Chris Brown – Wall To Wall

 

 

Kapılar Leydi Deveraux ve Carrie Grace için açılırken kızlar bir anda salondan suratlarına çarpan müzikle gerilerler. Madeline keyifle gülerken Carrie daha çok üzerindeki mini eteği çekiştirmekle uğraşıyordur. Onları gören Amber en uzak köşeden gelirken üzerindeki yeşille tezat olmuş kızıl saçları sallana sallana dans ediyordur, Carrie’yi kıpkırmızı bir mini elbise içinde görünce gözleri yerinden çıkacakmış gibi bakarak keyifle bağırır:

 

“Fıstık gibi olmuşsun!”

 

Carrie utançtan ne yapacağını şaşırmış, bir önden, bir arkadan çekiştiriyorken Madeline üzerindeki uzun kollu ama mini beyaz elbisesi ve dizinin altında biten siyah çizmeleriyle şeytanca gülümser.

 

“Maviyi inatla istemedi, ben de bunu verdim.”

“Gidip değiştireceğim ben—“

 

Carrie arkasını dönecekken Amber ve Madeline atılarak onu iki kolundan tutarak içeri doğru çekerler. Sarışın kız arkaya doğru aksak adımlar atıyorken elleri havada kalmış, her an açılacak gibi duran eteğine uzanamıyordur...

 

 

Sophia kapıda bekleyen beşinci sınıf meleklere göz kırpıp içeri giriyorken üzerindeki fuşya elbise parlıyor, uzun saçları omuzlarını, kahkülleri koyu yeşil gözlerini kapatıyordur. Sophia’nın ardından su gibi kibar gülümsemesiyle Kenda içeri girer. Genç kız yandan topladığı ve kuyruğunu kabarttığı saçlarını sağ omzundan önüne alırken beyaz elbisesi dizinin üzerinde, buğulu kahverengi gözleri parlak pembe ve kırmızı ışıkların altında dans eden arkadaşlarındadır.

 

“Bizimkileri göremiyorum...”

“Onlar bizi görürler Kenda, hiç merak etme.”

 

Kenda gülümseyerek peki der ve olduğu yerde yaylanmaya başlarken Sophia adeta poz veriyor, gözleri belirli bir sarı kafa arıyordur, biraz sonra bulduğunda yeşiller ve maviler buluşur, Dante salonun bir ucundan sırıtırken parmağıyla etrafında dönmesini işaret eder. Sophia saçlarını savurarak etrafında döner ve tekrar Dante’ye bakarken sarışın delikanlı ellerini göğsüne bastırarak Sophia’nın duyamadığı bir ıslık çalar. Ateş’in kızı keyifle sırıtarak Kenda’yı koluna alır ve kalabalığın içine girerken Dante keyifle gerinerek gelene geçene takılmaya devam eder...

 

 

Yıllardır genç sürüsü/club ikilisini yazmıyormuşum, kıpır kıpır oldum bir anda!

 

 

Eliza kapıdaki beşinci sınıflarla çakışarak içeri girerken yüzü gülüyor, partinin en rahat kızı olarak taşlanmış bir kot ve siyah bir atletle arz-ı endam ediyorken saçları dalga dalga, makyajı kusursuz, boynundaki çeşit çeşit kolyeler şıkır şıkırdır. Hayaletlerin dostu kız kulaklarına vuran sert basa aşık olarak yürüyorken tepesinde Keera bir şeyler bağırıyordur, ama Eliza ona aldırmadan dans ederek ilerliyorken biraz sonra arkasını dönerek geriden gelen Faye ve Piz’e ellerini kaldırarak bir iki hareket gösterir ve o tarafa bağırır:

 

“Gidip evli çiftler gibi bir köşeye kurulmadan önce gözünüz dans görsün!”

 

Faye gülüyorken o da kotlu kızlardandır, ama üzerindeki askılı bluzün sırtı tamamen açıkken boynundaki gümüş kolyenin ucu göğüslerine değil sırtına doğru düşüyordur. Faye’in arkasındaki Piz, Eliza’nın bu meydan okumasına oldukça içerlemiş, kız arkadaşının omzunu öperek orada beklemesini söyler ve tişörtünün üzerine geçirdiği gömleği çıkarmaya başlarken Eliza bir kahkaha atıyor, Faye de gülerek sakar sevgilisinin kimseye zarar vermemesi için ortada bir daire oluşturuyordur.

 

Piz gömleği haşince omuzlarından geri iter ve çıkarıp boynuna bağlarken Eliza ellerini birbirine vuraradk arkasını döner ve müziğin başındaki Mace’e bağırır:

 

“PIZ DANS ŞOV!”

