![]()
Avril Lavigne – Hot You make me so hot, make me wanna drop It's so ridiculous, I can barely stop I can hardly breathe You make me wanna scream You're so fabulous “Bugün nasılsın?” Alexa eliyle şöyle böyle yaparken
Anna gülümser. İkisi birkaç gündür ayrılmadan dolaşıyorken Jaden yıllardır ilk
defa nedir nedir! diye peşlerine takılmamıştır, bu da onun başka bir
planı olduğunu gösteriyorken kimse birbirini sorgulamıyordur. Alexa ve Anna sinema dersi için
salona giriyorlarken loş salonda herkes yerini bulmuştur. Anna yukardaki
koltuklarda kendi binasındaki kızlar tarafından çağrılıyorken Alexa dönerek o
tarafa bakar, Anna onu da çekiştiriyorken Alexa başını iki yana sallar. “Sen git, ben biraz daha önde
oturayım—“ “Emin misin—“ “Evet, hadi git, zaten günlerdir
bana bakıcılık yapıyorsun.” Anna gayet memnun olduğunu söyler,
ama yine de arkadaşlarının yanına giderken Alexa da dönerek önlere doğru
ilerler ve yan yana iki boş koltuk görünce birine çökerek iyice arkasına
yaslanır. Önlerindeki büyük ekranda arada
görüntüler çıkıp kayboluyorken Alexa esneyerek kazağının kollarını biraz daha
ellerine çeker ve gözlerini kapatarak ses sisteminin çalışmasını beklerken
yanına biri oturduğunda şöyle bir yanına dönüp bakar ve o anda Jesse’yi
görürken delikanlı da etrafına bakıyor, Alexa’nın gözlerinin açıldığı görünce
gülümser. “Günaydın—herkes kapışmış resmen, ne
izleyeceğiz de bu kadar meraklı millet?” Alexa başını iki yana sallayarak
bilmediğini belli ederken Jesse de omuzlarını silkerek önüne döner ve Alexa’ya
doğru buram buram parfüm kokarak otururken genç kız oturduğu yerde adeta suyu
çekilmiş bir sünger gibi büzüşerek filmin başlamasını bekler... ‘Rosetta’nın Gülleri’ 5 Britanyum ödüllü güzel
star Isabella Stone, yeni bir şaheserle tekrar evrendaşların karşısında.
Yakışıklı oyuncu Dariel Dion’un Miss Stone’un karşısında yer aldığı bu duygusal
filmde genç ve başarılı bir iş kadını olan Rosetta, bahçesine dikmek için gül
tohumları aradığı bir dönemde, Spalia sahillerinde yaşayan bahçıvan Carter ile
tanışır. Yakışıklı bahçıvanın tüm
ilgisi özel ürettiği kırmızı güllerken, Rosetta tohumları beklemek için kaldığı
konakta yavaş yavaş ona aşık olur. Ancak bahçıvanın ona ilgi duymamasıyla
kahrolan Rosetta çareyi Jupiter’e dönmekte bulur. Ancak bu, aşkları Gül
Yolu’nda başlayan çiftin ne tutkusunu, ne de kararlarını etkileyecektir — Alexa elindeki broşürü yine öndeki koltuğun
sırtındaki cebe koyarak geri yaslanırken dudaklarını kemiriyor, yanındakiler
fısır fısır bir şey konuşuyorken genç kızın oturduğu yer ona dar geliyordur.
