![]()
Burada yaşam devam edemez Gwendolyn. Isabella doğar
doğmaz her şey durmalı. Bunu hiç kimse bilmeyecek. Sen de bilmiyormuş gibi
davranacaksın. Yaşam sona erdiğinde, söz veriyorum, hepinizin bir şansı olacak. Bir test, belki
bir kurtuluş... Isabella’nın tanrıların katından size getireceği bir
söz... Tanrılar kendi yarattıklarını asla bir kenara
atmazlar, bunu en iyi sen biliyorsun Gwendolyn. Her cezanın mutlaka bir affı
vardır. Hangi zaman, hayat ya da boyutta olduğu belirsizdir belki, ama mutlaka
bir kurtuluş vardır. Geride kalanlar tanrıların sözüyle bu affı
kazanabilmek için test edilecekler. Belki bir ömür boyu sürecek, belki sadece
göz açıp kapayıncaya kadar bitecek, ama mutlaka affedilecekler. Isabella bütün güçlerin çocuğu. Elementlerin en
güçlüsü ve tanrıların en kıymetlisinin kızı. Onun kaybettiklerini bulmak, ona
geri getirmek, ruhunu tamir etmek geride kalanların testi olacak. Livana ve Leandre’yi tekrar bulacaklar. Patricia titreyerek gözlerini açar ve
irkilerek dirsekleri üzerinde doğrulduğunda bir anda aklına oturan yabancı görüntülerle
nefesini tutar. Daha önce hiç görmediği bir yatak
odasında, hiç uyumadığı bir yatakta, hiç dokunmadığı çarşafların içinde
uyanmıştır. Yatağın hemen karşısında asılı duran geniş aynada kendini görünce
refleksle elini saçlarına götürür ve kısalmış tutamlardan parmaklarını
geçirirken bir an sonra aynada Iris’in yansımasını da gördüğünde hızla sağına
döner. “Ne yaptın bana?!” “Seni başka bir boyuta getirdim ve
eğer sakinleştiysen ne yapman gerektiğini anlatacağım—“ “Hayır!” Patricia yorganı ve bacaklarına asılı
kalan çarşafları ittirerek yataktan çıkarken ellerini iki yana açarak şiddetle
itiraz eder. “Diğerleri nerede?! Livana ve
Leandre—tanrım...” Sarışın kadın aklında kalan son
görüntüyü tekrar hatırladığında elini tekrar ağzına kapatır ve az önce
bıraktığı yatağa tutunarak başını eğerken Iris onun aldığı derin nefesleri
görebiliyor, usulca konuşur: “Bana sonsuza kadar bağırıp
çağırabilirsin, ama önce söyleyeceklerimi dikkatle dinlemen gerekiyor—“ “SENİ DİNLEMEK YERİNE ÖLMEYİ TERCİH
EDERİM!” “Emin misin?” Patricia önündeki tanrıçanın sesinde
ölümün basitliğini duyarken tüyleri ürpererk doğrulur. Iris onun işbirliğine
ikna olduğunu görürken cesaret verircesine gülümser, Boyut nefretle sorar: “Ne söyleyeceksin?” “Çok zor bir şey değil, Samuele’i
bulmanı istiyorum.” Patricia hiçbir şey anlamamış, mantık
yürütecek kadar sakin bir ruh halinde olmadığı için boş bakışlarla Iris’e
bakıyorken tanrıça sakin, kontrollü ve güçlü, açıklar: “Şu anda istediğin her an ve her
şekilde boyutlar arası geçiş yapabilirsin Patricia. Bütün kapılar sana açık,
boyutlar adına istediğin her şeyi yapabilirsin. Samuele bu boyutların birinde
seni bekliyor. Hangisi olduğunu sen bulacaksın.” Sarışın kadın yutkunurken Iris onun şu
anda bile içinden tüm gücüyle Samuele’e seslendiğini duyabiliyor, başını iki
yana sallar. “O kadar kolay değil. Hissettiğin ya
da gördüğünü sandığın şeyler Samuele olmayabilir. Daha dikkatli olacaksın ve
çok önemli bir kuralı da unutmayacaksın—“ “Kurallarınızı canı cehe—“ “Petra, lütfen.” “Sen bana Petra diyemezsin.
