![]()
“Benim—çocuğum mu vardı? Ben
daha 16 yaşındayım—“ “O zaman değildin ve daha çocuğun
yoktu. Olacaktı, ama sen olmamasını istedin.” Liv boynunda bir şey olmadığı halde
sırf rahatsızlıktan, öylesine kaşınıyorken sorar: “Ve her şey birbirine girdi, öyle mi? Neden
bana yanlış olduğunu söylemedin? Hani görüyordun?” “Yapılacak bir şey yoktu, ya öyle
kalacaktık ya da onu seçecektik—“ “O kadar mı kötüydü Winona?” Winona başını sallayarak yanağını
kemirirken dolan gözlerini yanmayan şömineye çevirir. “Peki—“ Liv’in sorusunun yarım kalmasıyla
Winona yine ona bakarken başını iki yana sallar. “Daha fazla sorma, lütfen. Bilmemen
daha iyi.” Liv sessizce başını sallarken Winona
da derin bir nefes alarak kendini toparlar. “Durum bu. Eğer hala yapmak istiyorsan
bu gece buradayız. Yarın sabah uyandığında senden ve benden başka kimse ne
olduğunu bilmeyecek—“ “Ya çok kötü bir şey olursa?” “Olmayacak, merak etme, izin
vermeyeceğim.” Liv başını sallarken derin bir nefes
alarak siyah saçlarını iki eliyle arkaya itip orada tutar. “Bu kadar şeyden sonra hala deli gibi
yapmak istiyorsam bir sebebi vardır, değil mi?” Winona başını salladığında bu Liv için
yeterli olmuş, genç kız da saçlarını bırakarak ona ellerini uzatır. “El ele mi tutuşacağız, ne
yapacağız—hadi...” “Tutuşmanın bir zararı olmaz.” Liv gülümserken Winona da gülümser ve
uzanarak arkadaşının elini tutar. “Gözlerimi kapatacağım, sen konuşmaya
başla—“ “Dur.” Winona yarı yolda gözlerini açarak
Liv’e bakar. Genç kız endişeli, sorar: “Bilmeden başka insanların da hayatına
etki edersem—“ “Bilmediğin insanların hayatları senin
ellerinde değil, merak etme—“ “Peki ya bildiklerime haksızlık
edersem!? Benim onlar için karar vermeye hakkım var mı?” “Var dersem kabul edecek misin?” “Belki, bilmiyorum—ben daha 16
yaşındayım Winona—hatta daha 1 aydır 16 yaşındayım, nasıl böyle büyük bir şeyi
kabul ederim bilmiyorum—“ “Öğrenebilmen için yapıyoruz.” “Bu biraz fazla büyük bir ders
olmayacak mı?!” “Gücünün büyüklüğüne göre o kadar da
devasa bir olay değil Liv. Alışacaksın. İçindeki güce daha büyük bir kılıf
vereceğiz, rahatlayacaksın.” Liv işte bunu duyunca yine derin bir
nefes alırken başını sallar. “Tamam, kapat gözlerini...” ve Zaman gözlerini kapatır... Carrie Underwood – Crazy Dreams There's a lot of wonder left inside of me and you, Thank God even crazy dreams come true... Liv esneyerek gözlerini açarken
başının dibindeki pencereden içeri öyle bir güneş giriyordur ki genç kız açtığı
gözlerini tekrar kapatıp öylece yatakta doğrulur, tekrar esner, sonra gözlerini
açıp odasına bakarken her şeyin tam tersi yerinde durduğunu görünce bir an
donar... Sonra hatırlar... Yorganını itip derhal ayaklarını
terliklerine sokmak için yataktan sarkıttığında tırnaklarının ojeli olduğunu
görünce gülmemek için elini ağzına bastırır ve kalkıp odadaki aynaların birinin
önüne geçer... İşte o zaman gerçekten hatırlar... “AMAN TANRIM!” “Ne?! Kim!? Liv?!” Liv gülerek yerinde zıplıyorken
aynadan arkada uyanan Rose’u görmüş, zıplayarak döner ve arkadaşının yatağına
atlayarak ona sarılırken Rose da uyku sersemi, onu tutar. “Ne, kim, Liv?” “Hiçbir şey, hiç kimse, evet!” Rose tuttuğu kızla beraber yatağa
tekrar yatarken Liv de gülerek onun üzerine düşmüş, hemen sonra ellerini
bastırarak yataktan kalkar ve tekrar aynanın önüne koşturur, iki elini de ayrı
ayrı göğüslerinin üzerine koyarak sıkarken eline gelen o kadar şeye rağmen
sütyen bile giymediğini fark etmiş, 19 yaşındaki vücudunun ona hissettirdiği
gibi mutlulukla bağırır: “AMAN TANRIM!” Genç kız gülerek ve bağırarak banyoya
