![]()
Carrie Underwood – Crazy Dreams İkinizin de ders programlarını
hazırladım. Dersler bugün başlıyor, geç kalmayın. Adrianne. Wallace not kartını bir kenara koyup ders programlarını ve
arabanın anahtarlarını alırken Bella da giyinmiş, en yeni kotu ve yine üzerinde
binbir çeşit şekil olan bir tişörtle aşağı inerken son basamaktan zıplayarak
koluna taktığı kocaman çantasını ve içindeki ıvır zıvırı meleğine gösterir. “Bak! Her şeyi aldım.” Wallace ne kadar güzel diyerek onunla beraber evden
çıkarken Bella onun heyecanlı bir anı tek seferde öldürebilme yeteneğine bayılıyor,
ders programını ondan sökerek alır. “Hep tarih ya da filozofi dersine girsem olmaz mı, en çok onları
biliyorum.” “Okula bilmediklerini öğrenmek için gidiyorsun—“ “İlkokula gitmiyorum. Üniversiteler ilgi alanına göre eğitim
alman içindir ve bu program çok güzel, bak!” Wallace suratına yapışan kağıttan geri çekilip şöyle bir bakar
ve neredeyse bütün derslerin tarihle alakalı olduğunu görürken gülümser. “Tebrik ederim. 4 sene sonra evrende ne kadar tarih varsa
öğrenmiş olacaksın, mutlu musun?” “Çok. Seninkini ver.” Wallace kağıdı ona uzatıp arabanın kapısını açar, Bella
meleğinin programını okuyarak içeri girer, kemeri tek eliyle çekip diğer eline
geçirir ve hiç bakmadan takıp koltuğuna biraz daha yerleşirken Wallace da
yerine yerleştiğinde motor çalışır, ilk ders günü başlar... Araba durduğu anda Bella yine bir heyecanla kendini dışarı atar,
çantasını güzelce koluna asarak o gün parkta hissettiği kadar büyük kalabalığın
içine kendini bırakırken Wallace da arabayı kilitlemiş, arkadan onu takip eder. Yaşam’ın meraklı kızı her yanından geçtiği insanı şöyle bir
inceleyip sonra gülümseyerek yanından ayrılıyorken birazdan Wallace yanında
bitiverdiğinde yine yanlış bir şey yaptığını anlamış, yüzü bozularak sorar: “Yine ne var?” “İnsanlara öyle dik dik bakma.” “Dik dik bakmıyorum! Ayrıca baktıktan sonra da gülümsüyorum,
bak.” Bella yanlarından geçen sarışın ve oldukça da yakışıklı bir
çocuğa bakar, geniş omuzlarını ve özenle yaratılmış suratını inceledikten sonra
gülümser ve tekrar Wallace’a döner. “Bak. Dik dik mi bakıyorum?” “Hey, seni bir yerden tanıyor muyum ben?” Bella ve Wallace aynı anda az önce süzülen sarışın genç adama
bakarken ilk anda ifadesiz olan iki surat şimdi tam zıttı şeklinde duruyor,
Bella tüm güzelliğiyle gülümsüyorken Wallace lanet lanet sarışın girişkeni
izliyordur. “Merhaba, ben Bella.” Girişken çok memnun olmuş, o da elini uzatırken Bella ilk defa
gerçekten bu jestinin karşılığını alıyor, heyecanla yakışıklı adamın elini
sıkar ve adını öğrenir. “Ben de Kellan. Çok memnun oldum, Bella. Çok güzel bir ismin
varmış, neredensin?” Bella ve sarışın girişken önden önden yürüyüp gidiyorken Wallace
ilk defa arkada kalmaktan nefret ederek onları takip ediyordur. Bella arkadaki
gıcık meleği takmıyor, yanındaki kibar ve çok güzel gözlü Kellan’ın soruların
cevap veriyordur. “Evimiz çok yakın. Arabayla beş dakika sürüyor. Sen neredensin?” “Evimi sorarsan burası, hemen şuradaki yurtta kalıyorum...” Bella onun işaret ettiği yere bakar ve kırmızı tuğlalarla
yapılmış üç katlı bir bina görürken başını sallar. “Çok güzelmiş!” “İstersen bir gün sana içini de gösteririm—“ “Bella, derse geç kalıyoruz.” Bella bir anda kolundan tutulup Wallace’ın diğer yanına
geçirilirken ne olduğunu anlamamış, cebinden ders programını çıkarmaya
uğraşıyordur, o sırada Wallace, Kellan denen yapışkanı kovmakla meşgulken Bella
onun gittiğini görünce arkasından seslenir: “KELLAN! SONRA GÖRÜŞÜRÜZ!” Güzel gözlü yakışıklı Kellan arkasını dönerek Bella’ya gülümser
ve şöyle bir el sallayarak tekrar önüne dönerken Bella dudaklarını ısırıp onun
geniş omuzlarına bakarak iç çeker. “Omuzları çok güzel.” Wallace birkaç hafta önce o iltifatın aynısını almış olan
çenesini sıkarak hiç sesini çıkarmadan ilerlerken Bella ders programını
çıkarmış, hiç de geç kalmadıklarını görür ve Wallace’ı kabalığı yüzünden
azarlamaya başlarken güzel çeneli ve tanrıların sabrını taşıyan genç adam bir
yerlerde Adrianne’in kahkahalarla güldüğüne emindir, sessiz kalır. Bella sonunda ilk ders saati
geldiğinde Wallace ile beraber labirent gibi bir binaya girmiş ve birkaç tur
sonunda sınıfını bulmuşken içerdeki insanların uğultusuyla heyecanlanarak içeri
girer. Wallace da onu takip ediyorken Bella onun başka bir dersi olduğunu
biliyor, sıraların arasındaki basamakların ortasında arkasını döner. “Nereye?” “İlk derste yanından kalmamı istersin
diye düşün—“ “Çok kibarsın Wallace, ama hayır. Hem
senin de dersin var—“ “Bella beno derslerin hepsini en az on
kere gördüm.” “Olsun yine gör.” Genç kız mavi gözlerindeki pırıltıyla
meleğine biraz daha yaklaşır ve fısıldar: “Hem benim bu insanlara alışmam gerek,
değil mi?” Wallace başını sallarken Bella da
memnun, onun omzunu patpatlar ve dönerek basamakları inmeye devam ederken
oturacak bir yer aramaya başlar. Büyük derslikte herkes neredeyse bir şekilde
eşleşmiş, her köşede sohbet eden gruplar varken Bella bir an heyecanı sönerek
endişeyle insanların yüzüne bakar. Basamaklar yavaş yavaş tükeniyorken
alevlerin cesur kızı şimdi o kadar da cesur hissetmiyor, telaşla arkasını döner
ve kapıdan çıkmak üzere olan Wallace’ı görünce ona seslenir ve o tarafa
koşturur. “WALLACE! BEKLE!” Meleği sanki onun korkuyla geri
dönmesinden memnun, yüzünde o yakışıklı gülümseme varken Bella bir anda içinin
hafiflediğini hisseder ve genç adamın eline sarılarak kapının hemen yanında ona
sokulur. “Kal demeyeceğim, boşuna sevinme.” Wallace gözlerini devirirken Bella
gülümser, uzanarak onu yanağından öper ve hafifçe sarılarak ayrılırken meleği
de onu belinden tutuyor, usulca konuşur: “Dersten sonra bu kapıda buluşuruz,
tamam mı?” “Tamam, ama ben nereye oturacağım?” Wallace kalabalığa bakarak çok kenarda
olmayan, ama çok açıkta da olmayan bir yer arıyorken Bella bir anda şakır: “Kellan!” Wallace’ın keskin bakışları o sarışını
kalabalığın arasından derhal bulmuş, ama müdahele etmekte geç kalmışken Bella
meleğinin elini sallayarak mutlulukla ona döner: “Şimdiden bir arkadaşım oldu, baksana!