Jesse de bir türlü yerinde duramıyor, bir sağa yaslanıyor, bir sola yaslanıyor,
bir de üstüne kazağını çıkartıp daha da çok Jesse gibi kokuyorken Alexa
kafayı yiyecek, şimdi kalkıp çıksa ne kaybedeceğini düşünüyordur... Awakencordy’nin, 405 eserinin 8. cildi olan TEN içinde yaratılan bu nadide
eseri izleme şansına sahibiz, ne de mutluyuz, çocuklar gibi şen! “Benden hoşlanıyor musunuz
Miss?” “Gülleriniz aşıkları
birleştiriyor Senor Carter.. Ama ayrı düşenlere ne yapıyor?” Rosetta, Carter’ın güllerine sarkıyorken Alexa
kazağının kollarını sıyırıyor, gömleğini çekiştirerek göğsünden içeri
üflüyordur. Genç kızın yanındaki Jesse dönerek onun ne yaptığına bakarken Alexa
da üflemesinin ortasında kalmış, yanındaki Jesse’ye dönerek kaşlarını kaldırır,
delikanlı gülümserken Alexa gözleri büyüyerek önüne döner ve fısıldar: “Öyle bakmazsan ne kadar iyi olacak Jesse...” “Nasıl?” Alexa delikanlının sesiyle inlerken Jesse şaşkın,
ama hoşuna gitmiş, genç kıza biraz daha yaklaşır ve kulağına fısıldar: “Böyle mi?” Alexa o anda karnına giren acıyla inleyerek iki
büklüm olurken Jesse dehşetle oturduğu yerde geri çekilir, Alexa hala
inliyorken delikanlı onun yanında eğilerek yere oturur ve endişeyle fısıldar: “Alexa? Alexa, iyi misin—özür dilerim—“ “Çıka—çıkar beni buradan...” Jesse tamam diyerek başını sallar ve Alexa’yı
ellerinden tutarak kaldırırken ikisi beraber hemen yandaki merdivenleri inerek
karanlık salondan çıkarlar ve çıktıkları gibi sarışın kız ellerini tutan
delikanlıyı kendine çekerek çevirir ve kapının yanındaki duvara yaslayıp
dudaklarına saldırırken Jesse donup kalmış, önündeki kız dudaklarına
bastırıyor, bütün vücudu ona yaslanmış, sanki bir şeyin olmasını bekliyordur. Alexa iki saniye içinde karşılık alamayınca
dudaklarını geri çeker ve yavaşça gözlerini açarak Jesse’ye bakarken delikanlı
yutkunur ve korkarak mırıldanır: “İyi—iyi misin?” Alexa’nın bakışlarındaki boşluk bir anda dehşetle
dolmuşken genç kız dudaklarından sonra bütün vücudunun da kontrolünü ele almış,
hızla geri çekilerek bir iki adım geriler. “Çok özür dilerim, gerçekten—“ “Ne olduğunu anlamadım—“ “Bir şey olmadı! Hiçbir şey olmadı, benim
şeyim—olmadı bir şey, çok üzgünüm Jesse, gerçekten—“ Jesse daha neyin neden olduğunu bile anlayamamış, peki
diyerek duvara yapışık durmaya devam ederken Alexa ona elini kaldırır, sonra
neden elini kaldırdığını da bilmiyor, hızla indirerek arkasını döner ve hızlı
adımlarla oradan uzaklaşırken Rosetta’nın içerde Carter’la ne yaptığı şu anda
pek umrunda değildir... Jonathan bir anda sağ kulağının yanında patlayan
bir sakızla uyanırken etraftaki kızlar da Rosetta’yla Carter’ın arasında geçen
tek bir kelimeyi kaçırmanın korkusuyla hep bir ağızdan ‘şşşt!’lemişlerdir.
Jonathan dönerek arkasındaki sakızlı Jaden’a bakarken sakızını çiğneyerek
arkasına yaslanan delikanlı iki sıra öndeki Cora’yı işaret eder, Jonathan
ellerini iki yana açarak şu anda ne yapabileceğini sorarken Jaden
ağzındaki sakızı gösterir, sonra ileri fırlatıyormuş gibi yaparken Jonathan
dehşetle başını iki yana sallayarak itiraz eder. Jaden gülerek eliyle önüne
dönmesini işaret ederken Jonathan döner ve Rosetta’yla Carter’dan kalan
boşlukta öndeki Cora’nın pırıl pırıl sarı saçlarını izler... “Benim için öneminizi
görmüyor musunuz?” “Siz benim için öneminizi
bilmiyor musunuz?! Beni adeta hissediyorsunuz! Bakışlarınız, dokunuşlarınız!
