Bond - Space

 

 

Patricia saatlerdir Samuele’in dönmemiş olmasından oldukça rahatsız bir şekilde merdivenleri iniyorken odasına birkaç kitap taşıyan Alonna’yı görünce genç kızı yolundan çevirir.

 

“Lonna, Sam’i gördün mü?”

 

Pembe saçlı kız olumsuz yanıt verirken biraz sonra antrenin ortasına sol kolunun tamamı yanmış olan bir Samuele düştüğünde Patricia yüreği ağzına gelerek merdivenlerden uçarcasına iner.

 

“Sam! Ne oldu!?”

 

Samuele acıyla yerde yatıyorken başını eğip yanık koluna baktığında daha da acı çekerek neredeyse ağlamaklı bir sesle bağırır, Patricia da karnına oturan bir şeyle kasılarak iki büklüm olurken Alonna kitapları yere attığı gibi o tarafa koşmuş, boyutlar acı çekiyorken pembe saçlı kız diğerlerine seslenir...

 

 

Gwendolyn yatağında yarı baygın yatan Samuele’in kolunu sarıyorken Leandre kardeşinin başucunda oturuyor, Livana da onun yanında duruyorken Joseph yaralı adamı izliyor, biraz sonra aradığı şeyi bulunca diğerlerine dönerek açıklar:

 

“Elementlerle sınırlar konusunda bir anlaşmazlık yaşıyoruz—“

Sınırlar konusunda mı? Bütün evren bizim Joseph, sınırlar konusunda nasıl anlaşmazlık yaşayabiliriz? Sonsuzluğun nesi onlar için yeterli gelmiyor? Kardeşime bunu nasıl yapabilirler?”

 

Leandre’nin gözlerinin rengi öfkeyle koyulaşmış, sesi usul ancak nefret doluyken Joseph anlayışla başını sallar ve konuşur:

 

“Evrenin sınırlarının neresi olduğunu bilmiyoruz. Bizim bildiğimiz kadarıyla bakarsak bir avuç toprak üzerinde yaşayan onüç kişiden başka hiçbir şey de olmayabiliriz. Biz sınırlarımızı hiç genişletmedik, ama diğerleri hayatta kalmak için sürekli yer değiştiriyor olabilirler, emin olamayız—“

“Böylesi bir şey yapmaları için onlara zarar verilmiş olması gerekmez mi? Samuele’in onlara saldırdığını hiç sanmıyorum—“

“Saldırmamış. Hatta kimse kimseye saldırmamış. Samuele basit bir koruma kalkanıyla karşılaşmış.”

“Sol koluyla ateşten bir duvarın içinden geçmeye çalışmadıysa—“

“Öyle de denilebilir...”

 

Leandre dişlerini sıkarak başını iki yana sallarken can acısından artık uykuya dalmış olan Samuele’in başı abisine dönük bir şekilde yana düşmüştür. Gwendolyn tamamen sardığı kolu yavaşça yatağa bırakıp kalkarken derin bir nefes alarak en çok bilgi sahibi olan birey olarak konuşur:

 

“Tanrılar sizi birbirinizden korumak için tılsımlamadı. İnsan olmanızın diğer bedeli de bu. Üç büyük güce dair sınırsız kontrolünüz olabilir, ama hala ateş sizi yakar ya da su boğar. Yaşamınızı sürdürebilmeniz için doğanın size sunduğu şeyleri yararınıza kullandığınız gibi onlardan zarar da görebilirsin, çok doğal—“

 

Leandre hala öfkeli, hayatı boyunca belki de ilk defa bu kadar öfkeli, olanları aklı almayarak sorar:

 

“Joseph kardeşimin ateşten bir duvardan geçmiş olabileceğinden bahsediyor Gwen! Bu nasıl olabilir? Biz bu kadar korumasızken onlar nasıl böylesine geniş sınırlarda bu kadar yıkıcı önlemler alabilirler? Görünmez ateşten duvarlar mı var? Artık hareket edemeyecek miyiz?”

 

Gwendolyn de onlar kadar üzgün, onun da aklı en az Leandre kadar karışmış, üzüntüyle başını iki yana sallar.

 

“Mutlaka mantıklı bir açıklaması vardır, Samuele uyanınca—“

“Onun uyanmasını bekleyemem, ben gidip öğreneceğim.”

 

Leandre ayağa fırladığında Livana da onun ardından atılır.

 

“Ne yapıyorsun!? Sana da zarar verirlerse—“

“Dikkatli olurum—“

“Tek başına gidemezsin, beni de al—“

 

Leandre onun burada kalmasını istediğini söylediğinde Livana şiddetle itiraz eder.

 

“Sana bir şey olursa ben de nasıla yaşayamayacağım! Sen uzaktayken burada endişeden ölmemem için beni de al. Lütfen...”

 

Yeşil bakışlar dönerek Joseph’ten bir işaret beklerken Zaman onlara bakmadan başını sallar.

 

“Gidin, ama dikkatli olun. Size ne olacağını göremediğimi biliyorsunuz.”

 

Leandre başını sallarken Livana çoktan parmaklarını onun parmaklarına geçirmiş, eşinin koluna sarılır ve Winona’ya bakar.

 

“Hiçbir şey mi yok?”

“Kurallar böyle Liv. Eğer buradaki her dakikamızı görebilseydik nasıl yaşardık? Buradayken sadece geçmişler bizim, lütfen dikkatli olun.”