 

Mace yavaş yavaş kalabalıkta dağılan bağırışı duyuyorken biraz sonra bütün salon PIZ DANS ŞOV! diyerek bağırmaya başladığında Mace iki elini de kaldırarak salonun ortasındaki Piz’i işaret eder ve hemen sonra eğilip şarkıyı değiştirdiğinde salonda toptan bir kahkaha kopar, Piz gözlerini devirir...

 

 

Abbacadabra – Dancing Queen (Millenium Mix)

 

 

Eliza müzikle beraber ellerini açarak parmaklarıyla Piz’i kendine çağırmaya başlamış, şarkının sözleri birden patlayınca sarışın delikanlı kollarını iki yana açarak başını geri atar. Eliza gülmekten iki büklüm olurken Piz hiç aldırmamış, tam tersi yönünde dönerek Faye’e işaret eder. Sarışın kız gözleri büyüyerek geriliyorken Piz parmağını sallayarak kaçmamasını bağırır. Faye gülerek dairenin kenarındaki meleklerin önünden koşuyorken Piz onu kolundan yakalarak döndürür ve geri yatırarak dudaklarını öperken Faye de ona tutunmuş, tek bacağını kaldırarak ‘Piz Dans Şov’un ilk pozunu verir...

 

 

“Hadi yürü biz de gidiyoruz—“

“Olmaz! Etek!”

 

Amber gözlerini devirirken Carrie gerçekten olmayacağını söylüyor, sağ eli çekiştiriliyorken sol eli eteğini düzeltiyordur. Genç kız Amber’a dil dökmekle uğraşırken bir anda sol elinden tutulur ve sürüklenerek ortaya çekilirken şoktan gözlerine düşen perde açıldığında Carrie önünden kalabalığı yaran Dante’yi gördüğünde boğazına bir şey oturarak boş bir kum torbası haline geçer. Biraz sonra ikisi ortaya çıktıklarında kalabalık bağırır, Carrie korkar, Dante sırıtarak köylü güzelini o minnacık kırmızı elbisesinin belinden tutarak kendine çeker, Carrie o andan sonrasını pek hatırlayamaz...

 

 

“Yanlış yere mi geldik? Disko olmuş burası?”

 

Nathan kapının önünde toplanmış kalabalığın arasından neler olduğunu görmeye çalışıyorken onun yanındaki Megan metalik gri mini elbisesi ve topukları üzerinde zıplayarak kafaların arasından neler olduğuna bakar ve bir an sonra Piz’in zıplayışını görürken gülerek diğerlerine döner:

 

“Piz dans şov!”

 

Nathan ve Lucas kahkahayı basarlarken Megan onları bırakıp put kesilmiş Shia’nın eline yapışır:

 

“Seneye sahneye ben çıkacağım diye söz vermiştin! Tut bakalım!”

 

Shia kekeleliyorken Megan ona aldırmıyor, kolunu uzatarak kalabalığı yarmaya çalışıyordur. Shia’nın iddiasından haberi olan beşinci sınıflar gülerek delikanlıyı alkışlıyorken Shia hala şokta, Megan’ın kafasını izleyerek yürüyordur. Bir an sonra parlak ışıklar altında ve orasına burasına insanların çarpmadığı bir yerde dururken Megan ellerini kaldırarak kendi etrafında döner ve gülerek Shia’nın da ellerini kaldırıp sallar.

 

“Dans et!”

“Ruhum bedenime dönünce edeceğim! Sen devam et!”

 

Megan gülerek  onun etrafında dans etmeye devam ederken kollarındaki kırmızılı kızı çeviren Dante, Shia’ya gülerek göz kırpar...

 

 

Şarkı hala devam ediyorken Mace yoldan geçen birini çevirir ve kendi yerine atıp yüksekte olan standdan inerek kalabalığa karışır, biraz sonra iki eliyle birden Madeline’in belini kavrarken genç kız irkilerek elindeki bardağı zıplatır ve içinden düşenlerden kaçmak için geri zıplarken bir anda Mace’e yapıştığında gözlerini kapatır, sakinleşir, bardağı bir kenara koyarak belindeki ellere aldırmadan arkasını döner ve bağırır:

 

“ÖDÜMÜ KOPARDIN!”

“BİLİYORUM!”

 

Madeline bir şey diyecekken Mace uzanır ve genç kızı ensesinden tutarak kendine çekerken ikisinin dudakları birleştiğinde onların yakınında duran Sophia ve Amber alkışlıyor, Kenda da suyunu içerken sol elini havada sallayarak onların coşkusuna eşlik ediyordur...

