Rihanna – Don’t Stop The Music

 

 

“Herkes isimlerini söyledi mi? Birbirinizi unutmayın!”

 

Her giren başını sallayarak geçiyorken bu senenin mirasyedi ve hiç memnun olmayan dul (katil) kadını Rose olmuş, soruyu soran Anna’yı şöyle bir süzerek kürkünü düzeltir ve kendi kendine mırıldanır:

 

“Giyim tarzını hiç tasvip etmedim, bilmeni isterim Anna.”

 

Anna en tanrıça bakışıyla tek kaşını kaldırarak kürkler içindeki zengin kadına bakar, sonra güneş kokulu saçlarını savurarak uzaklaşırken Rose yanındaki Livana’nın koluna girerek içeri ilerler.

 

Normal bayanların arkasından balo salonuna adımını atan Vampirella pelerinini açarak arkasına bırakır ve hangi hizmetkarının birbirini ittirerek yakaladığına aldırmadan kollarını kaldırıp dans ederek kalabalığın içine girerken seslenir:

 

“Bu gece kimsenin kanını emmeyeceğim! Canınızı bağışlıyorum ey ölümlüler!”

 

Kalabalıktan alkışlar yükselirken kırmızılı kızı çoktan birileri kollarına almışken pelerini yakalayan Jaden onun arkasından koşturur, Jesse ve Duncan da kalabalığı yararak onu takip eder.

 

 

“Öküz değilim diyorum!”

 

Shia hala kapıdaki adama derdini anlatmaya çalışıyorken öküz olmadığı herkes tarafından kabul edilene kadar kanını vermeyi reddediyordur, o sırada rahibe kostümü içinde Megan gelir ve toynak eldivenlerden birini çıkarıp Shia’nın elini kan alan görevliye uzatırken açıklar:

 

“Ben Megan Collins, kilise kurallarına karşı gelen bir rahibeyim, bu da Shia Pulvu, benim öküz kostümü içinde gizlenen günahkar sevgilim.”

 

Shia o noktada öküze karşı gelemiyorken kanı alınır, toynağı tekrar eline geçirilirken Megan yine en uslu durumdan kurtulmanın bir yolunu bulmuş, keyifle günahkar sevgilisini kollarından çekerek salondan içeri sokar.

 

Yırtık Rahibe ile Günahkar Öküz’ün ardından Amber geliyor, yanındaki Eliza’yla birlikte adlarını ve rollerini söyleyip kanlarını verirken Eliza arkasındaki Owen’ı süzüyor, ısrarla ne olduğunu söylemeyen delikanlının bu sefer başına ne işler çıkaracağını düşünüyordur. Elastik kız kanı alındıktan sonra Amber’ı salona yollamış, kan alan adamın yanında durup sıranın Owen’a gelmesini bekliyorken smokin içindeki prens gülümser ve görevliye elini uzatır:

 

“Owen Lysander, bu gece sadece Eliza Grunier ve Sam Miller’a görünecek olan hayaletim.”

 

Görevli gülümseyerek başını sallar ve kanı alıp gerekli yerlere isim ve rolü yazarken görevlinin yanındaki Eliza ağzı bir karış açılmış, ona kolunu uzatan Owen’a bakıyordur; Prens başıyla kolunu tekrar işaret eder, Eliza elini onun koluna bırakarak öylece yürürken içeri girdiklerinde Eliza beş senedir ilk defa sadece onun olan Prens’e bakar.

 

“Neden?”

 

Owen cevap olarak eğilerek sahibinin dudaklarını kapatırken Eliza ilk defa bir hayalet tarafından öpülüyor, nefesi kesilerek Owen’ın kollarına tutunur...

 

 

300.

 

 

“Beeeen biraaz içki alalım diyoruuum, sen ne dersin Jooonaaatthaaaaaan!”

 

Nicole içeri girdiği anda bir müzikal sanatçısı gibi cümlelerini sadece şarkı söyleyerek kurmaya başlamış, yanındaki Jonathan her seferinde gülmekten yerlere yatıyorken Nicole de kendini tutamıyor, bir yandan gülüp bir yandan onu çekiştirerek bara giderken konuşur:

 

“Gülmeeee, gülmeeee, hiç ama hiç hiç hiç komiikkk değğil!”

 

Nicole’ün kalçaları her hiç için bir sağa bir sola gittikçe Jonathan daha da gülüyorken Adalı Gelinini belinden kavrayarak kendine yapıştırır ve onunla birlikte içki servisinin yapıldığı yere gider.

 

“Beeenn özel, çok özeeeell serviiğğğs olan bir, bir, bir sadece bir kadeeehhh şampanya alacağııımm, bu yanan ateşimi söndürmek içiğğğnnn!”

 

Jonathan gülerek bir kadeh de o istediğini söylüyorken Nicole kendi şarkısını bırakmış, salonda ortalığı inleten müzikle dans ediyordur; 37 numara da onunla beraber ellerini havaya kaldırarak eğlenirken ikisinin de gece boyunca içebilecekleri tek kadeh alkol gelir. Nicole kendi kadehini alarak sevgilisinin kadehine hafifçe vururken mutlulukla gülümser.