Güllere bu kadar nazik dokunan bir adam bir kadını nasıl bu kadar
parçalayabilir Bay Carter?” Jonathan önündeki kızın ağladığını görüyorken
kendisi filmi bırakmış ‘Cora’nın Rosetta’nın gülleriyle ağlayışı’
yapımını izliyordur. İşin güzel yanı da Cora’nın o beyaz gömleklisinin onların
sınıfında olmamasıdır. Jonathan ve Jaden’ın etraflı araştırmalarına göre çocuk
üçüncü sınıfta, çok zengin bir ailenin çocuğudur. Jaden kolayca yenilebilecek
bir tip olduğunu düşünüyorken Jonathan kaba kuvetten yana değildir. “Şşt! Concon! Al şunu—şşşt!” Jonathan yine sağ yandan gelen fısıltıyla başını
çevirir ve Jaden’ın verdiği kağıdı alıp tekrar önüne döner. Yine içinde ne
olduğu belli olmayan bir not varken Jonathan açarak bakar. Kelebek, film bittiğinde hemen
çıkışta seni bekleyeceğim. Lütfen, gel. Jonathan hmmlayarak başını sallar ve kağıdı
tekrar katlayarak derin bir nefes alır ve ön tarafa uzanarak Cora’nın hemen
yanından elini yavaşça uzatır. Genç kız yüzünün sağından uzanan elle bir an
irkilir ve arkasına bakar, Jonathan’ı görünce kaşlarını çatarken delikanlı
önündeki masmavi boncuklara gülümseyerek elindeki notu işaret eder, Cora
yüzünün yanında duran notu alıp tekrar önüne dönerken Jonathan onun saçlarının
kokusunu içine çeker ve arkasına yaslanır. Cora notu okumuş, hafifçe arkasını
dönerek yine Jonathan’a bakar, sonra tekrar önüne dönerek yanındaki
arkadaşından bir kalem ister ve nota cevap yazarken arkadaki Jonathan heyecanla
Jaden’a döner. Jaden iki baş parmağını da kaldırarak sırıtırken Jonathan da
umutla gülümseyerek tekrar önüne döner ve o anda Cora elindeki kağıdı arkaya
fırlatırken Jonathan atılarak tutmaya çalışır, o sırada yandakiler söylense de
Luplex Prensi aldırmıyor, kağıdı alıp heyecanla açar ve okur.. Biraz geç olmadı mı dersin?
‘Ayaklarımı yerden kesme’nin son kullanma tarihi geçmiş olabilir, söz
veremiyorum. Filmin sonuna göre karar vereceğim. Jonathan kaşlarını çatarak notu kapatır ve hala
bitmemiş olan filme bakar... “Miss! Rosetta! Bekle!” Rosetta geri döner, ona
bakarken Carter onun önüne gelmiş, genç kadını boynundan çekerek dudaklarına
eğilir. Carter incecik genç kadını belinden kavramış, güçlü kollarıyla sararken
Rosetta nefessiz, inleyerek ayrılır, Carter bir adım geri atarken genç kadın
ona umutla bakıyordur, sorar: “Nedir bu?” Carter nefes nefese, ona
bakıyorken cevaplar: “Güllerime dokunuşum..” Jonathan heyecanlanmış, yanındaki kızın kulağına
eğilir ve sorar: “Nasıl bitiyor bu film—“ “ŞŞŞTT!” “Amber bak, her şeyim buna bağlı—“ “Jonathan sus!” Jonathan homurdanarak önüne dönerken Amber hülyalı
bakışlarla filmi izliyor, öndeki Cora ise arkadaki tantanadan zevk almış,
gülümsüyordur... Dileyk: rosetta'nın gülleri
nasıl bitiyordur? Dileyk: *yapımcıya sorar* eveykın: kahkaha eveykın: ve bir gizemm eveykın: aydınlanıyorrr Christina Aguilera – Genie In A Bottle If you wanna be with me I can make your wish come true You gotta make a big impression I gotta like what you do.. Rosetta’nın Gülleri adlı
yapımla ‘cheesy’lik dalında yarışan bu nadide eser kulaklarımıza geliyor sayın
seyirciler. Filmin ikinci yarısından sonra salondaki kız
nüfusunun tamamı ve Jonathan nefeslerini tutmuş Carter’ın nasıl Rosetta’nın