 

 

“Ne kadar coşkulu, ne kadar hoş, değil mi Benjamin?”

 

Taylor sesinin son gücüne kadar bağırıyorken o gürültü içinde onun yanında duran Benjamin yaslandığı yerden kalabalığı izleyerek başını sallıyordur. Taylor sözlü bir cevap alamayınca tekrar önüne döner ve koyu kırmızı, tiril tiril elbisesi içinde yaylanmaya devam ederken yavaşça saçlarını kulağının arkasına alır.

 

Benjamin bir süre daha hareket etmeden kalabalığı izlerken Taylor sürekli söyleyecek bir şeyler düşünüyor, yeni bir tane daha bulduğunda bir anda gülerek Benjamin’in kolunu tutar.

 

“Şu Piz insanı gülmekten öldürüyor gerçekten!”

 

Benjamin yine başını sallarken Taylor gözlerini devirerek elini çekip önüne döner ve içecek bir şeyler almak için emme basma tulumbadan uzaklaştığında bir anda yanının boş kaldığını fark eden Benjamin kaşlarını çatarak genç kızın uzaklaşan saçlarına bakar...

 

 

Liv, Rose ve Anna üçlüsü kendi köşelerinde dans ediyorken Sam üçüne de içecek bir şeyler getirmiş, havadaki bardaklardan seçmelerini bağırır. Kızlar uzanarak birer tane alırken Rose’un bardağı arkadan uzanan bir el tarafından alındığında genç kız koluyla beraber arkasını döner. Jaden bardağı tekrar Sam’e veriyorken Rose’un ona döndüğünü görünce gülümser.

 

“Klasik acılı tonlar değil, ama yine de bir şeyler yaparız diyorum, ne diyorsun?”

 

Rose gülerek başını sallar ve delikanlının kolunu tutarak onunla beraber uzaklaşırken arkadaki üçlü bardaklarını birbirine tokuşturarak dans etmeye devam ederler...

 

 

Jaden gülerek kalabalığın içinde ilerliyorken Rose ara sıra ayağına bastıklarından özür diliyor, elleri tutup bırakarak ilerliyorken ikisi ortaya çıktığında Rose derin bir nefes alarak Jaden’ın ellerini tutar ve gülümseyerek bir an dururken o anda şarkı da durur ve ışıkların yavaşlamasıyla beraber şarkı değişirken Jaden ve Rose birbirlerine bakarlar...

 

 

Boyz II Men – End Of The Road

 

 

Rose gülümseyerek Mace’in tarafına bakar ve onu görmeyi beklerken Jonathan’ı gördüğünde daha da gülerek Jaden’a döner.

 

“Oyuna getirildik!”

 

Jaden da başını sallıyor, dönerek Jonathan’ın tarafına bakarken Prens çoktan onları unutmuş, Nicole’ü sarmalayarak dans ediyordur. Yavaş yavaş etraftaki herkes birbiriyle eşleşirken Jaden da önündeki kıza döner, Rose gülümser...

 

Eller birleşir, ince bel tutulur, adımlar başlarken Rose hala yüzünde asılı olan gülümsemeyle şarkıyı söylemeye başlar, Jaden hafifçe gülerek ona biraz daha sarılırken yıllar önce yatakların üzerinde deodorant şişeleriyle söylenen şarkı şimdi daha yakın, kulağa mırıldanıyordur...

 

Rose sağa sola sallanarak dans ediyorken Jaden da ona ayak uyduruyor, ikisi de rahat, genç kız şakağını Jaden’ın çenesine yaslamış, usulca mırıldanarak geride dans edenleri izliyorken Jaden da boynuna vuran mırıltıyla hareket ediyor, yeşil gözleri karanlık kalabalığı tarıyorken iki çiftin arasından pembe saçlı bir kızla göz göze geldiğinde bir an adımlarını şaşırır, Lonna da onu görmüş, durduğu yerden çekilerek tekrar kalabalığa karışırken şarkı en acılı yerine gelmiş, Rose sesinin yettiğince mırıldanıyorken bir yerde artık daha fazla incelemeyeceğini anladığında gülerek başını eğer. Jaden da omzuna yaslanan başla gülümserken genç kıza biraz daha sarılarak eliyle sırtını kavrar.

 

Rose bir anda Jaden’in sıcak avcunu sırtında hissettiğinde ne olacağını anlamış, başını çekerken Jaden gülümsüyor, genç kızı yavaşça arkaya eğer, Rose da rahatça ona uyarken saçları yine o günkü gibi arkaya akıyor, beli ve bacakları zarifçe kıvrılıyordur. İkisi bir an öylece kalırken Rose yüzünün çok yakınında duran delikanlının omzunu tutuyor, sadece onun duyabileceği kadar usul konuşur:

 

“Bu seneki öpücüğü aldım sanırım...”

