![]()
Meryl Streep, Julie Walters & Christine Baranski – Dancing
Queen DANS KRALİÇESİ Bu hafta
çok özel bir hafta. Beşinci
sınıf meleklerin kanatlanıp yuvadan uçmasına çok az bir zaman kalmışken bu
hafta okulumuzda çok özel konukları ağırlıyoruz. Evet, Verona Güzel Sanatlar
Akademisi’nden herhangi bir konuğumuz şu anda bu yazıyı okuyorsa öncelikle hoş
geldiniz, sonrasındaysa evet, bu bir dedikodu dergisi ve benim çok taze ve
akademik gündeme birebir uyan dedikodularım var. Bu sanat
ve heyecan dolu hafta boyunca Kanatlar Altında’nın web sayfasından
sanatçısı belli olmayan birbirinden güzel şarkılar indirebileceksiniz.
Şarkıları sitemizde yayınlamak için bizzat gizemli sanatçımızdan izin aldık;
kendisi Akademi için seçmelere katılacak bütün adaylara bir parça ilham ve
gülücük verebilmesi için dergimizin bu büyük keşfinin sizlere açılmasından
mutluluk duyduğunu söyledi, ancak bir süre için kendisi isminin verilmemesini
rica etti, biz de saygı gösteriyoruz. Onun sözünü dinlememek mümkün mü? İpucu?
Pekala... Eski
Dünya’nın tınılarını taşıyan bu birbirinden güzel popüler müzik eserlerinde onun
otoriter sesinden eser yok, emin olabilirsiniz. Umutla bekleyen herkesin bu hafta sonunda bir
kraliçe olabilmesi dileğiyle, NB. “İnanmıyorum! Gerçekten mi!?” Nicole açık açık onaylamaz, ama bilmiş
bilmiş gülümserken Amber kulaklığından Müdür Danielle Stevens’ın gençliğinde
kaydettiği şarkıyı dinlemeye devam eder; kızıl saçlı kız keyifle gülerken
yanındaki Megan da kahvaltısını bırakmış, oda arkadaşının koluna asılarak
kulaklığın tekini ondan alır. İkisi şarkıyı dinleyerek yerlerinde sağa sola
sallanırken en güzel yerinde nakarata eşlik ederek bağırdıklarında etraftaki
masalardan da gülüşler yükselir ve Melekler Okulu yeni bir güne Miss Stevens’ın
güzel sesiyle başlarken seçmeler artık o kadar da korkunç görünmüyordur... Evet, bu
nereden çıktı minnacık bir açıklama verelim; Bugün
Awakencordy ile Mamma Mia! filminin müziklerini dinlerken Miss
Danielle’in (Meryl Streep) ne kadar güzel şarkı söylediğini konuştuk. Bunun
üzerine de ben “Miss Danielle’in geçmişten eski şarkı kayıtları çıksa, okulda
olay olsa!” dedim. Fikri çok beğendik, eh elimin altında Kanatlar Altında
gibi bir dedikodu kazanı varken ortaya atmak fena olmadı. İstenilen her zamanda
kullanılabilecek ortak da bir hikaye noktası olmuş oldu böylece. Evet, Miss
Danielle’in okulu sarsan muhteşem şarkılarıyla devam edelim. “Nicole, bir dakika benimle gelir
misin?” Nicole dergi standında ne işi varsa
bırakır ve koridorda derhal Miss Danielle’in arkasına takılırken eşsiz bir
beyazlıkla parlayan saçları olan güzel kadın meleklerinin arasından yürüyüp
ofisinin olduğu kata çıkar. Nicole de hiç ikiletmeden arkasından odaya girerken
kapıyı kapattığında Miss Danielle gülümseyerek ona bakar. “İsmimi vermemeni rica etmiştim, yanılıyor
muyum?” “Vermedim, efendim. Tahmin ettiler.” Miss Danielle keyifle gülerken evrenin
en seçkin okullarından birini yöneten güçlü kadının yumuşak sesinde eskilerden
çıkıp gelmiş bir mutluluğun tınısı duyulur. Nicole de keyifli, gülümserken Miss
Danielle ona masasının yanındaki koltuklardan birini gösterir. “Otur lütfen, Nicole. Şarkılar dışında
seninle konuşmak istediğim bir şey daha var.” Nicole eteğini düzelterek oturur ve
altın sarısı saçlarını kulaklarının ardına alarak ona bakarken Miss Danielle
konuşur: “Rouge için hazırladığın
makaleyi okudum ve çok başarılı olduğunu söylemeliyim.” “Teşekkür ederim, efendim.” “Benden bu sene başında istediğin bir
şeyi vermek için seni buraya çağırdım.” Nicole hangi biri olduğunu
hatırlayamıyorken Miss Danielle çekmecesinden Melekler Okulu armalı uzun
ve kibar bir zarf çıkarır ve Nicole’e uzatırken sarışın kız uzanır, ama ne
aldığını bilmiyorken Miss Danielle onun sessiz sorusunu cevaplar: “Benim referans mektubum. Makale ile
birlikte bunu da teslim etmeni istiyorum.” Nicole nefesi kesilerek elindeki zarfa
bakarken yeşil gözleri büyümüş, elinde okuldaki öğrencilerin mezun olmadan önce
sahip olabilecekleri en kıymetli mektup duruyorken genç kızın gözleri dolmuş,
oturduğu yerden kalkar ve masanın etrafından koşturup Miss Danielle’in boynuna
sarılır. “Çok çok teşekkür ederim,
efendim! Bunun ne kadar önemli olduğunu anlatamam! Çok teşekkür ederim!” Miss Danielle de güzel meleğini
tutuyorken sarı saçlarını düzelterek sırtından aşağı bırakır. Nicole ıslak
yanaklarıyla geri çekilirken güzel yüzünde saf bir mutlulukla gülümsüyordur. “Sizi çok özleyeceğim Miss Danielle.” “Ben hep buradayım, eski öğrencilerime
kapım hep açık.” “Sonra beni kovmanız gerekebilir, emin