Hadi sen de gidip arkadaş edin, sonra arkadaşlarımızı birleştirelim, hadiiiii!” Bella güzel çeneli genç adamı dışarı
ittirip güzel omuzlusuna dönerken kozasından çıkmış coşku dolu bir kelebek gibi
basamakları iner ve Kellan’ın çantasını koyarak onu ayırdığı sıraya otururken
okulun ilk günü yalnız kalmaktan kurtulmuş yeni bir öğrencinin o paha biçilmez
rahatlığıyla çantasından not defterini ve kalemini çıkarır... Bella çok verimli bir ders geçirmiş,
yanından ayrılmayan Kellan ile birlikte sınıftan çıkar ve kapının hemen
karşısında oturmuş onu bekleyen Wallace’ı görünce yüzünde güller açarak genç
adama el sallar. “Erkek arkadaşın mı?” Bella arkasından gelen soruyla
Kellan’a döner ve iki su damlası gibi duran mavi gözlere takılırken soruyu
cevaplar: “Meleğim.” Mavi gözleri gölgeleyen kaşlar hafifçe
kalkarken Bella’nın karşısındaki insanın melek kavramını nasıl
yorumladığından haberi yok, bakışlarını mavi gözlerden alıp, tekrar omuzlara
indirir ve hemen sonra tekrar Wallace’a dönerken meleği hemen yanında
duruyordur. Bella bir anda değişmiş mesafeyle sarsılırken iki genç adamın
arasında kalmış, başını hafifçe kaldırarak meleğine bakar. “Dersin nasıldı?” Wallace’ın yeşil gözleri kahverengi
gölgelerle kararmış, Kellan’dan çekilip Bella’ya bakarken genç adam güzel
çenesiyle gülümser. “Çok iyiydi, senin?” Bella da başını sallarken onun
gözlerini fark etmiş, incelemek için uzanırken bir anda Wallace onun
dudaklarını öpüp geri çekilir ve elini tutarak kendine çekerken genç kız gözlerinin
önünde bir şimşek çakmış gibi ona yaslanır. “Wallace—“ “Bu dersin arası uzun, gidip bir
şeyler yiyelim. Hoşça kal Kellan.” Bella şu anda arkadaki insanın adını
bile hatırlamıyor, Wallace’ın elinin içinde kaybolmuş eline bakarak yürüyorken
alev saçlı meleği onu yine bir yerlere kaçırıyordur ve Bella bu sefer itiraz
edemeden onu takip eder. Bella arabaya binip kapısı üzerine
kapanınca yutkunarak dakikalardır Wallace’ın sımsıkı tuttuğu elini dudaklarına
götürür ve birazdan o dokunuşun ve öpüşün sahibi de arabaya düşercesine
bindiğinde Bella onun direksiyonun sıkan parmaklarına bakarak sorar: “Ben sanmıştım ki—sen, beni...” Bella bilmediğini mırıldanarak tekrar
önüne dönerken Wallace’ın sesi duyulur: “Bir anda öptüğüm için üzgünüm. Haber
vermem gerekirdi—“ “Gerekmezdi.” Wallace’ın hala hiç görülmemiş bir
renkle bakan gözleri Bella’ya dönerken genç kız önüne bakıyor, kendini açıklar: “Yani eğer haber verseydin bu kadar
şey olmazdı.” “Ne olmazdı?” Bella cevap vermeden kendi kendine
hafifçe gülümser, alt dudağını ısırarak
kucağındaki çantayı hafifçe yere iter ve yanındaki Wallace’a dönerek koltuğa
bastırıp ona yaklaşır. Meleğin elleri hala direksiyonda, Bella’nın dudakları
onun nefesiyle ısınıyorken genç kız gözlerini kapatarak uzanır ve az önce bir
anda olup biten şey şimdi usulca tekrar gerçekleşirken Prenses meleğini öpüyor,
titreyerek daha da uzanır ve genç adamın gömleğine tutunarak ona iyice
yaklaşır. İkisinin dudakları birbirine
dokunuyorken Bella bir an sonra omuzlarını tutan elleri hisseder, dudaklar ve
nefes uzaklaşırken Ateş’in kızı bitmemesi için içinden adeta bağırıyor, hafifçe
gözlerini aralarken Wallace’ın usul sesi onu karşılar: “Bella, yapamayız—“ “Neden?” “Ben yapmamam.” “Önce sen beni öptün...” Bella tekrar gözlerini kapatarak ona
uzandığında Wallace omuzlardaki tutuşunu sıkılaştırır ve az önce büyülenmiş
gibi bakan gözler şimdi öfkeyle açılır. “Kötü bir şey mi?! Kötüyse neden
yapıyorsun?” Bella omuzlarındaki elleri ittirerek
tekrar koltuğuna düşer ve yerdeki çantasını alıp arabadan çıkar, kapıyı da
çarpıp koşar adımlarla uzaklaşırken arkada Wallace’ın da çıktığını duyuyor, ama
arkasına bakmıyordur. “Bu sefer de ben gidiyorum! Sen yalnız
kal!” “Bella, bekle!” “BEKLEMEM!” “Benim sana dokunmam yasak!” Wallace’ın ilanıyla etraftan geçen
birkaç öğrenci garip bakışlarla ona bakar, ama tekrar yollarına devam
ederlerken kalabalığın içinde olduğu yere zamklanmış gibi duran bir tek Bella
vardır, o da şaşkın bakışlarla arkasına dönerek meleğine bakar. “Yasak. Bana dokunman yasak?” “Evet—“ “Saçma! Bu ne peki!?” Bella koşarak Wallace’ın ellerini alır
ve yüzüne, boynuna, koluna dokundururken konuşur: “Al işte! Dokunuyorsun! Hiç de yasak
değil!” “Bella öyle değil—“ “Nasıl? Ben seni öpmek istiyorsam
öpemeyecek miyim!? Al bak, oradakiler öpüşüyor!” Wallace bir an boş bulunup Bella’nın
gösterdiği tarafa bakar ama bir şey göremezken tekrar önüne döndüğünde Bella
ona atılıp sarılır ve dudaklarını örterken meleğini hazırlıksız yakalamış,
ittirerek arabaya yaslar, dudaklarına bastırarak öperken hiçbir şey olmuyordur
işte. Ateş’in kızı zaferle gülümser ve Wallace’ın dudaklarına sahip olmaya
devam ederken ne gökten yıldırımlar düşüyor, ne de birisi ortadan yok oluyorken
aksine Bella yaşadığının farkına varıyor, kalbi hızlanıp, damarlarında akan kanı
ısınıyordur. Bella ellerini yaslandığı genç adamın
saçlarına sokar ve o anda çevrilerek kendisi arabayla Wallace arasına
sıkışırken meleği kendini kurtardığı gibi geri çekilir, uzaklaşır, neredeyse
kaçacak gibi bakarken Bella nefes nefese, damarlarında kaynayan kanın öfkesiyle
ona bakar: “Bulaşıcı bir hastalığım mı var?!