 

Jaden da başını sallarken her sene Sevgililer Günü gecesinde, Liv Sam’le beraber sabahlıyor, Jaden ve Rose ise herkesten habersiz, yolun sonuna gidiyor ve orada öpüşüp gece 12’yi vurduğunda vedalaşıyordur...

 

 

Liv hayranlıkla sahnedeki Jaden ve Rose’u izliyorken onların küçük sırrına kimse bilmeden ortak olmuş, gözleri dolarak gülümserken Sam onun göz yaşlarını görmüş, eğilerek mavi bakışları yakalar.

 

“İyi misin?”

 

Genç kız gülümsüyor, başını sallar:

 

“Çok...”

 

 

“Delirdin mi sen!?”

“Biraz—“

“Suratına tokadı geçirecek kadar kaba olmadığım için şanslısın Matthew!”

 

Mace ismini Madeline’in ağzından duyduğunda zevkle bir ses çıkarır ve genç kızı uzun kitaplıkların arkasında bir köşeye sıkıştırırken Madeline onu iterek yine uzaklaştırır.

 

“Konuşuyorum.”

 

Mace ellerini kaldırarak bir adım gerilerken Madeline bir kapı uzaktaki müziğin sesini duyuyor, kelimelerini toparlayarak devam eder:

 

“Eğleniyorsun, eğleniyoruz, çok güzel Matthew, ama bu böyle devam edemez, üzgünüm. Ailemin benden beklentileri—“

“Daha 18 yaşındasın, ne beklentisi Maddy—“

Madeline, ve ben Jüpiter’de doğup büyümedim. Verona’da, hele de Pelair’de işler biraz farklı işliyor. Büyük Düşes Deveraux’nun kızı 18’ine bastıktan sonra adetlerini unuttu dedirtemem, üzgünüm.”

 

Madeline ciddiyetle duruşunu dikleştirirken Mace’in yüzü adeta yamulmuş, önündeki asil kana bakar.

 

“Sen ciddi misin?”

“Evet, oldukça.”

“Yani şu dakikadan sonra seninle beraber olacak her erkeğin seninle evlenecek gibi mi davranması gerekiyor?”

“Gerçekten evlenmesi gerekmiyor tabii—“

“Şimdi sen bana Pelair standartlarına uygun bir erkek olmadığımı mı söylüyorsun!?”

 

Madeline kaşlarını çatarak bir şeyler söylemeye çalışırken Mace elini kaldırarak onu susturur.

 

“Ben istesem buradaki bütün asillerden daha asil olurum Maddy—Madeline. Ama, isteyene...”

“Matthew ben—“

“Mace. Normal insanlar beni Mace olarak çağırıyor, onların standartlarına göre bu kadarı yetiyormuş—sen şimdi ikinci bir ismim olmadığı için de beni istemiyorsundur—ya da Piz’in Lebranco’su gibi kullanmadığım bir isim taşıdığm için—“

 

Madeline, Lebranco’daki ağır aksanla ağzını açarak elini kaldırır ve itiraz ederek sesini biraz yükseltir:

 

“Alakası yok! Ben sadece arkamdan sinsice gelip iznim olmadan beni öpecek kadar rahat olamayız diyorum—“

“Birisi gidip hemen annene mi yetiştiriyor?! Benim yaptığım şeye kim karışabilir!?”

“Hepsini bana yapıyorsun!?”

Git başkasına yap mı diyorsun!?”

“MACE!”

 

Mace atılarak Madeline’in dudaklarını yakalar ve onu kitaplıklara bu sefer daha sert bastırırken Leydi Deveraux yine dengesini kaybetmiş, önündeki delikanlının başına tutunur. İkisi Mace’in öfkesiyle öpüşüyorken delikanlı canının çektiğini almış, işi bittiğinde Madeline’i ve imzası dudaklarını öylece bırakır, geri çekilerek kenarı köşesi ruj olmuş dudaklarına aldırmadan kibarca eğilerek asil bir selam verir.

 

“Kuzey Pelair’in Büyük Düşes’i Elena Deveraux’ya saygılarımla...”

 

Ve delikanlı dönerek uzaklaşırken Madeline şokla onun arkasından bakıyor, arkasındaki raflara tutunarak tutmayan dizleri üzerinde dikleşir...

 

 

Danity Kane - Damaged

 

 

“Ben biraz şu tarafa gidiyorum Kenda.”