 

Genç kadın iç çekerek başını sallarken Leandre onun kadar endişeli görünmüyor, onu da elinden çekerek odadan çıkar. İkisi gittikten sonra Patricia derhal Samuele’in yanına çöker ve genç adamın saçlarını okşayarak iyi olması için tanrılara dua etmeye başlarken Gwendolyn ve kızları sessizce etraflarındaki korunmasız ruhları izlerler...

 

 

Livana uzun süre yürüdükten sonra dönüp ardına baktığında sarayın ne kadar uzakta kaldığını görmüş, Leandre’nin hala sımsıkı tuttuğu elini sıkarak önüne döner.

 

“Samuele daha ne kadar uzağa gitmiş olabilir?”

 

Leandre önüne düşen bir ağacın dalını geri iterek yolu açarken usulca cevaplar:

 

“Boyuttan çıkarken yanlış yere düşmüş olmalı. Biraz daha yürüyelim...”

 

Livana başını sallar ve üzerindeki koyu mavi kadife pelerinin başlığını tutarak sık ağaçların dallarına takılmamaya çalışırarak yürümeye devam eder. Bir an sonra ters yönden ezilen yaprakların sesi duyulduğunda Leandre aniden durur, Livana da onun sırtına tutunarak beklerken önündeki adamın yeşil gözleri etrafını inceliyor, günün erken bir saati olmasına rağmen nemli bir alacakaranlık içinde olan ormanın içinde sesin ne taraftan geldiğini anlamaya çalışıyordur.

 

“Şu tarafta...”

 

Leandre, Livana’nın gösterdiği tarafa bakar ve o tarafa doğru yürürken diğer Yaşam da neredeyse görünmez adımlarla onu takip eder. İkisi yürüdükçe karşıdan gelen adımlar da yaklaşıyor, çıkardıkları gürültüye bakılırsa birden fazla kişi oldukları da anlaşılıyordur. Leandre bir grup çalılığı daha elleriyle ittirerek adımını atarken aynı anda önlerine kalın ve şekilsiz bir sopa uzanır, Leandre geri çekilirken Livana’yı da arkasına iterek eşinin önünde siper olur. Sopayı uzatan ellerin sahibi adam siyah saçları ve bir o kadar karanlık gözleriyle önündeki ikiliye bakıyorken yanındaki sarışın adam da tetikte bekliyor, konuşur:

 

“Siz hangilerisiniz?”

 

Livana endişeyle önündeki Leandre’ye bakıyorken genç adam cevaplar:

 

“Yaşam. Siz?”

 

Siyah saçlı adam elindeki sopayı indirirken sarışın adamın tetikliği hafif bir korkuyla karışmış, daha az saldırgan olan bir sesle cevaplar:

 

“Ben suyum, Calder. Abim Aiden, ateş.”

 

Leandre hızla diğer adama bakarken Livana onun öfkesinin uyandığını hissetmiş, eşini belinin iki yanından tutarak kendine çeker.

 

“Leandre—“

“İyiyim Livana, bir şey yok.”

 

Ateş’in bakışları bu küçük diyalogla Livana’ya dönerken sorar:

 

“Niyetiniz zarar vermekse kendimizi savunacağımızı bilin—“

“Hayır, hayır kesinlikle zarar vermek için gelmedik!”

 

Yaşam’ın berrak sesi havayı keserken genç kadın Leandre’nin arkasından çıkarak yanına geçer ve önünde duran en güçlü iki elemente bakarak konuşur:

 

“Sınırlarınızı korumak için kurduğunuz bir kalkan yüzünden aramızdan biri zarar gördü. İçinizden birini görebilmek ve neler olduğunu öğrenebilmek umuduyla sarayımızdan ayrıldık—“

“Aranızdan biri sınırı aştığı için zarar gördü, biz de topraklarımızdan onu bulmak için ayrıldık.”

 

Livana onların bu sınır işini oldukça ciddiye aldığını görmüş, Ateş’in öfkeli sesiyle bir adım geri atınca Leandre onu tekrar arkasına alarak öne çıkar.

 

“Sınırların nerede başlayıp nerede bittiği konusunda aramızda bir anlaşmaya varmamız gerekiyor. Kardeşimin amacı sizin topraklarınıza saldırmak değildi, ama yine de acı çekti. Yükselttiğiniz ateşten duvar ona haketmediği bir ceza verdi—“

“Siz de hesap sormak için mi buralara kadar geldiniz?”

 

Leandre lafının kesilmesiyle önündeki Ateş’e doğru bir adım atarken Livana hala onu tutuyor, öfkeyle yeni yeni tanışan adamı kontrol etmeye çalışıyordur.

 

“Leandre, lütfen—“

“Amacım haksız yere sizi suçlayıp yersiz bir ceza vermek değil, sizin yaptığınızın aksine—“

 

Ateş tekrar elindeki sopayı kaldırırken Livana hiç düşünmeden ikisinin ortasına atılır, Ateş’in yanındaki Su da abisinin kolunu tutarken konuşur:

 

“Niyetleri kötü değil Aiden, sakin ol.”

“Öfkesinin alevi niyetini gölgeliyor, anlayamıyorum.”

 

Calder başını sallarken Livana önüne uzatılan ağır sopayı tutarak Ateş’e doğru bir adım atınca Aiden şaşkın, geri çekilir, Leandre korkuyla eşine uzanırken Livana korkmuyor, tuttuğu sopanın ucunu indirerek konuşur:

 

“Zarar gören dostumuz, Samuele, eşimin kardeşidir.”