misiniz?” “Odama düşmediğin bir hafta olmadığına
göre özleyebilirim bile.” Nicole utanarak güler ve başını
eğerken Miss Danielle oturduğu yerden kalkar, meleğinin yaşlarını siler ve
saçlarını düzeltirken telefonu kısaca çalıp asistanının sesi duyulur: “Efendim, Bay Hayes buradalar.” “Teşekkür ederim, beş dakika içinde
onu kabul edeceğimi söyle lütfen Caren.“ “Tabii, efendim.” Miss Danielle tekrar Nicole’e
döndüğünde genç kız sorar: “Bay Hayes, vampirler lisesi
Vampola’nın müdürü Bay Hayes mi?” “Evet, eski bir öğrencisini görmek
için burada.” “Okulumuzda vampir mi var! Kim?!” Miss Danielle bir anda heyecanlanan
meleğine özel bir bakışla bakarken Nicole çok özür dileyerek sakinleşir. “Okulumuzda bir vampir öğrenci olması
çok heyecan verici bir şey demek istedim, efendim.” “Eminim öyledir, Nicole. Dönerken yanında
şu madalyonu da alarak Amber’a ulaştığından emin olur musun? Onunla da görüşmek
istiyorum.” “Tabii, efendim.” Madalyon Miss Danielle’in elinden
havalanıp Nicole’ün başının üzerinde uçuşurken genç kız elindeki zarfı göğsüne
bastırarak gülümser ve tekrar oturmuş olan güzel kadının yanına eğilip yanağını
öper, sonra hızlı adımlarla odadan çıkıp kapıyı yavaşça arkasından kapatırken
Miss Danielle gülümser. Nicole müdürün ofisinden çıkıp bekleme
odasından geçiyorken bir an için tek başına oturan yakışıklı adamı izler ve
onun nasıl bir vampir olduğunu düşünürken Hayes’in gözleri anında onu
bulduğunda genç kız saçları savrularak önüne döner ve koşar adımlarla
asansörlere giderken hızla düğmelere basar. O sırada Hayes ve Miss Danielle’in
sesleri duyulurken ofisin kapıları kapandığında Nicole başını tepesindeki
kanatlı madalyona kaldırır. “Sen vampirin kim olduğunu biliyor
musun?” Madalyon sağa sola sallanırken Nicole hmm’lar
ve kimden bir şeyler çıkarabileceğini düşünerek asansöre girer... Rihanna – Disturbia Watch out, you might just go under Better think twice Your train of thought will be altered So if you must faulter be wise Nicole madalyonu takip ederek büyük
gösteri salonuna girmişken sahnedeki dekorların birinin dibinde yere yatmış bir
şeyleri birbirine bağlamaya uğraşan Amber’ın yanına yanaşır. “Amber—“ Amber irkilerek alnını tahtaya
vururken Nicole bu kadar gürültü içinde hala nasıl korktuğunu anlamadığı
arkadaşına bakar. “Afedersin korkutmak istemedim.” “Önemli değil, gerip bir gerginlik var
üzerimde—bir şey var mı?” Nicole hafifçe parmağıyla Amber’ın
alnını siler, ama bir şey göremezken cık’lar ve konuşur: “Sana yüksek yerden bir madalyon var.
Miss Danielle seni görmek istiyor.” Amber madalyonun ucundaki kağıdı alıp
görüşmenin en kısa zamanda olması gerektiğini görürken genç kız elindeki
aletleri dekorun yanına bırakıp sahneden aşağı atlar. Nicole onu gittiğini
görünce hızlı adımlarla yanına düşerken asıl haberi verir. “Vampola’nın müdürü burada.” Amber yine yay gibi gerginleşirken sorar: “Nerede?” “Birazdan gireceğin ofiste, Miss
Danielle’in yanında. Sakin ol o yüzden. Eski bir öğrencisini görmeye gelmiş,
seninle de o yüzden görüşecekler galiba. Hangisi vampir bunların?” Amber dalgın, cevap vermezken Nicole
onun gözlerinin içine bakıyordur. “Amber?” “Hım? Ah, evet. Şey, Pete Gerald.
Arkada amfilerin ayarlarıyla uğraşacanlardan biri.” “Sarışın olan mı?” “Hayır siyah saçlı olan.” Nicole beğeniyle uuu’larken
Amber onu dinlemiyor gibidir, dalgınca konuşur: “Ben gidiyorum Nicole, uslu ol.” Nicole cephesinden bir cevap gelmezken
Amber temiz havaya çıkıp derin bir nefes alır ve yönetim binasına doğru
ilerler. Amber, Caren’a gülümseyerek ofisin
kapısını tıklatır ve içerden gelebileceğini duyduğunda kapıyı açıp içeri girer.
Vampir Hayes’in bakışları derhal kızıl saçlı Furtum[1]
iblisine dönerken genç kız yutkunur. “Endişe etmene gerek yok Amber, otur
lütfen.” Amber, Miss Danielle’in sesiyle uyanarak
gösterilen yere oturur. “Madalyonu yeni aldım efendim. Aldığım
gibi de geldim.” “Sağol Amber. Konuşacağımız konu biraz
hassas.” “Pete ile ilgili mi acaba?” “Tanıştınız demek?” Genç kız başını sallarken nasıl
tanıştıklarını anlatmaya başlayacak olur, ama Hayes onu keser: “Miss Fitz, güçleriniz bir vampirin
yanında çalışmak için oldukça tutarsız olabilir, farkındasınız, değil mi?” “Evet, efendim.” “Miss Danielle bana kontrol konusunda
oldukça iyi olduğunuzu söyledi. Bana biraz da siz güçlerinizden bahseder
misiniz?” Amber hayatının en garip görüşmesinde
ona sorulan en kolay, ama aslında en zor olan soruyu cevaplar: “Ben safkan bir Furtum iblisiyim ve
cinsiyet, güç ya da tür fark etmeden her türlü canlının algılarını
değiştirebilirim, onu aldatabilir ya da isteğime göre motive edebilirim.