Isırıyorum kaçıyorsun, öpüyorum kaçıyorsun!? Yasak da yasak! Neden yasak!?” “Zaman geçtikçe başka şeyler de
isteyeceksin!” “O zaman ne olacak?! Nereye
kaçacaksın?!” “BİR ODA BULUN!” Bella ve Wallace yanlarından geçen bir
grup gençten gelen sesle tekrar gerçek hayata dönerken Wallace derin bir nefes
alır, Bella arabayı ittirecekmiş gibi kendini öne atar ve çantasını koluna
sımsıkı takıp Wallace’ı geçerek asfaltı ezercesine hızla uzaklaşır. “AKŞAM TAKSİYLE DÖNERİM!” “BELLA—“ “GİT WALLACE!” Bella başka bir şey söylemeden
sınıfının olduğu tarafa koşturur ve kendini yine bahçedeki kalabalık ve
uğultunun içine atınca biraz olsun rahatlayarak adımları yavaşlatır, ama kalbi
hala deli gibi çarpıyorken Ateş’in kızı tutkusunun ilk tohumlarını serpmiş,
sonunda ne çıkacağını bilmeden yoluna devam eder... Play – I Must Not Chase the Boys Won't someone tell me what is happening to me Why am I so misunderstood? Why can't they see? Now I'm caught between the devil and the angel that I used to be Bella yeni girdiği sınıfta kimseyi
tanımıyor, o yüzden arkadaki sıraların birine oturmuş, kaleminin arkasını
kemirerek herkesin çenesini kapanıp profesörün gelmesini bekliyorken birazdan
iki yanındaki masaya bir çanta düşer ve hemen yanındaki sıraya da sarışın bir
kız oturup ona gülümser. “Nasılsın Bella?” Bella’nın dişlerinin arasındaki kalem
serbest kalırken genç kızın kaşları çatılmış, adını daha söylemeden bilen
sarışına bakıyordur, o daha kim olduğunu sormadan sarışın tekrar konuşur: “Adım Adrianne. Notlarımdan
tanıyorsun.” Bunun üzerine bir anlama sesi
duyulurken Adrianne keyifle bacak bacak üstüne atar ve ellerini kucağında
birleştirip konuşur: “Sinirli gibisin, ne oldu?” “Seninle konuşmam serbest mi?” Adrianne omuzlarını silkerek etrafa
bakar ve herhangi bir terslik göremezken hafifçe gülerek tekrar Bella’ya bakar. “Ben bir sakınca göremedim, sen?” Bella bunun bir onay olduğunu
düşünüyor, daha fazla sorgulamadan ağzındaki baklayı çıkartır. “Wallace beni hep böyle gıcık mı
edecek?” “Ne gibi?” “Bana dokunması yasakmış, güya.
Ama iş beni başkalarının yanında çat diye öpmeye gelince yasak falan yok! Ben
isteyince bir anda her şey yasak! Büyü yasak, dokunmak yasak, ısırmak yasak,
öpüşmek yasak. Her şey, her şey, her şey yasak.” Adrianne onun nefessiz sitemine
karşılık bir kahkaha atarken Bella ikinci bir deliyle karşılaştığını düşünüyor,
zaten çattığı kaşlarını biraz daha çatar. “Komik değil.” Adrianne hafifçe öksürerek kendine
çekidüzen verirken az önceki kahkahasının izleri hala ifadesine asılı kalmış
bir şekilde konuşur: “Gıcık edici bazı kurallar var, evet,
ama en sonuncusu seni değil Wallace’ı sınırlıyor.” “Yani ben Wallace dışında herkesi
öpebilir miyim?” “O herkes de seni öpmek istiyorsa neden
olmasın?” Bella bunu bir süre düşünürken
Adrianne onu izliyordur, sorar: “Önce, öpüşmeyi mi, yoksa
özellikle Wallace’la öpüşmeyi mi istiyorsun onu anlaman gerek.” “Bilmiyorum. Başka kimse beni öpmedi
ki...” Sarışın melek aha!larken Bella
hafifçe gözlerini kısar, biraz sonra anlamış, gülümserken başını sallar. “Karar verebilmek için başkalarıyla da
öpüşmem gerek, değil mi?” “Zorunda değilsin tabii, ama kötü
olduğunu söylemem.” “Sen kaç kişiyle öpüştün?” Adrianne iki elinin parmaklarını
açarak saymaya başlarken Bella gözleri büyüyerek onu izliyordur, sarışın melek
sorar: “Sadece bu evrende mi?” Ateş’in kızı bu soruya cevap vermeden
sessizce önüne dönerken Adrianne gerekli noktalara parmak basmış, memnuniyetle
önüne dönerek içeri giren profesörü izler. Bella göz ucuyla onun ne yaptığına
bakıyorken kalkıp gitmediğini görünce sorar: “Sen de mi bu okula gidiyorsun?” Güzel melek başını sallarken
çantasından kalem ve kağıt çıkarıyordur, cevaplar: “Canım istediği zaman...” Bella düşünceli, şu ana kadar gördüğü
en güzel kızı şöyle bir süzer, sonra tekrar önüne dönerken profesör derse
başlar. Wallace Tarih binasının basamaklarında
oturmuş Bella’nın çıkmasını bekliyorken büyük bir kalabalığın ardından Bella ve
yanındaki Adrianne göründüğünde Wallace bir anda ayağa fırlar. Adrianne onun
tepkisini görmüş, gülümserken yanındaki Bella’nın ifadesi daha sert,
basamakları yavaşça inerek meleğinin karşısına gelir. “Eve taksiyle dönmekten vazgeçtim.” Wallace’ın bakışları yumuşarken Bella
önce ortamı yumuşatmış, şimdi de bombayı patlatır. “Ayrıca bundan sonra seninle öpüşmeme
gerek yok, başkalarını öpeceğim.” Wallace’in yüzü boş bir ifadeyle
donarken Bella kollarını kavuşturmuş, yanındaki Adrianne’e bakarak konuşur: “Adrianne son kuralın seni
kısıtladığını söyledi. Bana bir yasak yokmuş.” “Adrianne çok biliyor Bella—“ “En azından bana bir öneri
getirebiliyor! Sen sadece yasak yasak yasak diyorsun.” “Gidip başkalarını öpmeni mi söylememi
istiyordun?!” “Sen benim “Adrianne senin ne işin var burada!?” Bir anda bütün öfke sarışın meleğe
odaklanınca Adrianne ellerini kaldırarak güler ve kenardan kenardan basamakları
inerek uzaklaşır. “Tamam, gidiyorum!” “Bir daha da işime burnunu sokmazsan—“ “O ne demek oluyor şimdi?! Adrianne benim
arkadaşım! Adrianne dur, gitme!” Bella merdivenleri inerek Adrianne’i