 

“Mutluluğumuzağğğ sevgiliiiğğm, bir taneeeğğm, hayatııımmm—Jonathaaaan bu iş gittikçeğğ sinirlerimiiğğ bozmaaya başladııığ...”

 

Nicole kadehi devirerek şampanyasını içerken Jonathan da bir yudum almış, ama Nicole’ün çaresiz yüzünü görünce gülerek kadehi bir köşeye bırakır ve kahkahayla iki büklüm olur...

 

 

Vampirella kafasında kuşların uçuştuğu Piz’i görmüş, topuklarını yere vura vura oraya ilerler ve delikanlıyı sol omzundan çevirerek yakalarından kendine çekerken Piz afallamış, ama hemen sonra gülümser.

 

“Talih kuşlarım yine işe yaradı.”

“Kanın tatlı mı ölümlü?”

“Sizin için tatlandırırım kraliçem.”

 

Faye bakışları bir an yumuşayarak gülümser, Piz eğilerek onun dudaklarını örterken ikisi bir an kim ve ne olduklarını bilerek öpüşürler, hemen ardından Faye delikanlının alt dudağını hafifçe ısırarak bırakırken arkasını döner ve peşinde dolaşan hizmetkarlarına bakar.

 

“Beni tam 17 dakika rahat bırakın! Gidin! Şimdi!”

 

Üç cüppeli delikanlı da bir yana dağılarak efendilerinin kişisel alanı için uzaklara koştururlarken Faye tekrar avına döner ve usulca konuşur:

 

“Yarın mezuniyetten sonra hemen gidecek misin?”

“Babamlarla birlikte Verona’ya dönüyorum, kalmayacağım. Sen?”

“Ben de Luplex’e gidiyorum.”

“Tatil sırasında 1 haftamız daha olacak—“

“Biliyorum.”

“Aklında ne var senin?”

 

Faye şeytanca gülümserken Piz bunun rol olup olmadığından emin değil, dudaklarını aralanarak nefesini sarışın Calis’in dudaklarına bırakır ve o anda çekilerek bir köşeye atılırken Faye onun başındaki şapkayı yere atıp kuşları kovalar, tekrar delikanlının dudaklarına uzanırken tıslar:

 

“Bunu ayrılmaya karar verdiğimizde yapacaktım ama o zaman elimde böyle bir cesaret büyüsü yoktu—“

“Bana işaret verseydin ben yapardım—“

“Senin şansınla duvar yıkılır, o halde diğer odaya düşerdik...”

 

Piz gülerek Faye’e haklı olduğunu söyler ve hemen sonra onu kalçalarından kavrayıp çevirerek daha da karanlığa alırken Vampirella itiraz etmeden kendini talih kuşlarının sahibi olan sarışın ellerine bırakır...

 

 

Rose elindeki bir kadeh şampanyayı bıraksalar üç gecede de bitirebilecek gibi yavaşça ve kontrollüce içiyorken bakışları etrafında sürekli dansedip kalça sallayan gençlerde, yanındaki Livana’ya dert yanar.

 

“Son seneleri diye böyle azıtıyorlar, bilmiyorlar ki hayatta gençlikten daha önemli şeyler de var.”

“Para gibi mesela.”

“Aynen öyle!”

 

Yaşam keyifle gülerek kadehini arkadaşının kadehine tokuştururken Rose da gülüyor, soğuk içkiden bir yudum alacak olur, ama o anda kadehi elinden kapılır ve arkasındaki Jaden buz gibi şampanyayı dikerek susuzluğunu giderdikten sonra Rose’un beline sarılır:

 

“17 dakikamız var, gel benimle.”

“Ne?! Nereye—gömleğimi buruşturuyorsun!”

 

Jaden hiç aldırmıyor, Rose’u alarak bir yerlere kaçırırken genç kız omzularını kürkü düzeltmeye çalışıyor, ama bir yandan da heyecandan kalbi ağzında gülerek Jaden’ın elini çekiştirir.

 

“Jaden! Profesörler etrafta, nereye gidiyoruz—“

“Kötü bir şey yapmayacağım—“

“O yüzden mi beni kuytulara çekiştiriyorsun?”

 

Jaden gülerek cüppesinin önünü açar ve biraz hava alırken sahnenin ortasına geldiklerinde durup arkasını döner ve Rose’u belinden tutarak kendine çeker.

 

“Kuytulara çekiştirdiğimi kim söyledi?”

 

Rose hiç tasvip etmediğini söyleyerek itiraz edecekken o anda çalmaya başlayan şarkıyla gülerek kollarını Jaden’ın boynuna dolar...

 

 

Boyz II Men – End of The Road

 

 

Rose şakağını hafifçe Jaden’ın çenesine yaslamış, onun parfümünün kokusuyla dans ediyorken Jaden sorar:

 

“Viera’ya gidene kadar ayrı kalamayız herhalde, değil mi?”