koşarken Rose onun yine deli günlerinden biri olduğunu düşünerek rahat rahat
yatağında döner... Liv şarkılar söyleyerek banyo yapmış,
şimdi saçlarını havluya silerek çıkıyorken Rose hala uyuyordur. Mavi
gözlü kız arkadaşının seneler boyunca erken kalkarak bir şey kazanamadığını
anlamış, gülerek onu rahat bırakırken birazdan kapı heyecanla vurulduğunda Rose
yine irkilerek kalkar. “Tamam, uyumuyorum, tamam!” Yorganlar, çarşaflar bir köşelere
uçarken Rose da uçarak banyoya gider, Liv kapıyı aralayıp kim olduğuna bakarken
yerinde zıplayan Sophia’yı görünce yine bağırarak kapıyı açar: “SOPHIA!” “LIV! YEDEK KRAVATLARINDAN BİRİNİ
ÖDÜNÇ ALABİLİR MİYİM?” “ALABİLİRSİN!” Liv gülerek atılır ve yıllar içinde
iyileşmiş, onlardan biri olmuş, şimdi hepsine taş çıkartacak kadar dilli kıza
sarılırken Sophia da onu şöyle bir tutar, sonra ittirir ve odaya girerek
gardroba koşar: “Bu sabah da bir şeyim eksik gidersem
iddiayı yine kaybederim, sonra Dante vıcık vıcık—blöeh!” Liv gülerek onların arasındaki öpüşme
iddiasını hatırlarken hatırladığı için yine sevinerek ellerini çırpar ve
kafasında çalan şarkıya dans ederken Sophia kravatı bulmuş, elinde sallayarak
Liv’e bir öpücük atar ve odadan çıkıp kapıyı kapatır... Sophia, Gordon rengi gri kravatını bağlayamayarak
odasına giriyorken Kenda daha yeni uyanmış, kaşlarını çatarak masasına oturan
Lucas’ın yanından geçer ve Sophia’ya üzerindeki üniformayı işaret eder. “Neden formanı giydin? Cumartesi?” Sophia’nın kravatı boğan elleri
dururken Lucas kahkahayı basar, Kenda gözlerini devirerek upuzun saçlarını
sırtından bırakır ve banyoya girerken Sophia hiç 18 yaşında bir genç kızın
ağzına yakışmayacak laflar ederek üzerindekileri çıkartmaya başlar, Lucas hala
gülüyor, odadan kaçar... “Yine bir şey unuttu, kesin.” “Gece uyumadan önce ettiğin dualar
kabul olmuş demek ki Calis!” Dante çok komik olduğunu söylüyorken
delikanlının oda arkadaşı Matthew mavi gözleri parlayarak gülüyordur, dağınık
kumral saçlarını da şöyle bir kaşıyarak etrafına bakarken Dante kendi mavi
gözlerini kısmış, sarı saçları parlayarak atlarını alan diğer melekleri
izliyordur. “Köylü güzeli yine en vahşi atını
alıyor...” Matthew’un kolunu dürtmesiyle o tarafa
bakan Dante, Carrie’yi ve taytını görmüş, sırıtır. “Mace, dostum, o bacakların arasında
ben de olsam sakinleşirdim—“ O anda arkadan yüksek oktavlı bir
öksürük duyulunca Dante irkilerek arkasını döner ve Sophia’yı görürken gülerek
genç kızı şöyle bir süzer. “Eksik yok gibi...” Sophia şöyle bir etrafında döner,
sonra Dante’yi iterek ahırlara doğru giderken sarışın delikanlı gülümsüyor,
ilerde Carrie’ye el sallayan ikinci taytı izliyordur... “4 ay sonra okul bitecek, ben hala
kardeş peşinden koşuyorum—ADIA! TAYLOR! UYANIN!” İçerden bir şeyler düşüp
mızmızlanmalar ve iyi!ler duyuluyorken Jonathan yanındaki Duncan’la el
sıkışarak onu da alıp uzaklaşır. Onlar giderken Luplex’in tek prensesi Adia
koşarak kapıyı açmış, ama kimseyi göremeyince tekrar odaya girerken oda
arkadaşı Taylor da kalkıyor, bal rengi saçlarını eliyle toplayarak esner, sonra
gülümser. “Günaydın—“ “Geç kaldık geç! Bütün koşu bantlarını
veletler kaptı!” Taylor yüzünde parlayan koyu yeşil
gözlerini devirerek banyoya gidiyorken elini sallayarak içeri girdiğinde geriye
seslenir: “Dördüncü sınıflara her zaman bant
vardır Adia!” “Dördüncü sınıf olduk da adam
olabildik mi?” Adia bir an durur sonra kendi kendine
cevaplar: “Hayır—Taylor senin tişörtlerinden
birini alıyorum!” Banyodan bir tamam duyulurken
Adia bileğindeki lastikle anne ve babasından geçmiş koyu kahverengi saçlarını