kolundan yakalar ve yanında sürükleyerek tekrar yukarı alırken Wallace’ın
suratına suratına konuşur: “Neden bütün arkadaşlarımı benden
uzaklaştırıyorsun?” “Adrianne senin arkadaşın değil, o da
bir...” Wallace bir an etrafında kalabalığa
bakar, sonra tekrar Bella’ya dönüp sesini alçaltarak konuşur: “O da bir melek ve senin meleğin de benim.” “Ben Adrianne benim meleğim demedim
ki, arkadaşım dedim!” “Senin arkadaşın da benim, Bella!” “Sonsuza kadar bir tanecik mi
arkadaşım olacak Wallace?!” Wallace bu soru karşısında cevapsız
kalınca Bella göğsü inip kalkarak büyük nefesler alıyor, Adrianne’in elini
bırakır ve arkasını dönerek merdivenlerden inerken melekler de hemen onun
arkasından geliyordur, Bella söylenmeye başlar: “Bundan sonra arkadaşlarımı sana
göstermeyeceğim zaten. İki seferdir beni Kellan’ın yanından kaçırıp
duruyorsun!” Adrianne kaşlarını kaldırarak
Wallace’a bakar ve dudaklarını oynatarak Kellan derken Wallace ona bir
surat yaparak adımlarını hızlandırır ve Bella’nın yanına geçer. “Tamam, onun için özür dilerim.” “Omuzları güzel dediğim için mi
kızdın?” Bella çat diye durunca Wallace da
olduğu yerde kalır, Adrianne biraz arkada keyifle ikisini izliyorken Bella
sorusunun cevabını bekliyordur, konuşur: “Eğer başkasına güzel dediğim zaman
üzülüyorsan demem—“ “Ne üzülmesi?! Üzülmedim!” “Gözlerin gökkuşağı gibi renk
değiştirip duruyor! Demek ki bir şeyler oluyor!” “Üzüldüğümden değil!” “Kızıyor musun?” “Kızmıyorum! Bella özür diledim,
yetmez mi—“ “Yetmez! Sen benim aklımı kitap gibi
okuyorsun, ben senin ne düşündüğünü ancak gözünden anlıyorum, ona bakınca da
öpüyorsun!” Wallace yine dudaklarını birbirine
bastırarak susarken Adrianne elini ağzına kapatmış, gülmemeye çalışıyordur.
Bella ellerini iki yana açarak ne yapması gerektiğini sorarken Wallace
kelimelerinin sınırına gelmiş, elini havada sallayarak bir şeyler homurdanır ve
dönerek uzaklaşırken Bella öylece kalakalmış, Adrianne’e bakar. “Bak işte! Gıcık!” Sonra dönüp gittikçe uzaklaşan
Wallace’ın arkasından seslenir: “GICIK!” Wallace hiç tepki vermeden yürümeye
devam ediyorken Bella ilk defa arkada kalmış, bir anda onun gerçekten çekip
gideceğinden korkarak o tarafa koşturur: “WALLACE! BENSİZ NEREYE GİDİYORSUN?!
BEKLESENE! WALLACE!” Homurtular ve seslenişler eşliğinde
imkansız ikili uzaklaşırken Adrianne sanki ilk defa temiz hava alıyormuş gibi
derin bir nefesle gülümser ve omzuna astığı çantasını düzeltip insancıkların
arasından yürüyerek işine döner. The Cheetah Girls - Have Yourself A Merry Little Christmas 3 ay sonra... Wallace sıcak uykusunun arasında
yatakta dönerek başka bir köşeye yerleşirken biraz sonra kapısı bir anda
açılarak içeri Bella girer, çıplak ayaklarıyla koşturarak yorganın altına
sokulur ve buz gibi ayaklarını Wallace’ın ayaklarına dolarken uykusunun en
güzel yerindeki genç adam irkilerek uyanır. Bella onun yarı aralık gözlerine
bakarak gülümserken mırıldanır: “Daha okul vakti gelmedi, uyu sen. Ben
tuvalete kalktım, üşüdüm...”
“Kendi yatağın yok mu?” “Benimki ben dönene kadar soğuyor.” “Bir daha Kellan’ı çağırırsın o
ısıtır.” Bella onun bileğine bir tekme atıp
önündeki saçları hafifçe çekerken Wallace hala uyukluyordur, gülümser. Bella
saçlardaki elini çekmeden onu izlerken meleğinin yüzündeki gülümseme yavaş
yavaş silinir ve genç adam tekrar uykuya dalarken Bella onun düzenli
nefeslerini dinliyor, uzanarak dudaklarını hafifçe öper, sonra uyanmasından
korkarak kendini derhal yataktan dışarı atarken kapı kapanınca Wallace
gözlerini açmış, gülümser— “Merak ediyorsan Kellan’la hala
öpüşmedi.” Wallace bu sefer gerçekten irkilerek
yatakta arkasını dönerken Adrianne onun yanına uzanmış, başını eline yaslamış
bekliyorken, gülümser. “Sana bağlı olması hoşuna gidiyor,
değil mi?” “Adrianne. Yatağımdasın.” “Farkındayım. Görülmemiş bir şey
değil.” “Bella gelirse—“ “Ne olur? Üzülür mü?” Wallace sarışınla tartışmak yerine
yataktan çıkarken Adrianne onun sırtını izliyor, yatağa iyice yerleşir,
üzerindeki varla yok arası elbise çarşaflarla bir olurken Wallace boy
aynasından onu izliyor, sorar: “Bella’ya öpüşmemesi için baskı
yapmıyorum.” “Çünkü zaten senin yüzünden
öpüşmediğini biliyorsun.” Wallace cevap vermeden banyoya giderken
Adrianne onun nerede olursa olsun duyacağını biliyor, konuşmaya devam eder: “Onu kendine saklamak istiyorsan
haberim olsun—“ “Öyle bir şey yok Adrianne. Kuralları
biliyorsun.” “İyi. O halde yapacağım şeylere de
kızmazsın. İkimiz de onun iyiliğini düşünüyorsak sana bağlanıp kalmasını
istemeyiz, değil mi?” Adrianne karşıdan tepki gelmeyince
memnuniyetle gülümser, sonra yataktan kalkarken hayalgücüne fazla iş bırakmayan
elbisesi kaybolur, onun yerine daha normal kıyafetler gelirken güzel melek
odadan çıkar, Wallace banyo kapısından uzanarak onun arkasından bakar, ama
söyleyecek bir şey bulamayınca tekrar işine döner. “Bella! Neredesin?” Bella Adrianne’in sesini duyunca
pantolonunu giymeden odasından fırlar “Adrianne!” İki güzellik gülüşerek sarılırken yan
odadan Wallace çıkınca Bella pantolonunu daha giymediğini hatırlamış,