Bana sadece Samuele o isimle seslenebilir, anladın mı?” Iris gülümseyerek başını sallarken
zaten bunun fark edilmesini istiyor, konuşur: “Bu yüzden de seni sadece Samuele
görmeli. Sen bundan sonra sadece Petra’sın Patricia ve Petra eşini
ararken diğerlerine asla görünmemeli. Winona ya da Joseph’le asla
yakınlaşmayacaksın. Onlar senin varlığını bilmeyecek, amacını bilmeyecek. Karşı
karşıya gelmeyeceksin. Samuele’i ararken onlardan kaçacaksın—“ “Neden?!” Tanrıça kollarını kavuşturarak omuzlarını
hafifçe silker. “Oyunun kuralları böyle. Samuele
dışında başka biriyle bağlantıya geçmeye çalışırsan oyun biter ve sen
kaybedersin Petra. İnan bana seni kaybın diğerlerinin de kaybı olacak. Hepiniz
bu oyunun içindesiniz, adımlarınız birbirine bağlı. Sen sana söylenenleri
harfiyen yerine getirirsen diğerlerinin de şansı artar.” Petra başını iki yana sallıyorken Iris
kavuşturduğu kollarını açarak derin bir nefes alır. “Başka bir seçeneğin yok. Samuele’i
bulmadığın sürece bu döngüden çıkamayacaksınız, hiçbiriniz—“ “Ne döngüsü? Çıkarsak ne olacak?
Samuele neden beni bekliyor? O neden beni bulamıyor—“ “Samuele’i sadece sen görüp
tanıyabilirsin, aynı şekilde o da sadece seni tanıyabilir. Onu bulduğunda
sıradaki adımı öğreneceksin. Yavaş yavaş parçalar birleştikçe önünüzü daha iyi
göreceksiniz. Sonunda her şey iyi olacak, güven bana—“ Petra sinirle güler ve kendi kendine
söylenirken Iris onu izliyor, başarabilmesini umarak umutla iç çeker ve bir an
sonra ortadan kaybolurken Petra onun yok olmasıyla irkilerek yapayalnız kaldığı
yabancılık içinde sessiz kalarak yutkunur... Iris belirdiği odada bir an durur,
etrafına bakarken duvarlardaki çeşit çeşit posterleri ve maket uçaklarla
oyuncak arabaları gördüğünde gülümser ve bütün bunların yeni sahibi olan küçük
delikanlıya ilerleyip onunla beraber bir boy aynasının önünde durur. Açık kumral saçları, yemyeşil gözleri
ve kesinlikle kendine ait olmayan 10 yaşındaki bir çocuğun yüzüyle aynaya bakan
Samuele neler olduğunu anlamaya çalışıyorken arkasında gördüğü Iris’e bakarak
korkuyla sorar: “Neden bu haldeyim?” Delikanlı kendinden çıkan yabancı ve
genç sesi duyduğunda korkuyla ellerini boğazına götürür ve büyümüş gözlerle
kendisine bakarken Iris ellerini onun omzularına koyarak her zamanki
sakinliğiyle tane tane açıklar: “Sen bundan sonra Sam Miller olarak
yaşayacaksın Samuele. Bu senin yeni kimliğin.” “Neden? Neden bir çocuk?” Iris onun yumuşacık saçlarını okşarken
konuşur: “Sen Yaşam’ın kardeşisin, onun
kanındansın ve onu bulabilmek için yaşamı en başından tatman gerekiyor—“ “Bulabilmek? Leandre yaşıyor
mu? Nerede?” Delikanlı heyecanla arkasını dönerken
Iris onu ellerinden tutarak durdurur. “Evet, yaşıyor ve sen abini
bulacaksın. Ama önce bilmen gereken bazı kurallar var.” Sam itiraz etmeden bütün dikkatiyle
dinliyorken Iris az önce güçlerin ruhunu bırakmış, şimdi onların beynine bakıyor,
kuralları anlatır: “Sam, ben buradan ayrıldığım anda sen
Samuele olarak yaşadığın her şeyi unutacaksın, tam anlamıyla Sam Miller
olacaksın. Bir ailen, annen, baban, arkadaşların olacak ve Petra’nın senin
bulacağı güne kadar bu hayatı sürdüreceksin.” Yeşil gözler çaresizce karşısındaki
kadını izliyorken Iris karşısındaki çocuğun bedeni ona ait olmasa da kırık
kalbi ve korkusunun hala aynı olduğunu görüyor, uzanarak sıcak elleriyle küçük