toplar, sonra da boncuk gibi koyu kahverengi gözleri oda arkadaşının
gardrobunda gezmeye başlar... “Sonra sen kafasına geçir, görenler
beyni aktı oraya diyor.” Nathan başını sallıyorken Shia ile
ikisi havuzun başında, Shia önündeki boşluğu yumruklayarak olayı tekrar
canlandırıyordur. “Hayır benim üzüldüğüm şey, çocuk
ikinci sınıf, sen neden gelip beşinci sınıf adama kafa tutuyorsun? Herif bir de
tanrı gibi bir şey, baksa beynini yakar, en azından yumruk attı—“ Nathan dinliyorken Shia bir anda kısa
devre verince o da arkasını döner ve biri gri, biri mavi, bina renklerini
taşıyan mayolarıyla gelen kızları görünce o da gülümser. Kenda ve Megan onları
görmüş, el sallayarak o tarafa gelir ve iki su kızı olarak bayları geçip
havuzla ilgilenmeye başlarlarken Nathan keyifli, klor kokusunu içine çekiyorken
Shia ağzı açılarak her hafta üşenmeden yaptığı üzere Megan’ı izliyordur, devam
eder... Nicole esneyerek odasından çıkmış,
hala esneyerek kapının yanında bekleyen Madeline’e gülümser ve onun koluna
girerek eskrim dersine doğru yürürken Verona asillerinden birinin kızı olan
Madeline Deveraux da kahverengi at kuyruğu ve dolgun dudaklarının imzası olduğu
güzel yüzüyle bir üst sınıf olan arkadaşının kolunda yürüyordur, sorar: “Jonathan bu sabah görünmedi, neden?” “İnat çünkü. Dün yanımdan kovdum, yok
efendim neden Sevgililer Gününde yanımdan kovuyormuşum da, zaten evde
diğerlerinin dırdırından bir şey yapamıyormuşuz da, artık sevgilisiyle de
uyuyamayacakmışmış da mışmış...” Madeline gülümseyerek iç çekerken
Nicole tek kaşını kaldırarak ona bakar. “Ben binicilik alalım dedim, sen
dinlemedin.” Madeline gülümsemesi adeta küçük bir puf’la
yok olarak kendine çekidüzen verirken Nicole kıs kıs gülerek onun kolunu sıkar. “Mace ve sivri objeleri bir araya
getirmezsek çok güzel olur zaten, değil mi?” “Öyle, evet. Bu sabah bileğimde hafif
bir ağrı hissettim...” Nicole öyle mi? diyerek değişen
konuyla beraber binadan çıkıyorken Madeline bileğinin trajik hikayesini
anlatmaya devam eder... Liv ve Rose sonunda odadan
çıkabilmişler, okçuluk dersi için alana doğru yürüyorlarken hemen bitişiğindeki
futbol sahasında erkekler bağıra çağıra maça başlamışlardır. Rose şöyle bir
dönüp bakar ve gözleri Jaden’ı bulduğunda gülümserken Liv de onun bakışlarını
yakalamış, heyecanla kaşlarını kaldırır ve hemen ardından bunu şu anda
bilmemesi gerektiğini hatırlarken hafifçe öksürerek kendini toparlar. “Bugün ayrı bir sıcak hava var, değil
mi? Sanki Şubat değil de Nisan...” Rose tekrar Liv’e dönerek başını
sallarken arkadaşı gülümser ve yıllar önce olmuş olması gereken bir öpücüğün
bütün ayrıntılarıyla bugüne gelmiş olduğunu görürken mutlu olarak yürümeye
devam eder... “Nerede kaldınız?” Rose geldiklerini söyleyerek yerine
geçerken Liv olduğu yerde kalakalmış, karşısında duran sarışın delikanlıya
bakar, delikanlı da Liv’e eş mavi gözleriyle birazdan ona döndüğünde elindeki
oku ve yayı indirerek kaşlarını kaldırır. “Liv?” Liv’den cevap gelmiyorken sarışın
delikanlının yanındaki kısımda duran siyah saçlı, beyaz tenli, hafif sıska bir
delikanlı da o tarafa gelir. “Ablan bir garip Benjamin.” “Farkındayım Patrick...” Patrick kahverengi gözlerini kısarak
elini kaldırır ve Liv’in yüzünün önünde hafifçe sallarken genç kız gözlerini
kırparak kendine gelir. “Geldik—yani pardon.” Benjamin’in bir kaşı inmiş, diğeri
hala havadayken delirdiğini düşündüğü ablası hızlı adımlarla ondan uzaklaşır ve
biraz sonra koşarak taaa öbür uçtaki boş bir alana geçerek oklara ve
yaylara odaklanır. Kardeşi buradadır. Kardeşi. Kardeşi.