başını döndürerek onu aşkına inandıracağını bekliyorlardır. Carter aramış taramış, Rosetta’nın Jüpiter’de
yapacağı sunumun tarihini bulmuş, şimdi seyircilerin ne olduğunu anlamadığı
işler yapıyordur. Günler ve sahneler akarken Jonathan tırnaklarını kemiriyor,
sanki Carter değil de kendi reddedilecekmiş gibi stresten strese koşuyorken
sonunda sahneler durup bir toplantı odasının kapısı göründüğünde bütün kızlar, ve
Jonathan, oturdukları yerde dikleşirler. Rosetta toplantı odasının
kapılarını açar ve karşısında kıpkırmızı güllerle dolu bir oda görürken nefesi
kesilmiştir— Jonathan keyifle gülümseyerek ellerini birbirine
vurur. “İşte böyle Carter! Adamımsın!” Kızlar gülerek Jonathan’ı desteklerlerken Cora
dönerek arkasına bakar, Jonathan daha da gülümseyerek genç kıza göz kırparken
sarışın Venüs kızı sol kolunu kaldırarak saati işaret eder, sadece dudaklarını
oynatarak ‘daha bitmedi’ der ve önüne döner. Jonathan bir anda panik
olmuş, yine yanındaki Amber’ı dürtmeye başlar... Film bitmiş, Rosetta ve Carter kızların beş
litrelik gözyaşına malolan bir sevgi sahnesiyle buluşmuşken Jonathan da dolan
gözlerini saklamaya çalışıyor, başını eğerek yaşların geri gitmesini
emrediyordur. Ekran kararıp herkes ayaklanınca Jonathan da Joanna’lığı bırakıp
ayağa kalkar. Cora bir sıra önden diğer kızlarla beraber
yürüyorken Jonathan önündekileri yararak çıkar ve ikinci kapıdan çıkıp bir
köşede beklemeye başlarken Carter bile Rosetta’yı iki gülle tav edebildiyse
Jonathan da bir şeyler yapabilirdir. Delikanlı başını uzatarak çıkanların nereye
gittiğine bakıyorken biraz sonra sırtında bir parmak hissettiğinde hızla
arkasını döner ve o kadar zamandan sonra Cora’yı bu kadar yakınında görünce
hayati değerleri taban yaparak önündeki güzeller güzeli kıza bakar. “Cora...” “Jonathan Lysander, Luplex Prensi...” Jonathan gülümserken Cora da gülümsüyor, sorar: “Lütfen gel dedin, geldim...” “Geldin...” Cora başını sallayarak geldim derken
Jonathan tekrar geldin demek ister, ama kendini tutarken öksürür ve normal
bir cümle kurar. “Aslında daha önce yapacaktım, ama şey oldu...” “Ne oldu?” “Şey oldu, o çocuk. Pembe Balo’da ben daha bir şey
yapamadan sen o çocukla--“ “Mesajında zaman belirtmemiştin, ben de kuzenimle
dans ettim.” “Kimle!?” “Kuzenimle.” Jonathan’ın gözleri parlamış, heyecanla dikleşerek
ellerini ceplerine sokarken güler. “Ben de öyle şarkı söyleyince—kuzen demek...” Cora sevimli sevimli gülümseyerek başını sallarken
Jonathan hafiçe iki ayağı üzerinde yaylanır. “O zaman iş değişir tabii...” “Nasıl değişiyor?” “Teklifimin son kullanma tarihi geçmemiş oluyor.” Sarışın kız ‘hmm’larken Jonathan da başını
sallar ve ellerini ceplerinden çıkarır. “Sen de şimdi geldiğine göre, hala bir şansım var
demektir.” “Ne yapacaksın?” Jonathan’ın kafası bomboş, her şeyi Cora’nın buraya
gelme noktasına kadar planlamış, gerisini bilmiyorken genç kız mavi gözleri
koridorun ışıklarında parlayarak bekliyordur. “Sürpriz mi?” “Evet.” “Peki bu sefer bir zamanı var mı?” “Var.” “Ne zaman?” “Şeyde...” Cora başını hafifçe eğerek yine beklerken Jonathan
şöyle bir etrafına bakar, panoların birinde Sevgililer günüyle ilgili bir kağıt