Adrianne’i derhal kendine siper ederek geri geri odasına girer. Adrianne de
gülerek Wallace’a el sallar ve kapıyı onun suratına kapatıp Bella’ya döner. “Not bırakacaktım, ama kendim gelsem
daha eğlenceli olur diye düşündüm.” Bella bacaklarını kotuna geçirip
zıplayarak pantolonun içine yerleşiyorken gülümser. “Ne yapacağız?” “Büyük bir yılbaşı partisi
vereceğiz! Herkesi çağıracağız.” “Gerçekten mi?!” Adrianne göz kırparak başını sallarken
Bella heyecanla feryat ederek kapıya koşturur ve açıp koridora doğru parti
haberini ilan ederken cevap olarak tek duyulan şey Wallace’ın bağırışı olur: “ADRIANNE—“ Bella derhal kapıyı kapatarak tekrar
Adrianne’e döner ve heyecanla ellerini çırpar. 194. Bella bahçede önüne gelen herkese
Adrianne’in getirdiği renkli kağıt ilanlardan veriyor, neşeyle reklamını
yapıyorken melekler yine onun arkasında, kendi aralarında konuşuyordur. “Partiye ne gerek vardı?” “Kızın sosyalleşmesi lazım Wallace—“ “Yanlış bir şey söyleyecek, büyü
yapacak—“ “Bella salak değil. Hatta öyle zeki ki
seni bile alt eder.” “Ben Bella salak demedim.” “Ama öyleymiş gibi davranıyorsun.” “Sen de çok normalmiş gibi
davranıyorsun—“ “Ki senin de amacın onu normalmiş gibi
yaşatmak.” “Kurallar var Adrianne—“ “O kuralların hepsi sana
tatlım, bu kıza kural yok.” Wallace bir şey daha diyecekken Bella
elindeki kağıtların bittiğini işaret eder, Adrianne beklemesini söyleyerek
çantasının içinden bir o kadar daha çıkarıp uzatır, Bella çok teşekkür ederek
bahçenin diğer köşelerine giderken Adrianne mutlu, bir taşla iki kuş vuruyor,
hem yılbaşı için bir sürü insanı bir partiyle mutlu ediyor, hem de egosunu
tatmin ediyorken Wallace onun belini çimdirdiğinde canı yanarak onun koluna
vurur. “Uslu ol Wallace.” “Senin yanındayken ne mümkün. BELLA!
BENİ DE BEKLE!” Ve kuyruk melek, prensesinin yanına
koşarken Adrianne iç çekerek kırmızı paltosuna biraz daha sarınır. Yılbaşı sabahı... Evin her boşluğundan müzik sızıyorken
salondaki büyük şömine yanıyor, kaleden bozma evin her köşesi ayrı bir sihirle
ısınıyorken Adrianne bu yıl için gerçekleştireceği dilek kotasını Bella’nın
partisi için ayarlamış, şimdi de onunla beraber yılbaşı ağacını süslüyordur. “Yıldızı da en tepeye koyunca
bitiyor—“ “Ben koyacağım!” Adrianne merdivenden inip yıldızı ona
verir, Bella heyecanla basamakları tırmanır ve dalları arasından sokularak
yıldızı en yukardaki dala yerleştirirken elleri çırpmak için geri çekildiğinde
bir anda dengesini kaybeder ve kafa üstü yere yapışacakken düştüğü yer her
zamanki gibi Wallace’ın kolları olur. Yaşam’ın kızı birazcık korkmuş, ama yine
de gülümserken Wallace onu yere indirip süslenmiş ağaca bakar. “Umarım akşam kimse devirmez.”
“Wallace yeteri kadar kraker yok!” “Adrianne’den dile!” Bella bidibidi yaparak tekrar
mutfağa döner ve Adrianne’nin yanına sokulurken homurdanır: “Neden sevmiyor anlamıyorum. Ne güzel
arkadaşlarımız gelecek, parti yapacağız, mutlu olacağız. Hem ben etrafımda ne
kadar çok insan varsa o kadar iyi nefes alabiliyorum, o kadar mutlu oluyorum! O
da biliyor, ama inat!” Adrianne güler ve minik keklerin
üzerine çam ağacı şeklindeki şekerlemeleri serperken konuşur: “Sevmediğinden değil. Wallace
partileri sever, ama biraz korkuyor. İlk defa seni bu kadar çok insanın
arasında kollamaya çalışacak.” “Kollamasına ne gerek var? Bu insanlar
düşman mı?” “Değil tabii, ama melek olmayınca
anlamıyorsun.” Bella dudaklarını büzüştürerek yorum
yapmazken Adrianne elindeki şekerlemelerden birini onun büzüşük dudaklarına
yapıştırıp gülümser. “Kellan da geliyor mu?” Bella dudaklarındaki şekerlemeyi alıp
ağzına atarken gözleri parlayarak gülümser. “Geliyor. Kellan’ın omuzları çok
güzel, değil mi Adrianne?” Adrianne leziz bir yemek yemiş gibi
ses çıkarırken Wallace bir bardak su için mutfağa gelmiş, ama yine Kellan’ın
omuzlarıyla karşılaşmışken bardağa su doldurmakla vakit kaybetmek yerine masada
dizilmiş plastik şişelerden birini alır ve sanki nöbete giden bir askermiş gibi
kızlara bir bakış atıp tekrar mutfaktan çıkar. Julianne Hough – Have Yourself A Merry Little Christmas Akşama doğru Adrianne altın rengi bir
elbiseyle aşağı iner ve kapıya dönük olan koltukların birinde oturan Wallace’ı
koltuğuyla birlikte merdivenlere çevirip kulağına eğilerek fısıldar: “Birazdan aşağı indiğinde ağzından
güzel bir söz çıksın, yoksa partiyi iptal edip ikinizi de tavandaki bir ton
ökseotuyla bu eve kilitlerim.” Wallace her zamanki gibi sessiz
kalırken Adrianne doğrulur ve merdivenlerden ayakkabıları görünen Bella’nın
inişini izlerken Yaşam’ın güzeller güzeli kızı koyu mavi, dizlerine kadar bir
elbiseyle iner, dalga dalga omuzlarından dökülen saçlarıyla kendi etrafında
dönerken belinden aşağı kat kat inen etekler havalanır, parfümünün kokusu
etrafa yayılır ve en sonunda mavi bakışları Wallace’ı bulduğunda sorar: “Nasıl?” “Çok güzel, Bella. Çok güzel
olmuşsun...” Bella onun neredeyse acı çekermiş gibi
bakan yüzünü izliyorken heyecanının bütün izleri bir anda sönmüş,
hayalkırıklığıyla konuşur: “İstemiyorsan kimse gelmesin Wallace.