 

Rose onun ‘kalmayalım lütfen’ini duymuş, gülümserken başını geri çekerek uzun boylu delikanlının gözlerine bakar.

 

“Bilmem. Bir fikrin var mı?”

“Luplex’e gel.”

“Sen Satürn’e gel?”

“Gelirim.”

“Gerçekten gelir misin?”

“Annem bir iki hafta sonra benim kokumdan sıkılıp geceleri beni yorganımla birlikte kundaklamayı bıraktıktan sonra gelirim. Babamın itiraz edeceğini sanmıyorum.”

 

Rose gözleri parlayarak dudaklarını ısırırken Jaden babasından ona miras kalan güçleri kullanmadan ulaşabildiği tek kıza bakıyor, gülümser.

 

“O gece Lonna beni reddetmeseydi, sen bana akıl vermeseydin—“

“Lonna bir melek olup ikimizi bir araya getirmeseydi—“

“Yok öyle bir şey.”

 

Rose bir anda duyduğu sesle irkilerek sağına döner ve Lonna’yı görürken pembe saçlı melek kolundaki saati göstererek konuşur:

 

“Benim biraz işim var, anlarsınız, melek falan... Cora’yı göremedim, size sorarsa açıklarsınız.”

 

Rose ve Jaden başlarını sallarken Lonna ikisine bakarak gözlerini devirir.

 

“O zaman iyilik meleği falan değildim, azıcık akıllı olsam şunu kendime alırdım—“

 

Jaden hemen sırıtırken Lonna onun kafasına vurarak gözlüklerini delikanlının cebine koyar.

 

“Kırılırsa kafanı kırarım. Gidiyorum, çok uzun sürmez.”

 

Mutlu çiftten yine onaylayan baş sallamalar gelirken Lonna, Jaden’ın arkasından dolaşırken ortadan kaybolur. Rose tekrar Jaden’a bakarken birinci nesil kazanovanın yüzünde hala bir sırıtış olduğunu görünce katil dul kimliğiyle onun omzunu çimdirir.

 

“Saygısız.”

“Asla!”

 

Jaden gülerek kollarındaki kıza sırnaşmaya çalışıyorken Rose kürkünü kaldırarak onun dudaklarını kapatır, ikisi öylece dans etmeye devam ederler...

 

 

Megan ağzına bir fıstık atıp oturduğu yerde sağa sola sallanarak dans etmeye devam ederken yanındaki Shia çenesini toynağına yaslamış, güzel kızı izliyordur, durup dururken konuşur:

 

“Sen küçükken beni hiç sevmezdin, biliyor musun?”

 

Megan bir anda damdan düşerek çiğnemeyi bırakır ve kaşlarını kaldırarak yanındaki büyükbaş hayvana bakarken Shia pamuktan boynuzları sallanarak başını sallar.

 

“Ne olduysa o gün başka zamana düştüğümüzde oldu.”

“Ne olmuş?”

“Sen beni sevmeye başladın.”

“Ben seni hep seviyordum Shia, saçmalama.”

 

Mavi gözlü güzel rahibe önüne dönerek birkaç fıstık daha alırken Shia toynaklarını masaya bastırarak ona yaklaşır.

 

“Ortaokulda okulun ineği diye dalga geçen kızlarla birlikte bana gülerdin sen!”

“Şimdi onlar seni görseler...”

 

Shia yumuşak kulakları titreyek dişlerini sıkarken Megan ağzına bir fıstık daha atarak gülümser.

 

“Eskisi gibi olmamı ister misin?”

“Üniversiteye gidince ne olacak çok merak ediyorum.”

 

Megan’ın gülümsemesi solar, genç kız elindeki fıstıkları bırakıp ellerini silkelerken tatsız bir sesle konuşur:

 

“Seni başka arkadaşlar için satmamdan korkuyorsun yani...”

“Öyle demek istemedim—“

“Ne demek istedin peki?! Sana benden başka katlanacak bir kız var mı Shia?!”

Katlanacak?! O kadar mı çekilmezim?!”

“Senin yerinde başkası olsa beni bir köşeye çekip aklımı alana kadar öperdi, ama sen ne yapıyorsun?! Benimle kavga ediyorsun! Bazen zekandan gerçekten şüphe ediyorum!

 

Shia susup öylece kalırken Megan kafasına taktığından beri ona boğan baş örtüsünü çıkarıp siyah saçlarını dağıtır, sonra kalkıp örtüyü Shia’nın kucağına atar ve nereye gittiğini söylemeden uzaklaşırken delikanlı toynaklarının arasında kalan siyah beyaz kumaşlara bakar...

 

 

Christina Aguilera - Candyman

 

 

Megan sahnedekileri yararak tuvaletlere doğru gidiyorken bol tezahüratla mikrofon başına geçmiş Cora’nın şarkısına dans eden Nicole’ün omzunu delerek geçer, sarışın gelin dönerek arkadaşını gittiği yere bakar, sonra Jonathan’ın koluna asılarak bağırır:

 

“MEGANAAAĞĞ BİR ŞEY OLMUUUĞĞŞ! KÖTÜ BİR ŞEY, ÇOK ÇOK ÇOK KÖTÜ BİR ŞEEEĞĞĞYY!”