görünce tekrar Cora’ya döner. “Sevgililer gününde.” Sarışın kızın gözleri merakla parlarken Jonathan da
bilmiş bilmiş gülümser. “Çok güzel bir süprizim olacak, ama ne zaman
geleceğini bilemezsin, o yüzden her zaman tetikte ol.” Cora keyifle tamam derken Jonathan da başını
sallar. “O zaman, tamam. Sevgililer gününde.” “Yarın görüşürüz o zaman Jonathan...” Genç kız prense göz kırparak uzaklaşırken Jonathan
da gülümsüyor, Cora arkasını dönüp gittiğinde bir an durur ve düşünür. Yarın görüşürüz o zaman— Yarın! Jonathan gözleri büyüyerek arkasını döner ve
arkadaki çıkış kapılarına koşarken yarına kadar bu kızın ayağını yerden kesecek
bir sürpriz bulmalıdır, yanmıştır. “Jaden! Aç kapıyı—“ Jaden kapıyı açıp Jonathan’ı içeri çeker ve geri
kapatırken elindeki kağıdı kaldırır. “Bugün bunu kapıma yapışmış buldum. Lonna buluşmak
istiyor, bu gece.” Jonathan bir küp altın bulmuş gibi heyecanla gülerken
Jaden kağıdın köşesini çiğniyor, kafasını kaşır. “Bu ikizlerin ikisi de şeytan, demedi deme. Baban
boşuna uzak dur demiyor—“ “Senin baban diyor mu?” “Benim babam hiçbir kızdan uzak durmamı söylemez.” Jonathan başını sallarken Gabriel’e gelince işler değişiyordur.
Jaden elindeki notu tekrar okuyup bir köşeye atarken onun varlığını unutmak
adına Jonathan’a döner. “Sen neden kapımı kırıyordun?” “Cora yarın ona yapacağım muhteşem süprizi
bekliyor.” “Ne yapacaksın?” “Sence?” “Bilmem.” “Ben de bilmiyorum işte, problem orada.” Jaden başını sallarken ikisi de gidip yataklara
otururlar, Jonathan mırıldanır. “Benim şarkıyı mı açsak yine?” “Gerek yok, biraz daha bekleyelim.” Jonathan da başını sallarken ikisi oturup biraz
daha beklerler... Boyz II Men – End of the Road Rose ve Liv Jaden’ın odasının önüne gelmiş, kapıyı
vuracakken içerden gelen müzik sesiyle bir an birbirlerine bakarlar, sonra
anlamsız bakışlarla dönerek kapıya vururlarken içerden ayak sesleriyle beraber
Jaden’ın bet sesi yaklaşıyordur, kapı açılıp Jaden kızları görünce şarkıyı
söylemeye devam ederek onları içeri alır. İçerde Jonathan’ın sergilediği acılı
bir gencin kareografisi onları bekliyorken Liv ve Rose neyin içine düştüklerini
bilmiyor, oldukları yerde bekleyerek arkadaşlarının normal durumlarına
dönmelerini bekliyorlardır. “Bu şarkı nedir Jaden?” Jaden şarkıyı söyleyerek eliyle odadaki küçük mp3
çalara ve hoparlörlere işaret eder. “Bu şarkı kızlar, bu şarkı bizim gibi aşktan kafası
karışmış erkeklerin marşı olmaya adaydır.” Liv anlayışla başını sallarken Rose dönerek
Jonathan’a bakar. “Neden buradayız biz peki?” “Bize yardım edeceksiniz çünkü minik perilerim.” Rose gülümserken Jonathan şarkının dalgalanan
tınısıyla parmaklarını oynatarak iki kızın arasına girer ve onları alıp yatağa
doğru götürür. “Şu karşınızda gördüğünüz iki çok yakışıklı
arkadaşınızın kızlar konusunda yardıma ihtiyacı var...” Jaden aynen öyle olduğunu söylüyorken masasının
önündeki iskemleyi çekerek kızların önüne oturur. “Benim bu gece Lonna’yla buluşmam var—“ Kızlar ‘aaa’layarak sevinirken Jaden elini
onların yüzlerine tutup iki yana sallar, kızlar derhal susarlarken delikanlı
konuşur: “O hiç yardımcı olmuyor.” “Evet, olmuyor. Benim de yarın Cora’ya ayaklarını