adamın yüzünü tutar. “Petra seni bulacak, ama bu biraz
zaman alabilir. O seni gördüğünde senin Samuele olduğunu bilecek, nasıl
görünürsen görün, sadece onun gözüne eski Samuele gibi görüneceksin. O seni
bulduğunda hatırlayacaksın, Leandre’yi bulman gerektiğini bileceksin. Petra’nın
senden, senin de Petra’dan öğreneceğin şeyler var. Ama o zaman gelene kadar
bekleyeceksin. Başkası olarak da olsa, bekleyeceksin.” Sam’in gözleri dolmuş, delikanlı
gözlerini boşluğa dikerek yutkunurken Iris uzanarak onun saçlarını öper ve
biraz sonra tanrıçanın elleri Samuele’den ayrıldığında Boyut özünü unutmuş,
gözlerini kırpıştırarak havayı koklar. Annesinin pişirdiği kekin tatlı kokusunu
duyduğunda keyifle gülerek kapıya koşar: “ANNE! AÇIM!” “Joseph? Neredesiniz?!” Winona gittikçe artan bir endişeyle
saraydaki kapıların birine daha asılır, saatlerdir her açtığı kapıda olduğu
gibi yine içerde kimseyi göremezken koridorun sonunda bir kapının kapandığını
duyar, koşturarak dışarı çıkar ve sesin geldiği tarafa koşarken sarayda
birilerinin olduğunu biliyordur, ama ne yaparsa yapsın ona ulaşamıyordur. Hangi
kapıyı açsa başka bir yerde bir kapı kapanıyordur. Ayak sesleri vardır, nefes
vardır, zaman hala akıyordur ama Winona bir türlü oraya ulaşamıyordur. Joseph, Patricia ya da Samuele,
herhangi birisinin orada olmasını umarak tekrar tekrar kapılara asılan Winona
bir boş odayla daha karşılaştığında korkudan ve tükenen sabrı yüzünden elleri
titriyor, kapıya tutunarak yere eğilir, başını bacaklarının arasına indirerek
derin nefesler alırken biraz sonra tamamen yere oturarak ağlamaya başladığında
omzuna dokunan bir elle irkilerek başını kaldırır. Iris’in dipsiz denizler gibi
olan gözleri ona bakıyorken güzel tanrıça Zaman’ın ellerini tutarak onu çöktüğü
yerden kaldırır. “Bu sarayda artı kimseyi bulamazsın
Winona. Burası sana kapalı.” “Nasıl olur!? Burası benim evim.” Irisi başını iki yana sallarken
omuzlarından dökülen parlak bukleleri kollarını okşuyor, sesi yine sakin,
Zaman’ın kurallarını anlatmak için konuşur: “Artık bu saray senin evin değil
Winona. Hangi zamanda olursa olsun, nereye gidersen git döneceğin bir yerin
kalmadı. Buraya tekrar kavuşman ve burada kalan insanı tekrar görebilmen için
yapman gereken şeyler var.” Winona ne diyeceğini bilmiyor,
kahverengi gözleri yaşlı, özenle çizilmiş narin yüz hatları endişeli, ellerini
tutan tanrıçayı dinliyordur. Iris devam eder: “Önce Liv’i bulacaksın. Hangi zamanda
olursa olsun. Onun güvende olduğundan emin olacaksın—“ “Livana yaşıyor mu?!” Iris en azından bunu ona vermek
istiyor, sakin bakışları biraz daha aydınlarak başını sallar. “Evet, ve senin görevin onu bulmak,
daha sonra da Patricia’yı bulup sıradaki basamağı öğrenerek yollarınızı
birleştirmek olacak.” Winona sanki büyülenmiş, bir an derin
bir nefes alırken gözleri parlayarak Iris’e bakar. “Onu hissediyorum—nerede olduğunu
bilmiyorum, ama Livana’yı hissediyorum. Yaşıyor...” Iris gülümseyerek başını sallar ve
yavaşça ellerini Winona’nın ellerinden çekerken Zaman avuçlarının içinde duran
element tılsımlarına bakar. “Bunlar...” “Zor olan Livana’yı bulmak değil, onu
kendine bağlamak olacak Winona. Yaşam sana güvenmeli, ama senin özünde kim
olduğunu bilmemeli. O yeniden doğdu, bu hayatındaki hatıralardan hiçbirini
kullanamazsın. Oraya gittiğinizde Livana ve Winona olmanız yasaklı olacak.