Güçlerim 15 yaşına bastığımda ortaya çıkmaya başladı. Okulun ilk senesinde
oldukça zor zamanlar geçirdim, ama ilerleyen zamanlarda Profesör Evans ve
Profesör Leti’nin de yardımlarıyla güçlerimi kontrol edebilmeyi öğrendim.” “Peki daha önce bir vampirle karşı
karşıya geldiniz mi?” “Hayır, efendim. Hiç gelmedim.” Hayes başını sallarken dönerek Miss
Danielle’e bakar. “Ne yapmamızı önerirsiniz?” “Peter nasıl bir vampir, Bay Hayes?” “Peter Gerald hiçbir zaman saldırgan
olmadı. Yarımkan olduğu için Vampola’da daha hafif bir programda okudu. Safkan
vampirlerin arasında hiç olmadı, o yüzden yırtıcı ya da saldırgan olmadığına
yüzde yüz garanti verebilirim, ancak bir vampirin aklını karıştırmak diğer
türlere göre daha kolaydır, biliyorsunuz.” Miss Danielle başını sallarken Amber
endişeli, ikisini izliyordur, usulca konuşur: “Ben eğitimim boyunca iki tür için
özel dersler gördüm efendim: vampirler ve empati iblisleri. İkisiyle de birebir
yakın bir ilişkim olmadı, o yüzden biraz endişeliyim. Son sınıf olduğum için
gücümü her an kontrol altında tuttuğumu söyleyebilirim, ama buradaki hiçbir
öğrencinin aklı bir vampirinki kadar açık olmaz.” “Peter eğitimli bir vampir Miss Fitz,
herhangi bir tehdit durumunda nasıl davranacağını iyi biliyor. Bizim öncelikli
kaygımız sizin güvenliğiniz. Peter gerektiğinde sizden kaçabilir, ama siz onun
peşini bırakabilir misiniz?” Amber ancak sessiz kalabilirken
Hayes’in karanlık gözleri onu izler. Amber tekrar büyük salona girer ve
Nicole’ün köşesinde oturduğu sahneye doğru ilerlerken kızıl saçları
uçuşuyordur; genç kız Pete’in önüne geldiğinde ikisi birbirlerine gülümserler. “Peter, bir dakikanı alabilir miyim?” Gerçek adını duyan genç adam bir an
gözlerini kısarken yanındaki Blake de işkillenmiş, tek kaşını kaldırarak Amber’a
bakıp sorar: “Babasından haber mi var?” “Hayır.” Blake eh iyi o zaman diyerek
rahatlarken Pete gülerek gitarını çıkarır ve arkadaşına vererek Amber’la
beraber daha sakin bir köşeye gider. Kızıl saçlı kız elini kotunun arka
ceplerine sokmuş, önündeki kiremit rengi gözlere bakarken derin bir nefes alıp
konuşur: “Peter—“ “Pete. Bana sadece babam Peter
der. Garip geliyor.” “Pete, ben bir Furtum iblisiyim.” Pete’in bakışları sertleşirken Amber
bildiğini mırıldanarak devam eder: “Ama oldukça iyi bir tanesiyim. Az
önce Miss Danielle ve Bay Hayes’le görüştüm—“ “Hayes burada mı?” “Evet, seni de çağıracaklar, ama önce
benim sana söylememe karar verdik. İkimiz de bu hafta sonuna kadar burada
sürekli bir arada olacağız.” “Bana özellikle saldırmadığın sürece
problem yok, aklımı kontrol edebiliyorum.” “Emin misin? Bir kez kayarsam
kaçabilir misin?” “Ben kaçarım ama—“ “Ben seni bırakır mıyım? Evet,
biliyorum. Daha önce kimseye takılı kalmadım, ama bu seferki biraz şey gibi
olabilir...” “Uyuşturucu gibi.” Amber dudaklarını kapatarak susarken
Pete konuşur: “Benim zihnim tanIdığın her türden
daha boş, daha geniş. Senin ele geçirmeni bekleyen boş bir toprak parçası gibi
diyelim. Bir kez tadına bakarsan bırakmak istemeyebilirsin.” “Dikkatli ol.” “Sen de.” Amber başını sallarken Pete gülümser,
genç kız da belli belirsiz gülümserken bir an sonra durdukları yere bir
madalyon uçup aralarına girdiğinde Amber kanatlı ufaklığı işaret eder. “Sıra sende.” Pete kağıdı okuyup başını sallar,
sonra tekrar kızıl genç kıza bakarak sorar: “Yönetim binası nerede?” “Madalyon seni götürür. Konuklarımıza
eşlik edecek kadar kibarlar.” Pete bembeyaz dişleri yüzünü
aydınlatarak gülümserken Amber bir an yutkunarak bir adım geri çekilir, genç
vampirin ifadesi tekrar düzelirken hafifçe özür dileyerek madalyonla beraber
uzaklaşır; onun ardında kalan Amber hemen yanındaki koltukların birine çökerken
başını arkaya yaslayarak bir süre gözlerini kapatır ve sabahtan beri zonklayan
başının sesini dinler... “Ben vampirlerin çocukları olmaz
sanıyordum.” “Hangi yüzyılda yaşıyorsun sen
Nathan?” Nathan yanındaki Shia’nın kafasına bir
tane geçirirken yemek masasında yanlarında oturan Megan’a yanaşır. “Hangisi vampir, göstersene.” Megan masmavi gözleriyle şöyle bir
yemek salonunu inceler ve sol tarafta gördüğü siyah saçlı vampire başıyla
işaret ederken Nathan o tarafa bakar, bir anda Pete’in kızgın bakışları o
masaya dönerken Nathan irkilir, ama bakışlar ona değil, yanındaki Megan elini
kaldırarak hafifçe özür dilerken Pete gözlerini devirerek önüne döner. “Ne yaptın?!” “Aklını okumaya çalıştım, hissetti.” Nathan’dan bir anlama sesi çıkarken
Shia masanın üzerine eğilerek dehşetle Sukıran’ın kızına bakar. “Yapma bir daha öyle bir saçmalık!?
Manyak mısın sen?!” “Ben de okumaya çalıştım, bir şey
olmaz—“ “Kenda?!” Kenda tepsisiyle beraber masaya
otururken gülümsüyordur, onun ardından Lucas da gelip Sukıran çocukları
üçlüsünü tamamlarken Shia derhal ona sorar: “Sen de denedin mi?” “Neyi denedim mi?” “Vampir’in aklını okumayı.” “İşim olmaz...” Shia arkadaşını alkışlarken hemen
sonra Megan’ı kardeşine şikayet eder: “Megan da okumaya çalışmış, bir şey
söyle.” “Bir şey olmaz.” Nathan gülerken Shia onun omzunu
yumruklar ama Nathan aldırmadan konuşur: “Amber korkudan tir tir titriyor siz
gayet çayırlarda dolaşmaya çıkmış çoban gibi girip çıkıyor musun Vampir’in
aklına?” “Bizim akıl okumamızla Amber’ın
okuması farklı. Şöyle düşün: tabaktaki pastayı görüyor musun?” “Evet?” “Sen bir dilim taptaze çikolatalı kek
görünce ağzın nasıl sulanıyor, onu nasıl iki lokmada yutayım diye düşünüyorsan
Amber da bir vampirin aklına girince onu düşünüyor. Furtum iblisleri akıl
okumakla kalmazlar, onlar o aklı kontrol etmek isterler, boşuna adları aldatma
iblisi değil. Zaten her iblis önüne geldiği gibi akıl okuyabilseydi asıl
okuyucular işsiz kalırdı.” Nathan neden iblisler dersinin en
zayıf dersi olduğunu şimdi daha iyi anlamış, kafasındaki devreler dönmeye devam
ederken Kenda tabağındaki eti kibarca kesiyor, konuşur: “Ve Vampir’in aklı o kadar düzenli, o
kadar ‘al beni!’ diye bağırıyor ki... Senin için özellikle dekore
edilmiş ve her şeyi düşünülmüş bir gardrop gibi. Elini atınca ne bulacağını
biliyorsun, çünkü vampirler kendilerini başka türlü kontrol edemezler. İnsanlık
güdüleri ve anılarıyla vampirliğin getirdiği o şiddet bir arada duramıyor.