Bütün gece böyle oturacaksan—“ “Oturmayacak! Nereden çıktı, yok öyle
bir şey.” Adrianne tepesinde dikildiği adamın
omzunu tüm gücüyle sıkarken Wallace kolsuz kalmakla ilgilenmiyormuş gibi
görünüyordur, hafifçe gülümser. “Sen ne istiyorsan ben de onu
istiyorum Bella.” Bella itiraz edecekken kapının zili
onun sözünü keser, Wallace da gülümsemeyi bırakıp yerinden kalkınca Bella kimin
geldiğini anlamış, kapıyı açar ve güzel omuzlu Kellan’a gülümserken arkadan bir
grup insan daha geliyordur. Bella, Kellan’ı içeri alıp kapıyı açık bırakırken
gözleri Wallace’ta, biraz sonra içeri dolan kalabalık onları evin iki ayrı
köşesinde bırakınca Ateş’in kızı meleğinin sıkıntısından yorulmuş, önündeki
yakışıklıya bakar. Su mavisi gözler önündeki güzelliğe gülümserken Kellan
sorar: “Ev sahibine gecenin ilk ökseotu öpücüğünü
verme şerefi beni bekliyor...” Bella bir an anlamamış, ama hemen
sonra Kellan’ın yukarıyı göstermesiyle başını kaldırınca Adrianne’in neredeyse
tavanın her noktasından sarkıttığı ökseotlarını görür ve bir anda eli ayağına
dolaşırken ona eğilen Kellan’ı omzularından tutarak engeller ve tüm
güzelliğiyle gülümser. “Önce bir şeyler yiyelim!” Kellan araladığı dudaklarını kapatıp
gülümser ve pekala diyerek başını sallarken Bella onu elinden tutmuş,
arkasına alarak mutfağa ilerler, bir taraftan da bir anda büyük salonu dolduran
kalabalığa bakıyor, ama Wallace’ı hiçbir yerde göremezken iç çekerek tekrar
önüne döner. PANIC! at the Disco - Lying Is The Most Fun A Girl Can Have
Without Taking Her Clothes Off Is it still me that makes you sweat? Am I who you think about in
bed? When the lights are dim and your hands are shaking as you're
sliding off your dress? Then think of what you did and how I hope to God he was worth
it. When the lights are dim and your heart is racing as your fingers
touch his skin. I've got more wit, a better kiss, a hotter touch, a better fuck Than any boy you'll ever meet, sweetie you had me... “Bana işkence için mi yapıyorsun?” “Ne alakası var Wallace?” Wallace en üst kattaki odaların
birinde volta atıyorken Adrianne gayet rahat, oturduğu yerde sol bacağını
üzerine attığı bacağını sallayarak konuşur: “Isabella’nın diğer insanlarla bir
arada olması gerekiyor. Bu kız sonsuza kadar bir melekle kocaman bir evde tek
başına yaşayamaz. Onun da zamanı gelecek—“ “Ama zamanı şu an değil, değil
mi?” Adrianne bacağını sallamayı bırakıp
oturduğu yerden kalkar ve Wallace’ı kolundan tutup kendine çevirirken cennetin
renkleri karşısında duran ve şu anda neredeyse siyaha çalan kahverengilere
bakar. “Kıskanıyorsun, kızıyorsun, korkuyorsun,
çok doğal. Ama kendine işkence etme—“ “Bütün o söylediklerini hissederken ne
yapabilirim?! Kahkahalarla güleyim mi?!” Adrianne daha önce kimsenin duymadığı
bir dilde küfreder ve uzanarak Wallace’ın dudaklarına saldırırken bir anda
Adrianne’in tılsımıyla sarılan melek sarsılmış, sendeleyerek geriler. Adrianne
onu önündeki yatağa atar ve üzerine eğilirken bir an sonra Wallace üzerine
düşen altın sarısı saçlara ve yokmuş gibi havada süzülen kumaşlara bakarken
Adrianne eğilerek yine onun dudaklarını öper ve birazdan saçlarının arasından
başını kavrayan parmakları hissettiğinde bütün bedenini altındaki adamın
üzerine bırakır. İki melek bütün gözlerden uzak bir
odada öpüşüyorken Adrianne’in elleri Wallace’ın kazağını belinden sıyırır,
kemerini çözüp pantolonunu açarken altındaki adam onun dudaklarını
morartırcasına öpüyor, ısırıyor, koruduğu kıza yapamadığı ne varsa bin katını
yapıyorken Adrianne sesini çıkarmıyordur. Biraz sonra Adrianne onun sertliği
avcunda kavrayıp sıktığında Wallace sanki alev almış, onu üzerinden iterek
yataktan kalkar ve pantolonuyla kemeri tekrar yerine otururken Adrianne
sızlayan dudaklarına dokunarak kan olup olmadığını kontrol eder. “Ona bunları yapmak istiyorsan daha
sıkı önlemler almam gerek—“ “Önlem almana gerek yok. Bella’ya asla
böyle dokunmam.” Adrianne anladığını söyleyerek
yataktan kalkar ve tekrar altın rengi elbisesinin içinde Wallace’ın arkasından
yaklaşırken sakince konuşur: “Sen ona ne kadar bağlanırsan o da
seni o kadar isteyecek Wallace—“ “Bağlanmaktan başka seçeneğim var mı?