 

Livana dönerek arkasındaki Leandre’ye bakar, mavi gözleri sakin olması için yalvarırken tekrar Aiden’a dönerek konuşur:

 

“Leandre’nin öfkesi tamamen kardeşine duyduğu sevgisi yüzünden, size zarar vermek istediğinden değil, lütfen yanlış anlamayın. Bizim topraklarımızın sınırı yoktur, biz nereye kadar gidip gitmeyeceğimizi bilmeyiz. Siz bir sınır yarattıysanız ona da saygımız sonsuz olacaktır, ancak içimizden birinin size saldırmaya çalıştığını düşünüp bizi düşman olarak görmeyin. Lütfen...”

 

Yaşam’ın mavi gözleri parlıyorken Ateş kendi karanlık bakışlarıyla onu izliyor, kendinden daha güçlü, ama çok daha genç olan gücü anlamaya çalışıyorken tanrıların elinin değdiği toprakların güzelliği de ona bakıyordur. Birazdan Aiden’ın hayatı boyunca gördüğü en saf ten uzanarak onun eline dokunduğunda genç adam bir anda parlar ve geri çekilerek elindeki sopayı kaldırırken Livana da aynı anda Leandre tarafından geri çekilmiş, az önce Ateş’e dokunan eli havada kalmış, şaşkınca önündeki adama bakar, Ateş konuşur:

 

“Ormanın kuzey batısından, gölün doğusuna kadar olan alandan geçmeyin, anlaşıldı mı?”

 

İki Yaşam da başlarını sallarken Aiden hala ona uzanıyor gibi duran kadına bakıyor, yutkunarak sopasını indirir ve arkasını dönerek tekrar ağaçların arasına girer, Calder de hemen ardından onu takip ederek gözden kaybolurken Livana az önce nasıl bir hayata dokunduğunu anlamaya çalışıyor, parmaklarını bükerek avcunu kapatır ve teninde her ne asılı kaldıysa onu saklar...

 

“Efendim! Döndünüz!”

 

Corenna koşturarak bahçenin ortasında Livana’ya sarılırken genç kadın da onu tutuyor, gülümser.

 

“Döndük ve sınırları da öğrendik.”

 

Diğerleri de merakla onların yanına geliyorken Leandre kardeşinin nasıl olduğunu soruyordur. Patricia onu alıp Samuele’in yanına götürürken Winona ve Joseph, Livana’yı yanlarına almışlar, ne öğrendiğini sorarlar, genç kadın anlatır:

 

“Ateş ve Su oradaydı. Onlar da Samuele’den sonra birinin topraklarına girmeye çalıştığını anlamışlar, ne olduğunu görebilmek için bu tarafa geliyorlarmış, yarı yolda karşılaştık. Sınırın neresi olduğunu bizzat Aiden bize söyledi ve oradan uzak durmamızı rica etti.”

 

Joseph bunun üzerine tek kaşını kaldırırken Livana gülümseyerek ona bakar.

 

“Biraz kibarlaştırmamın sakıncası olmazdı.”

Biraz?

“Joseph. Livana’yı izlemeyi bırakır mısın?”

 

Joseph eşinin sözünü dinleyerek izlemeyi bırakırken Winona sorar:

 

“Sınır neresiymiş?”

“Ormanın kuzeybatısından gölün doğusuna kadar olan kısım. Çok büyük bir alan değil, uzak duracağımıza söz verdik.”

“Onlar bizim nerede olduğumuzu biliyorlar mı peki?”

 

Winona ve Livana oldukça manidar bakışlarla dönerek Joseph’e bakarken genç adam sarayının ve topraklarının genişliğini unutmuş olacak, küçük bir onaylama sesi çıkararak tekrar döner ve  her şeyin hallolduğuna sevindiğini söyleyerek sarayına ilerler, Winona da onun arkasından geliyorken Livana hala yumruk olarak tuttuğu elini diğer avcuna alarak sessizce ikisini takip eder...

 

 

***

 

Chris Botti - Caruso

 

 

Livana tüy gibi hafif adımlarla Leandre’nin odasına girmiş, yavaşça banyoya doğru yürüyorken içerden düzensiz su sesleri geliyordur. Genç kadın aralık kapıyı iterek en az odanın kendisi kadar büyük olan banyoya bakar, koyu yeşil mermerle kaplı büyük banyonun tam ortasında, etrafında hiçbir şey olmadan sadece yüksekten akan suların altında yıkanan Leandre’yi gördüğünde gülümser, çıplak ayaklarıyla içeri bir adım atar, üzerindeki ince sabahlığı omuzlarından geri iter ve genç adamın arkasından suyun altına girerken ellerinin onun güçlü sırtına koyarak gözlerini kapatır...

 

Leandre bir anda tenine değen ellerle hızla bir nefes alırken Livana onun gerildiğini görmüş, dudaklarını genç adamın sırtının ortasında bastırır. Leandre kapalı gözlerinin ardından gülümserken dudaklarının üzerinden akan sıcak suyun tadını alıyor, sırtının ortasındaki dudaklar yavaş yavaş omuzlarına doğru yükseliyordur. Genç adam sağ elini arkaya uzatarak Livana’nın kalçasını kavrar, avcunu aşağı indirerek bacağını takip ederken genç kadın ona uyarak bacağını hafifçe kaldırıp eşinin bacağına dolar, göğüsleri her derin nefeste genç adamın sırtına bastırıyorken Leandre arkasını dönerek gözlerini açar, Livana’nın dudaklarını bulur ve ona eğilip öperken genç kadın günlerdir buram buram yanan avcu gibi tüm teninin alev almasını bekleyerek kendini Yaşam’ın kollarına bırakır...