 

Jonathan etrafına bakınır ama kötü bir şey göremezken Nicole’ü alıp sırtından tuttuğu gibi arkaya yatırır, sarışın kız gülerek başını arkaya bırakırken Amber’ı görmüş, ters pozisyonda ona elini kolunu sallar:

 

“Ambeeeğğğrr! Megağğnnn saçlarığğnı dağıtmıışşş, hüzüğğğn, öfkeeğğğ, böylesi bir güzelliiğğğeee fazlaağğğğ—ne diyorum beeen!? Tuvalete gittiiiğğğ!”

 

Amber derhal olaya el koyarak tuvalete giderken Nicole tekrar beyninden başka yerlere de kan gidecek pozisyona geçmiş, Jonathan’ın omuzlarına tutunarak sorar:

 

“Nedeğğn, neden neden neden herkes düzgün konuşuyooğğğğğr ikeeğn ben haalağğ şarkığlarla kendimi anlatıyoruğmm?”

 

Jonathan onun o şarkı söyleyen dudaklarını öperek tekrar arkaya eğerken Nicole onun boynuna asılarak kendini 37 numaranın kollarına bırakır. Gelin ve bol kaslı futbolcu öpüşüyorken kalabalığın arasından bir adet günahkar öküz çıkar ve etrafta ona yardım edecek yegane suratı bulduğunda o tarafa koşturur.

 

“Nathan! Nathan yardım et çıkar şunu üzerimden! Sıkışmış!”

 

Nathan elindeki topu bacaklarının arasına alır ve kardeşinin boynundan bacaklarına kadar uzanan fermuarı çekiştirmeye başlarken Shia ayağını yere vuruyor, kostümden kurtulup Megan’ın yanına koşmayı bekliyordur, ama beklenen an bir türlü gelmiyorken Shia hala toynak gibi olan ellerini başının arkasına uzatır.

 

“Neydi bu çözülme büyüsü vardı bir şey vardı!”

“Bilmiyorum! Unuttum!”

“O kadar zekiyiz hala bir fermuar açamıyoruz—HEY! O BENİM AYAĞIM!”

 

Shia üzerine basarak dans eden bir kendini bilmezi toynaklarıyla ittirirken Nathan topunu yerde bir kere sektirir ve hemen sonra eline bir makas gelirken delikanlı sırıtarak makası Shia’nın gözlerinin önünde sallar, kocaman koyu yeşil gözler üzüntüyle Nathan’a bakarken siyahlı delikanlı başka çareleri olmadığını söyler.

 

“Git sihirle alakası olan birini bul o zaman—“

“Hayır, çok geç olacak, KES! ÇABUK KES, BİR SEFERDE KES!”

 

Shia toynaklarıyla gözlerini kapatır, ama bir sonra gelen haşin cart sesiyle aslında kulaklarını kapatması gerektiğini anlarken Nathan öküz kostümü onun üzerinden sıyırır.

 

“Boxer’la mı gideceksin?”

“Ne fark eder!? Gidip aklını alana kadar öpmem gerekiyor! Anlıyor musun beni?!”

 

Nathan omuzlarından sarsılıyorken gözlerini kısarak anne ve babasının en deli taraflarını almış yarıçıplak kardeşine bakar.

 

“İyi! Anladık! Git!”

 

Shia toynak eldivenleri de çıkarıp bir kenara atar ve sadece iç çamaşırı giyiyor olmasına aldırmadan kızlar tuvaletinin olduğu tarafa koşturur.

 

 

“MEGAN!”

 

Shia kendini tuvaletten içeri atar, kızlar bir an içeri giren erkekle – neredeyse çıplak erkekle – irkilirken Shia deli gibi etrafına bakıyordur, ama Megan’ı ortalıkta göremeyince aynanın önünde rujunu süren bir kızı omuzlarından tutup kendine çevirir.

 

“Megan’ı gördün mü!? Mavi gözler siyah saçlar taş gibi bir kız—“

“Görmedim!”

“Gören var mı?!”

 

Kızlar gülerek görmediklerini söyleyince Shia yine tabanlarına kuvvet vererek tuvaletlerden çıkar ve kalan tek kapıya bakar: bahçe kapısı.

 

Shia derin bir nefes alır ve şu beş sene içinde okul tarihinde onu açık açık rezil edecek bir şey yapmadığı için dün gece yaşadığı gururu hatırlar.

 

“Yapabilirsin. Sen zekisin, çeviksin. Hem zaten yapmazsan pişman olacaksın, bir daha da zor yaparsın, değil mi? O yüzden bence şimdi sanki üzerinde kırk kat kaftan varmış gibi at kendini dışarı—“

“Shia?!”

“AĞ!”

 

Shia bağırarak arkasını döner ve ona bakan Megan’ı görürken tanrılara çok teşekkür ederek genç kızı ellerinden çekip hemen sonra da yüzünü yakalar.