 

Kenda dönerek Sophia’nın gösterdiği tarafa bakar ve Dante’nin Carrie’yi Amber’a teslim ettiğini görürken gülümseyerek başını sallar.

 

“Git bakalım.”

 

Sophia elbisesini kalçalarından çekerek üzerine oturtur ve o tarafa yürürken Kenda yine yalnız kalmış, saçını düzelterek etraftakilere gülümser, biraz sonra iki yanından da birer Kenda duyduğunda başını önce sağa çevirir Nathan’ı görür, sonra sola çevirip Lucas’ı fark ederken gülümser.

 

“Efendim?”

 

Lucas ve Nathan birbirlerine bakarak genç kızın iki yanına geçerlerken Lucas konuşur:

 

“Dans edelim diyecektim.”

“Ben de.”

 

Kenda başını hafifçe kaldırarak iki yanındaki uzun boylu delikanlılara bakarken gülümser.

 

“Edelim?”

 

Lucas ve Nathan hala bakışıyorken Kenda derhal bir şey yapması gerektiğini hissederek omuzlarını oynatarak dans etmeye başlar.

 

“Bu dansı çok bilmiyorum aslında, Jesse’ye sorsak da öğretse—Jesse!”

 

Kenda yanındaki ikiliyi bırakarak Jesse’nin tarafına yürürken Nathan ve Lucas sonunda uyanarak ortalarındaki boşluğa bakarlar...

 

 

Sophia o tarafa ulaşmış, Dante’nin dönüş yolu üzerinde duruyorken karşıdan gelen delikanlı fuşya içindeki bir meleğin önünde indiğini sanmış ellerini iki yana açarak Sophia’nın yanına gelir.

 

“Dilek Yolu’na düşmüş pembe bir gül gibi—“

“Abartma Dante.”

 

Dante abartmayı bırakarak gülümsemesi ve kollarıyla Sophia’nın beline sarılır, genç kız ona kesinlikle ilgi göstermiyor, başını arkaya eğerek Amber’ın elinden bir bardak su alan Carrie’ye bakar.

 

“Neden kızın kalbiyle oynuyorsun?”

 

Dante önündeki dekolteyi izliyorken usulca sorar:

 

“Hangi kızın?”

“Carrie.”

“Köylü güzelinin mi—“

“Kıza dört senedir köylü güzeli diyorsun artık sıkılmadın mı? Adı Carrie.

 

Dante yorum yapmadan Sophia’yla göz göze gelirken genç kız elini ikisinin ortasına koyarak delikanlıyı hafifçe iter.

 

“Dağıttığın boncuklara basıp kafanı kıracaksın bir gün Dante.”

“Sen toplarsın diye bekliyorum, ama olmuyor maalesef.”

 

Sophia hafifçe gülümserken Dante’nin eli genç kızın sırtında dolaşıyor, bir an sonra saçlarının sırtına değdiği yerde dururken delikanlı tek kaşını kaldırır.

 

“Yine eksik gelmişsin?”

“Efendim?”

 

Dante kurnazca gülümseyerek Sophia’nın kulağına yaklaşır ve sesiyle değil adeta nefesiyle konuşur:

 

“Sütyenini unutmuşsun.”

 

Sophia yüzünün görünmemesine güvenerek gülümserken Dante başını çektiğinde derhal ciddileşerek önündeki mavi gözlere bakar.

 

“Unutmadım, bilerek giymedim. Bu elbise askısız dikkat ettiysen—“

“Askısız sütyenlerin de var.”

“Hepsi kirliydi.”

“Eminim.”

 

Sophia gözlerini devirerek saçlarını hafifçe geriye atar ve gözlerini kapatarak konuşur:

 

“İyi, al, öp.”

 

Dante önünde duran porselen bebeğin yüzünü izler, parmaklarının ucuyla hafifçe kahkülleriyle oynar, sonra uzanarak dudaklarını öperken Sophia az önce Dante’yi ittiği eliyle onun gömleğine tutunur...

 

 

“Al iç, bayılacaksın şimdi...”

 

Carrie uzatılan suyu Amber’ın elinden alıp kafasına dikerken kızıl saçlı kız gülümseyerek arkadaşını izliyordur.

 

“Bitkisel hayattasın ama gayet güzel dans ettin Carrie.”

 

Sarışın kız plastik bardağı indirerek Amber’a bakar, hala nefes nefese başını iki yana sallarken konuşur:

 

“Çok kötüsün. Ben asla aynı şeyi sana yapmazdım—“

“Ben mi yaptım! O gelip senin eline saldırdı!”

“Olsun! Geri çekseydin!”