Amber bir kez Pete’in aklını görürse o etiketlenmiş çekmecelerin hepsini açıp
içindekileri dağıtmak ister. İşte o zaman...” Masadakiler bir an sessiz kalırken
Megan gülümseyerek mırıldanır: “Aslında çok çekici bir şey...” Kenda da bilmiş bilmiş gülümserken
masadaki beyler rahatsızca öksürerek okul futbol takımının haftaya yapılacak
maçından bahsetmeye başlarlar ve o yırtıcı çekiciliğin üzerine bir kamyon kum
atıp ayaklarıyla bastırırlar. Meryl Streep – Mamma Mia! Just one look and I can hear a bell ring One more look and I forget everything Pazartesi Okulun her köşesinde Miss Danielle’in
şarkıları artık resmi olarak çalmaya başlamışken ders sonrası Cuma günü için
sahne ayarlamaları yapan Amber da bir taraftan şarkıya dans ediyor, diğer
yandan sahne ışıklarını ayarlıyordur. “Sol tarafı biraz daha çekelim!” Amber ışıkları ayarlayanlara
bağırıyorken bir türlü spotlar düzgün durmuyordur, genç kız koşturarak sahnenin
yanındaki demir merdivenlerden yukarı tırmanır ve görevlilerin tuttuğu
halatlardan birini kapıp kendisi çekerken işte böyle olacağını bağırır. O
sırada salonun kapıları açılıp Madame Larocque ve Pete içeri girerken halatla
merdivenlerden sarkıp yere atlayan Amber’ı gördüklerinde Madame Larocque
kaşlarını kaldırır, Pete sırıtırken Amber saçlarını suratından iterek sahneden
atlar. “Bienvenue[2],
Madame Larocque.” “Merci, mon cher[3].
Ne yapıyordun orada öyle?” “Spotları düzeltiyorduk çok önemli bir
şey değil. Oturmak ister misiniz, buyrun...” Amber güzel kadına yolu gösterirken
Victoria onu ve Pete’i bırakarak koltukların yerine sahneye ilerler ve yandaki
basamaklardan yukarı çıkar; sahnenin tam ortasından dönerek seyircilerin
oturduğu yerlere bakarken gülümser. “Oldukça geniş, yüksekliği uygun.
Işıkları görebilir miyim?” Amber arkada birilerini elini sallar
ve derhal ışıklar kapanıp spotlar Victora’nın üzerinde parlar. Sarışın kadın
pırıl pırıl gülümseyerek başını sallarken spotlar kapanır ve ışıklar tekrar
açılır, güzel profesör basamaklardan tekrar inerken sorar: “Hepsiyle sen mi ilgileniyorsun
Amber?” “Alt sınıflardan bir ekibim de var, ama
başkan benim efendim, evet.” “Trés bien[4]...” “Merci beaucoup[5],
Madame.” Victoria ince topukları üzerinde
tekrar ikisinin yanına geldiğinde Pete’e dönerek gülümser. “Senin zıplayıp hoplaman için yeteri
kadar alan var Pete.” “Bu sefer o kadar zıplayıp hoplamayacağım
sanırım, efendim.” “Ah, eminim öyledir—“ “HALAT!” Amber bir anda boşalan halat için
atılamadan Pete fark etmiş, vampir hızıyla bir anda sahnede belirip az önce
Amber’ın tuttuğu halatı tüm gücüyle çekerken spotların yukarda tavana
yapışmasının sesi duyulur, genç adam hafifçe yüzünü buruştururken Amber
gülümser. “Yere düşüp bin parçaya
ayrılmalarından iyidir. Sağol, Pete.” “Rica ederim...” Genç adam başını kaldırıp
yukardakilerin kontrolü alıp almadıklarına bakıyorken Victoria yanındaki Amber’ın
koluna girer ve ikisi konuşarak uzaklaşırken hala halatı tutan Pete kızıl saçlı
kızın arkasından bakar... “İçeri gel, Pete.” Pete, Miss Danielle’in
odasına girerken Hayes ayağa kalkarak genç adamın elini sıkar, Pete
gülümseyerek hafifçe ona sarılırken Miss Danielle’e döndüğünde ayaktaki güzel
kadının elini alıp hafifçe öperek geri verir. “Benimle görüşmek
istemişsiniz, efendim.” “Evet Pete, otur
lütfen... Amber’la konuşma fırsatınız oldu mu?” “Evet. Furtum iblisi
olduğunu öğrendim.” Genç adamın sesi oldukça
huzursuz çıkınca Miss Danielle sözü Vampola’nın müdürüne bırakır. “İkiniz için de zor bir
zaman olacak, ama ne seni tekrar Verona’ya göndermek, ne de Amber’ı projesinden
alıkoymak istemiyoruz. O yüzden kendine iyi bakacağından emin olmak istedim Pete.” “O kadar yolu beni
kontrol etmek için geldin, Ha—yani geldiniz, efendim?” Hayes gülümserken başını
sallar. “Eski öğrencilerimi her
zaman kontrol ederim, biliyorsun. Ayrıca oldukça özel bir durum bu.” “Amber seneye Verona’ya
gelirse o zaman ne olacak?” “Öyle bir durum oluşursa
Akademi gerekli önlemleri alıp ders program ve aktivitelerinizi ona göre
ayarlayacaktır. Ama şimdilik ikiniz de mesafenizi kendiniz ayarlamalısınız.
Rahat olabilecek misin?” “Elimden geleni
yapacağım.” Miss Danielle başını sallıyorken
Hayes sanki tatmin olmamış, hafifçe gözlerini kısarak karşısındaki vampire
bakarken Pete yutkunur, Hayes yakalamış, gülümserken konuşur: “Bu bir seferlik deneyip
bırakılacak bir şey değil Pete.” “Biliyorum.” “Ama istiyorsun,
görüyorum.” Miss Danielle kaşlarını
çatmış, sesini çıkarmadan iki vampirin konuşmasını izliyorken Hayes devam eder: “Furtrum’un gücü çok
tehlikelidir, ama bir o kadar da tatlıdır, biliyorum. Bir anda sanki birisi
seni kaldırıp binlerce merdiveni uçarak çıkartmış gibi olursun. Bütün yük,
kısıtlamalar, kendini kontrol etme zorunluluğu kalkar, hafiflersin...” “Bunları bilmemin bana ne
faydası oluyor?” Hayes gülerken Pete tek
kaşını kaldırarak onu babasından sonra en iyi tanıyan adama bakar. “Kötülüklerinden
bahsetsek de benim de hevesim kırılsa nasıl olur?” “En kötü şey nedir zaten
biliyorsun.” “Tekrar duymalıyım.” “Aklını kaybedip çok
başarılı bir müzisyenken bir sebze olursun Pete. Çilek kızılı saçlar için
kendini feda eder misin?” Pete derin bir nefes
alarak dikkatini Miss Danielle’e çevirerek konuşur: “Endişeniz olmasın Miss
Danielle, intihar etmeye eğilimli değilim—“ “Aslında öylesin—“ “Hayes!” “Bay Gerald, saygı
sınırlarını aşmayalım.” Pete burada asıl lider
olan kadının sesiyle susarken Miss Danielle, Hayes’e bakar. “Peter’ın intihar
eğilimleri var mı Bay Hayes?” “Pete Vampola’ya geldiği
ilk sene kendini safkan yurtlarında gecenin bir yarısı kanı çekilmiş bir
şekilde bulmaya alışkındır Miss Danielle. Onun dışında başka iblisleri
denemediğine garanti verebilirim.” Miss Danielle’in
bakışları alev alarak diğer taraftaki genç vampire dönerken Pete kaskatı
kesilmiş, önündeki saldırgan müdüre bakıyordur, Miss Danielle konuşur: “Size gelen zarar benim
öğrencimin geleceğine malolur Bay Gerald. Burada kalacağınız beş gün içinde
Amber Fitz için herhangi bir tehlike oluşturursanız sonuçlarına katlanırsınız.