 

“Beni bu halde bahçeye çıkarmadığın için teşekkür ederim.”

“Ne—“

 

Megan bir an sonra dudakları örtüldüğünde irkilerek gözlerini kapatırken Shia onun simsiyah saçlarını kavramış, genç kızı üzerindeki kumaşlarla beraber ince belinden kavrayarak kendine çeker; Megan da başını kaldırmış, biraz sonra uyanarak Shia’nın boynuna tutunurken o anda kimin aklını kimin aldığı belli değil, ikisi de birbirlerine daha da uzanarak sokulur...

 

 

Shania Twain – You’ve Got A Way

 

 

Öpüşenler, kavuşanlar ve koşuşturanlar arasında müzik tekrar yavaşlamışken masaların birinde ona ait olan Prens’le birlikte oturan Eliza sessizce suyundan bir yudum alır ve sorar:

 

“Bütün gece bir boşlukla dans ediyormuşum gibi görüneceğimi düşünmemiştin tabii...”

“Bir yerde bir terslik olacak demiştim, ama...”

 

Eliza gülerek başını eğerken Owen sadece onun yanında bir anda böyle sus pus kesilen kıza bakar, uzanarak onun elini kendi ellerinin arasına alırken Eliza yine nefesi kesilmiş, kahverengi gözlerini yıllardır bir küsüp bir barıştığı, ama bir yerlerde ilk aşkı olmuş delikanlıya kaldırır.

 

“Bütün yaz bana işkence etmek için mi yaptın?”

“Bütün yaz beraber olmak için dört dönen çiftler tanıyorum. Biz fırsatı değerlendirmezsek—“

“Fırsatlar hep bizim önümüze geliyor, farkındasın değil mi?”

“Ve? Kötü mü?”

 

Eliza bir hayır mırıldanarak başını iki yana sallar ve yanında oturan smokinli prensine sokularak başını onun omzuna yaslar.

 

“Bunu söylediğimde hep kızıyorsun, ama biz ikimiz—“

Birbirimiz için yaratılmadık, evet biliyorum. O kadar çok söyledin ki yakında kanun olacak.”

 

Hayaletlerin arkadaşı olan kız gülümserken Owen onun başını öperek salonun en serin yerinde hareketsizce oturmaktan üşümüş kollarını tutar.

 

“Üşümüşsün...”

“Farkında değilim.”

 

Arkasındaki beden hareket etmeye başlayınca Eliza başını hafifçe kaldırır, biraz sonra omuzlarından ona güzel kokulu sıcak bir ceket sarıldığında genç kız gülümseyerek tekrar eski yerine döner ve Owen’ın kollarına daha da yerleşirken mırıldanır:

 

“Haklısın...”

“Ne konuda?”

“Eğer fırsatı değerlendirmezsek aptallık etmiş oluruz.”

“Canın sıkılırsa yine beni bırakır gidersin, yapmadığın şey değil...”

 

Eliza başını arkaya eğerek Owen’la göz göze geldiğinde yakışıklı prens genç kızın boynunu tutarak dudaklarına uzanır; bir gecelik prenses eşofmanları içinde olabileceği en rahat ve sıcak yerde, gülümseyerek prensini karşılar...

 

 

“İki su.”

 

Jonathan bara yaslanarak suların gelmesini beklerken sağ yanında Cora’nın parmağının ucundaki kelebeği izlediğini gördüğünde kalbinin teklemesine engel olamaz; sarışın melek parmağının ucunda duran sarı kanatlara bakıyorken ona o ismi veren delikanlı da Kelebek’i izliyordur.

 

Cora’nın masmavi gözleri bir an sonra Jonathan’ı bulduğunda yıllar içinde kendine başka hayatlar yaratmış olan prens de ona bakıyor, gülümser.

 

Barmen iki su şişesini de Jonathan’ın önüne bırakarak uzaklaşırken Cora’nın parmağındaki kelebek havalanır, bir yukarı bir aşağı inerek sonunda yorgun kanatlarını şişelerinin birinin üzerinde dinlendirirken Jonathan iç çekerek sadece Nicole için aldığı şişeyi alır, kendi şişesini arkasında bırakarak uzaklaşır...

 

 

Jaden yine Faye’in ona bahşettiği araların birinde Rose’u alıp götürmüş, Liv yalnız başına arkadaşlarını izliyorken biraz sonra elindeki su şisesiyle Nicole yanına düştüğünde gülümser.

 

“Hala şarkı mı söylüyorsun?”

“Eeeveeeğğtt...”

 

Liv hafifçe gülerken Nicole onun yanına biraz daha sokularak usul bir melodiyle sorar:

 

“Sam, konuştuuğnuz muuğ?”

“Hayır. Beni görmek bile istemiyor, hak veriyorum. Çok özür diledim, ama bu özürle geri alınabilecek bir şey değil. Biliyorum, anlıyorum.”