 

Kadın erkeğe dolanmış, tenlerinin her noktası birbirlerine değiyor, birbirine kenetlenmiş dudaklarının aralandığı anlarda üzerilerinden akıp giden sıcak su nefeslerine karışıyordur. Leandre kollarıyla belinden kavradığı Livana’yı hafifçe eğerek dengesini bozarken genç kadın heyecanla bir an güler ve bacağını daha da dolayıp kendini eşine bastırırken Leandre açık ağzından hızlı nefesler alarak gözlerini kapatıp daha önce hiç dokunmadığı bir sıcaklığın bacaklarının arasından ona bastırmasını hisseder...

 

“Liv—ben—bu yetmiyor—“

 

Leandre eğilerek onunla neredeyse bir olmuş kadının dudaklarını öperken Livana’nın da nefesleri ciğerlerine sığmıyor, ama hala Ateş’e dokunduğu o küçücük ten parçası bütün vücudundan daha çok yanıyor, daha çok aklını alıyordur.

 

“Biliyorum, ama—korkuyorum...”

“Neden? Sana zarar vermem, biliyorsun—“

“Biliyorum, ondan değil Leandre...”

 

Genç adam başını yavaşça geri çekerek yemyeşil gözleriyle dipsiz mavilere bakar.

 

“Neden? Yapmamız gereken bu değil mi? Hayat vermek, yaratmak?”

 

Livana gözleri dolarak kollarındaki adamın neredeyse yalvaran gözlerine bakar ve uzanarak dudaklarını örterken Leandre onun hareket etmesiyle daha da dayanılmaz olan isteğini eşinin sıcaklığına bastırır. Dudaklar bir anda dokunmaktan çok birbirlerine geçerken Livana titreyerek bacağını indirir, iki ayak üstünde durarak Leandre’nin ıslak saçlarına tutunurken dudaklar ayrılıp arada kalan havayı tekrar su damlaları doldurduğunda Leandre sorar:

 

“Bu—şey, nasıl geçecek bilmiyorum...”

 

Livana dudağını ısırarak başını indirir ve incecik parmaklarıyla Leandre’yi kavrarken genç adam daha önce hiç duymadığı bir sesi çıkararak başını eşinin boynuna yaslar ve kendini onun ellerine bırakır...

 

 

Yanında yatan adamın nefesleri usul ve düzenli bir şekilde Livana’nın boynuna dokunuyorken güzel Yaşam uyumamış, hayatı boyunca onun için yaratılmış tek adamın her noktasına dokunmuş olsa da neden o ateşi hissedemediğini merak ederek boş tavanı izliyordur.

 

Bu bir lanet midir? Tanrılar bu yüzden mi bunca zaman onları diğer dörtlüden uzak tutmuşlardır? Tek bir dokunuşla bile her şey altüst olabileceği için mi?

 

Livana hiçbir şey bilmemekten ilk defa nefret ediyor, ölesiyle öfkelenmiş, başını çevirerek yanında uyuyan Leandre’ye bakar. Genç adamın biçimli kaşları, uzun kirpikleri, dolgun dudakları, teni, her şeyi o kadar kusursuz, o kadar güzeldir ki Livana bir an ona hayran olmadan edemezken yine de dokunduğu o kusursuz ten onu yakmıyordur.

 

Neden bu kadar yanmak istiyordur!? Neden!? Ateş bu kadar mı arzulanacak bir şeydir!? Samuele’in o halini gördükten sonra neden hala onu istiyordur?

 

Livana bir an eşine bakmaktan utanarak bakışlarını kaçırırken gözlerini sımsıkı kapatarak uykuya gelip onu alması için yalvarır. Ateşten uzak, yanlış isteklerden uzak bir yere götürmesi için...

 

 

***

 

 

Lara Fabian – Caruso

 

Senti il dolore nella musica si alzo dal Pianoforte

Ma quando vide la luna uscire da una nuvola

Gli sembro piu dolce anche la morte

Guardo negli occhi la ragazza quegli occhi verdi come il mare

Poi all'improvviso usci una lacrima e lui credette di affogare

 

~~

 

He felt the pain in the music and stood up from the piano,

but when he saw the moon emerging from a cloud,

death also seemed sweeter to him.

He looked the girl in the eyes, those eyes as green as the sea.

Then suddenly a tear fell and he believed he was drowning.

 

 

Livana elindeki bir kitabı daha kapatmadan ikincisini raftan çekip ne olduğuna bakıyor, beğenmeyince geri koyup bir diğerine atılıyorken şu ana kadar doğadaki elemenletlerle ilgili sayısız kitap okumuş, ama hiçbirinde bu koca evrende beraber yaşadıkları Kıranlar hakkında kesin bir bilgi görünmüyordur.

 

“Livana? Hala burada mısın?”

 

Livana elindeki kitabı göğsüne bastırarak hızla başını kaldırıp rafların arasından ona bakan Leandre’yle göz göze gelince gülümser.

 

“Korkuttun...”

 

Genç adam gülümseyerek eşinin yanına gelir ve onun hala kendine bastırdığı kitabın boş ve siyah kapağına bakarken usulca konuşur:

 

“Geldiğimi hissetmişsindir diye düşündüm, üzgünüm.”

“Dalmışım, kapının açıldığını bile duymadım...”

 

Leandre başını sallar ve elini kitaba uzatırken Livana o anda hala bir kitaba sarılı olduğunu anlamış, kollarını çözerek kitabı Leandre’ye uzatır.

 

“Çok önemli bir şey değil, sadece göz gezdiriyordum...”

 

Leandre birkaç sayfa çevirerek kitaba şöyle bir göz atarken okudukları pek de rastgele bir konu üzerine değildir.