Umarım beni anladınız.” “Efendim, inanın öyle bir
niyetim ya da planım yok, lütfen yanlış anlamayın.” “Benim anlayış biçimim
üzerinde bir etkiniz olamaz Bay Gerald. Lütfen adımlarınıza dikkat edin ve
huzurlu birkaç gün geçirin. Gidebilirsiniz.” Pete yutkunarak Hayes’e
bakarken deneyimli vampir başını sallar: “Korku bazen güvenden
daha koruyucudur Pete. Miss Danielle’in sözlerini aklından çıkarma.” Siyah saçlı genç vampir
neredeyse kırmızı olmuş gözlerini bir an kapatır, sonra kendini toparlayarak
ayağa kalkar ve ikisine de iyi günler dileyerek odadan çıkarken çilek kızılı
saçları düşünmemeye çalışarak asansörlere gider... Salı Amber kahvaltı tepsisiyle gelip masaya
çökerken Madeline kendi zımbırtılarını biraz kenara çeker ve yanındaki kızıl
bombayı izlerken Amber tostunu alıp sertçe bir lokma koparır ve sanki tostu
değil de etraftaki masalardan dik dik ona bakanları eziyormuş gibi çiğnerken
Madeline onun koluna dokunur. “İyi misin—“ “İyiyim, kahveni alıyorum.” Madeline ellerini çekerek koyu
kahvesinin alınmasına izin verirken Amber ondan da büyük bir yudum alır, ama
sonra çok sıcak olduğunu anlayıp ağzını yakarken feryat ederek fincanı da tostu
da bırakır. “Yiyemiyorum, içemiyorum! Ne yapıyorum
ben?!” Madeline dudaklarını birbirine
bastırarak kaşlarını çatarken Amber saçlarını savurarak ona bakan masaların
birinde Pete’le göz göze gelir, sonra dönerek önüne bakar ve hunharca bir
kenara attığı tostu alıp birkaç tane de peçete çekip çıkarken Madeline masaya
dökülen kahveyi siliyordur, Carrie sorar: “Her sabah böyle mi olacak?” Amber’ın bütün gece uyumadan sağa sola
dönüşünden yakınen haberdar olan Megan cevaplar: “Bütün gece uyumadı. Sanki kendini
rahat bırakıp uykuya dalarsa gidip Vampir’in aklına gireceğinden korkuyor.” “Öyle bir şey olmaz, değil mi?” “Benim rüyalarıma girmişliği var,
bilemiyorum.” Carrie endişeyle önündeki zeytinleri
çatalının ucuyla ittirirken Megan onun kolunu hafifçe sıkarak gülümser. “Amber iyi olur, merak etme sen. Bugün
provan var mı?” Carrie “William geliyor, hadi oyun oynayalım.” Megan sırıtırken Carrie de merakla
arkasına döner ve yarı yolda birbirlerinin yolunu kesen William ve Mace’i
görürken bir an sonra Madeline, Lord Bouchard’a seslendiğinde Mace kasılır,
William gülümseyerek o tarafa giderken Carrie gülerek önüne döner: “Biraz gaddar olmadı mı?” “Mace benim yanıma oturursa ve William
ikimizi görürse o zaman gaddar zamanlar başlar, bırakın böyle kalsın. Cuma’ya
kadar—“ “Günaydın bayanlar.” Her koldan Günaydın William’lar
duyulurken yakışıklı genç adam oturarak Madeline’e gece iyi uyuyup uyumadığını
sorar, Lady Deveraux güler yüzüyle cevaplarken Mace tepsisini Dante’nin yanına
çarparak kendi masasına oturur. “Günaydın.” “Gün senin sesini duydu soldu gitti,
ne bu hal?” Mace başıyla sertçe arkayı işaret
eder, Dante dönüp bakar ve Lord ile Lady’i yanyana görürken sırıtır. “Pek yakışmışlar, pek!” “Boğazını keserim, sonra kanını da
Vampir’e hediye ederim.” Dante gülerek önüne dönerken Mace
elini Patrick’e sallayarak tuzu ister; tuz uzatılırken Patrick sorar: “O vampir işi ne olacak merak
ediyorum.” “Amber bütün hırsını bizden alıp bir
hafta hepimiz amuda yürütmezse güzel olacak.” Patrick o kadar emin olmamalarını
söylerken Dante portakal suyundan bir yudum alıp yutarak konuşur: “Ben gönüllü olabilirim. Nasılsa
genetik olarak bir Calis’in zihni çelik gibidir. Ruh özümüz kuvvetli.” Dante masadakilere göz kırparak kız
düşürme fırsatını kutlarken Mace onun ekmeğini çalıyordur, omzundan ittirerek
kahvaltısına dönmesini söyler ve ekler: “Amber sana bir beden büyük gelir, git
yaşıtlarınla oyna.” “Yaşıtlarımla oynamama izin verseler
oynayacağım. Carrie’ye yaklaşmam yasak.” “Sophia’yla koklaş. Yapmadığın şey
değil.” “Sophia benim aklımı dağıtmak için
benimle oynaşmaz. O isterse oynaşılır, öğrenemediniz.” Mace çok özür dilerken Benjamin manalı
bir şekilde öksürür. “Oynaşma muhabbetlerini bıraksak.” “Neden?” “Taylor ve Adia geliyor.” Muhabbet derhal değişirken kızlar
gülümseyerek onlara ayrılan yerlere oturur, kahvaltı devam eder... “Sen şunları al, ben ikinci postayı
getireceğim.” İkinci sınıflardan biri Amber’ın
verdiği kabloları koluna takıp giderken Amber saçındaki lastiği çıkarıp
kızılları tekrar toplayarak yürüyordur, o anda köşeden dönen Pete’e çarptığında
ateşe dokunmuş gibi geri çekilir. “Gelirken geliyorum diye bağır!” İkisi de bir an öylece kalırken Pete
başını sallar, sonra bir şey demeden uzaklaşırken Amber kollarını indirerek
gözlerini devirir ve kendi kendine konuşarak kulise girerken Blake onu görünce
elindeki mikrofonla beraber derhal onun yanına atlar. “Amber, naber?” “İyilik Blake, senden?” “Hepimizi öldürmeyeceksin, değil mi?” Amber gülerek başını iki yana
sallarken Blake eliyle arkasındaki Leona’ya da işaret eder, esmer kız da onlara
katılıp birlikte yürürken sorar: “Yardım edebileceğimiz bir şey varsa
