerek elini tekrar ona verir, delikanlı
gülerek genç kızın elini yine iki elinin arasında tutarken Eliza da diğer elini
onun ellerinin üzerine koyar. “Anlaştık o zaman...” “Daha çok senin dediğin oldu ama—“ “Owen!” “Tamam, tamam, anlaştık.” Eliza memnun olmuş, gülümserken Owen
ona eğilir, ama sonra tekrar çekilirken Eliza da kaşını kaldırmış, anlaşmanın
gereklerini bekler. “Şimdi seni öpebilir miyim sahip?” “Çok komiksin gerçekten, öp.” Owen gülerek eğilirken Eliza da
sonunda hafifçe gülümser ve gözlerini kapatarak nefesini tutarken ikisinin
dudakları da elleri gibi birleşir... Christina Aguilera – Keeps Gettin’ Better Some days I'm a Super Bitch, up to my old tricks But it won't last forever... Next day I'm your Super Girl, out to save the world And it keeps gettin better... Nicole sabah öylesine bir enerjiyle
gözlerini açar ki sanki bir aydır uyuyormuşçasına zerre kadar yorgunluğu
kalmamış, hayatında belki de ilk defa dinlemiş ve mutlu olarak uyanır, yorganı
bacaklarıyla iterek yataktan fırlar ve yan yataktaki Veronica’nın üzerine
atlarken diğer sarışın inleyerek belinin kırıldığını söyler. “Kırılmaz o kadar çabuk! Meleksin
sen! Demir gibi kemiklerin vardır, kalk hadi!” Veronica üzerindeki ağırlık gidince
yüzüstü yattığı yerden döner ve odanın içinde zıplayarak saçlarını toplayan
Nicole’e bakarken gülümser. “Duncan’a bu akşam yanar dönerli
meyve tabağı falan yollayacağım.” “Neden?” “Seni böyle yaptığı için neden
olacak, deli!” Nicole kocaman gülümserken Veronica
da yatağından çıkmış, onunla beraber zıplayarak banyoya girer ve kapıyı
kapatır... “Ben kahvaltıya gidiyorum
Jonathan...” Jonathan odanın içindeki parfüm
kokusuyla başını kaldırır ve kapıdan çıkan Duncan’a bakar, kapı kapanınca
tekrar yüzünü yastığa gömerken sonsuza kadar kahvaltıya falan gitmek
istemiyordur, zorla uyumaya devam eder. İki sarışın güle konuşa kahvaltı
için restoran giriyorlarken kurbağaların geri kalanı da toplanmış, herkes
tabaklarını dolduruyor, dün geceki balodan sonra daha da bir cıvıl cıvıl olan
kalabalıkta oradan oraya gidiyordur. “Günaydın!” Faye ve Nicole mutlulukla
birbirlerine sarılırken Veronica gülüyor, şu iki kızı da bu kadar mutlu
gördükten sonra daha başka bir şeyin ters gidebileceğine inanmıyordur, o sırada
bütün dünyası tersine dönerken Dickie gelmiş, onu belinden tuttuğu gibi geri
eğer ve dudaklarına yapışırken etraftaki kalabalık coşmuş, alkışlar ve ıslıklar
gırla gidiyordur. Sarışın yakışıklı delikanlı kız
arkadaşını bir güzel öpüp sonra tekrar insani yaşam formuna döndürürken
Veronica nefes nefese kalmış, etraflarında onları alkışlayan tiplere bakar ve
yanakları kızararak Dickie’nin koluna vurur. “Korktum!” “Korkunca da çok güzelsin canım
sevgilim!” Veronica çığlığı basarken Dickie de
bugün aşka gelmişler kervanında, onu yakaladığı gibi kucaklar ve ne yemek
istediğini sorarak standları dolaştırmaya başlar... “Nicole?” Nicole bu tehditkar soru tonuyla
Faye’e bakarken yeni çiftler grubunun prensesi sorar: “Duncan’ı yok saymayacaksın bugün,
değil mi?” Nicole arkadaşına bir bakış atarken