yerden kesecek bir sürpriz yapmam gerekiyor.” Kızların yüzünde yine bir gülümseme oluşurken Jaden
elini sallayarak bir ‘höt’ sesi çıkarır. Kızlar yine susarlarken hemen
sonra Liv gözlerini devirerek Jaden’ın elini ittirir. “Biz ne yapacağız? Sizi götürüp kapılarına mı
bırakacağız, nedir?” Jaden ve Jonathan birbirlerine bakarak şöyle bir
düşünürler. “Aslında iyi fikir—“ “Gerçi Lonna bu konuda ne düşünür bilmiyorum—“ “Cora şaşırır, orası kesin—“ “Hey! Dikkatinizi toplayın!” Jaden ve Jonathan yine kızlara döndüklerinde Liv
sözü yanındaki Rose’e bırakır. “Sen, Jaden, Lonna’yla nerede buluşacaksınız?” “Gordon kütüphanesinin önünde.” Rose şöyle bir düşünür, sonra hafifçe çenesini
kaşır, saçını düzeltir, kotunun üzerindeki bir ipi alır, sonra tekrar Jaden’a
bakarken delikanlı hala aynı dikkatle ona bakıyordur. “Evet?” “Lonna’nın ilgisini çekebilecek, ama aynı zamanda
senin de çaresizce onu bekliyor olduğunu gizleyecek bir şey—“ “Ben çaresizce onu beklemiyorum!” Liv elindeki hayali fotoğraf makinesiyle Jaden’ın
fotoğrafını çeker ve eline verir. “Bu beklediğinin resmi oluyor, duvarına asarsın.” Delikanlı gözlerini devirirken Rose gülerek tekrar
ona döner. “Oscar’ı sana vereceğim, bu gece onunla
ilgilendiğini, o yüzden yanında getirmek zorunda olduğunu söylersin. Kusura
bakma, ama işte böyle böyle, başka işlerim de var bidi bidi...” Jaden başını sallarken Rose kendi işini bitirmiş,
sözü Liv’e bırakır. Mavi gözlü kız teşekkür ederek Jonathan’a döner. “Sen, Jonathan, Cora’ya tam olarak ne söyledin?” “Yarın sana bir sürpriz yapacağım, ama ne zaman
çıkacağı belli olmaz dedim—gerçi ben Sevgililer günü demiştim, ama tesadüf
o da yarınmış!” Liv gülerken Jonathan başını iki yana sallayarak hala
inanamadığını söylüyordur. “Tamam, sakin olalım. Düşünelim.” Herkes sessiz ve sakin olarak düşünürken arkadaki
şarkı iç kanatan bir acıyla bağırmaya devam ediyordur... Jaden elindeki minnacık beyaz kediyle Gordon
kütüphanesine doğru yürüyorken koridorda onu bekleyen Lonna oturduğu yerden
kalkarak delikanlının üzerine yürür. “Morgan, arkadaşın Cora’dan ne istiyor?” Jaden elindeki kediyi göğsüne biraz daha yaslayarak
bir adım gerilerken Lonna Rosenthall pembe saçları ve her zaman ölüm saçmayı
başaran keskin mavi bakışlarıyla elleri belinde, ayağını yere vurarak cevap
bekler... “Ne demek ne istiyor?” “Aynen o demek. Önce saçma sapan notlar, sonra
yarın her an sürpriz yapabilirimler—“ “Sana ne Lonna?” Lonna bir an kalırken Jaden elindeki kediyi Julia
gibi tutmayı bırakıp yine Jaden olur. “Hatırlarsan ben de sana bu kadar bir not
yazmıştım—“ Delikanlı elindeki kedinin boyunu göstererek devam
eder: “Ama cevap verme zahmetine girmedin, sonra da beni
buraya davet edip kardeşinin peşinde koşan bilmem kaç tane çocuktan birinin
hesabını mı soruyorsun? Ne bu, kamera şakası mı?” “Ne saçmalıyorsun sen Morgan?” “Hiçbir şey. Bu kediyi beslemem lazım, sen de
kendine bir iş bul.” Lonna şokla ağzı açılarak delikanlının arkasından
bakarken Jaden sinirlenmiş, uzun zamandır ilk defa sinirlenmiş, içindeki
kızgınlığa duyduğu sevgiyle gülümseyerek Oscar’ın tüylerini okşar... Rose kapısı vurulunca masasının başından kalkar ve