Ancak o zaman Ateş’i de onunla beraber güvende tutabilirsin.” Winona elindeki üç tılsımı sımsıkı
tutarak Iris’e bakıyorken kafası karışmış, başını hafifçe iki yana sallar ve
sorar: “Ateş? Aiden’ı neden güvende
tutmalıyım?” “Isabella’ya kaybettiklerini geri
vereceksiniz. Livana ve Aiden kurallara karşı geldiler, ama onların yarattığı
güç her zaman ikisini bir arada isteyecek. Onun “Bütün bunlar onların beraber olmasıyla
başımıza geldi, tekrar neden aynı şeyleri yaşayalım?” Iris gülümser ve Zaman’ın saçlarını
yavaşça omzunun ardında atıp parmaklarını ipek buklelerden geçirerek konuşur: “Yapman gereken şeye olan inancın sana
çok kısa zamanda gelecek, şüphen olmasın. Sen kalpsin Winona, neyin
doğru olduğunu en iyi sen göreceksin. Tek sorun kendi inandıklarını başkalarına
da gösterebilmen. Asırlardır bu evrendesin, sayısız zaman içinde dolaştın,
şimdi onları kullanmanın zamanı geldi—“ “Bu bir ceza mı?” Iris bu soru karşısında sessiz
kalırken Winona anlamış, usulca konuşur: “Bu bir test...” Tanrıça belli belirsiz başını
sallayarak gülümser ve ortadan kaybolurken Winona artık onun olmayan sarayına
bakarak aklını ve en önemlisi de kalbini hazırlar... Mariah Carey - Butterfly I can't pretend these tears aren't over flowing steadily I can't prevent this hurt from almost overtaking me But I will stand and say goodbye For you'll never be mine... Iris sarayın en üst katındaki büyük
balkonda belirdiğinde Joseph’in arkası dönük, bomboş kalmış ama hala hayatla
parlayan toprakları izliyordur. “Hala yaşıyorlar, değil mi?” “Nasıl anladın?” Joseph gülümseyerek yanında duran
tanrıçaya döner ve cevaplar: “Çünkü ben hala nefes alıyorum.” “Belki de cennettesindir.” “Burası benim cennetim değil Iris.” Zaman bakışlarını tekrar önündeki
manzaraya çevirerek konuşur: “Benim cennetim ne bu kadar büyük, ne
de bu kadar yalnız olabilir. Hala yaşıyorum ve bir şeyi bekliyorum. Nedir?” “Her şeyi. Şu ana kadar hep
diğerlerinin iyiliği için çabaladın, verdikleri kararlarda yanlarında oldun,
destekledin, çoğu zaman engelledin, korudun. Artık bekleyeceksin Joseph.