 

Ateş, Yunan filozofisi ve bilimde sıklıkla adı geçen dört elementten biridir. Çoğu zaman enerji, kendine güven ve tutku kavramlarıyla özdeşleştirilir.

 

Yeşil bakışlar tekrar Livana’yı bulduğunda genç kadın ne olduğuna pek aldırmıyor gibi görünmeye çalışarak yere bıraktığı kitapları alıp tekrar raflarına yerleştiriyordur, sağına dönüp Leandre’yle göz göze geldiğinde raflara uzanmış eli havada kalarak bir an durur, sonra yavaşça tekrar önüne dönerken mırıldanır.

 

“Biraz daha bilgi sahibi olmanın zarar olmaz diye düşündüm.”

“Haftalardır kütüphaneden çıkmıyorsun, okuduğun her şey Ateş hakkında mıydı?”

“Elbette hayır.”

“Bana yalan söyleme Liv...”

 

Livana kendinden utanarak başını sol tarafa çevirirken Leandre elindeki kitabı tekrar rafa yerleştirerek ona yaklaşır.

 

“Neden benimle paylaşmıyorsun?”

“Çünkü yapamam.”

 

Leandre bu kadar açık ama güvensiz bir cevap beklemiyor, şaşkınlıkla eşine döner.

 

“Neden?”

 

Livana başını eğip yerlere kadar süzülen siyah eteğini izleyerek cevaplar:

 

“Kalbini kırmak istemiyordum, söyleyemedim.”

“Anlamıyorum...”

 

Genç kadın acı çeker bir ifadeyle dönerek eşinin güzel gözlerine bakarken uzanarak onun ellerini tutar.

 

“O günden beri, onlarla karşılaştığımız günden beri ben—garip şeyler hissediyorum. Ne olduğunu söyleyemiyorum, ama avcumun içi, ona dokunan yer, tam burası...”

 

Livana sağ elinin içini açarak ona gösterirken Leandre onun avcuna bakıyor, normalden farklı bir şey göremiyorken Livana açıklamaya devam eder:

 

“Burası o günden beri yanıyor. Canımı acıtmıyor, ama yanıyor. Bütün gün karlı havada yürüyüp sonra sıcak bir odaya girmişsin gibi, banyodan sonra ıslak vücudunu yumuşacık bir havluyla örtmüşsün, ya da sabah yüzüne güneş vurarak uyanmışsın gibi...”

 

Leandre hala onun avcunu izliyorken Livana elini yumruk yaparak indirir.

 

“Neden böyle olduğunu anlamaya çalışıyorum. Sana dokunduğumda böyle yanmıyorum Leandre—“

 

Yeşil bakışlar tekrar Livana’nın gözlerine kalkarken Leandre bir adım geriler.

 

“Anlamıyorum... Ne demeye çalışıyorsun?”

“Hiçbir şey! Hiçbir şey—yalvarırım kaçma benden—“

“Bana dokunduğunda az önce saydığın hiçbir şeyi hissetmediğini söylüyorsun! Oysa ben sana dokununca adını bile koyamadığım şeyleri hissediyorum Liv! Sense gelmiş bana sadece bir kez dokunduğun bir adamın seni nasıl hissettirdiğinden bahsediyorsun, onun için haftalarca buradan çıkmıyorsun, bana yalan söylüyorsun!”

 

Livana daha kelimelerini ve duygularını seçerek söylemeyi öğrenememiş, yanlış bir şey yaptığını anlayarak yumruk yaptığı elini bacağına bastırırken Leandre gözlerini kapatarak başını eğer ve kendi kendine konuşurmuş gibi mırıldanır:

 

“Ne yapacağım—sen onu... onu...”

 

Genç adamın yaşlarla dolu gözleri karşısındaki kadına kalkarken zayıf sesi sorar:

 

“Sen onu mu seviyorsun?

“Hayır!”

“SABAH YÜZÜNE VURAN GÜNEŞ GİBİ YANIYORSUN! BENİMLE BİR HAYAT YARATMAK İSTEMİYORSUN! ONUNLA İSTİYOR MUSUN!?”

“LEANDRE!”

 

Leandre elini göğsünün ortasına bastırarak gömleğini tutar ve yumruğunu sıkarak acıyla yere çökerken Livana korkuyla ona atılır ve kollarından destek olarak onunla birlikte yere oturur.

 

“Ben seninim, senin eşinim, senden başka kimseyi sevmiyorum! Nasıl böyle söylersin!?”

“Canımı acıtıyorsun. Nasıl yapıyorsun? Neden yapıyorsun? Neden kalbimi acıtıyorsun!?”

 

Livana ağlayarak başını genç adamın bacaklarına eğerken Leandre daha adını bile bilmediği kıskançlığın kalbini parçalamasını hissederek korkuyla yumruğunu göğsüne bastırır...

 

 

Ormanın kuzeybatısı ve gölün doğusu...

 

Livana sicim gibi yağan yağmurun altında koşuyorken elini önüne uzatmış, olası bir sıcaklıkta hemen geri çekilecekken ayağı bir dal parçasına takıldığında sendeleyerek yere düşer, haftalardır yanan o el yerdeki taşlardan çizilip bu sefer gerçekten acıyla yanmaya başladığında Yaşam hem elinin acımasına, hem de zayıflığına ağlayarak ıslak yaprakların üzerinde öylece oturur.

 

“Ne arıyorsun burada?”

 

Livana heyecanla nefesini tutarak başını kaldırır ve Ateş’in gölgeli yüzüne bakarken acıyan elini yumruk yaparak pelerinine sarar.

 

“Seni arıyordum. Bana bir şey yaptın!”

“Ben sana hiçbir şey yapmadım, sen bana yaptın.”