söyle lütfen Amber.” “Teşekkürler, olursa söylerim.” “Pete’i uzak tutmamızı istersen bir
işaretin yeter, derhal kolumun altına alır giderim.” “Sağol Blake, gerçekten. Öyle bir şey
olursa ilk size gelirim.” Blake ona göz kırparak genç kızı
işlerine gitmesi için bırakırken Amber gidince Leona ve Blake yalnız kalırlar,
yeşil gözlü esmer kız sorar: “Ne kadar dayanır?” “Ben Perşembe öğlen diyorum.” “Bana yarın gece gibi geliyor.” “Pete’e kalsa şimdi ve hemen olacak,
ama Stevens onu korkutmuş.” “Ki korkması gerekiyor, ciddi bir şey
bu Blake.” “Ve biz iddiaya giriyoruz.” “Umarım ikimiz de kaybederiz.” Blake ve Leona el sıkışarak farklı
yönlere giderken Blake sonra dönerek Leona’nın gittiği yere gider... Çarşamba Jaden elindeki sandviç ve meyve
suyuyla provaların olduğu salona girer ve bir köşeye çökmüş, önündeki küçük
ampülleri renklerine göre ayıran Amber’ın tarafına giderken elindekileri
sallar. “Akşam yemeği servisi!” Üçüncü sınıflardan üç beş kafa o
tarafa dönerken Jaden onlara olmadığını, önlerine dönmelerini söyler ve
Amber’ın önünde yere çökerken kızıl saçlı kız yeşil bakışlarını kurbağaların
abisine kaldırır. “İkramiye sana mı çıktı?” “Benden habersiz iş yürümez,
biliyorsun. Tavuklu sandviç getirdim, bir de şeftali suyu.” Amber teşekkür ederek alır ve
ampülleri bırakıp yemeğini açarken Jaden onun bıraktığa işe devam ederek küçük
kırmızı bir ampulü kırmızı kutusuna atar. “Nasıl gidiyor?” “İyi gidiyor, herkesin provaları çok
güzel. Cuma günü kalabalık delirecek.” “Seninkinin provası nasıl?” Amber delikanlıya bir bakış atarken
Jaden sırıtır. “Lafın gelişi seninki, iyi
tamam, Vampir’in provası nasıl?” “Onu daha görmedim. Ben dersteyken
yapıyormuş, arkadaşları öylesi daha iyi diyor.” “Mantıklı.” Yeşil bir ampul de diğer arkadaşlarına
kavuşurken Amber şeftali suyundan bir yudum çeker ve etrafına bakınarak
sandviçini yerken Jaden onu izliyordur, gülümser. “Gerçekten o kadar zor mu?” Amber başını sallarken bir lokma daha
alır ve konuşmadan oturmaya devam ederken Jaden onun günlük aktivitelerini ne
kadar sınırladığının farkında, tekrar ampullere dönerek konuşur: “Daha çok ne yapmak istiyorsun
mesela?” Delikanlı kalçasına hafif bir tekme
yediğinde güler. “Merak ediyorum! Genel kültür bunlar!” “Ben sana genel bir kültür vereceğim
şimdi yumruklarımla.” “Seneye sen de Verona’ya gidersen
mesela, o zaman ne olacak?” “O zaman bir yolu bulunur. Ayrı
programlar, aktiviteler, vesaire. Türlerin ayrımı aynı okulda olunca daha kolay
oluyor. Burada ayrılma şansımız yok.” “Bir kerecik girip baksan—“ “Olmaz.” “Birinci sınıfta hiçbirimizi
öldürmemiştin...” Amber elindeki sandviçi sağa sola
eğerek ısıracak güzel bir yer ararken mırıldanır: “O zaman daha küçüktüm ve zaten
gördüğüm şeyden korkup kaçıyordum. Şimdi gördüğüm şeyi seversem yandık.
Bu senin kızlara göz süzüp bir öpücük koparan sihirli cazibene benzemez.” “Ben o işi bıraktım, lütfen.” Amber gülerek başını sallarken Jaden
son mavi ampulü de atıp kutunun kapağını kapatır. Amber onu görünce üzüntüyle
inlerken Jaden kutuyu tekrar açar. “Ne oldu?!” “Yapacak işim yokken onlar aklımı
dağıtıyordu, sen bitirdin.” Jaden o zaman geri dağıtalım diye
boşaltacakken Amber hayır diyerek atılır ve dirseğiyle kutuyu kapatırken Jaden
onun kolunu çekip sandviçinden bir ısırık alır, sonra ayağa kalkarken yerdeki
kızıl da başını arkaya atmış, ona bakıyordur, sorar: “Vampir bana bir şey yaparsa gelip
döver misin?” “Sen Vampir’e bir şey yaparsan seni
kim dövecek?” Amber dudağını bükerek yalancıktan
ağlarken Jaden gülerek onu alnından ittirir sonra sahneden aşağı atlayarak
çıkışa giderken dördüncü sınıftan kızların iç çekişleri duyulur, ama delikanlı
aldırmıyorken kapı arkasından kapandığında Amber ayaklarını sahnenin kenarından
sallandırarak sandviçini yemeye devam eder... Fall Out Boy - This Ain't A Scene It's An Arms Race “VE BASIN MENSUPLARI PROVALARI İZLEMEYE
GELİR!” Nicole kapıları iki yana ittirerek
salona girerken Veronica da fotoğraf makinesiyle uğraşarak onu takip ediyordur,
deneme için bir iki poz çekerken Amber sahneden onlara el sallar. “Sizi bekliyorduk—“ “Vampir nerede?” Amber’ın ifadesi donarken aranan
Vampir sahnenin önünde yere çökmüş, kucağındaki gitarıyla elini kaldırır; Amber
dikildiği yerden oraya eğilirken saçları yüzünün iki yanından aşağı akıyordur,
sorar: “Sen orada mıydın?” Pete başını kaldırarak ona gülümserken
Amber derhal geri çekilerek işine döner. Nicole fotoğrafçısıyla birlikte
Vampir’in yanına gelip otururken elini uzatır. “Nicole Blaisdale. Kanatlar Altında
dergisi editörü.” “Pete Gerald, Vampir.” Nicole çok iyi anlaşacaklarını
söyleyerek not defterini açar ve ilk sorusunu sorar: “Pekala, Pete, Vampola’da günler nasıl
geçiyordu, biraz anlatır mısın?” “Kanlı, bıçaklı ve yine kanlı. Ama
yemekler güzeldi.” Nicole aynen geçirirken Pete
onun yazdıklarına bakıyor, sıradaki soruyu bekliyordur, çok uzun sürmeden