Onlar sana dönene kadar burada kalacaksın. Hala zamanlar sana açık, istediğin
yere gidebilirsin, ama tekrar buraya dönmek zorundasın. Diğerleri onlara
verilen görevleri bitirene kadar buranın kapıları onlara kapalı, senin ruhun ve
gözlerin de onlara...” Joseph acı dolu bir ifadeyle Iris’e
döndüğünde tanrıça uzanarak genç adamın koluna dokunur, hafifçe sıkarak
gözlerine bakarken konuşur: “Yalnız olmayacaksın. En değerli şeyi
senin ellerine bırakacağım Joseph, ama ondan önce sana veda etmek isteyen biri
var. Tekrar geleceğim...” Joseph hayır diyerek onu tutmak ister,
ama uzattığı eli boşluğa düştüğünde genç adam yorgun bir iç çekişle kapıya
döner, o anda sapsarı bir kelebek uçarak onun boyununa atlarken Joseph bir anda
içine dolan aydınlık ruhla gözlerini kapatarak Corenna’yı sımsıkı tutar. Kelebek hıçkırarak ağlıyorken aldığı
kesik nefeslerin arasında konuşur: “Gidiyoruz—Winona’ya gidiyoruz.” Joseph hızla gözlerini açarak geri
çekilirken Corenna hala ona asılı, başını sallar: “Bizim de seçmemiz gerekiyordu,
Winona’yı seçtik. Annem, Alonna ve ben, gidiyoruz.” Zaman önündeki meleğin gözlerine
bakıyorken yaşlarla parlayan açık maviler de ona bakıyordur. Corenna asırlardır
dokunmaya kıyamadığı adamın yüzünü tutarak uzanır ve dudaklarını kapatırken
Joseph de onu karşılamış, en dokunulmamış güzellik dudaklarından nefesine
sızıyorken artık kurallar kalmamış, yasak olan yapılmış, dokunulmayan binlerce
kez yaralanmıştır. Zaman’ın elleri meleğin üzerindeki
kumaşları sıkarak onu kendine daha da çekerken kelebeğin kanatları ilk aşkının
gücüyle titrer, yaşlar yine akmaya başladığında Corenna güçsüzce geri çekilir. “Bir daha asla aşık olmayacağım. Asla.” Joseph onun hala lekelenmemiş
saflığına gülümseyerek eğilir ve kelebeğin dudaklarını tüm şefkatiyle öperek
geri çekilirken mırıldanır: “Asla diye bir şey yoktur Corenna.
Zaman içinde hiçbir şey bir defa yaşanmaz. Bunu değiştirebilecek kadar güçlü
müsün?” Mavi gözler önündeki güçlü adamı
izliyorken kelebek başını iki yana sallar. “O kadar güçlü olsam şu andan başka
bir anı yaşamazdım, ama değilim.” “O kadar çok an yaşayacaksın ki
kelebek...” Corenna onun ‘kelebek’iyle
gözlerini kapatırken Joseph uzanarak güzel meleğin alnını öper ve tekrar
sarılırken Alonna uzun zamandır beklediği yerden artık çıkmaya karar vermiş,
eşikte durarak en usul sesiyle konuşur: “Artık gitmemiz gerek Corenna.” Sarı kelebek kollarındaki adamı
bırakır ve gözlerini silerek hızla içeri koşarken Alonna onun arkasından bakıp
tekrar Joseph’e döner. “Sağol Joseph, ona bunu verdiğin için.