“Hayır deseydin!”

Ona mı?!”

 

Amber gülerken Carrie inleyerek arkasını döner ve onun Sophia’yla öpüştüğünü görürken bir anda nefesleri düzelmiş, kalbi de yerine oturmuş şekilde arkasını döner ve dakikalardır dokunmadığı eteğini çekiştirerek düzeltir.

 

“Neyseki beş dakika sonra hiçbir şey hatırlamayacak.”

“Neden?”

 

Carrie bir şey söylemeden bardağını koyacak bir yer arıyorken Amber onun yanından uzanarak arkaya bakar ve Dante’yle Sophia’yı görünce omzunu silkerek tekrar Carrie’ye döner.

 

“Onları bilmiyor musun sen, o kadar çok öpüşüyorlar ki artık kimse dönüp bakmıyor bile—“

“Ben bakıyorum.”

“Sen hala en safımızsın da ondan. Tatillerde seni Rhea’ya göndermeyeceğim artık! Sıfırlanıp geliyorsun!”

 

Carrie bilmediğini söyleyerek yine eteğini çekiştirirken Amber onun eline vurur.

 

“Elbise esneyip sarkacak senin yüzünden, bırak!”

“Sarkmaz—“

“Sarkar—“

“Sarkmaz! Ben kumaşları senden daha iyi bilirim, dikiş dikiyorum ben—“

“Kendine de böyle elbiseler diksene sen—“

“Kızlar, Matthew’u gördünüz mü?”

 

Carrie ve Amber dönerek oldukça öfkeli olan Madeline’e bakarlarken kaşlarını çatarlar.

 

“Kimi?”

“Neden?”

 

Madeline ayağını yere vurarak iki kızı da kollarından sarsar.

 

“Zamanı değil şimdi! Mace nerede?!”

“Bilmiyorum.”

“Hiç görmedim.”

 

Madeline söylenerek onları bırakır ve kabalığın içine dalarken Amber arkasını dönerek kuytu köşelerde saklanan Mace’le göz göze gelir ve eliyle iki yaparak bu geceki borçlarını hatırlatırken delikanlı ona bir öpücük atıp göz kırparak karanlıklardan çıkar ve sinsice Madeline’in arkasına takılır...

 

 

“Daha ne kadar sana dans öğretirmiş gibi yapacağım?”

 

Kenda, Jesse’nin elini tutarak kendi etrafında dönerken bu şarkıda böyle dans edilmeyeceğini gayet iyi biliyordur, ama henüz arkadaki ikiliyle nasıl iligleneceğini öğrenememişken tekrar Jesse’ye döner.

 

“Jesse bir şey soracağım.”

“Sor hadi, sor—“

“Tanrıların belamı vermesini ister gibi konuşma benimle.”

 

Jesse derhal gülümserken Kenda teşekkür ederek sorusunu sorar:

 

“Senin de bir sürü kız arkadaşın var, bilirsin. İkisiyle de iyi arkadaşsın, ama ikisi de aslında daha ileri düzeyde bir ilişki—“

“Nathan da, Lucas da sana aşık, aralarını bozmadan nasıl ikisini de idare edeceğim diyorsun.”

 

Kenda bütün güzelliğiyle gülümserken Jesse dertli dertli iç çeker.

 

“Danışma ücretim yüksektir—“

“Alexa’ya ne söylememi istersen söylerim.”

 

Jesse tek kaşını kaldırarak keyifle sırıtırken Kenda onun omzunu patpatlar.

 

“4 ay sonra mezun oluyorsunuz, artık bir şeyler yapalım.”

“Şunu üç sene önce söyleyseydin seninle çok daha iyi anlaşırdık—“

“Sen şimdi benim soruma cevap ver bakalım.”

 

Jesse ciddiyetle düşünme moduna girerken Kenda dansı unuttuğunu fark etmiş, yine sağa sola sallanmaya başlarken, Jesse de ona ayak uyduruyorken konuşur:

 

“İkisine de yüz vermeyebilirsin, eski ve klasik kuraldır, ama sonuçları risklidir. Ya birisinden biri pes eder ya da ikisi de seni bırakıp süper dostlar olarak kendilerine ikiz kardeşler bulup dörtlü takılırlar.”

 

Kenda’nın hareketleri sönerken Jesse onun kalçasına vurup tekrar hareketlendirir ve konuşur:

 

“İkisine de çok iyi davranabilirsin, ama öpüşmek yasak, kesinlikle—“

“Ama ben Nathan’la öpüştüm—“

“Lucas biliyor mu?”

“Biliyor.”