Faye başıyla kapı tarafını işaret eder ve içeri giren sarışın ve bir Pazar
sabahına göre herkesten daha bakımlı olan delikanlıyı gösterirken Nicole de o
tarafa dönmüş, gülümser... Duncan içeri girince etrafına
bakınmaya başlamış, tanıdık bir yüz ararken biraz sonra Nicole’le göz göze geldiğinde
ve üstüne üstlük dün geceki gibi bir de gülümseme aldığında rahatlayarak o
tarafa ilerler. “Günaydın...” “Günaydın Duncan, nasılsın?” Duncan, Faye’e çok iyi olduğunu
söylüyorken Nicole ikisinin ortasında, tabağına biraz peynir alıyordur. Duncan’ın
sohbeti bitmiş, dikkatini hemen yanındaki sarışına çevirince Nicole sanki onun
bakışlarını hissediyor, gülümser. “Ben de iyiyim, teşekkür ederim.” “Günaydın...” Nicole tabağını doldurmayı bırakıp
yanındaki delikanlıya, erkek arkadaşına döner ve gülümseyerek ona
uzanırken Duncan bugün değil bir öpücük, tam bir gülümseme bile beklemiyor,
şoktan şoka sürükleniyorken düşesi ona uzanır ve dudakları tekrar
birbirine dokunduğunda içinden gülümseyerek Nicole’ün belini tutar... “Jaden duydum ki kanatlar sana hiç
cevap taşımamış!” Jaden başını kaldırıp utanmaz oda
arkadaşını görür. Jesse gayet keyifli, Alexa’nın yanında masaya oturuyorken Jaden
onun tabağına göz atıyor, konuşur: “Ben de duydum ki sana gözlerinden
biri fazla geliyormuş Jesse?” Esmer delikanlı yeşil gözlerini
devirirken Jaden o bakmadan tabaktaki kreplerin birini kendi boş tabağına alır,
sonra da çikolata sosuna uzanırken Jesse kendi sosunu kaptırmış, masada diğer
tarafa bakar, Alexa’nın yanındaki sosu görünce genç kızın kulağına eğilir. “Alexa, çikolata sosunu alabilir
miyim?” Alexa sanki kulağına ‘çikolata sosu’
değil de daha yüksek dereceli bir film fragmanı fısıldanmış gibi olurken
lokmasını çiğnemeden yutar ve sosu alıp bakmadan yanındaki Jesse’ye verir. “Aslında ben de elimi uzatmadan alırdım,
ama telekinetik, yasak falan, biliyorsun. Teşekkürler...” Alexa bitmek bilmeyen ‘kulaktan
kulağa’ya başını sallarken Jesse sosun kapağını tıp diye açar, yavaş
yavaş tabağındaki kreplerin üzerine dökerken yanındaki sarışın bugün neden
böyle olduğunu bilmiyor, ama içi bir hoş olarak önündeki tabağa çatalını doğru
batırmaya çalışır.. “Anna, bir dakika benimle tuvalete
gelir misin?” Alexa yerinden kalkıyorken Anna da
elindeki bardağı bırakmış, lokmasını çiğneyerek kalkar. Jaden ikisine birden
bakıyorken Anna onun bakışlarını yakaladığında çenesinde bir şeyi işaret eder,
Jaden dikkatini çenesine bulaşan
çikolata sosuna verdiğinde Anna masadan sıyrılıp Alexa’nın peşine takılır. İki kız tuvaletlerden girdiklerinde
Alexa rahatlayarak kendini bırakır ve hemen ardından telaşla arkasını dönüp
Anna’nın kollarını tutar. “Bir şeyler oluyor bana Anna—“ “Ne oluyor, hasta mısın—“ “Hayır hayır, annemin söylediği şey
oluyor galiba, başladı sanırım...” Anna gözleri büyüyerek Alexa’yı bir
köşeye çekerken kolundaki bileziği gösterir. “Miss Natalie’ye gidelim, o ne
yapacağını bilir—sonuçta engelleyemezsin! Her ay regl olacaksın, her ay bu
olacak—“ “Ama ne yapabilirler ki!? Az önce