Kalbinin Winona’ya ait olduğunu biliyoruz.” Joseph başını sallarken Alonna da onun
yanına gelmiş, asırlarca hepsinin dayanağı olan adama sımsıkı sarılarak
gülümser. “Biz dönene kadar kendine iyi bak.” “Siz de ona iyi bakın...” Alonna başını sallayarak geri çekilir
ve tekrar içeri girecekken Joseph konuşur: “Seni sevenler de en az senin
sevdiklerin kadar kıymetlidir Alonna, sakın unutma.” Pembe saçlı melek ardında bıraktığı
Zaman’a bakarak gülümser ve gözleri dolarak başını sallar. “Unutmam, söz.” *** Isabella’yı yanımda tutamam Gwen. Onu Joseph’e
bırakacağım, ama onun gücü yalnız başına o evrende kalamaz. Siz de yanında
olmayacaksınız, hayır, başka bir meleğe ihtiyacımız var. Bize kimin yardım
edeceğini de biliyorum... Lucinda. Bond – Dream Star “Hala neden Bella’nın meleği
olamadığımı anlamasam da—“ “Adrianne, lütfen.” Iris kendisi kadar parlak gözleri olan
güzel kızına bakarken Adrianne sarı saçlarını tek kulağının ardına atarak
gözlerini devirir. “Ne kadar çabuk biterse o kadar
iyi—birileri geliyor.” Iris, Adrianne’nin işaret ettiği yere
bakar ve bembeyaz Oreon lobisinde onlara doğru gelen Lucinda’yı gördüğünde
gülümseyerek ayağa kalkar. “Iris, Adrianne...” İki güzel tanrıça beyazların içinde
daha bir farklı parlıyorken bir zamanlar onlardan biri olan, ama yıllar önce
son görevini bitirerek evrene inen azat edilmiş elçi tanrıça Lucinda arkadaşına
sarılarak keyifle gülümser. “Evrene inmenize daha vakit var
sanıyordum, erkencisiniz.” İki kadın ayrılırken Lucinda yıllar
sonra büyümüş ve göz alıcı bir güzelliğe kavuşmuş Adrianne’nin parlak sarı
saçlarını okşar, o sırada Iris aslında neden geldiklerini açıklar: “Daha tam olarak inmedik, yapmamız
gereken son bir şey var ve yardımın gerek Lucinda.” Lucinda ciddi bir şeyler olduğunu
anlamış, olmasa bu iki tanrıçayı evrende görmesinin kolay olmadığını bilyor,
arkadaşını koluna alarak asansörlerin tarafını gösterir. “Ofisime çıkalım, daha rahat
konuşuruz.” Iris onaylayarak yürürken Adrianne de
annesini ve bu yeni kurulan evrende Oreon Yüksek Kurulu Başkanı olan Lucinda
Nobes’i takip eder... “...ve bütün bu testler bitene kadar
Isabella’nın o evrende kalması gerekiyor. Onun yanında olacak birine
ihtiyacımız var.” Lucinda anladığını söyleyerek başını
sallar ve ekler: “Benim yapamayacağımı biliyorsun Iris,
benim işim bitti, güçlerim sınırlı...” “Biliyorum, teklifim sana değil,
Delora’ya olacak, ama önce seninle konuşmak istedim.” Lucinda şaşkınlıkla bir an konuşmazken
Iris gülümser, Adrianne araya girer: “Aslında ben de olabilirdim—“ Iris hızla kızına dönerek bir şey
diyecekken Adrianne elini kaldırarak onu durdurur: “Ama, Delora kadar özel bir
melek varken başkasını düşünmek haksızlık olurdu, değil mi?” Iris memnuniyetle önüne dönerken
Adrianne de gülümsüyordur. Lucinda hala şaşkın, parmaklarının ucuyla hafifçe
alnını kaşır, sonra arkasına yaslanarak derin bir nefes alırken karşısındaki
iki tanrıça onun cevabını bekliyordur. “Bu çok büyük bir şey Iris. Delora’ya
bunu teklif ederseniz ve o kabul ederse kızımı benden alacaksınız, etrafımda
dolaşan Delora benim kızım olmayacak—“ “Bu fedakarlığını sana fazlasıyla geri
ödeyeceğiz Lucinda—“ “Ayrıca neler olduğunu
hatırlamayacağına göre ortada çok büyük bir sorun da yok.” Iris ve Lucinda aynı anda Adrianne’e
dönüp mavi bakışlarını genç kıza saplarken güzel melek ellerini kaldırarak
arkasına yaslanır. Lucinda onu sindirmek istememiş, sadece bu kadar zaman sonra
hayatının en önemli parçasının değiştirilme fikrinden rahatsızdır, usul bir
tonla konuşur: “Ben ne düşünürsem düşüneyim son karar
Delora’nın olacak. Gün gelip Delora’nın da görev zamanı geleceğini biliyorduk.