“O zaman ondan korkacaksın. Nathan kendini üstün el olarak görüyor, Lucas skoru eşitlemeye çalışıyordur. Sen Lucas’ı öpmek istiyor musun?”

 

Kenda kalçasını sallayarak etrafında dönerken şöyle bir düşünür ve Jesse’yle tekrar yüz yüze geldiğinde cevaplar:

 

“Sanırım.”

 

Jesse gözlerini devirerek başını iki yana sallar ve Kenda’yı ellerinden çekip sonra geri iterek döndürürken konuşur:

 

“En berbat kız modelisin, erkeklik adına sana hiç yardım etmemem lazım, ama neyse...”

 

Kenda gülerek delikanlının omzuna vururken Jesse bu akşamlık erkeklik kurumunu ardına alarak konuşur:

 

“O zaman bir yolunu bulup Lucas’ı da öpeceksin, bayanların seçimi oynayacaksın, ama kesinlikle senin isteğinle olduğu belli olmayacak, yoksa baştan kaybedersin, ayrıca sana yakışmaz.”

“Bunları konuşmam bile bana yakışmıyor, ama bir daha seni bu kadar iyi gününde bulamam.”

 

Jesse bir kahkaha atarken Kenda da keyifli, onun omuzlarını tutarak dans dersine devam eder...

 

 

“Prenses!”

 

Adia irkilerek bir anda Patrick’le arasına giren Mace’e bakıyorken Patrick ellerini iki yana açarak geriye sendeler.

 

“Hey ne ol—“

“Prenses, bir şey sorabilir miyim acaba?”

 

Adia evet? diyerek beklerken Patrick nerede duracağını bulamamış, dönerek başka bir yere yürürken bu sefer de önüne Madeline atladığında yine geri bir adım atar. İkisi de bir süre ne tarafa gideceklerini bilememiş bir sağ, bir sol yaparken Madeline sonunda Patrick’i tutarak sağa çekerken kendisi de soldan geçerek Mace’in omzuna asılır.

 

“Matthew!”

 

Mace sağ yanından çekiliyorken hiç lafını kesmeden Adia’yla konuşmaya devam eder:

 

“Luplex kraliyet standartlarındaki erkekleri düşünerek cevap ver, ben sana şimdi, şu anda evlenme teklif etsem kabul eder miydin?”

 

Adia yüzünü garip bir şekle sokarak arkadaki Madeline’e bakarken Leydi Deveraux işaret parmağının şakağının etrafında çevirerek Mace’in akli dengesinin durumunu belirtir.

 

“Prenses!”

“Ne diyorsun!?”

“Evlenme teklif ediyorum! Evet? Hayır?”

“Rüyanda?”

“Adia bir kez olsun yardımsever olamaz mısın? Annene gidip soracak kadar vaktim yok.”

 

Madeline hala onu çekiştiriyorken Mace o tarafa bakmadan genç kızın kolunu tutar ve yanına çekip tekrar Adia’ya sorar:

 

“Senin ünvanın düşesten bile büyük, o yüzden kararını bilmek istedim. Senin yerinde kalbi taş olmayan bir prenses olsa benimle evlenir miydi?”

“Eğer yeterince sarhoşsa evet!”

 

Madeline gözlerini devirerek gitmek isterken Mace onun kolunu bırakmadan gülerek bir soru daha sorar:

 

“Peki şimdi seni çekip öpsem kraliyetin ismi lekelenir mi?”

“Senin gözünde oluşacak morluk dışında başka bir yer lekelenmez Mace—ne biçim sorular bunlar!?”

 

Mace başını sallayarak Adia’yı rahat bırakırken konuşur:

 

“Tamam, daha fazla sormayacağım...” delikanlı dönerek kolunu tuttuğu Madeline’e bakar “bu kadarı yeterli Prenses.

 

Madeline yutkunarak önündeki delikanlıya bakıyorken Mace’in gülümsemesi silinmiş, biraz sonra tuttuğu kolu bırakarak yine kendi yoluna giderken Madeline kolu yanına düşerek onun arkasından bakar ve bağırır:

 

“ANLAMIYORSUN!”

 

Mace hala yürüyorken arkasına dönmeden bağırır:

 

“GAYET İYİ ANLIYORUM SINIF BİRİNCİSİYİM, SAĞOL!”

 

ve yoluna devam ederek gözden kaybolurken Adia Madeline’i dürterek kendine döndürür.

 

“Yine ne yaptınız?”

“Neden olabilir diyorsun!”

“Neden demeyeyim—ve bana neden bağırıyorsun!?”

“Matthew sana evlenme teklif etse ve sen kabul etsen Ewan seni öldürür!”