“Ben hiçbir şey yapmadım!”

 

Aiden eğilerek yerdeki kadını kollarından tutarak yerden kaldırır ve masmavi gözlerine bakarken Livana da onu izliyor, adam onu bıraktığında kollarının da günlerce yanıp yanmayacağını merak ediyordur.

 

“Tenimi yakıyorsun.”

 

Aiden ikisinin arasında açılan avuca bakarken küçük taşlardan çizilip kanayan yaralar gördüğünde Livana’nın kolunun birini bırakıp elini tutar.

 

“Yaralanmışsın.”

 

Genç kadın usulca başını sallarken Aiden ona dokunuyor, elini tutuyor, yakıyor, hissediyor, ona bakıyor, sonra da eğilerek dudaklarını örtüyorken Livana büyülenmiş gibi kendini ona bırakıp gözlerini kapatıyordur...

 

 

Livana bacaklarının tutmadığını biliyor, ama yine de tutunacak bir yer arayamıyorken Ateş onu yakalamış, sağ elinden, sol dirseğinin hemen üzerinden, dudaklarından tutmuş, nefesi bütün ruhunu yıllarca yakacak kadar genç kadının içine doluyordur.

 

Ateş kollarındaki kadının dudaklarını bırakmış, yanağını, çenesini, boynunu öpüyor, kokusunu alıyor, ne olduğunu anlamaya çalışıyorken keşfedilmek için kendini teslim eden Livana zayıf nefesler alarak kendine gelmeye çalışıyordur...

 

“Nesin sen?”

 

Cevap yerine Ateş yine genç kadının dudaklarını kapatırken Livana içindeki ateşin bacaklarının arasında toplandığını hissediyor, ikisinin ortasında sallanan elleriyle genç adamın yıpranmış ve ıslak gömleğine tutunur.

 

Ateş onu içiyor, tüketene kadar da bırakacak gibi görünmüyorken Livana içinden neyin koptuğunu bilmiyor, ama ilk defa gücünü kullandığını düşünüyorken bacakları yine ondan vazgeçtiğinde önündeki adamın omuzlarına tutunarak dengesini bulur. İkisinin dudakları ayrılıp tekrar gözleri buluştuğunda Aiden ağaçların yapraklarında asılı kalmış eski bir ses gibi fısıldar:

 

“Parlıyorsun, farkında değil misin?”

 

Livana gözlerini kapatarak hafifçe gülümser ve başını iki yana sallarken Aiden ona bakıyor, sadece Ateş’in gözlerinin görebileceği ışıkların genç kadının etrafında dolaşmasını izliyordur.

 

“Yüzlerce, binlerce ateş böceği gibi...”

 

Livana dudaklarının tekrar kapanmasıyla inleyerek Aiden’ın boynuna tutunurken bütün bilincini kaybederek Ateş’in kollarına yığılır...

 

 

Fariborz Lachini – Forever In  My Dreams

 

 

Aiden kollarında taşıdığı kadınla beraber evine girerken içerdeki Demetra onları görünce oturduğu yerden ayağa fırlar.

 

“Aiden ne yaptın!?”

 

Aiden ona cevap vermeden yürür, yatak odasına girip kollarındaki kadını odadaki tek eşya olan yatağa yatırır, yavaşça başını düzeltir, pelerininin ipini çözer, yaralı elini de açarak yatağa bıraktıktan sonra kapıdaki Demetra’ya döner.

 

“Yaralı ve güçsüz, bir şeyler yap, lütfen...”

 

Genç adam yataktan uzaklaşırken Demetra hala ona bakıyor, korkuyla tekrar sorar:

 

“Ona ne yaptın?”

“Hiçbir şey! Hiçbir şey yapmadım Demetra—göremiyor musun?”

“Neyi? Aiden kendinde değil gibisin, neler oluyor?”

 

Aiden kendi kendine gülerek elini ıslak saçlarından geçirir ve yatakta etrafındaki ışık hüzmelerinin arasında uyuyan kadına bakarken ne olduğunu anlamıyor, tekrar Demetra’ya döner.

 

“Parlıyor. Ona dokunduğum ilk andan beri parlıyor. Onu görüyorum, her yerde görüyorum. Uzak, yakın, fark etmiyor! Uyanıkken, uyuyorken—her yerde! Bugün gördüğümde bana cevap verebildiği için gerçek olduğunu anladım. Düşmüş, yaralı. Eli..”

 

Demetra dönerek yatağın kenarından düşecek gibi duran yaralı ele bakar, sonra melekler kadar güzel olan kadının yanına gelip eğilir ve yaralı avcunu kendi elleri arasına alarak iyileştirirken  bir an sonra heyecanla gözleri büyüyerek ellerini hızla geri çeker.

 

Yaşam. En kıymetlilerini bizim topraklarımıza nasıl getirirsin Aiden?!”

 

Aiden duvara yaslanmış, yere çökerek otururken Demetra ona bakıyor, hızla o tarafa giderek Ateş’in önünde eğilir.

 

“Ona dokunduğunda bilmiyor muydun?”

“Çok kısa bir zamandı, sadece bir an, elime uzandı, sonra bir anda bütün o aydınlık—“

 

Ateş’in bakışları ilk defa gerçekten odaklanarak Demetra’ya döner.

 

“Buraya getirmem gerekiyordu, öyle bırakamazdım. Geri de götüremezdim, zarar verdiğimi düşünürlerdi—vermedim!”

 

Toprak uzanarak Ateş’in saçlarını okşarken genç adam başını onun ellerine eğerek sakinleşmeye çalışır...

 

 

“Aç gözlerini...”