pofuduk terliklerini yerde sürüyerek kapıyı açar, karşısında Jaden’ı ve yüzüne
uzatılan kediyi görünce kaşlarını çatarak Oscar’ı ondan alır. “Çabuk bitti?” Jaden öfkeden köpürerek içeri girerken Rose kapıyı
onun arkasından kapatarak Oscar’ı yere bırakır. Beyaz kedicik koşturarak yine
Jaden’ın ayaklarına dolanırken delikanlı sinirle gülerek bağırır: “Jonathan için bana hesap sormaya çağırmış!” “Kim için—kim ne?” “Jonathan! Arkadaşın kardeşimden ne istiyor
Jaden horororor! diye üzerime saldırdı resmen!” Rose yüzünü buruştururken Jaden geçip genç kızı
kızın yatağına oturur. Rose de yine masasına dönerek hemen Jaden’ın yanına
otururken sorar: “O öyle dediğinde sen ne dedin—“ “Ne diyeceğim! Yetti artık git kendine başka bir iş
bul dedim! Yetti artık demedim de—yani!” Rose başını sallıyorken Jaden sinirinden elini
nereye koyacağını bilemiyor, uzanarak Rose’un Eski Tarih notlarına bakar, sonra
onları bırakıp silgiyi eline alarak oynamaya başlar, Rose onu izliyorken Oscar
da birazcık su içmiş, sonra yine koşturarak yatakta Jaden’ın yanına atlar ve
mırlayarak delikanlıya sokulurken Jaden dalgınca onu okşar, Rose gülümser... “2008?” Rose elindeki küçük plastik fareyi sıkıştırarak
zayıf bir ‘zırt’ sesi çıkarırken güler, Jaden inleyerek kendini yatağa
bırakırken Rose elindeki kitaptan okuyarak sorduğu sorunun doğru cevabını
söyler: “Evren üzerindeki büyük iklim değişikliklerine
bağlı olarak ilk büyük göç 2072 yılında başlamıştır—2008’de daha dört
mevsim varmış Jaden!” Jaden başının arkasından ona eğilen Oscar’a dil
çıkarıyorken omzunu silker. “O kadar eski zamanları ben ne yapayım zaten,
önümüze bakalım—Rose?” Rose kitabı karıştırarak başka bir soru arıyorken
elindeki fareyi sallıyor ‘hmm’lar. “Senin bu kedin bana aşık oldu galiba.” Rose içtenlikle gülerek bir sayfa daha çeviriyorken
Jaden ellerini arkaya uzatarak Oscar’ı alır ve göğsüne koyarak orada bırakır. “Ciddiyim. Senin kedin gay.” “Jaden!” “Ne!? Gözlere bak—bak gel buraya!” Rose kitabı da, fareyi de bırakıp Jaden’ın yanına
gider ve delikanlının başının yanına eğilerek Oscar’ın gözlerine bakarken beyaz
kedi de boncuk gözleriyle sahibine bakar. “Benim kedim gay değil Jaden—“ “Gay, ya da insanlara aşık olan hayvanlara ne
deniyorsa o.” Rose gülerek yere otururken Oscar da onu görünce
Jaden’ın göğsüne oturur, yerleşip patilerini temizlemeye başlarken Jaden da
ellerini başının altında birleştirip beyaz kediyi izlemeye başlar. “Rose?” “Efendim?” “Hiç diğer zamanda nasıl olduğunu merak etmiyor
musun?” Rose sessiz kalırken bir an düşünür, sonra hafifçe
omzunu silker ve pijamasının üzerindeki tüyleri çekerek mırıldanır: “Bilmem. Liv çok da farklı olmadığımı söyledi, hala
hepinizle iyi arkadaşmışım.” “Öyleydin. En normalimiz sendin.” Rose gülümserken Jaden başını çevirerek ona bakar,
genç kız başını geri yaslayarak pijamasındaki tüyleri temizlemeye devam ederken
Jaden da onun başının hemen yanında yatıyor, tekrar Oscar’ı izlemeye döner... Boyz II Men – End of the Road Rose kedisinin kumunu değiştirmiş, çöpü de atıp
odaya döndüğünde içerde çalan müzikle gözleri büyüyerek masasında oturan