Benjamin. Bir tanecik kardeşi. “Kardeşime iyi bak Winona...” Liv bir an gözlerini kapatarak
elindeki okları sıkarken hemen sonra alt dudağını ısırarak tekrar mavilerini
açar ve derin bir nefes alarak tutulmuş bir söz için gülümser... “Suyum bitmiş, alıp geliyorum!” Diğerleri hedeflere okları saplamaya
devam ediyorken Liv elindeki boş su şişesini fırsat bilerek şimdi boş olan
soyunma odalarına koşar. Koridoru geçip kızların tarafına girer ve özel
duşların birine girip kapıyı kapatırken bir an sonra Winona yanında
belirdiğinde Liv mutlulukla ona atılarak sarılır. “Yaptık Winona! Yaptık!” Winona da gülüyor, ikisi sarılarak bir
süre zıplarlarken Liv derin bir nefes alarak ondan ayrılır. “Evdekiler ne yapıyor? Orada neler
oluyor—anlat!” “Tamam—kollarımı koparacaksın
sallamayı bırak!” Liv derhal put kesilir ve ağzını
kapatarak heyecanla beklerken Winona derin ve ferah bir nefes alarak anlatmaya
başlar... Bond – Dream Star “Gölgelerin gücü adına demek
istiyorum!” Dorian yüzünü buruştururken Ewan da
elindeki kağıtlara bakıyor, biraz sonra gölgelerin gücünü de bırakıp arkasına
yaslanır. “Neden kız babası olmak bu kadar zor?” “Pek babalık yapmıyorsun zaten, daha
çok paralık yapıyorsun.” “Bir de bunlardan üç tane olsaydı ne
yapardım bilmiyorum. Kenda yine bir derece, ama Adia beni kurutuyor—Latty!” Latty yarı yolda dönerek Ewan’ın
ofisine girerken tek kaşını kaldırarak Kral’ın karşısına geçer. “Ne zamandan beri Kraliçe odadan bağırılarak
çağrılıyor?” “Kızın devletimizin kaynaklarını
yiyor.” “Adia mı?” “Kaç tane kızın var Latty?” Latty gözlerini devirerek Ewan’ın
yanına gider ve uzattığı faturaları alırken genç adam başını karısının karnına
yaslayarak Dorian’a bakar. “Sen kızınla mezuniyetten sonra ne
yapacağını konuşuyor musun?” “Sen konuşuyor musun?” “Ben sana sordum—“ “Ben de sana sordum—“ “Hemen bir iş bulup sizin okul
masraflarınızı karşılayacaklarmış. Anaokulu...” Ewan ve Dorian, Latty’e bakıyorken
genç kadın gülümseyerek faturaları tekrar kocasına verir. “İkinci sayfadan sonrası tamamen sana
ait hayatım. Önce oku, sonra kızımızı suçla, seni seviyorum...” Latty eğilerek Ewan’ı öper, sonra
masanın yanından ayrılarak kapıya giderken Dorian’ın havada olan elini şöyle
bir tutar ve bırakarak ofisten çıkarken Ewan kişisel harcamalarıyla ilgili
faturaları tutan muhasebeciye bu kadar şeyi gördükten sonra bir zam yapmayı
düşünür. Latty günlük turunu atıyorken
Conrad’ın ofisinin önünden geçtiğinde gözüne takılan manzarayla bir an durur ve
kapının kenarında durarak içerdeki adamı izler. Conrad sarı bir kurşun kalem almış,
burnunun üzerinde dengede tutmaya çalışıyorken oturduğu tekerlekli koltukla
birlikte hareket ederek kalemin düşmemesine çalışıyordur. Kalem hızla sağa bir
hamle yaptığında Conrad da sola döner ve kalemi tekrar düzeltirken güler— “Conrad ne yapıyorsun?” Kalem masanın üzerine düştükten sonra
yuvarlanarak yeri öperken Conrad suratını bozarak Latty’e bakar. “Kendimi eğlendiriyordum.” “Tatile çık?” “Tek başıma mı?” Latty içeri giriyorken başını sallar,
Conrad gülerek masanın altına eğilir ve oradan uzanıp kalemi almaya çalışırken
konuşur: “Burada en azından sizin yüzünüzü
görüyorum—“ “Biz de seni çok seviyoruz Conrad, ama
senelerdir izin almadın—“ “Jonathan’la tatil yaptım?” “O iki yaz önceydi ve evdeydiniz.” Conrad sonunda kalemi almış, masanın
altından çıkarken Latty gülümsüyor, uzanarak komutan Lysander’in elini tutar. “En azından Rhea’ya uğrasan? Belki
Mason tatil yapmak istiyordur?” “Gideyim orada mı çalışayım?” “Oranın kralı sen değil misin? Hizmet
ediyormuş gibi yapıp kendine hizmet ettirirsin. Kızlar güzel diyordun—“ “Tek başıma olacağım.” Latty usulca bir ses çıkararak
Conrad’ın kocaman elini okşar. “Sana birini ayarlayalım o zaman?” Komutanın tek kaşı kalkarken Latty
güler, o sırada ofisin açık kapısından bir misafir sarkar. “Kardeşimi gören oldu mu acaba
majesteleri? Komutan?” Latty başını çevirerek kapıdaki
Cameron’ı gördüğünde gülümseyerek elini Conrad’dan alır ve kalkarak o tarafa
ilerler. “Ofisindedir muhtemelen—hoş geldin
Cameron. Çok güzel görünüyorsun...” Cameron yüksek topukları üzerinde
eğilerek kendinden birazcık kısa boylu olan Latty’e sarılırken gülümser. “Sen de öyle Latty. Benim 18 ve 19
yaşında iki çocuğum olsaydı senin gibi görünmek için bütün servetimi harcamam
gerekirdi.” Latty gülerken Cameron yüzünü
buruşturarak başını iki yana sallar ve gülerek masadaki Conrad’a bakarken
komutan arkasına yaslanmış, elindeki kalemle oynuyordur, gülümser. “Cameron, sana bir teklifte
bulunabilir miyim?” Sarışın kadının biçimli kaşlarından
biri kalkarken Latty hayretle Conrad’a bakarak gülümser... “Conrad ve Cameron şu anda Rhea’dalar...” Liv keyifle gülerken Winona da
gülümsüyor, başını sallar. “Conrad her zamankinden daha rahat.