Ben ona aidim.” Adrianne arkadaşının omuzlarını
tutarak onun ensesini hafifçe öper ve bir süre öyle kalırken Wallace da
gözlerini kapatarak aşağıdaki bütün o gürültü arasında bir şekilde Bella’yı
duymaya çalışır... Bella yanındaki Kellan’ın lokmasını
her bitirişinde ağzına bir şey daha atıyor, ama biraz daha devam ederse midesi
patlayacakken evin hangi köşesinde ökseotu olmadığını düşünüyordur. Cevap
maalesef hiçbir yer olunca Bella sinirle sallanmaya başlar. “İyi misin Bella? Gerginsin.” Bella düşünce treninden sertçe düşerek
Kellan’a bakarken geniş omuzlu genç adam üzerindeki beyaz kazakla o kadar göz
alıcı görünüyordur ki Bella bir an nefes almayı unuturken lokmasını yutar,
dudaklarını ıslatır ve Kellan’ı kazağından kendine çekerek dudaklarına
uzanırken ikisi öpüştüğü anda bir yerde bir bardak kırılır... 198. Kelly Clarkson – Addicted It's like I can't breathe It's like I can't see anything Nothing but you, I'm addicted to you It's like I can't think without you interrupting me In my thoughts, in my dreams You've taken over me It's like I'm not me Bella aylardır bu anı erteliyor, her
dakika canı bunu yapmayı çekiyor, ama yine de yapmıyorken şimdi başka bir
bahanesi kalmamış, içindeki tutku ne diyorsa onu yapıyordur. Genç kızın
dudakları bu dudakları tanımıyor, kendi tadına karışan tadın ne olduğunu
bilmiyorken ateşi tatmin olsa da, damarlarında akan kan ısınsa da, onlara güç
veren kalbi garip bir şekilde acıyordur. Kurallar vardır. Kesin, bozulmaması
gereken kurallar. Bella daha önce kurallar bozulduğunda
ne olduğunu biliyordur. Ailesini o yüzden kaybetmiş, Delora ve Joseph’ten
sadece kurallar yüzünden kopmuştur. Yapması gereken şey basittir. Wallace eğer
ona dokunmamalıysa, ona bırakılan ateşin istediklerine cevap veremiyorsa Bella
da onu zorlamayacaktır. Her ne kadar tüm benliğiyle o gün çakan şimşeği geri
istese de, her ne kadar şu anda her sabah onun sıcaklığıyla ısındığı vücuda
yaslanmak istese de yapamamalıdır. Bella dudaklarının daha da
aralandığını ve beline dolanan elleri hissederken her zaman güzel olduğunu
düşündüğü omuzlara tutunur, sıkar, kendine çekerken Kellan onu o kalabalığın
arasında bile kuytuda kalmış bir köşeye iter ve kendini ona bastırarak öperken
Bella inleyerek kollarını genç adamın boynuna dolar. Aynen böyle, Wallace’ı düşünmeden, onu
istemeden... Bella tuttuğu omuzları iterek Kellan’ı
kendinden ayırırken dudaklarını ısırarak başını eğer ve ikisinin arasına giren
boşlukta derin nefes alırken mırıldanır: “Ben—benim biraz—gitmem lazım.” Kellan ne olduğunu soruyorken Bella
cevap vermeden onu biraz daha iter ve tanımadığı bedenin gölgesinden kurtulup
kalabalığın arasına karışırken salonun ortasında durup etrafına bakar. Wallace, neredesin? Wallace bir türlü gelmiyorken Bella
sürekli yanından geçip giden insanların arasında boğulduğunu hissediyor, elini
saçlarına sokarak bulduğu boşluklardan etrafına bakıyor, alev saçlı meleğini
arıyorken her geçen saniye o gün merdivenlerde yapayalnız kaldığı zaman gibi
geliyordur. Wallace! Bella birinin omzuna çarpıp geçmesiyle
sendeler ve sağa kayarken sanki kimse ona aldırmıyordur. Etrafta o kadar insan
vardır, ama Bella çoğunun adını bile bilmiyorken neden bu kadar yabancıyı evine
aldığını bir an anlayamaz, gözleri dolarken insanları iterek kendi yolunu
açmaya başlar. Mavi elbisenin içindeki kız
merdivenlere ulaştığında trabzanlara tutunarak kendini her basamakta zorla
yukarı iter. Çok fazla insan vardır, tanımadığı bir sürü insan, ses, gürültü,
duygu, düşünce... Bella başını tutarak olduğu yere
çökerken aylardır Wallace’ın zihin gücünü taklit edebildiğini ancak şimdi
anlamış, bir anda duvarları yıkılıp bütün insanların düşünceleri kafasına
dolduğunda inleyerek avuç içleriyle şakaklarını sıkar. SUSUN! WALLACE! “BELLA!” Bella duyduğu sesle yine inlerken
kalkacak gücü yok, trabzanlara tutunarak başını oraya yaslar ve gözlerinden
yaşlar süzülerek beklerken bir an sonra meleği onu tutar, belinden kavrayıp
bacaklarından destekleyerek kucağına alırken Bella ağlıyor, etraftaki garip
bakışları görmüyor, kimsenin sesini duymak istemiyorken meleği onu tutmuş,
kurtarmış, bütün o karanlıktan çekip çıkarıyorken Bella başını onun boynuna
yaslayarak kokusuna saklanıyordur... Wallace onu yatağına bırakır ve dönüp
kapıyı sıkıca kapatıp kilitlerken Adrianne odada belirdiğinde tüm öfkesiyle ona
döner: “Herkesi buradan çıkar! Hepsini!” Adrianne korkuyla başını sallar ve tek
kelime etmeden ortadan kaybolurken Wallace yatakta tortop olmuş Bella’sının
yanına çöker. “Bella, bana bak, hadi, gözlerini aç,
geçti. Gittiler...” Bella yüzünü örtülere saklayarak
kulaklarını kapatıyorken Wallace onun ellerini tutar, yatağa çıkıp üzerine
eğilirken gözlerini açmasını söyler. Bella onu duyuyor, ama diğer sesleri bir
türlü kafasından atamıyorken Adrianne onun dileğini yerine getirip bütün
sesleri yok ettiğinde Bella derin bir nefesle aniden gözlerini açar. “Wallace—Wallace gittiler! Gittiler!” Meleği tuttuğu bilekleri bırakır ve o
anda Bella ona atılarak sarılır, üzerinde ne varsa ona tırmanarak ağlarken
Wallace kollarında titreyen kızı tutuyor, saçlarını öperek geçtiğini fısıldar. “Gelmedin! Yine gelmedin!” Wallace bir anda sırtına inen yumrukla
gözlerini kapatırken Bella onu iter. “Seni çağırdım!” “DUYDUM! ÇOK FAZLA İNSAN VARDI!” Bella anlamsızca bağırarak onu
omuzlarından iter, ama Wallace bu sefer kaçmak yerine onu kollarından çektiği
gibi kendine bastırırken Bella onun başına tutunmuş, ikisinin dudakları
çarpışırken bütün sesler susar... 200. Bella bütün hayatı durmuş gibi şu anda
yaşadığı ana asılı kalırken sonunda onu öpüyor, onun tadını alıyorken
Ateş’in kızı iki elini de alev gibi parlayan saçlara sokar ve köklerinden
sıkarak meleğinin başını kendine çekerken ikisi birlikte yatağa düşerler. Wallace’ın elleri Bella’nın sırtını
kavramış, genç kızın bacakları onun bacaklarına dolanmışken elbisesi sıyrılmış,
saçları bozulmuş, ama bütün o karmaşada bile her şey olması gerektiği gibiyken
Bella sırtını kaldırarak kendini üzerindeki sıcak bedene yaslar. Meleği onu bir
an bile bırakmıyor, ikisi açlıkla öpüşüyorken Bella inleyerek onun dudaklarını
ısırırır. Wallace başını ondan çeker ve dudaklarını sahibinin ateşinden