istediğini alır. “Kız arkadaşın var mı Pete?” “Vardı, ama bir gece yanlışlıkla
öldürdüm.” Sarışın kız kalemi kağıdın üzerine
bastırarak ona bir bakış atarken Pete güler. “Tamam, bunu yazma. Hayır, yok—“ “Onun sevgilisi benim!” Blake sahneden kafasını aşağı sarkıtıp
öpücük atmaya başlarken Pete elini sallayarak onu kovalar. Nicole başını
kaldırarak sarışın şebeğe bakarken gülümser. “Verona’da hangi bölümdesin?” “Eski Dünya Klasik Müzikleri
bölümündeyim.” “Gitar?” “Bu sene için bitirme projem. Seçtiğim
bir klasiği rock müziğe uyarlıyorum.” Nicole bunları da not alırken sorar: “Amber Fitz’le aranız nasıl?” Blake yukardan gevrek gevrek gülerken
Veronica onun bir fotoğrafını çekince susarak kaçar, Pete soruyu cevaplar: “Biraz gerginiz, malum.” “Amber senin beynine girebilseydi ne
yapmasını isterdin?” Sahnenin üstünde biri ayağını yere
vurarak uyarı sinyalleri verirken Nicole elini sallayarak boşvermesini söyler
ve cevabı bekler; Pete gülümseyerek cevaplar: “Düşünmemeye çalışıyorum.” “Ama artık düşüneceksin, hemen ilk
aklına gelen bir şeyi söyle.” “O tip şeyleri okul dergisine yazmaya
izin var mı?” Nicole kahkahayı basarken Amber son
bir kez ayağını yere vurup gittiğini bağırır ve uzaklaşır. Pete sırıtırken
Veronica mırıldanır: “Amber gerçekten zor zamanlar
geçiriyor, dalga geçmesek olmaz mı?” “Dalga geçmiyordum.” Sarışın fotoğrafçı put kesilirken
Pete’in koyu kızıl gözleri izliyordur, genç adam konuşur: “Yapabileceği en masum şey o olur. Ben
üstünlük kazanabilirim ve kurtulma şansımız daha yüksek olur.” Veronica hala sesini çıkarmıyorken
Nicole kaleminin başını çenesine yaslamış, mırıldanır: “Bunu yazamam sanırım, ama bilmemiz
iyi oldu. Acil çıkış olarak kullanılabilir—“ “Nicole!” “Ne var Veronica?! Delirip sebzeye
dönmekten iyidir.” Pete sesini çıkarmıyorken az önce
gidiyorum diyen kızıl yarı yolda kalakalmış, boşluğu izliyordur... Perşembe Blake kahvaltı tepsisiyle restoranda
masasına doğru gidiyorken güzel güzel kızlar önünden geçiyor, gülücükler
uçuşuyordur. Sarışın genç adam Leona’yla Pete’in arasına geçip otururken
yanındaki esmer güzelliğe döner. “Kaybettin.” “Sen de daha kazanmadın.” Pete eğilerek ikisine bakarken Leona
ona göz kırpar. “Yok bir şey.” “Umarım yoktur—“ O sırada bir anda restoranın kapıları
açılır ve Amber’ın önünden Dante uluyarak içeri girerken kızıl kız başını
tutuyordur; onların arkasından diğer kurbağalar da birer ikişer dökülüyorken
Sophia Dante’nin arkasından koşarak kendini kurt sana delikanlıyı alarak
kollarından çekiştiriyordur. “Tamam! Gel bana ulu!” Dante derinden bir kez daha ulurken
Sophia arkadaki Amber’a bakarak yüzünü buruşturur. “Gerçekten aklında kurt olup ulumak mı
var bunun?!” “Bilmiyorum, başım ağrıyor!” Dante bir kez daha uluyunca Sophia
elini onun ağzına kapatır ve sarı kafayı çekip göğüslerine kapatırken Dante
onun beline tutunup biraz olsun susar. Amber başını tutarak dışarı çıkarken
kurbağaların bir kısmı da onunla beraber çıkar, Sophia göğsüne bastırdığı kurtu
yemek yemeye götürürken Pete onları izliyor, iç çekerek önüne döner... Amber kuliste yere bıraktığı çantasını
alıp başından geçirirken gece geç saate kadar çalışmış ekibe iyi geceler
dileyerek sahneye çıkıp merdivenlerden iner; gözleri Pete’i arıyorken genç adam
bu akşam ortalarda görünmemiştir. Amber sabahki sahneye onun da seyirci
olduğunu tahmin ediyor, minnetle dolarak yürür ve kapıdan çıkarken hemen
dışarda bekleyen Pete’i gördüğünde geriler. Kızıl kız sanki bir an için kendin
bırakmış, onu görmeyeceğine eminken şimdi bir anda karşısına çıkınca bütün
zırhını bıraktığı yerden geri almaya çalışıyor, ama tuttuğu her şey elinden
birer birer düşüyorken Pete omzuna astığı gitarı çıkarıp yere bırakır ve usulca
konuşur: “Sakin ol Amber—“ “Sen burada değildin...” “Blake sen gidince beni arayacaktı,
arka kapıdan çıktın sanmış...” Amber yutkunur sonra derin bir nefes
alarak havayı koklarken gözlerini kapatır, o anda Vampir’in hırıldaması
duyulurken Amber hızla gözlerini açar, çapraz astığı çantasını başından çıkarıp
tek seferde bir köşeye atarken Vampir artık dönüş olmadığını biliyor öfkeyle
hırıldayarak arkasını döndüğü gibi geniş bahçeye doğru koşmaya başlar, Furtum
da arkasından fırlar... Rihanna – Disturbia It's a thief in the night to come and grab you It can creep up inside you and consume you A disease of the mind it can control you It's too close for comfort. Bütün Melekler Okulu sıcak odalarında
uykuya hazırlanıyorken bahçede nefessizce koşturan ikiliyi kimse görmüyordur... Pete tüm gücüyle bir yere kaçmaya
çalışıyorken bacakları yeteri kadar hızlı değil, arkasındaki Amber ona
yavaşlamasını söylüyordur ve genç kızın sesini Vampir’den başka kimse
duymuyorken çilek kızılı saçlarıyla zeki iblis gülümser... Vampir hızlı adımları arasında
sendeleyerek ellerini ıslak çimlere bastırır ve hemen ardından dengesini bulup
hırıldayarak tekrar koşmaya başlarken Amber da onun ardından koşturuyor, sesini