Jesse çikolata sosu istedi, ben öldüm.” Anna bu sefer gülümserken Alexa hala
endişeli onu tuttuğu kollardan sarsar. “Gülme!” “Gülmüyorum, tamam—ama bence...” “Bence ne!?” “Bence senin ölümünün regl
olmanla alakası yok—“ “Var! Ondan oluyor—bak soralım,
Melissa!” Melissa ellerini kuruluyor, Alexa’ya
dönerken sarışın kız sorar: “Sen geçen sene regl olduğunda bütün
hormonların alt üst olmamış mıydı?” İkinci sınıfların venüs kızlarından
Melissa başını sallarken gülümser. “Hem de nasıl olmuştu, sen de mi
oldun yoksa?” Alexa dudağını bükerek başını
sallarken Melissa awwlayarak genç kızı kolunun altına alır. “Birkaç gün dayanacaksın artık ne
yapalım. En azından bileziğin var da diğerlerini etkilemiyorsun—“ “Ne oluyorsa bana oluyor ama...” Melissa maalesef diyerek Venüslü
olmanın zorluklarını hatırlatıyorken Alexa iç çeker, Anna yine gülümserken
sarışın kız ona dil çıkararak tecrübeli ve onunla aynı nedenleri savunan
arkadaşı Melissa’ya sarılır... “Nesi varmış?” Anna tekrar yerine oturuyorken
sandalyesinin dibine kadar sokulan Jaden’ın kafasını ittirir. “Yok bir şey, sen yemeğini bitirdin
mi?” “Bana annelik taslayınca öyle
bayılıyorum ki sana Anna...” Anna gülerek yarım kalmış tabağına
dönerken Jaden da onu izliyor, sesini çıkarmıyordur. Anna bir lokma alıp
masadaki diğer muhabbetlere kulak kabartırken Jaden onun zeytinlerinden aşırır,
ama muhabbetlere beynini yormazken Anna lokmasını bitirdiğinde tekrar
delikanlıya döner. “Jonathan gelmedi, nerede biliyor
musun?” “Odasında acıların çocuğu müzikali
çeviriyordur.” “Kahvaltın bittiyse ona yiyecek bir
şeyler götürüp derdini sorsana.” “Şimdi de evlendik—“ “Dalga geçme Jaden. Kimsenin şu an
Jonathan’la ilgilenecek zamanı yok, görüyorsun.” Jaden masadaki civcivli çift
ortamına bakar, sonra gözlerini devirerek Anna’ya döner. “Ben de zaten milletin
bidibidisinden bıkmıştım, ne götüreyim?” “Krepler güzelmiş, onlardan al,
çikolata iyi gelir.” “Kız gibi davran diyorsun.” Anna gülerek başıyla onun başına
vururken Jaden kalkıyor, genç kızın saçlarını öperek onu bırakır ve acıların
çocuğu Jonathan, ya da kendi yorumuyla Joanna için bol çikolatalı krepler
almaya gider... Boyz II Men – End of the Road Jaden elinde tabakla Jonathan’ın
odasının önüne geldiğinde içerden gelen müzik sesiyle kaşlarını kaldırır,
içerde cidden acılı bir müzikal çekiliyor gibiyken Jaden sesini duyurabilmek
umuduyla kapıyı yumruklar. “Kimseyi istemiyorum!” “Çikolatalı krep getirdim Joanna!” Jonathan koşturarak kapıyı açar,
sağa sola bakan saçları, buruşuk pijaması ve acılı şarkısının ruhunda bıraktığı
izle Jaden’ın suratına bakarken arkadaşı gülümseyerek tabağı onun gözünün önünde
sallar. “Hadi Joanna, istediğini biliyorum—“ “Bana Joanna deme—“ “Tamam Jilliana—“ “Tamam, Joanna de.” Jonathan tabağı alıp içeri girerken
Jaden da onu takip ediyor, daha fazla koridordakilere işkence çektirmemek için
kapıyı kapatır. İçerdeki müzik resmen dinleyenin kalbine hançerler sokuyorken
Jonathan odanın ortasında yere oturup elleriyle kreplere girişmiş, kocaman bir