Jaden’a bakar. “Şarkılarımı karıştırmışsın!” “Bu şarkı ne Jaden bidibidi—“ “Ben sormadım Liv sordu—versene onu!” Jaden gülerek eliyle küçük hoparlörlerin önüne
geçerken Rose da gülüyor, ellerini yüzüne kapatır. “O benim utanç şarkım!” “Yolun sonuna gelsek bile unutamıyorum Rose!” Rose çığlık atarak kendini yatağa atarken Jaden iki
yana sallanarak şarkıyı söylüyordur. Rose gülerek susmasını söylerken Jaden
onun başına eğilerek en bet sesiyle genç kızın kulağına söylemeye başlar. Rose
gözlerini devirerek sırtüstü döner ve Jaden’a bakarak eşlik etmeye başlerken
delikanlı gülerek alkışlar. Rose örtüleri ayağıyla ittirerek yatağın üzerinde
ayağa kalkar, Jaden ona dedorant şişelerinden birini uzatınca alır ve bütün
mimikleriyle beraber şarkıyı söylemeye devam ederken acıların çocuğu Jaden da
sağa sola sallanıyor, ona eşlik eder. “Yolun sonuna gelsek bileee—“ “Unutamıyorum been—“ “Ben
yok orada Jaden—“ “Ben koydum, daha güzel oldu, sen de öyle söyle!” Rose da gülerek oraya bir ben koyarken Jaden
onu elinden tutar, çekerek yanına indirir ve kendi etrafında döndürerek odayı
dolaştırmaya başlar. Rose elindeki şişeyi Liv’in yatağına atıp gülerek
dengesini bulurken gerçekten dans ederek etrafında dönmeye başlar. Jaden bet
sesini kesip sözü şarkıya bırakırken Rose da susmuş, delikanlının elini tutarak
ona yaklaşır ve bir elini onun omzuna koyarak adım atmaya başlarken Jaden da
ona ayak uyduruyor, ikisi özlem dolu şarkıda dans ediyorken Rose yavaş yavaş
döndüğünde başucundaki saatin gece yarısını vurduğunu görmüş, gülümser. “Sevgililer günün kutlu olsun Jaden...” Jaden da gülümser ve Rose’u arkaya yatırarak
sırtından kavrarken genç kız rahatça kıvrılmış, kahverengi saçları arkaya
düşerek gülümser, üzerinde ona eğilen Jaden mırıldanır: “Sevgililer günün kutlu olsun Rose. Biliyorsun, yolun
sonuna—“ “Gelsek bile unutamıyorum...” Jaden gülerek eğilir ve Rose’u dudaklarından öperek
geri çekilirken genç kız donmuş, hala arkaya eğik, yutkunurken Jaden da ne
yaptığını fark etmiş, onu doğrultarak ellerini üzerinden çeker. “Fazla havaya girdim, özür dilerim.” Rose hafifçe gülerek saçlarını kulağının arkasına
alırken başını iki yana sallar. “Önemli değil, şarkı o kadar acılı ki!” Jaden da gülerek başını sallar ve dönerek hoparlörlerin
sesini kısar, sonra etrafına bakıp tekrar Rose’a döner. “Yarın ders var, ben gideyim. Liv de gelir zaten—“ “Sam’le sabahlayacaklarmış.” Jaden peki diyerek başını sallarken Rose da
kaşlarını kaldırarak olduğu yerde yaylanır. Jaden ellerini kotunun ceplerine
sokmuş, bekliyorken gözü Oscar’a takıldığında tek elini çıkartıp hayvana el
sallar. “Gidiyorum ben, aşkından kurbağayı yeme kedi.” Oscar mırlayarak cevap verir ve gidip bir köşeye
kıvrılırken Jaden gülümsüyor Rose’a da iyi geceler diler ve geri geri giderek
kapıyı açar, dönüp odadan çıkınca Rose kapıyı onun arkasından kapatır, sonra
bir an durur ve kendi kendine gülümseyerek tekrar yatağına ilerler... Jaden dışarı çıkınca nefesini bırakır ve başını
silkeleyerek yutkunurken bir daha o şarkıyı dinlememesi gerektiğini düşünerek
yürümeye başlar, ama daha iki saniye geçmeden şarkı tekrar aklında dönmeye
başlarken delikanlı gülümser ve usulca mırıldanarak loş koridorlardan
merdivenlere ilerler... ![]() |