kurtarırken Bella korkuyla bir ses çıkarır, ama Wallace onun boynuna eğilerek
fısıldar: “Gitmiyorum...” Bella dudaklarını ısırarak gülümserken
bir an sonra Wallace boynunu yine o günkü gibi öptüğünde bacaklarını kaldırarak
onun kalçasına dolar ve kendine bastırırken Wallace inleyerek yine onunla göz
göze gelir. “Gitmiyorum, ama lütfen beni öldürme—“ “Gitme Wallace, lütfen! Ölme de...” Bella uzanarak yine onun dudaklarına
saldırırken ikisi de hem öpüşüp hem konuşmak istiyor, sesleri birbirine
karışarak birbirlerine dokunuyorlardır. “Bella, daha ileri gidemeyiz—“ “Biliyorum, biliyorum, ama daha
bitmedi, lütfen Wallace...” Wallace bitmediğini gayet iyi biliyor,
her şey onun için yeni başlıyorken Bella’nın da aynı şeyi fark etmesi uzun
sürmez. Genç kız bacaklarının arasına bastıran sertlikle gözlerini aniden
açarken Wallace saçlarını sıkan ellerle altındaki kızın kulağına fısıldar: “Ne yapmamı istiyorsun, söyle...” “Bilmiyorum—bilmiyorum!” Wallace onun boynuna gülümserken Bella
onun gülümsemesinin sesiyle dişlerini sıkarak gözlerini kapatır ve üzerindeki
adamı iterek yatağa yapıştırırken Wallace bunu beklemiyor, bir anda üzerine
çıkan ateş parçasıyla yutkunurken Bella onun kazağını yukarı ittirir, dizleri
üzerinde kalkarak altındaki adamın kemerini çözmeye başlarken Wallace ne
olacağını anlamış, atılarak onun ellerini tutar. “Ne yapıyorsun?!” “TELEVİZYONDA GÖRDÜM! SUS!” “BELLA SAÇMALAMA! SENİN BANA DEĞİL
BENİM SANA YAPMAM LAZIM—“ “SUS DEDİM!” Wallace üzerindeki kızın elinin ağzına
bastırmasıyla sesini keserken Bella tek eliyle pantolonun düğmelerini çözüyor,
biraz sonra narin ellerinden biri Wallace’ın pantolonun içine girdiğinde alev
saçlı melek gözlerini sımsıkı kapatarak inler. Bella onun kasılmasıyla gözleri
büyüyerek eline aldığı şeyi biraz daha sıkarken Wallace daha da inler. Bella
sesi duymak istiyor, elini çeker ve o el gittiği anda Wallace kalkmaya
çalışınca pantolonunun içindeki el onu bırakmaz. “Bella, hayır—“ “Hoşuna gidiyor! Neden hayır?! Sen
bana dokunmuyorsun, ben dokunuyorum!” Wallace çaresizlikle bağırarak tekrar
yatağa düşerken Bella’nın parmakları onun üzerinde gidip geliyor, her dokunuş
büyük bir zevk, ama bir şekilde acı da getiriyorken genç kız eğilerek meleğinin
sıcacık karnını öper ve tekrar onun yüzüne bakarken zümrüt yeşili gözleri
görünce zevkle gülümser. “Gözlerin...” “Bella, ciddiyim—“ “Sus!” Wallace cümlesini bir inlemeye
bitirdiğinde Bella onu nasıl susturacağını gayet iyi anlamış, elinin
hareketlerini hızlandırır, altındaki adam da artık kazanamayacağını anlamış,
gözlerini açarak ona bakarken Bella bir anda kafasına dolan düşüncelerle
dengesini kaybeder, ama durmazken Wallace onunla konuşuyor, sanki o da Bella’ya
dokunuyorken biraz sonra genç adam tuttuğu nefesini bırakarak boşaldığında
Isabella hissettiği şeyin ne olduğunu bilmiyor, ama karnından patlayan bir ateş
topuyla gözleri dolarak duruyordur. Her ses, hareket, dokunuş bir anda
durduğunda Bella Wallace’a uzanır, başını boynuna saklayarak ona sarılırken
meleğinin elleri onu tutuyor, nefesi saçlarına dokunuyorken Yaşam’ın kızı onun
yerinden çıkacakmış gibi atan kalbini dinleyerek dinleniyordur... Secret Garden – Song for a Stormy Night Sometimes, we're just like the weather Changing by day after day As long as we'll be together Storms will pass away Bella yattığı yerden tavanı izliyorken
Wallace’ın banyodan dönmesini bekliyordur. Genç kız bir an kendi kendine
gülümserken sağ yanına dönerek dağılmış örtülere ve yamulmuş yastığa bakar, az
önce hissettikleri aklına geldiğinde daha da gülümserken o anda Wallace içeri
girer. Mavi ve yeşil bakışlar buluşurken Bella dağılmış saçları ve buruşmuş
elbisesiyle doğrulur, meleği de onun önünde yatağa otururken ikisi de bir süre
konuşmaz. Bella sanki uzun zamandır istediği bir
şey ona yeni alınmış gibi durduramadığı bir heyecanla dolu, önüne oturan
meleğin yüzüne dokunurken Wallace gözlerini kapatmış, güzel çenesini prensesin
eline yaslar. Prenses mutlulukla gülümseyerek dizleri üzerinde doğrulur ve
uzanarak onun dudaklarına kendi dudaklarını dokundururken az önceki acelenin ve
açlığın aksine şimdi her şey durulmuş, yavaş ve hala çok güzelken Bella içi
titreyerek geri çekilir. Wallace karşısındaki kızdan daha uzun,
onun başının üzerinde, her zaman onu izliyorken Bella usulca konuşur: “Kimse seni götürmeye gelmedi...” Mavi gözler pırıl pırıl bakıyorken
karşısındaki adamdan bir gülümseme, ufacık bir umut bekliyordur, ama saniyeler
geçmesine rağmen Wallaca hala bir şey söylemeyince Bella onun kazağına asılarak
daha da doğrulur ve meleğiyle yüz yüze gelir. “Hala mı korkuyorsun?!” “Biraz...” “Wallace bir şey olmuyor!
Gelmeyecekler—“ “Evet gelmeyecekler.” İkisi de Adrianne’in sesiyle irkilerek
pencerenin önündeki sarışın meleğe döndüklerinde genç kadın yanlış bir zamanda
gelmediğini umuyor, onlara el sallar. “Sizi rahatlatmak için geldim, ayrıca
bu geceki parti hiç olmadı, tatilden sonra kimseye söz etmezseniz güzel olur ve
ve—bundan sonra gidiyorum, söz!—benden istediğiniz bir şey varsa hemen
söyleyin, iki dakika sonra dilek kotam dolmuş olacak. Evet?” Wallace bir şey söylemeden Bella’ya
bakıyorken prenses şu anda en çok istediği şeyin ellerinin altında olduğunu
biliyor, şaşkınca gülümser, bir an daha düşünür ve bulduğunda heyecanla sorar: “Kar yağdırabilir misin? Ben daha önce
hiç kar görmedim!” “Daha orijinal bir şey bulamadın mı—“ “Adrianne...” Sarışın melek gülerek Wallace’a tamam
der, odanın perdelerini ardına kadar açar, ışıkları söndürür ve Bella’ya
izlemesini söylerken biraz sonra gökten minik pamuk parçaları gibi karlar
düşmeye başlar. Yaşam’ın kızı ellerini pencerenin üzerine bastırarak yılbaşı
gecesinin sihrini izlyorken Adrianne ve Wallace da iki yanındadır, sarışın
melek gülümseyerek gittikçe büyüyen kar tanelerine bakar ve keyifle mırıldanır: “Evrendeki 6 ve 12 yaş arası
çocukların yarısından fazlasının isteğini de yerine getirmiş oldum.” Wallace onun bedavacılığına gülerken
Bella onun mutlu sesiyle genç adamın beline sarılır ve başını onun güçlü
kalbinin üzerine koyarak lapa lapa yağan karı izlerken Adrianne güzel prensesin
saçlarını okşar ve söz verdiği gibi ortadan kaybolurken yeni bir yıl başlar... ![]() |