Sienna’yla ayrılar—“ “Sienna hala yalnız, değil mi?” Winona hafifçe yüzünü buruşturarak
başını sallar. “O tarafta durumlar biraz karışık. İki
taraf da gurur yapıyor.” “Sienna sürekli hayır dediği için
Reynard yaklaşamıyor çünkü! Nicole bana geçen hafta bahsetti—“ Liv heyecanla yine gülerken Winona
onun eğlendiğini görebiliyor, arkasındaki duvara yaslanır. “Bahsettikçe aklına geliyor, değil
mi?” “Çok garip Winona! Sen bana
kaybettiklerimizi de hatırlayacağız dediğinde sonsuza kadar acı çekeceğim falan
sandım, ama o kadar, o kadar oturmuş bir hayat var ki içimde, sanki her
seferinde tesadüfen doğru tuşlara basıyorum ve birden çok güzel bir ses çıkıyor!” Winona yüzü aydınlanarak mutlulukla
gülümserken Liv de iç çekerek soğuk duvara yaslanır. “Annemle babam?” “İki muhteşem çocukları ve o kadar
felaketten sonra bile ayakta kalan bir evlilkleri var—“ “Bir kere boşanmalarını saymazsak.” “Saymıyoruz...” İki arkadaş birbirlerine gülümserken
Liv elinde olmadan gözleri dolarak konuşur. “Benjamin...” “Söz vermiştim—“ “Tuttun. Ona bir şey olmasına asla
izin vermem.” Winona bildiğini mırıldanarak başını
sallarken Liv elinin tersiyle gözlerini silerek yaslandığı yerden çekilir. “Su alacaktım ben. Kuyu açmaya yetecek
kadar vakit geçirdim herhalde—“ “Liv? Merak ettiğin başka bir şey yok
mu?” Liv neyin merak edilmesi gerektiğini
biliyor, ama şimdilik ateşle oynamak istemiyorken başını iki yana sallar
ve gülümser. “Şimdilik bu kadar yeter.” Winona da anlayışla başını sallar ve
gülümser. “Her şey kürende, biliyorsun.
Hatırlayamadığın anda oraya bak.” “Sağol Winona. Her şey için...” “Bir şey değil, hadi git...” Liv koşturarak çıkarken Winona son
anda arkasından seslenir: “Bu arada, o tişört biraz dar değil
mi!?” Koridora çıkan Liv’in kahkası
duyulurken Winona gözlerini devirerek ortadan kaybolur. Pink – Get This Party Started “Rose, yardım!” Rose ıslak saçlarını toplayarak kapıya
koşar ve Pierce bina meleği kızıl saçlı Amber’ın ona uzattığı rengarenk parti
ilanlarını alır. Amber yoldan geçerken gözüne kestirdiği her dördüncü ya da
beşinci sınıf meleğe ilanlardan birini veriyorken arada Rose’a da açıklar. “Miss Leti’den sonunda izin
alındı, Michiou ortak odasında yapılacak, sen Gordon’dakileri toparlarsın—“ “Diğer bina meleklerini hallettin mi?” “Michiou’da Taylor zaten terör
estiriyor, Sinclair’de de Mace zaten gördüğü her kıza ilan verdiği bütün okulun
haberi olmuştur.” Rose gülerek kendi payını alır ve odadan
çıkarken Amber da ona el sallayarak Pierce tarafına giden geçitlere koşturur.
Rose elindeki sarı bir ilanı kaldırıp koridordaki panoya asar ve yoluna devam
ederken ilani gören dört ve beşinci sınıflar akşam Michiou’da buluşmak için
sözleşiyor, küçük sınıflar da iç çekerek kendi zamanlarının gelmesini
bekleyerek renkli kağıdı okuyordur... Geleneksel
‘Sevgiliye 4-5!’ partisi bu sene Michiou’da! Sevgililer
Günü’nün geçtiğine hiç bu kadar sevinmemiştiniz! Sadece 4.