Sadece...” Sarışın kadın kelimelerini arıyorken
Iris onun ne demek istediğini biliyor, başını sallar ve arkadaşının cümlesini
tamamlar: “Bu kadar büyük bir şey olacağını
düşünmemiştin.” Lucinda onaylayarak başını sallarken
Iris karşısındaki tanrıçanın iki kızı hakkında ondan daha başka, daha büyük
şeyler biliyor, gülümser. “Cuslov ve Delora için seçilmiş
görevler küçük olamazdı. İkisi de çok özel melekler Lucinda.” “Cuslov için hala ne düşündüğünü
söylemedin, tekrar tekrar sormalı mıyım?” Iris içtenlikle gülerek başını iki
yana sallar. “Zamanla göreceksin. Cuslov kendi
zamanının meleği olacak Lucinda, gurur duyacaksın.” Lucinda’nın gözleri şimdiden gururla
parlıyorken Iris derin bir nefes alarak sorar: “Delora’yı ne zaman görebiliriz?” “Arayalım...” Lucinda telefonu kaldırarak bir numara
çevirirken Iris heyecanlı, Adrianne ise oldukça meraklı, bukle bukle olan kısa
saçlarını parmağının ucunda çevirerek bekler. “EVET!” Delora heyecanla parlıyorken bir anda
ağzından çıkan aşırı heyecanın yanında oturan annesini ve ablasını kırdığını
düşünmüş, endişeyle onlara bakar. “Yani, aslında—“ Cuslov gülümserken Lucinda da uzanarak
kızının yanağından öper ve elini tutarak konuşur: “Sevinebilirsin—“ Delora anında parlayarak yeni bir evet
daha patlatırken Lucinda arkasına yaslanmış, diğer yanında oturan kızının elini
tutmasıyla ona döner. Genç Nobes upuzun sarı saçları omuzlarından dökülerek
başını annesinin omzuna yaslarken Lucinda da ona dayanmış, diğer kızının
hevesle ne olacağını dinlemesini izler. “Sen bizimle geldiğinde geride başka
bir kopyanı bırakman gerekiyor Delora, zamanlardaki yokluğunun dengesini böyle
sağlayacağız.” Delora ciddiyetle başını sallar ve o
anda odanın bir ucunda iki Delora daha belirirken Adrianne hayranlıkla tamamen
Delora’ya benzeyen ama apayrı ruhları olan kopyalara bakar, kopyalar da bir
anda dönüp sarışın meleğe baktıklarında Adrianne korkuyla irkilerek bakışlarını
kaçırır. “Kopyalar bir arada olmadığı sürece
güzel...” Delora gururla gülümserken kopyalarına
döner. “Kızlar, biriniz burada kalacak,
aranızda karar verin.” İki kopya Delora bir süre sessizce
tartışır ve biraz sonra bir tanesi diğerine sarıldıktan sonra ortadan yok
olurken geride kalan kopya ışıl ışıl gülümseyerek Lucinda ve Cuslov’a bakar. “Yokluğumu fark etmeyeceksiniz bile!
Göz açıp kapayıncaya kadar döneceğim, değil mi?” Masadaki yerinde oturan Delora da
aynen katılarak başını sallarken Lucinda iç çeker, Cuslov hafifçe öne eğilerek
kardeşine bakar. “Kendine dikkat et Delora, sonsuza
kadar bu kopyayla yaşayamayız.” “Kopya deme lütfen, o da benim
bir parçam. Benden ayrı olduğu zamanlarda kendi hatıraları var, ruhu var,
düşünceleri var—“ “Biliyoruz, ama yine de dön
lütfen.” Delora gülümseyerek başını sallar. “Ben de seni seviyorum Cuslov.” Cuslov genç yüzündeki keskin hatları
yumuşayarak gülümserken Delora oturduğu yerden kalkarak annesine sımsıkı
sarılır. “Hiç gitmemişim gibi olacak. İyi
olacaksınız, değil mi anne?” “İyi olacağız bebeğim, bizi düşünme.
Delora bize bakar.” Delora mutlulukla gülümserken Cuslov’a
annesini işaret ediyor, kopya’nın da nasıl Delora olduğunu hatırlatıyordur.