 

Livana başını çevirir ama gözlerini açamazken aynı fısıltı ona tekrar gözlerini açmasını söyler.

 

“Yapamıyorum...”

 

Aiden uzanarak uykusunu bırakamayan güzelliğin saçlarını okşarken Livana bütün vücuduyla ona dönerek sıcaklığa yaklaşır, elini uzatarak tutunacak bir yer ararken Aiden diğer elini onun ellerine verir, Yaşam ona tutunarak tekrar sakinleşirken Ateş tekrar fısıldar:

 

“Beni görebiliyor musun?”

 

Livana başını salladığında Aiden mutlulukla, kimsenin görmediği kadar saf, büyülenmiş bir ifadeyle gülümser.

 

“Ben de seni görüyorum...”

“Ben seni rüyalarımda görüyorum...”

 

Ateş ellerinin arasındaki saçları tutarken Livana sanki ateşli bir hastalıktan yanıyor, sayıklarmış gibi konuşur:

 

“Tenimi yakıyorsun...”

“Bilerek yapmıyorum, üzgünüm.”

“Sabah yüzüme vuran güneş gibi...”

 

Aiden gözlerini kapatarak eğilir ve dudaklarını Yaşam’ın nemli alnına bastırırken genç kadın rahat bir nefes bırakarak tekrar sessiz bir uykuya dalar...

 

 

“Hala içerde mi?”

 

Demetra başını sallarken Calder de kapının önüne gelmiş, içeri girmeden pencere olduğu varsayılan açıklıklardan bir şey görmeye çalışıyordur.

 

“Şimdi ne olacak? Diğerleri bize savaş mı açacak?”

 

Demetra öyle konuşmamasını söylüyorken bir an sonra etraflarında ılık bir rüzgar eserek Era yanlarında belirir.

 

“Kimsenin buraya geldiğini görmedim, bu gece sakin olacak gibi görünüyor. Yarın erkenden buradan giderse bir anlaşmazlık çıkmadan atlatabiliriz.”

 

Calder başını sallarken Demetra o kadar emin değil, tekrar dönerek eve bakar ve mırıldanır:

 

“Aiden’ın onu bırakacağını sanmıyorum—“

“Bırakmak zorunda! Bunca senedir o etrafında ışıklar parlayan bir kıza aşık olsun diye bu halde yaşamadık!”

 

Demetra öfkeyle kahverengi bakışlarını Calder’e çevirirken sarışın adam da mavi gözleriyle ona bakıyordur. Era endişeyle ikisini izliyorken Demetra konuşur:

 

“Aynı şey sana da olmuş olabilirdi. Bu koskoca boşlukta her dakika neredeyse içinde hissettiğin bir şeyden bir anda vazgeçebilir miydin Calder?”

“Ben daha dikkatli olurdum—“

“Onun elinde olan bir şey değildi!”

“Kızın ona dokunmasına izin verdi!”

 

Demetra yine karşılık verecekken Era ikisinin de kolundan tutarak kapıya döner, Aiden eşikte onları izliyorken ifadesi sert, kaşları çatılmıştır.

 

“Benim başıma gelmiş bir şey için neden ikiniz kavga ediyorsunuz?”

 

Kimse cevap vermezken Aiden de cevap beklemeden konuşur:

 

“Uyandığı ilk anda onu buradan çıkaracağım, korkmanıza gerek yok. Yanımda kalamaz, biliyorum—“

“Aiden eğer istemiyor—“

“İstememle ilgisi yok Demetra. Kuralları biliyorum, ne olursa olsun o...kadın, benim dengim değil.”

 

Ama onu seviyorsun.

 

Aiden bakışlarını Demetra’dan ayırmadan bir süre daha eşikte bekler.

 

Hiçbir şeyi değiştirmez.

 

Demetra bir şey söylemeden döner ve Era’yı da alarak kendi evine dönerken Calder de abisine iyi geceler dileyerek ortadan kaybolur. Aiden dönerek tekrar evine girer ve Yaşam’ın yattığı yatağın başucuna oturup hayatında sahip olamayacağı en güzel şeyi bir süre daha izlemeye devam eder...

 

 

Fariborz Lachini – Blue Sky

 

 

“Onu görüyorum, her yerde görüyorum. Uzak, yakın, fark etmiyor! Uyanıkken, uyuyorken—her yerde!”

 

Livana hızlı bir nefesle gözlerini açarken gördüğü her şey yabancı geldiğinde telaşla ayağa fırlar, ancak o zaman yatakta beraber yattığı adamı görürken güçsüz bir ses çıkararak arkasındaki duvara tutunur.

 

“Buraya nasıl geldim? Ben—düştüm, elim—“

 

Genç kadın yaralı olduğunu hatırladığı elini çevirip tek bir çizik bile göremeyince bir an durur ve tekrar yatakta onu izleyen adama döner.

 

“Rüyadayım...”

“Değilsin.”

 

Livana duyduğu sesle gözlerini kapatıp gülümserken mırıldanır:

 

“Daha önce benimle hiç konuşmadın...”

 

Aiden onun anın mutluluğunu yaşamasını izleyerek yataktan kalkar ve duvara tutunmuş kadının önüne geçerek yüzünü elleri arasına alırken Livana dudakları aralanarak gözlerini açar. Aiden onun berrak bakışlarıyla bir an yine ne yapması gerektiğini unuturken güzeller güzeli Yaşam gülümser.

 

“Artık sadece elim değil, görüyor musun?”

 

Ateş başını sallarken Livana rüyasına uzanarak ilk defa ona dokunur.