ve 5. sınıflar katılabilir, ortak salon girişinde kimlikler kontrol
edilecektir. Partiyle
ilgili Gordon – Rose Francis – Oda 26 Tel #261 Michiou – Taylor Lyford – Oda 29 Tel #292 Pierce – Amber Fitz – Oda 23 Tel #233 Sinclair – Mace Lang – Oda 27 Tel #270 Saat
8’de Michiou ortak salonunda
görüşmek üzere! Melekler Okulu Öğrenci Komitesi Amber,
Pierce’ın 3. katında, elindeki listeye göre kapılara vuruyorken açmayanların
kapısının altından bir kağıt atıp devam ediyordur. 34’ün kapısına gelip açık
olduğunu görünce rahat bir nefes alır ve içeri girip kendini bir süre
yatakların birine atarken Carrie gülerek ilanları onun elinden alır. “İstersen
yardım edebilirim Amber?” “Burasıyla
üst kat kaldı—“ “Ben bu
katı hallederim, sen yat...” Amber
teşekkür ederek uzanmaya devam ederken Carrie’nin ardından odaya Madeline
girmiş, yatağında kızıl bir saç kümesi görünce kaşlarını kaldırır. “Neden bu
kadar son ana kaldı?” “Miss
Leti’nin işleri vardı, kimse yakalayamadı. Son anda bahçede kolundan tutup
sormasak haftaya kalacaktı, o zaman da bir anlamı olmayacaktı...” Madeline
onaylayarak başını sallıyorken Amber yatakta diğer yanına dönerek elindeki
kitapları masasına yerleştiren Madeline’i izleyerek sorar: “Leydi
Deveraux partiye bir kavalye getiriyor mu acaba?” Leydi
Deveraux bu soruya sadece gülerek cevap verirken Amber da gülümser. “İstersen
Mace’i başına sarabilirim—“ “Amber,
sakın!” “Geçen sene
Pembe Balo’da gayet güzeldiniz—“ “O geçen
seneydi ve bu Pembe Balo değil. Balo olmak için fazla samimi.” Amber yeşil
gözleri parlayarak sırıtırken Madeline gözlerini devirerek döner ve masadaki
saate bakar. “6 olmuş,
ne giyeceğiz?” Amber
yattığı yerden üzerindeki kot ve uçuk pembe kazağı gösterirken Leydi Deveraux
başını iki yana sallayarak itiraz eder ve pahalı gardrobunu açarak rengarenk
elbiseleri Amber’ın gözlerinin önüne serer. Amber dans ederek yataktan kalkar
ve Pelair düşesinin kızına aldığı birbirinden güzel elbiselerin arasında zevke
gelirken Carrie eli boş olarak odaya döner. “Üst kat da
bitti!” Amber
şaşkınlıkla o tarafa dönerken sarışın kız pırıl pırıl gülümser. “Kağıtların
hepsine nereye gideceklerini söyledim, onlar da gittiler. Dördüncü sınıf olmak
güzelmiş! Geçen sene olsa hemen başımda madalyonlar dönmeye başlardı.” “Ben neden
en başta sana gelmedim ki? Hala sizin 4 olmanıza alışamadım ben...” Madeline
kızıl saçlı kıza bir elbise daha uzatıp gülümserken Carrie de mutlu, yatağına
oturarak ellerini kucağına birleştirir ve onların birbirinden güzel rengarenk
kumaşlarla oynamasını izler. Amber koyu yeşil bir tanesini üzerine tutarak
aynada poz verirken sorar: “Kağıtları
yolluyorsun ama kalkıp binalara yer değiştirmesini söyleyemiyorsun, biliyorsun
değil mi?” Carrie
başını sallayarak bağdaş kurarken konuşur: “Miss Danielle
artık insiyatifimi kullanabileceğimi söylemişti. Acil durumlarda o tip büyük
şeyler yapabilirim, diğerlerinin güvenliği için sadece, ama mesela sınav
ortasında yanımdakinin kağıdına üzerinde ne yazdığını soramam.” Amber
başını sallayarak çok açık turuncu bir elbiseyi alıyorken bir an kıkırdayarak
aynadan Carrie’ye bakar: “Duvarların dili diye bir kitap yazsana sen Carrie!” Carrie
heyecanla olabilir! diyerek atılırken Amber kazançtan pay
koparmaya çalışıyor, yanındaki Madeline ise şu anda kumaşların dilinde
anlaşıyordur, koyu mavi mini bir elbiseyi alarak Carrie’ye döner. “Sen de
bunu giyiyorsun Carrie.” Carrie boş
bulunarak elbiseyi alır ve Amber’a laf yetiştirmeye devam ederken bir an sonra
ne aldığını fark edince şaşkınlıkla Madeline’e bakar. “Madeline
bu o çok pahalı elbise değil mi?” Genç leydi
aynadan arkadaki arkadaşına bakıyorken başını sallar. “Evet. Ne
oldu?” “Ben bunu
giymemem. Üzerine bir şey dökersem geri ödeyemem...” Carrie
askıyı geri uzatıyorken Madeline kaşlarını çatmış, oda arkadaşına döner. “Carrie
seninle oda arkadaşı olduğumuz bu birbirinden güzel dört sene içinde ben senin
kaç tane giysini giydim?” “Bilmiyorum,
ama bunu giyemem—rahat edemem Madeline!” “Edersin,
edeceksin. O elbise giyilecek. İlk 4-5 partine
kotla gitmene izin verir miyim sanıyorsun!?” “Ama çok
güzel bir bluz giyecektim—“ “Carrie!” “Amber!” “Madeline!” Üç kız da
birbirine bağırıyorken Madeline, Amber’a bir bakış atar ve hemen ardından kızıl
kız sarışın olana dönerek bağırır: “Carrie!” “Amber!” “Carrie!” Carrie
şokla yenilgisini görürken Madeline gülümser ve askıyı onun göğsüne yapıştırıp
tekrar gardorbuna döner... “Nicole,
kapıda kağıt var! Gel şuna bir bak!” Nicole
yarısı kıvrılmış, yarısı düz saçlarıyla banyodan çıkıp kapılarında bir sağa bir
sola eğilen kağıda bakar ve gülerken Veronica da kağıtla beraber eğilerek hem
okuyor, hem eğleniyordur. “Michiou’yu
halledebilmişler, 8’de—saat kaç?” “6.” “Az kalmış,
Jonathan’ın haberi var mı?” “Bir parti
olacağından haberi var, ama Michiou’yu bilmiyordur, sen Duncan’ı ararken
Jonathan’a da söylemesini ister misin, şu saçlarımı bitireceğim...” Veronica
tamam diyerek telefona giderken Nicole içerden seslenir: “Onlar
gelmesinler, biz gideriz!” Veronica’dan
bu sefer daha uzun bir tamam duyulurken yatağına oturarak üç senedir yüzlerce
kez aradığı erkek arkadaşının telefon numarasını çevirir... “Patrick
içerdesiniz biliyorum! Kağıt attığım gibi tekrar dışarı uçuyor! Açın!” Taylor bir
elinde kağıtları tutuyor, diğerini beline koymuş, ayakkabısının topuğunu yere
vurarak bekliyorken özenle düzeltilip uçları büyük dalgalarla şekillendirilmiş
bal rengi saçlarını omzundan arkaya savurarak koridordan geçenlere selam
veriyordur. İki selam ve bir kısa sohbetten sonra Taylor kapıya tekrar vurur. “Patrick!” Kapı açılıp
Patrick’in ekşi yüzü görünür, delikanlı uzanarak kağıtlardan iki tane alır ve
Taylor’un yüzüne sallar. “Oldu mu?