 

Nicole usul bir mırıltıyla anladığını söylerken Liv başını onun omzuna yaslayarak ilerde Anna, Nathan ve Amber’la konuşan genç adamı izler.

 

“Daha kötü olur sanmıştım.”

 

Nicole başını eğerek arkadaşına bakarken Liv açıklar:

 

“Buraya gelince eskiyi özlerim, tekrar o kız olmak isterim sanmıştım, ama sandığım kadar kötü olmadı. Her ne kadar Samuele’in şu anda içinde bulunduğu durum için üzülsem de, Leandre için içim kan ağlasa da bir yerlerde kızımın ve Dorian’ın beni beklediğini biliyorum, benim oldukları için mutlu oluyorum.”

“Öncekiii o eksikliikk... Yok artııkk, bitti...”

 

Liv gülümseyerek aynı melodiyle bir evet mırıldanır, Nicole onun saçlarını öperek omzundan sarılırken Liv gözünden akan bir damla yaşı siler ve başını kaldırarak onu hiçbir şey için yargılamayan genç kızın yeşil gözlerine bakar.

 

“Bella seninle tanışmaya korkuyor, biliyor musun?”

 

Nicole dehşetle Do majorden neden! diye sorarken Liv gülerek kızının uyum problemini anlatmaya başlar...

 

 

Nathan ve Anna dans etmek için uzaklaştıklarında delikanlının siyah topuna göz kulak olan Amber yanındaki Samuele’e döner.

 

“Leandre’yi görmeye gidiyor musun Samuele?”

“Her gün gidiyorum, ama içeri giremiyorum.”

 

Amber uzanarak genç adamın elini tutarken Samuele omuzları düşerek iç çeker.

 

“Kime ne için kızacağımı bilmiyorum, inan. Kafam çok karışık. Bazen diyorum ki en azından yaşıyor, hala orada, hala bir umut var... Ama ben bile ne kadar inanıyorum tartışılır.”

“Vazgeçme, Sam. Tamam mı?”

 

Genç adamın mavi gözleri Yaşam Tanrısı’nın meleğini izliyorken sarışın melek ondan bir söz bekliyor, hafifçe başını sallar.

 

“Güven bana, sakın vazgeçme. Bu sefer kimse bir oyun oynamıyor, melek olarak da söylemiyorum, Amber olarak söylüyorum. Bize yakın olan insanların başına ne gelirse gelsin, yaşadıkları sürece bir yerde hala bizimdirler aslında. Leandre bir tek seni değil, daha pek çok şeyi hatırlamıyor. Yıllarca orada yalnız yaşamış, çünkü yanında olacak kimsesi yokmuş. Şimdi durum değişti. Bir anda ‘Evet, hatırlıyorum!’ demeyecek elbette, ama yine de senin ona yakın olduğuna inanacağı bir zaman gelecek, mutlaka bir fırsat çıkacak, ben inanıyorum.”

 

Mavi gözler dolmuş, genç Samuele gülümseyerek başını sallarken Amber onun elini hafifçe sıkarak gülümser.

 

“Petra nasıl?”

 

Hüzünle bakan mavi gözler bir anda parlarken Samuele gülerek buraya gelirken bile Petra’nın ne diller döktüğünü anlatmaya başlar...

 

 

Lonna tekrar salona döndüğünde saçlarını eliyle düzeltir, döpiyesinin eteklerini silkeleyerek yürürken uyuşuk müzikle kenara köşeye dağılmış gençlere bakar, Cora bile bir köşede kelebekleriyle oynuyorken Lonna yanındaki Ölüm Tanrısı’na döner.

 

“O çok görmek istediğin balo bu işte.”

“Ölüm bile bundan daha eğlencelidir.”

“Sana göre ölüm lunaparkla eş zaten...”

 

Light tek kaşını kaldırarak yanındaki müdür kılıklı meleğe bakıyorken Lonna bir fikri olduğunu söyler ve arkada bıraktığı tanrının ne yaptığına ya da nereye gideceğine aldırmadan sahnede gıy gıy bir şeyler çalan orkestranın olduğu tarafa ilerler...

 

 

Pink – So What

 

I got a brand new attitude and I’m gonna wear it tonight.

 

 

Salondaki aşk ve uyuşukluk dolu ışıklar sönüp bir anda tek bir spot parlarken gecenin sonuna doğru mayışmış bütün bedenler dikleşir, dikkatler açılır ve biraz sonra sanki onlarla dalga geçermiş gibi şarkıya giren bir ses duyulurken Cora sesin sahibini gayet iyi tanıyor, spotun takip edip sonunda masaların birinin üzerinde yakaladığı Lonna’ya bakar.

 

Geceye Müdür Stevens olarak başlayan genç kız şimdi üzerinde tek parça deri bir tulumla masanın üzerine tünemiş, bembeyaz parlayan saçları sağa sola dikilmiş, neredeyse öfkeyle bağırıyor gibi duruyorken saçlarının tavrının tersine Lonna yüzünde bir sırıtışla masadan atlar ve şarkıyı söyleyerek kalabalığın içinde yürürken gitmeden önce gözlüğünü verdiğini Jaden’ın önüne gelip delikanlının cüppesini açar ve içindeki cepten gözlüğünü alıp ona göz kırparak önünde açılan yoldan sahneye ilerler.