duyurma kaygısı olmadan konuşur: “Kaçacak yerin yok.” “Amber! Sakin ol!” Amber başını iki yana sallayarak
koşmaya devam ederken Pete bir an olduğu yerde durur ve arkasını dönerek hızla
üzerine saldıran kızı tutar, ikisi beraber çimlere düşerken Amber onun
üzerinde, nefes nefese, Vampir’i omuzlarından yere bastırmış, yutkunur. Pete
onun kendini toparlamaya çalıştığını görüyor, ama başarıp başaramayacağından
emin değilken dişlerini sıkarak boğazından çıkan hırıldamayı geri itip konuşur: “Amber, yapmak zorunda değilsin. Kalk
üzerimden—“ “Bomboşsun, nasıl bu kadar bomboşsun?” Amber hayranlıkla ellerini siyah saçlı
Vampir’in saçlarından geçirir ve sanki düşüncelerini tutuyormuş gibi sıkarken
Pete hırıldar. “Anlaşıldı, zarar vermeden
çekilmeyeceksin—“ “Bana bir şey yapamazsın Pete...” “Pete yapamaz, ama ben yaparım.” Vampir’in sivri dişleri görünürken
genç adam üzerindeki kızın paltosunu iki yana çekip omuzlarından sıyırır ve göz
açıp kapayıncaya kadar onu altına alıp eğilerek omzunun hemen altından kolunu
ısırırken Amber acıyla gözlerini kapatır. Vampir onun kanını emiyorken Amber onu
bırakmasını söyler, ama kan içen vampirin hayvansı zihni ondan daha güçlü,
bırakmıyorken Amber yavaş yavaş pes ediyordur, gözlerinden yaşlar süzülürken
kızıl saçlı masum kız yalvarır: “Pete, lütfen, canım yanıyor...” Pete onun sesini duyduğu anda şakağına
bastıran ellerin geri çekildiğini hissetmiş, dişlerini çekerek kanlı
dudaklarını yalarken kendini sol tarafa atar. Amber ağlayarak kanayan kolunu
tutuyorken doğrulur ve parmaklarına bulaşan kırmızılığa bakarken Pete hemen
önünde bitmiş, ceketinin koluyla ağzını silerek Amber’ın kolunu tutar. “Revire gidelim—“ “Özür dilerim—“ “Hayır, hayır gerek yok, hadi kalk...” Pete onu kollarının altından tutarak
kaldırır ve sonra kucağına alıp bacaklarının altından tutarken Amber kolunun
acısından başka bir şey düşünemiyor, bir an sonra uçarcasına uzaklaştıklarını
hissettiğinde gözlerini kapatır ve Pete’in boynuna tutunur... “Pete, dur...” Pete aldırmıyor, ama nereye koşacağını
da tam bilemeden koşuyorken Amber onun boynunu sıkar. “Peter! Dur!” Vampir derhal dururken Amber gözlerini
açarak başını kaldırır ve ona bakar. “Revire gidersek rapor tutarlar, başımız
derde girer—“ “Canın yanıyor.” “Atar damarımdan ısırmadın, geçer...” Pete sessiz kalırken Amber farkında
değil, ama onun ensesindeki saçlarla oynuyor, mırıldanır: “Odamda yarayı temizleyip sararım.” “Emin misin?” Genç kız başını sallarken Pete onun
yüzünü izliyor, biraz sonra eğilerek dudaklarını örterken Amber başını geri
bırakarak gözlerini kapatır. Vampir kollarındaki zehirli kızı
öperken Amber yarı uykuda, onun başına tutunur, biraz sonra Pete saçlarının
çekildiğini hissettiğinde geri çekilir, Amber da gözlerini açarak elini
indirirken genç adam onun bacaklarını bırakıp yere indirir. Amber hafifçe
sendeleyerek tekrar doğrulurken Pete onu sımsıkı tutarak kendine yaslar. “Ayakta bile duramıyorsun—“ “Isırmanla alakası yok, kendi kendime
yaptım, aklım karışık...” “Odanın nerede olduğunu söyle.” “Kendim giderim, gerçekten—“ “Hayır—“ “Pete bir kez daha saldırırsam bu
sefer nereden ısıracaksın?” Genç adam bir şey söylemeden başını
iki yana sallarken Amber onun ne demek olduğunu bilmiyor, ama tahmin edecek
kadar güçlü de değil, ona sarılırken Pete genç kızı tekrar kucaklayarak
kaldırır ve kulağına mırıldanan Pierce’la yolunu bulur... “Binaya kucağında giremem.” Pete onu yere indirirken Amber kapıyı
iterek içeri girer, Pete de onu takip ederken genç kız arkasını dönerek elini
onun göğsüne bastırarak durdurur. “Her an ayılabilirim.” Pete anladığını mırıldanarak geri
çekilirken Amber onu uzaklaşmasını izliyor, kalbine bir şey bastırırken uzanır
ve genç adamı ceketinden çektiği anda Pete de onun dudaklarına eğilince
ikisinin elleri birbirinin saçlarına girer... “Ayıldın mı?” “Hayır—“ Pete gülümseyerek tekrar dudaklarını
onun dudaklarına bastırırken Amber ayılmaktan çok uzak, dizleri titreyerek genç
adamın boynuna sarılır... “Şimdi?” “Daha değil...” Amber gözlerini bile açmıyor,
dudaklarıyla uzanarak Vampir’in dudaklarını bulurken merdivenlerin altındaki
kuytu köşe onları saklıyordur. İblis kız ve genç vampir birbirlerine
sarılıyorken Amber bacağını kaldırarak Pete’i bacaklarından kendine çeker, genç
adam sağ eliyle onun bacağını kavrayıp kendini genç kıza bastırırken Amber
başını geri çekerek duvara yaslar ve nefes nefese göğsü inip kalkarken Pete de
çekilmesi gerektiğini biliyor, ama önce eğilerek iblis kızın boynunu öper,
sonra bacağını bırakarak geri çekilirken aralarında güvenli bir mesafe
olduğunda bakışları buluşur, Pete sorar: “Ayıldın mı?” “Birazdan... Sen gidince...” Pete başını sallar, baş parmağının
ucuyla hafifçe dudaklarını kenarını siler ve sonra dönüp binadan çıkarken Amber
gözlerini kapatıp gülümseyerek duvardan süzülüp yere oturur... ![]() |