Mutlu musun?” “Çok.
Benjamin’e özellikle gelmesi gerektiğini söylersen sevinirim.” “Neden?” “Sen söyle
Patrick, teşekkürler.” Ve Michiou
Bina Meleği Taylor Lyford bütün otoritesiyle uzaklaşarak sıradaki kapıya
giderken Patrick elindeki kağıtlarla odaya döner. Liv ve Rose nefis kokular yayarak odalarından
çıkıyorken Liv üzerindeki beyaz atletten çıkan siyah sütyen askılarını düzeltir
ve elindeki gri fötr şapkayı da dalgalı saçlarının üzerine takarken upuzun
bacaklarını kapatan geniş paçalı siyah pantolunun altındaki topukları koridorun
döşemelerinde ses çıkarttıkça keyifle gülümser. Genç mafya kaçkını Liv’in
yanında Rose upuzun kahverengi dalgaları, petrol yeşili elbisesi ve ona uygun
ayakkabılarıyla toprak renkleri içinde parlıyordur. Kızlar birbirlerini kontrol ederek kendi
etraflarında dönüyorlarken yan odadan Owen ve Sam çıktığında Liv şapkasını
biraz daha gözlerine indirerek sorar: “Nereye böyle?” Owen gülerken Sam sorulan soruyu dürüstçe
cevaplar: “Salona gidip Mace’e kızları giysilerinden
çıkarabilecek kadar seksi şarkılar seçmesinde yardım edeceğiz.” Owen dehşetle arkadaşına bakıyorken Sam de ne
dediğini fark etmiş, başını iki yana sallayarak öyle bir şey olmadığını söyler.
Liv şapkasının altından ona bir bakış atarken Sam uzanarak genç kızı belinden
kendine çeker ve şapkayı çıkarıp dudaklarını örterken Rose ve Owen sessizce
ayak altından çekilmiştir. Liv daha önce hiç böyle öpülmemiş, yavaş yavaş
önceki deneyimleri de aklına geliyorken Sam geri çekilirken onun üst dudağını
hafifçe emer ve bırakarak şapkasını tekrar genç kızın başına geçirirken
gülümser. “Bütün kızlar çıplak bile dolaşsa başımı çevirmem.” Liv hala şokta, Sam’in vücudunda dokunduğu her
noktayı hatırlıyorken nefesleri hızlanmış, parmaklarını delikanlının tişörtüne biraz
daha geçirerek, onu izleyen mavi gözlere bakar. “Sam...” “Yalan söyleyemem, biliyorsun.” Liv bilinçsizce gülümserken Sam onu tekrar hafifçe
öper, sonra elini tutup arkasına katarak yürütürken genç kız artık topuklarının
sesini seçemiyor, çünkü kalbi yerinden çıkacak gibi kulaklarında atıyordur... Liv ve Sam salona girdiğinde daha kalabalık
oluşmamış, Mace gerçekten de ses sisteminin başına geçmiş, etrafındaki erkek
ordusuyla bir şeyler ayarlamaya çalışıyordur. Onların ortasındaki Amber
umutsuzca lafını dinletmeye çalışıyorken biraz sonra Megan onu erkeklerin
arasından çekip aldığında genç kız inleyerek ellerini uzatır, ama bir şey
yapamaz... Liv herkesi bir arada görme fırsatını yakalamış,
teker teker grupları incelemeye devam ediyorken müzik işlerine pek dokunmayan
tek bir erkek vardır, Duncan. Sarışın delikanlı, Veronica’yla beraber bir
köşede sohbet ediyor, ama ikisinin de yüz ifadelerinden sanki evrensel bir
brifing veriyormuş gibi bir ifade okunuyorken Liv gülümser ve ‘ünlü yazarın
güzel kızıyla başarılı iş adamının yakışlı oğlu’ çiftini bırakarak Sam’le
beraber yavaş yavaş dolaşmaya devam eder. Liv’in mavi gözleri şimdilik loş ışıklarla
aydınlatılmış kırmızı Michiou salonunda dolaşıyorken bakışları kardeşini
bulduğunda genç kız gülümser. Sarışın delikanlı üzerindeki koyu gri gömleğin
kollarını kıvırıyor, yanındaki Adia ve Patrick’in sohbetine gülüyorken diğer
yanındaki Taylor’ın onu izleyen bakışlarından habersiz ellerini saçlarından
geçirerek sohbete katılıyordur. Liv, Benjamin için tanımlayamadığı kadar mutlu,
gidip boynuna sarılmak istiyorken o kısmı biraz erteleyerek Sam’le beraber bir
köşede durduğunda yanındaki 4 senelik
sevgilisine döner ve gülümser. “Kızları giysilerinden çıkaracak kadar seksi