 

Sahnedeki orkestradan genç bir gitarist çıkmış, Lonna’yı merdivenlerle uğraştırmadan yukarı çekerken beyaz saçlı melek ayağı sahneye bastığı anda arkasındaki orkestraya işaretini verir ve bir anda müzik patlarken bütün beşinci sınıflar kanları kaynayarak bağırıp alkışlamaya başlar, beyaz saçlı melek gülümser.

 

 

Jonathan ve Nathan yanındakilerin kulaklarını neredeyse sağır edecek ıslıklar çalıyor, onların arkasındaki Shia da duvar kenarındaki koltukların üzerine çıkmış, kafasında Megan’ın rahibe baş örtüsü ve ellerindeki toynak eldivenleriyle sözleri kendi kafasından uydurarak şarkıyı söylüyordur.

 

Yarıçıplak erkek rahibenin yanındaki Megan siyah eteklerini kaldırıp bir elinde toplamış yanındaki Nicole’le birlikte omuz omuza zıplıyorken yanlarındaki Piz, Rose’un kürkünü kapmış, havada sallayarak ortam yaratıyorken Rose gülerek el çırpıyordur.

 

Roller ve isimler birbirine karışmış, melekler ilk defa kuralları boşverip masaların üzerine tırmanmış, birbirlerine bağırarak şarkıyı söylüyorlardır.

 

Veronica yanındaki Alexa ve Cora’yla birlikte kolkola zıplayarak seslerinin nasıl çıktığına aldırmadan bağırıyorlarken onların arkasında üç cüppeli hizmetkar Faye’i kollarında havaya kaldırmış, genç kız gülerek yere inmek istediğini bağırıyorken kimsenin onu duymadığını anlayınca inmeyi falan boşverip ellerini kaldırarak keyifle bir çığlık atar.

 

Eliza çok değerli Calis kızının çığlığıyla birlikte Owen’ın elini tuttuğu gibi onu sahneye çekerken ceketler ve kravatlar dağılmış, saçlar, kolyeler, her şey birbirine girmiş, ama kimsenin umrunda değil gibiyken melekler okuldaki son gecelerinde coşar...

 

 

Vitamin C – Graduation (Friends Forever)

 

And so we talked all night about the rest of our lives

Where we're gonna be when we turn 25

I keep thinking times will never change

Keep on thinking things will always be the same

But when we leave this year we won't be coming back

No more hanging out cause we're on a different track

And if you got something that you need to say

You better say it right now cause you don't have another day

Cause we're moving on and we can't slow down

These memories are playing like a film without sound

 

As we go on, we remember

All the times we had together

And as our lives change, come whatever

We will still be friends forever

 

Will we think about tomorrow like we think about now?

Can we survive it out there? Can we make it somehow?

I guess I thought that this would never end

And suddenly it's like we're women and men

Will the past be a shadow that will follow us 'round?

Will these memories fade when I leave this town

I keep, I keep thinking that it's not goodbye

Keep on thinking it's a time to fly...

 

 

 

Son Pazar; Mezuniyet Günü

 

Melekler Okulu’nun büyük bahçesi Haziran ayının en sıcak günlerinden birinde en özel tören için hazırlanmış, sıra sıra iskemleler okulun ilk günü meleklerini karşılayan alanda bu sefer de onları uğurlamak için dizilmiştir.

 

Bugün onlara verilen kanatları nasıl çırpacaklarını öğrenmiş olan beşinci sınıflar 15 yaşındaki çocuklar olarak girdikleri okuldan bugün 19 yaşındaki gençler olarak çıkıyor, hepsi evrenin her köşesinde bir fark yaratmak için bugün yuvadan uçmayı bekliyordur.

 

Meleklerin aileleri her birinin yüzü birer gurur tablosu olarak arka sıralardaki yerlerini alıyorken bugün hiçbiri yüksek mevkiideki yöneticiler ya da evrenin başındaki güçler değil, hepsi aynı sıfatlarla, bir anne veya baba olarak orada oturuyorken kameralar ve fotoğraf makineleri hazırlanmış, sonunda melekler ana binadan çıkıp sırayla oturma yerlerine doğru ilerlemeye başladığında herkes birbirine işaret ederek kadrajları o tarafa çevirmeye başlamıştır.

 

İlk gün hepsi aynı renklerde bu bahçeye gelmiş, binalarını belirleyen zarfları açtıktan sonra hepsi beş sene boyunca aynı rengi taşımışken okulun son gününde de mezuniyet cüppeleri binalarının rengini taşıyordur. Gençler oturan kalabalık içinde ailelerini gördükçe el sallıyorken kameralar onların heyecanını ve mutluluğunu yakalıyordur.