Onları dinleyen kopya Delora gerçeğinden bile gerçek, artık ayrılma zamanı
geldiğini anlamış, odadakilere göz kırparak dışarı çıkar ve yıllarca sürecek
oyunda asıl Delora’nın yerini doldururken Iris ve Adrianne meleklerini alarak
Oreon’u anlık bir büyüyle tekrar eski akışına bırakırlar... Gerisi kendiliğinden gelişecek. Hepinize
güveniyorum. Evrene inmiş olsam bile hep yanında olacağım. Nerede olduğumu
bileceksin Gwendolyn. İlerde bir gün benim Lucinda’ya ihtiyacım olduğu gibi sen
de ne zaman istersen beni bulabilirsin. Winona’ya destek olacağın zaman içinde
lütfen evrenin tadını çıkar. Bunu kızlarına da, kendine de borçlusun. Yaşa Gwen. Şimdi git, seni bekliyorlar. Tanrıların koyduğu kurallar yıkıldığında yenileri
oluşmuştu. Elementler yeni bir evrene doğmuş, Yaşam donmuş,
geride kalanlar ise insanlığa yaklaşmak ve Isabella’nın sınırsız gücüne
kaybettiklerini geri vermek için bir teste girmişlerdi. Onları yaratanlar ilk döngüde her şeyi
kolaylaştırmış, ama şimdi hepsinin avcuna yapbozun bir parçasını koyarak onları
kendi oyun alanlarına bırakmıştı. Her parça kendi içinde birleşip bir diğerine
uyacak kenarlar yaratacaktı. İlk parça Boyutlara aitti. Petra öncelikle Sam’i
bulacak, sonra sıradaki adım Sam’in Leandre’yi bulması olacaktı. İkinci parça yalnız kalan Zaman’a aitti. Winona
Liv’i bulacak, Ateş’i Yaşam’la bir tutacak ve her şeyin çözülmesi için yapacağı
son şey Petra’ya ulaşmak olacaktı. Üçüncü ve belki de en zor parça Zaman’ın eşine
aitti. Joseph ona emanet edilen gücü korumalıydı. Isabella, Joseph’le birlikte,
onun Bella’sı olarak büyüyecek, meleği Delora’nın arkadaşlığı bildiği
tek gerçek dostluk olacaktı. Diğerleri evrene dağılmış iki Yaşam’ı ararken
Joseph ne kadar süreceğini bilmediği bir zaman boyunca bir can büyütecekti. Bu üç parça birleştiğinde test bitecek, her şey
olması gerektiği gibi olacaktı. En azından Iris öyle söylemişti, ama ne kadar
zor olacağından bahsetmemişti. İlk parçanın ikinci parçaya uyması sayısız
boyutlar ve bitmek bilmeyen yıllar alacaktı. Winona Liv’i her seferinde bulup
sonra tekrar kaybederken bir yandan da Petra’nın nerede olduğunu anlamaya
çalışacak, Petra ise kendi görevi için ondan kaçarken imkansız bir kovalamaca
sürüp gidecekti. Liv bulunsa bile Aiden’ı kendi yaşadıklarından kurtarmak, her
ikisini tekrar bir araya getirmek onları bulmaktan daha zor olacaktı. Her şey ne kadar zor olsa da, sayısız boyutlar ve
bitmek bilmeyen o yıllar içinde yardım hiçbir zaman gecikmedi. Gwendolyn ve kızları seçimlerinin sonucunda çok
önemli bir yerde Winona’ya yardım için evrene indirildiler. Gwen Rosenthall ve
kızları Cora ile Lonna, kimse gerçekten fark edemese de bütün bu karmaşanın
merkezinde elden kaçan uçları toparlamak için çabaladılar. Ancak bu oyuna dışardan yardım eden öylesine bir
güç vardı ki, onun istediklerini ve yapabileceklerini engellemek mümkün
olmayacaktı. Isabella. Isabella her şeyin düzelmesi için tanrılar
tarafından verilen bir sözdü ve verilen sözü geri almak kurallar arasında
yoktu. ![]() |