lokma ısırırırken kocaman gözleriyle Jaden’a bakar. “Yolun sonuna gelsek de
bırakamıyorum Jaden anlıyor musun!?” Jaden anladığını mırıldanarak onun
karşısına otururken Jonathan önceki lokmasını bitirmeden bir lokma daha ısırır
ve ağzından çıkanlara aldırmadan konuşur: “O çocuğun adını ve adresini öğrenip
icabına baktıracağım. Prenssem bir işe yarasın—ona şarkı söylüyordu Jaden! Hem
de Nicole Duncan’ı öperken!” Jaden ciddiyetle başını sallarken
Jonathan şarkıyı söylüyor, tabağı bir köşeye bırakıp ellerini pijamasına
silerek ayağa kalkar. “Halbuki ben onun ayaklarını yerden
kesecektim! Beş dakika daha erken kalksaydım, belki—ayrıca Nicole ve Duncan ne
alaka!? Yani ne alaka!?” Jaden sessiz kalmayı tercih
ediyorken Jonathan’ın daha kendiyle hesaplaşması bitmiş gibi görünmüyordur,
zira iki konudan hangisine üzüleceğine bile daha karar verememişken Jaden bir
süre daha dinlemeye karar vermiştir. “Luplex Prensi sana ayaklarını
yerden keseceğim demiş, sen kalkmış elin beyaz gömleklileriyle sarmaş
dolaş—ben işte bunu anlamıyorum!” Jonathan bir hışımla arkasını döner
ve ellerini açarak yerdeki Jaden’a derdini anlatır: “Bir yerde prens, bir yerde beyaz
gömlekli çocuk—hayır, beyaz gömlek bende de var! Ben de her şey var
Luslo aşkına! O kız benimdi, tamam mı? Benim! Önce ben bulmuştum onu!” Jaden çikolatalı krepleri tekrar
kaldırarak gösterirken Jonathan elini sallayarak istemediğini söyler ve evrenle
hesaplaşmasına devam eder. “Zamanın diğer ucundan çocuklar
geliyor, kürelerden hatıralar izleniyor—KÜRE! KÜREKÜREKÜRE!” Jonathan bir anda delirmiş gibi
zıplamaya başlarken Jaden dehşet içinde onu izliyor, ayağa fırlayarak
arkadaşını tutar. “Sakin ol, yok küre falan—“ “VAR! VAR KÜREMİZ VAR BİZİM EVET!” “Jonathan o küre öyle herkese
gösterilmez, hem de Rosenthall—“ “Başlatma Rosenthall’ına Jaden, rica
ederim.” “Asıl ben rica ederim Joanna. Küre olmadan da bu işi başarabilirsin dostum, neden kendine
haksızlık ediyorsun?” Jonathan ağzının kenarındaki
çikolatalar kadar çaresiz ve zavallı, mahsun bakışlarıyla Jaden’a bakar. “Öyle mi diyorsun?” “Öyle diyorum tabii—sen ki koskoca
Luplex Prensi—“ “Değil mi?” Jonathan Jaden’ın kollarını
ittirerek kendine gelirken şarkı da arkadan bağırıyor, ortama ayrı bir heyecan
katıyordur. “Öyleyim! Prensim ben! Hem de nasıl
bir prens—nasıl bir prens?” “Güçlü, karizmatik, istediğini
alan—“ “Evet! Küre olmadan da yapabilirim
ben.” Jaden arkadan alkışlamaya başlayınca
Jonathan başını iki yana sallayarak yapmamasını söyler, Jaden ellerini
indirirken Jonathan müzik setine ilerler ve sesi insan kulaklarına zarar
vermeyecek seviyeye getirip tekrar Jaden’a döner. “Ama önce temizlenmem lazım, kendi
kokumdan rahatsız oldum.” “Bunu da destekliyorum.” Jonathan çok teşekkür ederek banyoya
gidiyorken yerdeki tabağa basıp çikolatanın çıkardığı vıcık sesini
duyunca yüzünü buruşturur ve yolun kalanını tek ayak üzerinde sekerek
tamamlarken Jaden midesi bulanarak ezik krepi ve tabağı yerden kaldırır... eveykın:
LOLLL bitirdin şarkıyı! Dileyk:
eh zamanı gelmişti 25 seneden sonra ![]() |