 

Kısa bir süre sonra bütün beşinci sınıflar binalarına ve sınıflarına göre dizilmişler, bahçede kuşların sesinin yanında mutlu fısıldaşmalar duyuluyorken Melekler Okulu’nun baş meleği Müdür Danielle Stevens kürsüye çıktığında bütün gözler beyaz saçlı kadına döner...

 

 

“3035 sınıfının mezuniyetine hoş geldiniz. Ben müdürünüz Danielle Stevens, Miss Danielle...”

 

“Yeni bir döneme hoş geldiniz. Ben müdürünüz Danielle Stevens, Miss Danielle...”

 

“Beş sene önce evrenin en büyük, en güçlü lisesine geldiniz ve birer melek oldunuz. İlk geldiğiniz gün bütün kalbimle emin olarak söylediğim gibi şu anda önümde duran yüzler bana hepinizin ne kadar güçlü birer melek olduğunu kanıtlıyor. Hepinizle gurur duyuyorum...”

 

“Evrenin en büyük, en güçlü lisesindesiniz. Buraya melek olmak için geldiniz, büyük sınavları atlattınız ya da davetiyeler aldınız, ama bir şekilde melek olduğunuz düşünüldü. Buradan daha güçlü melekler olarak çıkacaksınız...”

 

“Bu beş sene içinde hepiniz çok büyük mutluluk ve üzüntüleri birlikte yaşadınız. Kendi hayatlarınız değişirken aynı zamanda arkadaşlarınızın ve bütün yakın çevrenizin değişimine şahit oldunuz. Başardığınız hiçbir şey basit değil çocuklar. Hepinizin evrenin en zorlu eğitimlerinden geçtiniz, bazen farkında olmadan yeni şeyler öğrendiniz, bazen sürekli sizi birilerinin ittiğini hissettiniz, ama yılmadınız ve bugün buradasınız. Burada oturmayı, o parlayan gözlerle, güzel gülümsemelerle bugünü yaşama şansını kazandınız.”

 

Gülen yüzler birbirlerine bakarak daha da parlarken Miss Danielle gözlüklerini çıkarak kürsüye koyar ve meleklerine bakarak içtenlikle konuşur:

 

“Her sene mezun olan meleklerimi yollarken kalbimden bir parçayı da yolluyorum ve ümit ediyorum ki zaman içinde evren bana o yolladığım parçayı çok farklı yerlerde, bambaşka bir güzellik olarak geri verecek. Hepiniz evreni değiştirebilecek kadar güçlüsünüz, bunu sakın unutmayın. Beş sene boyunca burada arkadaşlarınızla ve profesörlerinizle birlikteydiniz, ama aynı zamanda yalnızdınız ve ayakta durmayı başardınız, bunun için kendinizle her zaman gurur duymalısınız...”

 

Gençler henüz neyi kazandıklarının farkında olmasalar bile arka sıradaki anne ve babalar gözleri dolarak gülümsüyordur, Miss Danielle bir an için onlara bakar, sonra tekrar günün sahibi olan meleklerine dönerek devam eder:

 

“Beş sene boyunca benim bütün mesajlarımı size ileten madalyonlar bu sefer size çıkış biletlerinizi verecek, onlara iyi davranın...”

 

Meleklerden gülüşler duyulurken yönetim binasından bir madalyon ordusu çıkmış, küçük kanatların her biri uçlarında binaların renklerine uygun kurdelelerle bağlanmış diplomalar taşıyordur. Sihirli kanatlar diploma sahibi meleklerin başlarının üzerinde uçuşurken kürsüdeki Müdür Stevens’ın küçük bir el hareketiyle hepsi diplomaları meleklerin ellerine bırakır, heyecanlı sesler duyulurken Miss Stevens mikrofona yaklaşarak son kez konuşur:

 

“Evinize hoş geldiniz melekler. Kanatlarınızı çırpın lütfen...”

 

“Hepinize gücünüzü ve ışığınızı paylaşıp büyütmek için bize bir fırsat verdiğiniz teşekkür ederim. 3035 sınıfı, artık mezunsunuz!”

 

O anda bütün melekler ayağa kalkar ve dört farklı renkten bir sürü kep havaya uçarken sihirli madalyonlar da mutlulukla kanatlarını çırparak göğe yükselirler...

 

SON.

 

*Ağlar*

Tam hayalimdeki gibi başlayan, devam eden ve öyle de güzel biten bir cilt oldu. Yepyeni yaşamlar, çok çok yeni ve güzel kapılar açtı kafamda, kalbimde...

 

Bu cilde başlayıp başlamama arasında çok düşündüm, acaba Nocens’ten sonra Crash artık bitmeli miydi, bir cilt daha artık fazla mı olacaktı, hep bunları düşündüm, ama çabuk pes ettim. İyi ki de etmişim. Üç gücün hikayesiyle başladım ve kurbağalarımı mezun ederek bitirdim, daha büyük bir gurur olamaz benim için :)

 

Bu sevinci benimle paylaşan herkese teşekkürler, bir dahaki macerada görüşmek üzere.

 

Dilek

11.01.2009 – Pazar / 00:39