“Kimse bana evlenme teklif etmiyor!”

“Etse de kabul edemezsin! Sınıflarınız farklı!”

 

Adia şokla önündeki asil kana bakıyorken başını iki yana sallar.

 

“Öyle bir şey söylemiş olamazsın...”

“Ben Verona’lıyım!”

“VE!?”

 

Madeline artık ağlayacak, bir türlü derdini anlatamıyormuş gibi hissediyorken Adia konuşur:

 

“Sen okula başladığından beri Mace’ten hoşlanıyorsun Madeline, neden böyle bir şey söyledin?”

 

Madeline dudaklarını birbirine bastırarak konuşmayı reddediyorken Adia gözlerini kısar ve arkadan o tarafa doğru yürüyen Sam’i gözüne kestirmiş, önce Madeline’in koluna yapışır, sonra da Sam yanından geçerken onu yakalar.

 

“Sam! Çabuk Madeline’e benden neyi sakladığını sor!”

“Ne!?”

“Sor Sam, şimdi!”

 

Sam şaşkın, Madeline’e bakarken genç kız başını iki yana sallar, Sam tekrar Adia’ya döndüğünde Prenses, delikanlının kolunu sallar.

 

“O sır yüzünden başkalarının kalbi kırılıyor, yardım et! İyilik için! Aşk için!”

 

Madeline gözlerini deviriyorken Sam de gülerek Leydi’ye döner:

 

“Adia’dan ne saklıyorsun Madeline?”

 

Madeline inleyerek ayağını yere vurur ve zorla, tane tane cevaplar:

 

“Annem bir daha Matthew’u görmemi istemiyor. Bu yaz döndüğümde bana uygun bir nişanlı adayı bulduğunu ve eğer hala Matthew konusunda ısrar edersem okulu uzaktan bitireceğimi söyledi.”

 

Adia’nın elleri iki yanına düşerken Sam de şaşırmış, Madeline’in elini tutar.

 

“Neden?”

“Pelair’de işler böyledir de ondan! Verona’da ya da Luplex dışındaki herhangi bir gezegende asil aileler çocuklarını Mars’e yollamadan önce yüz kere düşünürler! Ayrımcıyız, evet! Ve onlar benim ailem! Bu okuldan mezun olup gittiğimde hayatım boyunca orada yaşayacağım ben!”

“Ama Verona’da işlerin değiştiğini sanıyordum, yani Kral Flasler—“

“Kanunla alakası yok Sam! Ben Matthew’la evlenmeyeceğim ki! Ona da bunu anlatmaya çalışıyorum, ikimiz bir yere varmayacağız! Seneye okula döndüğümde parmağımda bir nişan yüzüğü bile olabilir benim...”

 

Adia hala şokla kulaklarına inanmaya çalışıyorken Madeline ona bakar:

 

“Elbette nişanlanacağımı söylemiyorum, ama benim ailemin görüşleri ve hayat tarzları bu—“

“O zaman değiştir, ne biçim bir iş bu Madeline!? Benim ailem bana böyle bir şeyi yaptırmaya çalışsa—“

“O senin ailen Adia. Ne mutlu ki Luplex krallığı Dış Uzay’ın en çağdaş yüzü. Ama herkes aynı değil. Lütfen bu konuda bana baskı kurmayın ve bu söylediklerimden kimseye bahsetmeyin. Matthew’u da bana karşı doldurmazsanız sevinirim. En azından arkadaşlığı bana kalır...”

 

Adia bakışları yumuşayarak arkadaşına bakarken Madeline durulmuş, elini Sam’den alarak arkasını döner ve uzaklaşırken geride kalan Luplex prensesi iç çeker...

 

 

Sam karmakarışık bir ifadeyle Liv’in yanına geldiğinde genç kız ona bakıyor, tam soracakken Sam elini kaldırır.

 

“Sorma lütfen, söylemeyeceğime söz verdim.”

 

Liv başını sallar ve direkt olayı sormadan sorar:

 

“İyi misin peki?”

“İyiyim, benimle ilgili değil, merak etme, ama hoş da değil. Umarım düzelir.”

“Umarım...”

 

Sam gülümseyerek uzanır ve kız arkadaşının dudaklarını öperek orada asılı kalırken Liv onun yüzünü tutuyor, bir an sonra esnemek için geri çekildiğinde Sam gülerek onu tutar.

 

“Uyku?”

“Lütfen...”

 

Sam küçük masanın üzerinde duran şapkayı alırken Liv onun beline sarılarak yine esner ve yolda gördüklerine el sallayarak partiden ayrılır...