 

“Ben hep seni çağırıyorum, ama sen bana hiç cevap vermiyorsun—“

“Adını bilmiyorum.”

 

Livana gülerek onun yüzünü kendine yaklaştırır ve tüm seslerden güzel sesiyle adını söyler:

 

“Livana...”

Livana.

 

Aiden onun ismini kendi kendine tekrarlayarak aklına kazıyorken Yaşam uzanarak rüyasının dudaklarını örtüyor, Ateş ona aksini söylemeyi istemiyor, nasılsa her iki durumda da onu kaybedecek, genç kadının öpüşüne karşılık veriyordur...

 

 

“Sarayına dönmelisin Livana...”

 

Livana bir hayır fısıldayarak başını iki yana sallar ve tekrar Ateş’e uzanırken genç adam ona belinden sarılır, ama yüzünü geri çekerek konuşur:

 

“Kurallar var, seni burada tutamam.”

“Rüyalarda kural olmaz Aiden...”

 

Aiden ismini onun sesinden duyduğunda daha da büyülenirken Yaşam hala yarım kalmış öpücüğünü bekliyor gibi gözleri kapalı, ellerini Ateş’in yüzünde ve boynunda dolaştırıyordur. Aiden bunun rüya olmadığını biliyor, ama yine de her geçen saniyede daha az emin oluyor gibiyken gerçekliğini kaybetmemek için konuşur:

 

“Rüyada değilsin, ikimiz de uyanığız Livana—“

“Liv. Sen bana Liv de...”

“Liv, gitmen gerek—“

“Hayır—“

“İkimizi de tehlikeye sokuyorsun—“

“Hayır!”

 

Mavi gözler bir anda açılıp öfkeyle karşısındaki adama baktığında Aiden ellerini ondan çekerek geriler.

 

“Kızma—“

“Kızıyorum! İlk defa rüyamda benimle konuşuyorsun, ama gitmemi istiyorsun! Neden?”

 

Aiden’in yakışıklı yüzünde çok sık görülmeyen bir çaresizlik okunurken genç adam başını iki yana sallar.

 

“İnan bu bir rüya olsaydı çok farklı olurdu. Seni asla bu garip evde tutmazdım—“

“Burası garip değil ki? Senin evin. Sensin.”

“Ben de garip bir adamım Liv.”

 

Liv üzüntüyle yine bir hayır mırıldanır ve arkasına yaslanarak ılık taş duvarlara dokunurken Aiden yine ona uzanarak bembeyaz porselenden kesilmiş gibi kusursuz olan yüzünü tutar.

 

“Belki de ben rüya görüyorumdur...”

 

Yaşam gülümserken Ateş de gülümser, ama o anda ikisinin rüyasında olmaması gereken bir üçüncü kişi, Calder odaya girer.

 

“Diğerleri sınırdan geçmek istiyorlar. Kızı geri götürmemiz gerek Aiden.”

 

Livana korkuyla Ateş’in kollarına tutunurken Aiden dönerek son kez ona bakar ve sonra ellerinden tutarak odadan çıkarır...

 

 

“Liv!”

 

Livana ormanın içinde yürüyüp hemen sınırda Leandre’nin sesini duyduğunda Aiden’ın yanından atılarak dalları iter ve eşini gördüğünde ona doğru gidecekken bir an durur, arkasına döner, Aiden’a bakar, sonra dalları bırakarak bir adım geriler.

 

“Gidersem buraya dönmeme asla izin vermezler Aiden.”

 

Aiden bildiğini fısıldayarak başını sallarken Calder çoktan onları geçmiş, sınırda bekleyen Zaman ve Yaşam’ın karşısında duruyordur.

 

“Biz almadık, kendisi geldi.”

 

Joseph bildiğini söylüyorken Leandre konuşmalara aldırmıyor, Livana’nın gözlerine bakıyordur.

 

“Kuralları biliyorsun Liv...”

 

Liv acı çekercesine dönerek tekrar Ateş’e bakar, ama Aiden ona bakmıyor, Calder ve Joseph’in tarafını izliyorken Yaşam iç çekerek daha da arkada bekleyen Demetra ve Era’ya bakar. Biri kahverengi, diğeri sarı saçlarıyla sessizce olacakları bekleyen kadınlar da Livana’ya bakıyorken Yaşam’ın gözlerinde sıradan bir bakışın dışında bir soru, bir rica var gibidir, ama kimse ona karşılık vermediğinde Livana tekrar tanrıların ona eş gördüğü adama döner.

 

Leandre eşinin ona doğru yürümesiyle rahatlarken Livana Ateş’i geçerek Leandre’nin ellerine uzanmış, ikisi tekrar buluştuğunda genç kadın ona sarılarak gözlerini kapatır.

 

Geçecek Aiden, dönelim artık...

 

Aiden arkasını dönerek tekrar ormanın içlerine girerken Demetra da onun hemen ardından takip etmeye yeltenir, ama bir an sonra aklına oturan sesle adımları durur.

 

Bir süre beni takip etmeyin.

 

Toprakkıran sessiz, dönerek sarılmış iki Yaşam’a bakar ve Calder’e dönerek seslenir:

 

“Biz de dönelim artık Calder.”

 

Sukıran önündeki Zaman’a bakıyor, geri adımlar atarak uzaklaşırken bir an sonra önüne döndüğünde onu bekleyen Era’yı da alarak Demetra’nın ardından ormanın sık yapraklarının arasına girerek kaybolur. Joseph onların gidişini izliyorken gözlerinin önünden karmakarışık görüntüler geçiyor, ama Zaman henüz bu karşılaşmanın onlara ne getireceğini göremiyordur...

 

***