şarkılar seçeceğini sanıyordum Sam?” “Sevgilisi olmayan düşünsün...” “Şeytan boynuzlarını en son birinci sınıfta
takmıştın—“ Sam gülerek Liv’i yine belinden çekerek kendine
yaslarken genç kızın şapkasını alıp kendi başına takar ve onun omzunun
üzerinden etrafı izlemeye başlarken Liv de önündeki genç adamı izliyor,
gülümser. Her zaman yumuşacık bir yüzü olan delikanlının
şimdi hafifçe sakalları çıkmış, Liv onun haftasonları traş olmayı sevmediğini
hatırlarken bir elini kaldırarak Sam’in yüzüne koyar. Kumral delikanlı hiç
garipsememiş, başını hafifçe çevirerek Liv’in avcunun içini öper ve
gülümseyerek ona bakarken Liv onun kaşlarının daha sertleştiğini görüyor,
parmaklarını hafifçe gözlerinin ortasından burnuna doğru indirirken hissettiği
minik tepecikle hafifçe dudaklarını büzüştürür. Üçüncü sınıf, kayak gezisisindeki kaza... Sam hafifçe burnunu buruşturarak başını geri
çekerken Liv gülerek onun burnunu iki parmağıyla tutarak kapatır. “İki hafta hiçbir şeyin kokusunu alamamıştın.” Sam hiç bu şimdi nereden çıktı diye sormaya
niyetli değil, gülümser ve kapalı burnunu getirdiği vızıldayan sesiyle konuşur: “Kötü günlerdi, tekrar yaşamazsam güzel olabilir.” Liv parmaklarının arasındaki burnu biraz daha sıkarken
Sam acıyla bağırdığında genç kız irkilerek elini çeker. Sam hemen sonra gülmeye
başladığında Liv hayretle gülerek onun omzunu ittirir. Doğrucu Sam artık adam kandırabiliyordur... “Hani bana karşı kullanmayacaktın!?” “Dayanamadım, kızma—“ “Bugün numaradan bağıran yarın yalan da söyler.” Sam önündeki kıza bir surat yaptığında Liv dudağını
bükerek ona sarılır. “Sen de yalancı olursan biz ne yapacağız Sam?” Sam kız arkadaşının saçlarını okşayarak ona biraz
daha sarılır. “İstesem de senin canını yakacak kadar yalancı
olamam tatlım, merak etme.” Tatlısı
içi ısınarak gülümser... “Kaldır başını...” Jonathan önündeki sarışının dediği gibi başını
kaldırırken Nicole elinde kanlı bir mendil, delikanlının burnunu inceler, sonra
çenesini tutarak başını düzeltirken gülümser. “Hiçbir şey kalmamış, geçti.” Jonathan burnunu oynatarak tekrar aynaya bakarken
Nicole kirli mendilleri çöpe atıyordur, işi bitince Jonathan’la aynanın arasına
geçerek saçlarını düzeltmeye başlar. Arkadaki Jonathan gülerek onun başının
üzerinden aynayı izliyorken Nicole delikanlıya göz kırpar. “Heyecandan burnun kanadı Concon, aklından neler
geçiyor?” Jonathan kaşlarını indirip kaldırıyorken Nicole
gözlerini devirir. “Rüyanda—“ “O zaten var—“ Nicole gülerek dirseğini hafifçe delikanlının
karnına vururken Jonathan onun beline sarılarak başını saçlarının arasına sokar
ve orada öylece dururken mırıldanır: “Gitmesek olmaz mı?” “Sürekli beraberiz zaten, başka insanlar da
görebilir miyim?” “Dalga geçmiyorum, gerçekten...” Nicole kaşlarını çatarak arkasını döner ve
Jonathan’ın yüzünü elleri arasına alarak delikanlının gözlerine bakarken
Jonathan dudağını büker. “Hastayım.” “Yalancısın daha çok, ama olsun. Geçen sene gayet
güzeldi, bu sene neyin var?” “Bilmiyorum.” “Gidelim, orayı görüp yine istemezsen geliriz,
tamam mı?” Jonathan önündeki kızın sesinde ‘ama ben çok
gitmek istiyordum’u duyarken gülümser ve başını sallar. “Gidelim tamam, yakışıklılığım boşa gitmesin.” Nicole hah!layarak onun yüzünü sıkıştırırken
dişlerinin arasından bıcır bıcır konuşur: “Yakışıklılığını kullanacak bir şey yaparsan neyin
boşa gideceğini ben sana gösteririm Concon! Ne tatlısın sen öyle!” Jonathan kocaman kahverengilerini devirerek büzüşmüş
dudaklarının arasından dilini çıkartır, Nicole sırıtarak ona uzanırken delikanlı
kendini toparlayarak kız arkadaşını arkadaki lavaboya yaslayarak bir süre
susturur... ![]() |


